Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

498

 

045 - CÂSİYE SÛRESİ

 

CÜZ :

25

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CÂSİYE SÛRESİ

Rahmân ve Rahîm Allah'ın ismi ile

el-Hasen, Cabir veİkrime'nin görüşüne göre tamamı Mekke'de inmiştir. İbn Abbâs veKatade ise, bir âyet dışında Mekke'de inmiştir, demişlerdir. Sözkonusu âyet de:

"Mü’minlere de ki: Allah'ın günlerini beklemeyenlere aldırmasınlar..."(el-Casiye, 45/14) âyeti olup, Medine'deÖmer b. el-Hattâb hakkında inmiştir. Bunu da el-Maverdî zikretmektedir.

el-Mehdevî ve İbn Abbâs'tan naklen en-Nehhâs şöyle demişlerdir: Bu âyet-i kerîme Ömer (radıyallahü anh) hakkında inmiştir. Hicretten önce Mekke'de müşriklerden birisi ona sövmüş, o da onu tutup cezalandırmak istemişti. Bunun üzerine yüce Allah da:

"Mü’minlere de ki: Allah'ın günlerini beklemeyenlere aldırmasınlar"(el-Casiye, 45/14) âyeti nazil oldu. Daha sonra da yüce Allah'ın:

"Artık o müşrikleri nerede bulursanız Öldürün" (et-Tevbe, 9/5) âyeti ile neshedildi. Bu görüşe göre sûre -herhangi bir görüş ayrılığı olmaksızın- tamamıyla Mekke'de inmiş olmaktadır.

Otuzyedî âyet-i kerimedir. Otuzaltı olduğu da söylenmiştir.

1

Ha Mim.

Âyetin tefsiri için bak:2

2

Bu kitabın indirilmesi Aziz, Hakim olan Allah tarafındandır.

"Ha, Mim" mübteda olup

"indirilmesi...dır" onun haberidir. Bazıları

"Ha, Mim" sûrenin ismi olup,

"bu kitabın İndirilmesi" mübteda

"Allah tarafındandır" âyeti da haberdir, demişlerdir.

Kitab'tan kasıt Kur'ân’ı Kerîm'dır.

"Aziz" kendisine erişilemeyen, zarar verilemeyen güçlü demektir.

"Hakim" de fiilinde son derece hikmetli olandır. Bütün bunlara dair açıklamalar daha önceden (el-Bakara, 2/32. âyet, 3. başlık; 29- âyetlerin tefsirlerinde) geçmiş bulunmaktadır.

3

Muhakkak ki göklerde ve yerde mü’minler için âyetler vardır.

4

Sizin yaratılışınızda da, yaymakta olduğu her canlıda da kesin bir kanaate sahip bir topluluk için âyetler vardır.

5

Gece ve gündüzün değişip durmasında, Allah'ın gökten bir rızık indirip onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgarları evirip çevirmesinde de aklını kullanan bir topluluk İçin âyetler vardır.

"Muhakkak ki göklerde ve yerde"bunların yaratılışında

"mü’minler için âyetler vardır. Sizin yaratılışınızda da, yaymakta olduğu her canlıda da kesin bir kanaate sahip bir topluluk için âyetler vardır. Gece ve gündüzün değişip durmasında, Allah'ın gökten bir rızık" yağmur

"indirip, onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgarları evirip çevirmesinde de aklını kullanan bir topululuk için âyetler vardır." Bütün bunlara dair açıklamalar yeteri kadarıyla daha önce el-Bakara Sûresi'nde(2/164. ayetin tefsirinde) ve başkalarında(mesela, Lokman, 31/10-16. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

"Yaymakta olduğu herbir canlıda da... âyetler vardır" âyeti ile;

"Ve rüzgarları evirip çevirmesinde... âyetler vardır" âyetinde her iki yerde de (âyetler lâfzı) ref ile okunmuştur.

Ancak Hamza veel-Kisaî her iki yerde de "te" harfini esreli okumuştur. Birincisinde nasb ile okuyuşun: " Muhakkak ki"nin, ismi olarak nasb ile okunduğunda, haberinin de: "göklerde" lâfzı olduğunda görüş ayrılığı yoktur, Ancak ikinci "âyetler" lâfzının (nasb ile) esreli okunuşu ise onda (âyetler lâfzında) amel edene atıf iledir.

İfadenin de takdiri:

"Muhakkak ki sizin yaratılışınızda ve yaymakta olduğu her canlıda âyetler vardır" takdirindedir. Üçüncü açıklamaya göre de şöyle denilmiştir: Buradaki nasb (lâfzan kesre) ile okuyuşun izahı, ifade uzaması dolayısıyla "âyetler" anlamındaki lâfzın tekrarlanmasıdır. Nitekim: "Zeyd'i dövdüm Zeyd'i" demeye benzer. Bir görüş de şöyledir: Bu; "(........): Muhakkak ki" lâfzının kendisinde amel etmiş olduğu lâfza atf ile okunmuştur. Bu da hazfi kabul edilerek böyledir, İfadenin takdiri de: "Ve muhakkak ki gece ile gündüzün değişip durmasında ayetler vardır" takdirindedir. Daha önce zikredildiğinden dolayı burada hazfedilmiştir,

Sîbeveyh hazfe örnek olmak üzere şu beyiti zikretmektedir:

"Sen her kişiyi yiğit mi sanırsın,

Ve geceleyin yanıp duran (her) ateşi ateş mi (sanırsın)?"

Burada görüldüğü gibi şair daha önceden sözkonusu edildiğinden ötürü cer konumunda olan "ateş"e muzaf olan: "Her" lâfzını hazfetmiş bulunmaktadır.

Şöyle de açıklanmıştır: Bu, iki amile atf kabilindendir. Ancak Sîbeveyh böyle bir şeyi kabul etmez, fakat el-Ahfeş ve bir grub Kufeli bunu câiz kabul etmiştir. Buna göre; " Değişip durmasında" âyetini: " Sizin yaratılışınızda" âyetine atfettikten sonra: "Ve rüzgarları evirip çevirmesinde de... âyetler vardır" diye buyurmaktadır. Bu durumda atfın iki amile ihtiyacı olmaktadır. İki amile atıf ise, atıf harfleri âmilin yerini tuttuğundan ötürü çirkin bir şeydir. Dolayısı ile atıf harfinin birbirinden farklı iki âmilin yerini tutma imkanı olmamaktadır. Zira hem ref eden, hem de nasbeden âmilin yerine geçecek olsa, bu takdirde aynı halele hem ref 'edici, hem nasbedici olması icab ederdi.

Ref ile okuyuşa gelince, bu da kendisinde amel ettiği ifade ile birlikte: "(öl): Muhakkak ki" lâfzının mahalline atf ile okunmuştur. Nahivciler de bu hususta iki amile atfın gerektiğini söylemişlerdir. Yüce Allah:

"Değişip durmasında" âyetini

"sizin yaratılışınızda" âyetine atfetmiş ve (ikinci)

"âyetler" lâfzını da birinci

"âyetler" lâfzının mahalline atfetmiştir. Bununla birlikte burada: " ...da'nın tekrarlanmış olması takdiren kabul edilir.

Ayrıca kendisinden önceki âyetle ilişkisinin olmadığı kabul edilerek mübteda olarak merfu' kabul edilmesi de mümkündür. Bundan önceki âyetler da onun haberidir. Bu durumda cümle cümleye atfedilmiş olur.

Ayrıca el-Ferrâ'' "değişip durmasında" ve "âyetler" lâfızlarının ref ile okunduğunu nakletmiştir ki burada 'değişip durmanın kendisini bizzat "âyetler" olarak değerlendirmiştir.Buna. göre mana şöyle olur: Gece ve gündüzün değişip durması... aklını kullanan bir topluluk için âyetlerdir.

6

İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana hak ile okuyoruz. Artık onlar Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze inanırlar?

"İşte bunlar" bu âyetler

"Allah'ın âyetleridir." O'nun vahdaniyet ve kudretine delil teşkil eden delilleri ve belgeleridir.

"Biz onları sana hak ile okuyoruz."Batılın ve yalanın karışmadığı doğruluk ile okuyoruz.

"Bizonları... okuyoruz" anlamındaki âyet "ye" harfi ile: "Onları okuyor" diye de okunmuştur.

"Artık onlar Allah'tan" yani Allah'ın sözünden; bir görüşe göre de Kur'ân'dan

"ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze İnanırlar?"

Bu âyetteki

"inanırlar" sözü genel olarak haber anlamında "ye" ile okunmuştur. Ancak İbn Muhaysın, Âsım'dan Ebû Bekir,Hamza ve el-Kisaî hitab kipi olarak "te" ile: "İnanırsınız" diye okumuşlardır.

7

Çok yalancı ve çok günahkâr olan her kimsenin vay haline!

"Çok yalancı ve çok günahkâr olan her kimsenin vay haline!" buyru ğundaki:

"Veyl: vay haline!" cehennemde bir vadidir. Allah'ın âyetlerini delil olarak görmeyi terketmekten dolayı tehdit sözkonusudur.

" Çok yalancı" çokça yalan söyleyen demektir. Çünkü:

"Yalan" demektir.

“Çok günahkâr" günah işleyen kişi anlamındadır.

Rivâyete göre maksat, en-Nadr b. el-Haris'tir,İbn Abbâs'tan rivâyete göre ise bu kişi el-Haris b. Kelede'dir. es-Sa'lebî de bu kişinin Ebû Cehil ve arkadaşları olduklarını nakletmiştir.

8

O Allah'ın âyetleri kendisine okunurken İşitir de, sonra onları İşitmemiş gibi büyüklük taslayarak ısrar eder, İşte ona, çok acıklı bir azâbı müjdele!

"O Allah'ın âyetleri" yani Kur'ân-ı Kerîm'in âyetleri

"kendisine okunurken işitir de sonra onları işitmemiş gibi büyüklük taslayarak ısrar eder."

Yani emre itaat etmeyecek kadar kendisinin büyük olduğunu kabul ederek küfrünü sürdürür gider. Buradaki"ısrar etmek";" Çıkını bağladı," tabirinden alınmıştır. Bu anlamdaki açıklamalarıİbn Abbâs ve başkaları yapmıştır. Bunun aslının eşeğin kulaklarını dikerek dişi eşek üzerine bükülmesini anlatmak üzere kullanılan: alındığı da söylenmiştir.

"Gibi" lâfzındaki şeddelisinden hafifletilmiştir. " Sanki o" onları işitmemiş gibi... demektir. Buradaki zamir ise sen zamiridir. Şairin şu sözünde olduğu gibi:

"Sanki parlak ve gözalıcı selem ağacına uzanan bir ceylan gibidir (o)."

Cümle nasb mahallindedir.

"İşitmemiş kimse gibi ısrar eder" demektir. Lokman Sûresi'nin baş taraflarında (31/7. âyetin tefsirinde) bu âyetin anlamına dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde

"İşte ona acıklı bir azâbı müjdele"âyetinin anlamı da el-Bakara Sûresi'nde(2/10. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

9

Âyetlerimizden bir şey öğrendiğinde de o, onları alaya alır. İşte onlara alçaltıcı bir azâb vardır.

10

Cehennem de önlerinde. Kazandıklarının da, Allah'tan başka edindikleri velilerin de kendilerine hiçbir faydası olmaz. Onlar için çok büyük bir azâb da var.

"Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde de o, onları alaya alır." Zakkum hakkında, tereyağı ve hurmadır, cehennem bekçileri hakkında şayet onlar ondokuz kişi iseler onların karşısına tek başıma çıkarım, demesi gibi.

"İşte onlara alçaltıcı" zelil ve hakir kılıcı

"bir azâb vardır." "Cehennem de önlerinde." Yani içinde bulundukları dünya hayatında kendilerini güçlü kuvvetli kabul etmek, hakka karşı büyüklenmek gibi hallerinin arkasından cehennem vardır.İbn Abbâs dedi ki: Buradaki(sözlük anlamı itibariyle) "arkalarından" lâfzı önlerinde demektir. Bunun bir benzeri de yüce Allah'ın;

"Arkasından da cehennem vardır. Ona irinli sudan içirilecektir" (İbrahim, 14/16) âyetidir. Oradaki: "Arkasından" lâfzı "önünden" anlamındadır. Şair de şöyle demiştir:

"Eğer ölümüm gecikecek olursa, henim arkamdan(önümden sonradan) işim,

Çocuklarla beraber gidip gelmek ve akbaba gibi sekmek olmayacak mı?"

Mal ve evlat türünden

"kazandıklarının da... kendilerine hiçbir faydası olmaz." Bu buyruğua bir benzeri de:

"Mallarının da, evlatlarının da kendilerine asla hiçbir faydası olmayacaktır" (Al-i İmrân, 3/10) âyetidir.

"Allah'tan başka edindikleri velilerinin" putlarının

"de kendilerine hiçbir faydası olmaz. Onlar için çok büyük bir azâb da vardır." Sürekli ve can yakıcı azâb demektir.

11

Bu bir hidayettir. Rabblerinin âyetlerini inkâr edenlere gelince, onlar için en ağır türden ve can yakıcı bir azâb vardır.

"Bu bir hidayettir" âyeti mübteda ve haberdir. Kur'ân'ı kastetmektedir.İbn Abbâs dedi ki: Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın bütün getirdiklerini kastetmektedir.

"Rabblerinin âyetlerini inkâr edenlere" O'nun ortaya koyduğu delilleri kabul etmeyenlere

"gelince, onlar için en ağır türden ve can yakıcı bir azâb vardır" âyetindeki "ricz" azâb demektir. Yani onlar için can yakıcı azaptan bir azâb vardır. Buna delil de yüce Allah'ın;

"Biz de fasıklık ettikleri için zulmedenlerin üzerine gökten bir azâb (ricz) indirdik" (el-Bakara, 2/59) âyetidir. (Burada ricz) azâb demeklir.

Ricz'in "rics" gibi pis olan şey anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu da yüce Allah'ın:

"Ona irinli sudan içirilecektir"(İbrahim, 14/16) âyeti gibidir. Yani onlar için pis içeceği yudumlamak gibi bir azâb vardır.

"Ricz" lâfzı nerede geçerse İbn Muhaysın "re" harfini ötreli (rucz şeklinde) okumuştur.

İbn Kesîr, İbn Muhaysın ve Hafs "can yakıcı" âyetini ref ile okumuş olup "onlar için ricz türünden can yakıcı bir azâb vardır" demektir. Diğerleri ise

"ricz"in sıfatı olarak esreli okumuşlardır. Onlar için can yakıcı bir icz'den azâb vardır, demek olur.

12

Orada gemiler emri ile akıp gitsin, O'nun lütfundan arayasınız ve belki şükredesiniz diye denizi size musahhar kılan Allah'tır.

"Orada gemiler emri ile akıp gitsin, O'nun lütfundan arayasınız ve belki şükredersiniz diye denizi size musahhar kılan Allah'tır" âyetinde yüce Allah, kudretinin kemalini, kullarının üzerinde nimetinin eksiksizliğini sözkonusu etmekte ve neyi yaratmışsa, onların faydasına olmak üzere yarattığını açıklamaktadır.

13

Göklerde ve yerde bulunanların tümünü kendinden size musahhar kılmıştır. Muhakkak ki bunlarda düşünen bir topluluk için âyetler vardır.

"Göklerde ve yerde bulunanların tümünü kendinden size musahhar kılmıştır." Yanı işte bu, yüce Allah'ın fiili yaratması, tarafından bir ihsanı ve nimetlerle donatmasıdır.

İbn Abbâs,el-Cahderî ve başkaları

"tümünü kendinden" anlamındaki âyeti: şeklinde "mim" harfini kesreli, "nun" harfini şeddeli ve "he (yuvarlak te)"yi tenvinli olarak, mastar (mefu'l-i mutlak) olmak üzere nasb ile okumuşlardır. Ebû Amr dedi ki: Ben aynı şekilde Mesleme'yi de:diye yani "O'nun bir lütfü, keremi olmak üzere..." diye okuduğunu dinlemişimdir.

Yine aynı şekilde Mesleme b. Muharib'den: 'Hepsi de Onun lütfudur" anlamında lütuf anlamındaki lâfız "he" zamirine izafet olarak okunmuştur.

Bu Ebû Hatim'e göre hazfedilmiş bir mübtedanın haberidir. Yani buya da o, O'nun lütfudur demektedir.

Cemaatin kıraati de (anlam itibariyle) açıktır.

"Muhakkak ki bunlarda düşünen bir topluluk için âyetler vardır."

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1273  H : 671)

 

KURTUBÎ TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

MÂLİKÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç