Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

142

 

006 - EN'ÂM SÛRESİ

 

CÜZ :

8

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

119

Size ne oluyor da, üzerine Allah'ın adı zikredilerek kesilenlerden yemiyorsunuz? Halbuki o sîze, mecbur kalmanızın dışında haram olan şeyleri geniş olarak açıklamıştır. Doğrusu, birçokları heveslerine uyarak, hiçbir ilme dayanmaksızın, insanları doğru yoldan saptırırlar. Muhakkak ki rabbin, haddi tecavüz edenleri çok iyi bilir.

Ey insanlar size ne oluyor da üzerine Allah'ın ismi zikredilerek kesilen hayvanların etinden yemiyorsunuz? Halbuki Allah sizlere haram kılmış olduğu şeyleri genişçe açıklamıştır. Zaruret halinde bulunursanız haram olan şeylerden zaruret miktarınca yemeniz caizdir. Birçokları hiçbir bilgiye dayanmadan sırf heva ve heveslerine uyarak insanları doğru yoklan saptırırlar. Leşlerin ve üzerine Allah'ın adı anılmayarak kesilen hayvanların etlerinin helal olduğunu söylerler. Şüphesiz ki rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir. Ve onları ona güre cezalandıracaktır.

120

Günahın açığını da gizlisini de terkedin. Şüphesiz ki günah kazananlar, yaptıklarından dolayı cezalandırılacaklardır.

Ey insanlar, gizli olsun açık olsun, Allah’a karşı günah işlemekten kaçının Çünkü Allah'ın yasak kılmış olduğu günahları işleyenler, kıyamet gününde bunun cezasını göreceklerdir.

Müfessirler, burada zikredilen, günahın açığından hangi günahların ve gizlisinden hangi günahların kastedildiği hususunda farklı izahlarda bulunmuşlardır.

a) Said b. Cübeyre göre burada ifade edilen, açık günahlardan maksat, Allahü teâlânin, evlenmelerini Nisa suresinin yirmi ikinci ve yirmi üçüncü âyetlerinde haram kıldığı kadınlarla evlenmektir. Gizli olan günahlardan maksat ise zina etmektir.

b) Süddi, Dehhak ve Mücahide göre ise açık günahtan maksat, cahil iye döneminde fuhuş yapmak için bayrak asıp açıkça ilan eden kadınlarla zina etmektir. Gizli günahtan maksat ise, bir kısım kadınları dost edinerek gizlice zina etmektir.

c) İbn-i Zeyd'e göre ise, açık günahtan maksat, Kabeyi tavaf ederken, soyunmak ve avret mahallini örtecek bir şey giymemektir. Gizli günahtan maksat ise zina etmektir.

Taberi, âyetin umumi ifadesinin bütün bu görüşleri kapsadığı gibi açık ve gizli yapılan diğer bütün günahları da kapsadığını söylemiştir.

121

Kesilirken üzerine Allah'ın adı zikredilmeyen hayvanları yemeyin. Bunu yapmak, Allah'ın yolundan çıkmaktır. Şüphesiz ki Şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara uyarsanız muhakkak ki Allah’a ortak koşanlardan olursunuz.

Ey iman edenler, kendiliğinden ölmesi sebebiyle veya sizin yahut ehli kitabın kesmesi sebebiyle, kesilirken üzerine Allah'ın ismi anılmayan veya müşrikler onları putları için kestiklerinden üzerlerine Allah'ın ismi anılmayan hayvanlardan yemeyin. Üzerine Allah'ın ismi anılmayarak kesilen hayvanlardan yemek, Allah’a itaatten ayrılmaktır, fasıklıktır. Şüphesiz ki bir kısım şeytanlar, kendi dostlarına vesveseliler verirler ki, o dostları sizinle, Allah'ın ismi anılmayarak kesilen hayvanların yenebileceği hususunda tanışsınlar. "Kendi kestiğinizi yiyorsunuz da Allah'ın öldürdüğünü niçin yemiyorsunuz?" şeklinde konuşsunlar. Eğer sizler, şeytanlara ve dostlarına itaat edecek olursanız şüphesiz ki sizler, müşrikler olursunuz.

Müfessirler, kesilirken üzerlerinde Allah'ın ismi anılmayan hayvanların yenmelerini yasaklayan bu âyetle neyin kastedildiği hususunda farklı görüşler zikretmişlerdir.

a) Ata'ya göre bu âyet-i kerime Arapların putları için kestikleri hayvanların yenilmelerinin yasak olduğunu bildirmektedir.

b) Abdullah b. Abbas'a göre ise bu âyet, kesilmeden ölen hayvanların yenmelerinin yasak olduğunu bildirmektedir.

c) Muhammed b. Sîrîn ve Abdullah b. Yezid el-Hitmî'ye göre bu âyet-i kerime kasıtlı olsun kasıtsız olsun, kesilirken üzerine Allah'ın ismi anılmayan bütün hayvanların yenilemeyeceklerini bildi mı iştir.

Taberi diyor ki: "Bu hususta doğru olan görüş şudur: "Allahü teâlâ bu âyet-i kerime ile, putlar için kesilen hayvanları kendiliğinden ölen hayvanları ve kestiği yenmeyen bir kimse tarafından kesilen hayvanları kastetmiş ve bunların yenilmeyeceklerini beyan etmiştir.

Müslüman bir kimsenin, unutarak, besmele çekmeksizin kesmiş olduğu hayvanın etinin yenilemeyeceğini söyleyenlerin görüşüne gelince, bu görüş şaz bir görüş olduğundan ve güvenilir kimselerin bu şekilde kesilen hayvanların helal olduklarına dair olan ittifaklarına ters düştüğünden, itibar edilmeyen bir görüştür.

Âyet-i kerime’de, üzerine Allah'ın ismi anılmadan kesilen hayvanın veya leşin yenilmesinin fasıkiık olduğu zikredilmektedir.

Abdullah b. Abbasa göre buradaki faşıklıktan maksat, günahkar olmaktır. Diğer bir kısım âlimlere göre ise dinden çıkıp kafir olmaktır.

Âyet-i kerime’de: "Şüphesiz ki şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için, dostlarına fısıldarlar... buyurulmaktadır.

Müfessirler burada zikredilen şeytanlardan ve şeytanların vesvese verdiği dostlarından kimlerin kastedildiği hususunda farklı görüşlerikretmişlerdir:

a) lkrimeye göre, burada zikredilen şeytanlardan maksat, insanlardır. Bunlar da Farslar ve onların dininde olan ateşperestlerdir. Şeytanların dostlarından maksat ise Kureyş müşrikleridir. Farslar Kureş müşriklerine mektup yazarak Resûlüllahla şöyle tartışmalarını istemişlerdir. "Siz Allah'ın emrine uyduğunuzu zannediyorsunuz. Bununla birlikte Allah'ın altın bıçakla kesip öldürdüğünü yemiyor, kendi kestiğinizi yiyorsunuz. "İşte burada şeytanlık yapanlar Farslardır. Onların dostları ise kendileriyle antlaşmalı olan Kureyş müşrikleridir. Onlara söylenen yaldızlı sözler ise, "Allah'ın kestiğini yemiyor, kendi kestiğinizi yiyorsunuz." şeklindeki sözleridir.

b) İkrime, Abdullah b. Abbas, Hadremi, Dehhak, Mücahid, Katade ve Süddiden nakledilen diğer bir görüşe göre bu âyette zikredilen şeytanlardan maksat, İblisin soyundan gelen gerçek şeytanlardır. Şeytanların dostlarından maksat ise onların vesveselerine uyan Kureyş müşrikleridir.

Bu hususta İkrime diyor ki: "Müşriklerden bazı insanlar Resûlüllah’a geldiler ve ona dediler ki: "Söyler misin bize, ölen bir koyunu kim öldürmüştür? Resûlüllah da dedi ki: "Allah öldürmüştür. "Müşrikler de dediler ki: "Sen, kendi öldürdüğü ve arkadaşlarının öldürdüğünü helal, Allah'ın öldürdüğünü ise haram sayıyorsun ha?" İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Abdullah b. Abbas diyor ki:

"Bir kısım insanlar Resûlüllah’a geldiler ve dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü, biz kendi öldürdüğümüzü yiyor, Allah'ın öldürdüğünü ise yemiyoruz." İşte bunun üzerine Allahü teâlâ bundan öncekini ve bu âyeti indirdi Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an Sûre 6, UN. 3069

Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre, burada zikredilen şeytanlardan maksat, gerçek şeytanlar, onların dostlarından maksat ise Yahudilerdir. Yahudiler, Resûlüllah’a gelerek "Kendi öldürdüğümüzü yiyor, Allah'ın öldürdüğünü ise yemiyoruz, bu nasıl oluyor?" demişler, bunun üzerine de bu âyet nazil olmuştur.

Taberi diyor ki: "Doğru olan görüş burada şunu söylemektir: "Allahü teâlâ* burada, leşin yenileceği hususunda mü’minlerle tartışmaları için, bazı şeytanların, kendi dostlarına vesvese verdiklerini bildirmiştir. Bu şeytanlar, bir kısım azgın insanlar olabilir, ki bunlar, insanlardan dost edindiklerine leşin yenileceği hususunda tartışmalar için onlara vesvese verirler. Bu şeytanlar, gerçek şeytanlar da olabilirler ki bunlar da, insanlardan olan dostlarına bu gibi vesveseleri verirler. Her iki cinsten olan şeytanların birbirleriyle yardımlaşmış olmaları da muhtemeldir. Nitekim bu hususta başka bir âyette şöyle buyurulmaktadır: "Sana yaptığımız gibi her peygamber için de insan ve cin şeytanlarından düşmanlar yaratmıştık En'am 6/112

Taberi diyor ki: "Bu âyet-i kerime’nin mensuh olup olmadığı hususunda iki görüş zikredilmiştir:

Hasan-ı Basri ve İkrimeye göre bu âyet-i kerime mensuhtur Ehl-i Kitabın kestiğinin yenileceğini belirten âyet bunu neshetmiştir.

Âlimlerin çoğunluğuna göre ise bu âyet-i kerime mensuh değildir, muhkemdir. Ehl-i kitabın kestiklerinin yenilmesi, başka bir âyette zikredilmiş, o âyet ise bunu neshetmemiştir.

Taberi sözlerine devamla diyor ki, "Doğru okın görüş, bu âyetin mensuh olmadığını söyleyen görüştür. Zira, ehl-i kitabın kestiğinin yenileceğini beyan eden âyetle bu âyet arasında herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Çünkü Allahü teâlâ bu âyetle bizlere, leş'in ve pullar için kesilenlerin yenilemeyeceklerini bildirmiştir. Ehl-i kitap ise, kendilerine kitap verilen kimselerdir. Onlar bu kitapların hükümleriyle amel ederler. Müslümanlar hayvanları kendi dinlerine göre kestikleri gibi onlar da kendi dinlerine göre keserler. Kestikleri hayvanların üzerine besmele çekip çekmemeleri önemli değildir. Ancak, hayvanı kesen kimse, kestiği hayvanın üzerine besmele çekmeyi. Allah'ın sıfatlarının bulunmadığı kanaatıyla veya Allah’tan başka bir şeye taptığından dolayı terkedecek olursa. İşte böyle bir kimsenin kestiğini yemek haramdır. Böyle bir kimse besmele çekse bile kestiği yenmez. Üzerine Allah’ın ismi anılmadan kesilen hayvanların etlerinin yenip yenmeyeceğine dair geniş bilgi için, Maide suresinin üçüncü âyetinin izahına bakınız

122

Ölü iken (hidâyetle) diriltip kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan çıkmayan kimse gibi midir? İşte kâfirlere, yaptıkları böyle süslü gösterildi.

İnkâr içinde bulunduğundan, ölü gibi olduğu halde, kendisine iman nasip ederek dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında onunla yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse, kâfirlikte devam ettiği için, inkârın karanlıkları içerisinde kalım, ondan çıkıp hidâyete eremeyen kimse gibi midin? Elbette ki bunlar eşit değildirler. Kafirlere, yapmış oldukları ameller süslü gösterilmiştir.

Bu âyet-i kerime’nin nüzul sebebi hakkında çeşitli Rivâyetler vardır. Abdullah b. Abbas diyor ki: "Bu âyet, Hazret-i Hamza ile Ebû Cehili anlatmaktadır. Zira birgiin Ebû Cehil, Resûlüllah’ın üzerine Deve işkembesi atmış bu durum Hazret-i Hamzaya bildirilmiş, henüz Müslüman olmayan Hamza avdan döndüğü bir sırada imiş ve elinde ok ve yayı bulunuyormuş. Hamza Ebû Cehile gidip onu elindeki yayla dövmeye başlamış. Ebû Cehil ise ona yalvararak demiştir ki: "Ey Ebû Ya'Iâ, Muhammedin, bizi geri zekalı olarak görmesini, ilahlarımıza sövmesini, atalarımıza karşı çıkmasını görmüyor musun? Hamza da şu cevabı vermişti: "Sizden daha beyinsiz kim var? Allah'ı bırakıp tanrı diye taşlara tapıyorsunuz.

Ben şehadet ederim ki Allah tan başka ilâh yoktur. Onun hiçbir ortağı yoktur. Muhammed de onun kulu ve Peygamberidir."

Mukatil, bu âyetin Resûlüllah ile Ebû Cehil hakkında indiğini, İkrime de âyetin, Ammar b. Yâsir ile Ebû Cehil hakkında indiğini, Dehhak ise, Hazret-i Ömer ile Ebû Cehil hakkında indiğini söylemişlerdir.

Aslında âvetin hükmü geneldir. Her Mü’min ve kâfiri kapsamaktadır.

123

Böylece biz, her ülkenin ileri gelenlerini oranın suçluları yaptık ki orada tuzaklar kursunlar. Halbuki onlar sadece kendi aleyhlerine tuzak kurarlar. Fakat bunun farkında değildirler.

Biz, kafirlere, yaptıklarını süslü gösterdiğimiz gibi, her şehrin ileri gelenlerini de oranın, Allah’a ortak koşan ve isyan eden suçluları kıldık. Böylece insanları aldatsınlar, bâtıl sözleriyle ve tutarsız davranışlarıyla onları kandırmış olsunlar. Halbuki onlar, ancak kendilerini aldatmış olurlar. Çünkü Allah onları kontrol altında bulundurmaktadır. Onlar ise bunu hissetmezler. Allah'ın, kendileri için nasıl bir yakıcı azap hazırladığını nereden hissedecekler?

Nisaburî, "Garâibül Kuran" adlı tefsirinde, Zeccacm. memleketin ileri gelenlerinin suçlular olması durumunu şöyle izah ettiğini anlatıyor: "İleri gelenler suçludur. Çünkü ihanet etmeye, tuzak kurmaya, asılsız şeyleri insanlar arasında yaymaya, diğer insanlardan daha fazla güç yetirebilirler. Bir de kişinin malının çokluğu veya mevkiinin yüksekliği, onun azmasına ve bunları muhafaza için her çareye başvurmasına, hatta, aldatma, ihanet etme, yalan söyleme, aleyhte konuşma, laf taşıma, yalan yere yemin etme gibi bir kısım ahlaksızlıkları işlemesine sebep olur. Dolayısıyle ülkesinin azgınlarından olur.

Bu hususta Allahü teâlâ, îsra suresinin onaltıncı âyetinde şöyle buyuruyor: "Biz, bir ülkeyi yok etmeyi dilediğimizde oranın zevk düşkünlerine hakka uymalarını emrederiz. Fakat onlar, dinlemeyip yoldan çıkarlar. Artık o ülke yok olmayı hak eder biz de o ülkeyi tamamen helak ederiz."

124

Onlara bir âyet geldiği zaman: "Allah'ın Peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz" derler. Allah, Peygamberliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. Suçlu olanlara, yaptıkları hiylelerinden dolayı, Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap erişecektir.

O müşriklere, Allah tarafından, Muhammedin Peygamberliğinin doğru olduğunu gösteren bir delil geldiği zaman onlar: "Allah'ın Peygamberlerine verilen mucizeler bize de verilmedikçe onun Peygamberliğine asla iman etmeyiz" derler. Kimin Peygamberliğe layık olduğunu Allah daha iyi bilir ve Peygamberliğini ona verir. Peygambere iman etmeyen suçlulara ise, İslama ve Müslümanlara karşı tuzak kurmaları sebebiyle Allah katında bir zillet ve şiddetli bir azap vardır.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 922  H : 310)

 

TABERİ TEFSÎR-İ - (TÜRKÇE)

 

-

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç