|
Size ne oluyor da, üzerine Allah'ın adı zikredilerek
kesilenlerden yemiyorsunuz? Halbuki o sîze, mecbur kalmanızın dışında haram olan
şeyleri geniş olarak açıklamıştır. Doğrusu, birçokları heveslerine uyarak,
hiçbir ilme dayanmaksızın, insanları doğru yoldan saptırırlar. Muhakkak ki
rabbin, haddi tecavüz edenleri çok iyi bilir.
Ey insanlar size ne oluyor da üzerine Allah'ın ismi zikredilerek kesilen
hayvanların etinden yemiyorsunuz? Halbuki Allah sizlere haram kılmış olduğu
şeyleri genişçe açıklamıştır. Zaruret halinde bulunursanız haram olan şeylerden
zaruret miktarınca yemeniz caizdir. Birçokları hiçbir bilgiye dayanmadan sırf
heva ve heveslerine uyarak insanları doğru yoklan saptırırlar. Leşlerin ve
üzerine Allah'ın adı anılmayarak kesilen hayvanların etlerinin helal olduğunu
söylerler. Şüphesiz ki rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir. Ve onları ona güre
cezalandıracaktır.
Günahın açığını da gizlisini de terkedin. Şüphesiz ki
günah kazananlar, yaptıklarından dolayı cezalandırılacaklardır.
Ey insanlar, gizli olsun açık olsun, Allah’a karşı günah işlemekten kaçının
Çünkü Allah'ın yasak kılmış olduğu günahları işleyenler, kıyamet gününde bunun
cezasını göreceklerdir.
Müfessirler, burada zikredilen, günahın
açığından hangi günahların ve gizlisinden hangi günahların kastedildiği
hususunda farklı izahlarda bulunmuşlardır.
a) Said b. Cübeyre göre burada ifade
edilen, açık günahlardan maksat, Allahü teâlânin,
evlenmelerini Nisa suresinin yirmi ikinci ve
yirmi üçüncü âyetlerinde haram kıldığı
kadınlarla evlenmektir. Gizli olan günahlardan maksat ise zina etmektir.
b) Süddi,
Dehhak ve Mücahide göre ise açık
günahtan maksat, cahil iye döneminde fuhuş yapmak için bayrak asıp açıkça ilan
eden kadınlarla zina etmektir. Gizli günahtan maksat ise, bir kısım kadınları
dost edinerek gizlice zina etmektir.
c) İbn-i Zeyd'e göre ise, açık
günahtan maksat, Kabeyi tavaf ederken, soyunmak ve avret mahallini örtecek bir
şey giymemektir. Gizli günahtan maksat ise zina etmektir.
Taberi, âyetin umumi ifadesinin bütün bu
görüşleri kapsadığı gibi açık ve gizli yapılan diğer bütün günahları da
kapsadığını söylemiştir.
Kesilirken üzerine Allah'ın adı zikredilmeyen
hayvanları yemeyin. Bunu yapmak, Allah'ın yolundan çıkmaktır. Şüphesiz ki
Şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara
uyarsanız muhakkak ki Allah’a ortak koşanlardan olursunuz.
Ey iman edenler, kendiliğinden ölmesi sebebiyle veya sizin yahut ehli kitabın
kesmesi sebebiyle, kesilirken üzerine Allah'ın ismi anılmayan veya müşrikler
onları putları için kestiklerinden üzerlerine Allah'ın ismi anılmayan
hayvanlardan yemeyin. Üzerine Allah'ın ismi anılmayarak kesilen hayvanlardan
yemek, Allah’a itaatten ayrılmaktır, fasıklıktır. Şüphesiz ki bir kısım
şeytanlar, kendi dostlarına vesveseliler verirler ki, o dostları sizinle,
Allah'ın ismi anılmayarak kesilen hayvanların yenebileceği hususunda
tanışsınlar. "Kendi kestiğinizi yiyorsunuz da Allah'ın öldürdüğünü niçin
yemiyorsunuz?" şeklinde konuşsunlar. Eğer sizler, şeytanlara ve dostlarına itaat
edecek olursanız şüphesiz ki sizler, müşrikler olursunuz.
Müfessirler, kesilirken üzerlerinde
Allah'ın ismi anılmayan hayvanların yenmelerini yasaklayan bu âyetle neyin
kastedildiği hususunda farklı görüşler zikretmişlerdir.
a) Ata'ya göre bu
âyet-i kerime Arapların putları için
kestikleri hayvanların yenilmelerinin yasak olduğunu bildirmektedir.
b) Abdullah b. Abbas'a göre ise bu
âyet, kesilmeden ölen hayvanların yenmelerinin yasak olduğunu bildirmektedir.
c) Muhammed
b. Sîrîn ve Abdullah b. Yezid el-Hitmî'ye göre bu
âyet-i kerime kasıtlı olsun kasıtsız olsun,
kesilirken üzerine Allah'ın ismi anılmayan bütün hayvanların yenilemeyeceklerini
bildi mı iştir.
Taberi diyor ki: "Bu hususta doğru olan
görüş şudur: "Allahü teâlâ bu
âyet-i kerime ile, putlar için kesilen
hayvanları kendiliğinden ölen hayvanları ve kestiği yenmeyen bir kimse
tarafından kesilen hayvanları kastetmiş ve bunların yenilmeyeceklerini beyan
etmiştir.
Müslüman bir kimsenin, unutarak, besmele çekmeksizin kesmiş olduğu hayvanın
etinin yenilemeyeceğini söyleyenlerin görüşüne gelince, bu görüş şaz bir görüş
olduğundan ve güvenilir kimselerin bu şekilde kesilen hayvanların helal
olduklarına dair olan ittifaklarına ters düştüğünden, itibar edilmeyen bir
görüştür.
Âyet-i kerime’de,
üzerine Allah'ın ismi anılmadan kesilen hayvanın veya leşin yenilmesinin
fasıkiık olduğu zikredilmektedir.
Abdullah b. Abbasa göre buradaki faşıklıktan
maksat, günahkar olmaktır. Diğer bir kısım âlimlere
göre ise dinden çıkıp kafir olmaktır.
Âyet-i kerime’de:
"Şüphesiz ki şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için, dostlarına
fısıldarlar... buyurulmaktadır.
Müfessirler burada zikredilen
şeytanlardan ve şeytanların vesvese verdiği dostlarından kimlerin kastedildiği
hususunda farklı görüşlerikretmişlerdir:
a) lkrimeye göre, burada zikredilen şeytanlardan maksat, insanlardır.
Bunlar da Farslar ve onların dininde olan ateşperestlerdir. Şeytanların
dostlarından maksat ise Kureyş müşrikleridir. Farslar Kureş müşriklerine mektup
yazarak Resûlüllahla şöyle
tartışmalarını istemişlerdir. "Siz Allah'ın emrine uyduğunuzu zannediyorsunuz.
Bununla birlikte Allah'ın altın bıçakla kesip öldürdüğünü yemiyor, kendi
kestiğinizi yiyorsunuz. "İşte burada şeytanlık yapanlar Farslardır. Onların
dostları ise kendileriyle antlaşmalı olan Kureyş müşrikleridir. Onlara söylenen
yaldızlı sözler ise, "Allah'ın kestiğini yemiyor, kendi kestiğinizi yiyorsunuz."
şeklindeki sözleridir.
b) İkrime,
Abdullah b. Abbas, Hadremi, Dehhak,
Mücahid, Katade
ve Süddiden nakledilen diğer bir görüşe göre
bu âyette zikredilen şeytanlardan maksat, İblisin soyundan gelen gerçek
şeytanlardır. Şeytanların dostlarından maksat ise onların vesveselerine uyan
Kureyş müşrikleridir.
Bu hususta İkrime diyor ki: "Müşriklerden
bazı insanlar Resûlüllah’a geldiler ve
ona dediler ki: "Söyler misin bize, ölen bir koyunu kim öldürmüştür?
Resûlüllah da dedi ki: "Allah
öldürmüştür. "Müşrikler de dediler ki: "Sen, kendi öldürdüğü ve arkadaşlarının
öldürdüğünü helal, Allah'ın öldürdüğünü ise haram sayıyorsun ha?" İşte bunun
üzerine bu âyet nazil oldu. Abdullah b. Abbas
diyor ki:
"Bir kısım insanlar Resûlüllah’a
geldiler ve dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü, biz kendi öldürdüğümüzü yiyor,
Allah'ın öldürdüğünü ise yemiyoruz." İşte bunun üzerine
Allahü teâlâ bundan öncekini ve bu âyeti
indirdi Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an Sûre 6, UN. 3069
Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir
görüşe göre, burada zikredilen şeytanlardan maksat, gerçek şeytanlar, onların
dostlarından maksat ise Yahudilerdir. Yahudiler,
Resûlüllah’a gelerek "Kendi öldürdüğümüzü yiyor, Allah'ın öldürdüğünü
ise yemiyoruz, bu nasıl oluyor?" demişler, bunun üzerine de bu âyet nazil
olmuştur.
Taberi diyor ki: "Doğru olan görüş burada
şunu söylemektir: "Allahü teâlâ* burada,
leşin yenileceği hususunda mü’minlerle tartışmaları için, bazı şeytanların,
kendi dostlarına vesvese verdiklerini bildirmiştir. Bu şeytanlar, bir kısım
azgın insanlar olabilir, ki bunlar, insanlardan dost edindiklerine leşin
yenileceği hususunda tartışmalar için onlara vesvese verirler. Bu şeytanlar,
gerçek şeytanlar da olabilirler ki bunlar da, insanlardan olan dostlarına bu
gibi vesveseleri verirler. Her iki cinsten olan şeytanların birbirleriyle
yardımlaşmış olmaları da muhtemeldir. Nitekim bu hususta başka bir âyette şöyle
buyurulmaktadır: "Sana yaptığımız gibi her peygamber için de insan ve cin
şeytanlarından düşmanlar yaratmıştık En'am 6/112
Taberi diyor ki: "Bu
âyet-i kerime’nin
mensuh olup olmadığı hususunda iki görüş zikredilmiştir:
Hasan-ı Basri ve
İkrimeye göre bu âyet-i kerime
mensuhtur Ehl-i Kitabın kestiğinin yenileceğini belirten âyet bunu neshetmiştir.
Âlimlerin çoğunluğuna göre ise bu âyet-i kerime
mensuh değildir, muhkemdir. Ehl-i kitabın kestiklerinin yenilmesi, başka bir
âyette zikredilmiş, o âyet ise bunu neshetmemiştir.
Taberi sözlerine devamla diyor ki, "Doğru
okın görüş, bu âyetin mensuh olmadığını söyleyen görüştür. Zira, ehl-i kitabın
kestiğinin yenileceğini beyan eden âyetle bu âyet arasında herhangi bir çelişki
söz konusu değildir. Çünkü Allahü teâlâ bu
âyetle bizlere, leş'in ve pullar için kesilenlerin yenilemeyeceklerini
bildirmiştir. Ehl-i kitap ise, kendilerine kitap verilen kimselerdir. Onlar bu
kitapların hükümleriyle amel ederler. Müslümanlar hayvanları kendi dinlerine
göre kestikleri gibi onlar da kendi dinlerine göre keserler. Kestikleri
hayvanların üzerine besmele çekip çekmemeleri önemli değildir. Ancak, hayvanı
kesen kimse, kestiği hayvanın üzerine besmele çekmeyi. Allah'ın sıfatlarının
bulunmadığı kanaatıyla veya Allah’tan başka bir şeye taptığından dolayı
terkedecek olursa. İşte böyle bir kimsenin kestiğini yemek haramdır. Böyle bir
kimse besmele çekse bile kestiği yenmez. Üzerine
Allah’ın ismi anılmadan kesilen hayvanların etlerinin yenip yenmeyeceğine dair
geniş bilgi için, Maide suresinin üçüncü
âyetinin izahına bakınız
Ölü iken (hidâyetle) diriltip kendisine insanlar
arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan
çıkmayan kimse gibi midir? İşte kâfirlere, yaptıkları böyle süslü gösterildi.
İnkâr içinde bulunduğundan, ölü gibi olduğu halde, kendisine iman nasip ederek
dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında onunla yürüyeceği bir nur
verdiğimiz kimse, kâfirlikte devam ettiği için, inkârın karanlıkları içerisinde
kalım, ondan çıkıp hidâyete eremeyen kimse gibi midin? Elbette ki bunlar eşit
değildirler. Kafirlere, yapmış oldukları ameller süslü gösterilmiştir.
Bu âyet-i kerime’nin
nüzul sebebi hakkında çeşitli Rivâyetler vardır.
Abdullah b. Abbas diyor ki: "Bu âyet, Hazret-i Hamza ile Ebû Cehili
anlatmaktadır. Zira birgiin Ebû Cehil,
Resûlüllah’ın üzerine Deve işkembesi atmış bu durum Hazret-i Hamzaya
bildirilmiş, henüz Müslüman olmayan Hamza avdan döndüğü bir sırada imiş ve
elinde ok ve yayı bulunuyormuş. Hamza Ebû Cehile gidip onu elindeki yayla
dövmeye başlamış. Ebû Cehil ise ona yalvararak demiştir ki: "Ey Ebû Ya'Iâ,
Muhammedin, bizi geri zekalı olarak
görmesini, ilahlarımıza sövmesini, atalarımıza karşı çıkmasını görmüyor musun?
Hamza da şu cevabı vermişti: "Sizden daha beyinsiz kim var? Allah'ı bırakıp
tanrı diye taşlara tapıyorsunuz.
Ben şehadet ederim ki Allah tan başka ilâh yoktur. Onun hiçbir ortağı yoktur.
Muhammed de onun kulu ve Peygamberidir."
Mukatil, bu âyetin Resûlüllah ile Ebû
Cehil hakkında indiğini, İkrime de âyetin,
Ammar b. Yâsir ile Ebû Cehil hakkında indiğini, Dehhak ise, Hazret-i Ömer ile
Ebû Cehil hakkında indiğini söylemişlerdir.
Aslında âvetin hükmü geneldir. Her Mü’min ve kâfiri kapsamaktadır.
Böylece biz, her ülkenin ileri gelenlerini oranın
suçluları yaptık ki orada tuzaklar kursunlar. Halbuki onlar sadece kendi
aleyhlerine tuzak kurarlar. Fakat bunun farkında değildirler.
Biz, kafirlere, yaptıklarını süslü gösterdiğimiz gibi, her şehrin ileri
gelenlerini de oranın, Allah’a ortak koşan ve isyan eden suçluları kıldık.
Böylece insanları aldatsınlar, bâtıl sözleriyle ve tutarsız davranışlarıyla
onları kandırmış olsunlar. Halbuki onlar, ancak kendilerini aldatmış olurlar.
Çünkü Allah onları kontrol altında bulundurmaktadır. Onlar ise bunu
hissetmezler. Allah'ın, kendileri için nasıl bir yakıcı azap hazırladığını
nereden hissedecekler?
Nisaburî, "Garâibül Kuran" adlı tefsirinde, Zeccacm. memleketin ileri
gelenlerinin suçlular olması durumunu şöyle izah ettiğini anlatıyor: "İleri
gelenler suçludur. Çünkü ihanet etmeye, tuzak kurmaya, asılsız şeyleri insanlar
arasında yaymaya, diğer insanlardan daha fazla güç yetirebilirler. Bir de
kişinin malının çokluğu veya mevkiinin yüksekliği, onun azmasına ve bunları
muhafaza için her çareye başvurmasına, hatta, aldatma, ihanet etme, yalan
söyleme, aleyhte konuşma, laf taşıma, yalan yere yemin etme gibi bir kısım
ahlaksızlıkları işlemesine sebep olur. Dolayısıyle ülkesinin azgınlarından olur.
Bu hususta Allahü teâlâ, îsra suresinin onaltıncı
âyetinde şöyle buyuruyor: "Biz, bir ülkeyi yok etmeyi dilediğimizde oranın zevk
düşkünlerine hakka uymalarını emrederiz. Fakat onlar, dinlemeyip yoldan
çıkarlar. Artık o ülke yok olmayı hak eder biz de o ülkeyi tamamen helak
ederiz."
Onlara bir âyet geldiği zaman: "Allah'ın
Peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz" derler.
Allah, Peygamberliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. Suçlu olanlara,
yaptıkları hiylelerinden dolayı, Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap
erişecektir.
O müşriklere, Allah tarafından, Muhammedin
Peygamberliğinin doğru olduğunu gösteren bir delil geldiği zaman onlar:
"Allah'ın Peygamberlerine verilen mucizeler bize de verilmedikçe onun
Peygamberliğine asla iman etmeyiz" derler. Kimin Peygamberliğe layık olduğunu
Allah daha iyi bilir ve Peygamberliğini ona verir. Peygambere iman etmeyen
suçlulara ise, İslama ve Müslümanlara karşı tuzak kurmaları sebebiyle Allah
katında bir zillet ve şiddetli bir azap vardır.
|