|
Eğer biz onlara, Melekleri indirseydik, ölüler
kendileriyle konuşsaydı ve herşeyi karşılarında toplasaydık, Allah dilemedikçe
yine de iman edecek değillerdi, fakat onların çoğu, bu hususta cehalet
içindedirler.
Şâyet biz o müşriklere, gözleriyle görecekleri Melekleri indirseydik ve ölüleri
diriltip te onlar da senin Peygamberliğinin doğruluğunu ispat için kendileriyle
konuşmuş olsalardı ve herşeyi onların karşısına toplayacak olsaydık yine de
Allah dilemedikçe iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu, herşeyin, Allah'ın
elinde olduğu hususunda cehalet içindedirler. îmanın, kendi ellerinde olduğunu
zannederler. Diledikleri zaman iman edeceklerini, dilediklerinde de imandan
çıkabilme hürriyetine sahip olduklarını sanırlar. Halbuki durum böyle değildir.
Ve Allah dilemedikçe onlar imana erişemezler.
Kafirler, iman etmek için Resûlüllah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'den çeşitli
mucizeler göstermesini istemişlerdir. Şu âyet-i kerimeler bu hususları beyan
etmektedir: "Kafirler şöyle derler: "Bizim için yerden, suyu kesilmeyen bir
kaynak çıkarmadıkça sana iman etmeyeceğiz" "Veya içinde üzüm ve hurma bulunan
bir bahçen olsun, ortasından şarıl şanl ırmaklar akıt. Yahut zannettiğin gibi,
göğü başımıza parça parça düşür veya Allah’ı ve Melekleri karşımıza getir."
"Yahut altından bir evin olmalı veya göğe çıkmalısın. Allah’tan, Peygamber
olduğunu yazan, okuyabildiğimiz bir kitap getirmedikçe göğe çıktığına da
inanmayız.., İsta sûresi, âyet: 90-93
Görüldüğü gibi, açıklaması yapılan bu âyette, kâfirlerin bu işlekleri yerine
getirilse bile, Allah dilemedikçe yine de iman etmeyecekleri bildirilmektedir.
Sana yaptığımız gibi her Peygamber için de insan ve
cin şeytanlarından düşmanlar yaratmıştık. Bunlar birbirlerine, aldatmak için
süslü sözler fısıldarlar. Eğer rabbin dilemiş olsaydı, bunu yapamazlardı. Onları
iftiraları ile başbaşa bırak.
Ey Rasûlüm,. kavminin müşriklerinden olan şu düşmanlarla seni imtihan ettiğimiz
gibi senden önce gelen Peygamberleri de imtihan etmiş, onlara eziyet veren insan
ve cin şeytanlarını onlara düşman yapmıştık. Bu şeytanların bir kısmı,
süsledikleri batıl sözleri diğerlerine fısıldarlar ki bunları işitenler Allah’ın
yolundan sapsınlar. Eğer rabbin dileyecek olsaydı elbette ki bunların,
Peygamberlere karşı olan kötülük ve eziyetlerini bertaraf ederdi ve bunu
yapamazlardı. Bırak onları, iftiralanyla başbaşa kalsınlar. Onlara tahammül et.
Çünkü onların cezalandırılması bana aittir.
Müfessirler, bu âyette zikredilen "İnsan,
ve Cin şeytanlarından" neyin kast edildiğini hususunda iki görüş
zikretmişlerdir.
Süddi ve İkrimeye
göre, insanların şeytanlarından maksat, şeytanlardan, insanlara musallat olan ve
onlarla beraber bulunan şeytanlardır. Cinlerin şeytanlarından maksat da, cinlere
musallat olan ve onlarla beraber bulunan şeytanlardır.
Görüldüğü gibi bunlara göre şeytanlar, İblisin çocuklarıdır. İnsanların ve
cinlerin herhangi bir türü, şeytan değildir.
Âyet-i kerime’de,
insanlara musallat olan şeytanlarla Cinlere musallat olan şeytanların,
birbirlerine bir kısım yaldızlı sözleri fısıldadıkları ve Peygamberlere her iki
sınıfın da düşman kılındıkları bildirilmiştir.
Taberi bu izah şeklini anlamanın herhangi
bir yolunun bulunmadığını söylemiştir. Çünkü İblis ve onun bütün çocukları,
sadece Peygamberlerine değil Âdemoğullarının hepsine düşmandırlar.
Allahü teâlâ bu âyette, özellikle
Peygamberlere düşman olan şeytanları zikrettiğine göre buradaki şeytanlardan
maksadın, sadece İblisin soyundan olan şeytanlar olmadıkları anlaşılmaktadır. Bu
da göstermektedir ki, buradaki, insanların şeytanlarından maksat, insanların
azgınları, cinlerin şeytanlarından maksat da cinlerin azgınlarıdır. Nitekim bu
hususta Ebû Zer el-Ğifarî'nin şöyle dediği rivâyet edilir:
"Ben, Resûlüllah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'e geldim.
Resûlüllah mescitte bulunuyordu. Ben de
oturdum. Bana: "Ey Eba Zer, namaz kıldın mı?" buyurdu. "Hayır" dedim. "Kalk
namazı kıl" dedi. Kalktım namaz kıldım sonra oturdum.
Resûlüllah: "Ey Eba Zer, insanların ve
Cinlerin şeytanlarından Allah’a sığın." dedi. Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü,
insanların da Şeytanı var mı?" Resûlüllah
"Evet" buyurdu. Nesâî, K. el-İstiaze, bab: 48/Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 178, 265
Bir de âhirete iman etmeyenlerin kalbleri, o süslü
söze meyletsin, ondan hoşlansın ve işleyecekleri suçu işlesinler diye böyle
yaparlar.
Bu insan ve Cin şeytanlarından bazdan, diğerlerine bâtıl sözleri süslü bir
şekilde fısıldarlar ki. Peygamberlere tabi olan mü’minleri aldatıp yoldan
çıkarsınlar, âhirete iman etmeyenlerin kalbleri de o sözlere meyletsin, o sözler
hoşuna gitsin ve kötü amelleri işlemeye devam etsinler.
Size kitabı genişçe açıklanmış olarak indirmişken,
Allatılan başka hakem mi ariyayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur’an’ın,
gerçekten rabbin tarafından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde
sakın şüphe edenlerden olma.
Ey Rasûlüm, bu müşriklere de ki: "Allah’tan başka daha adeletli bir hakem mi
ariyayım? Halbuki o size, hükümleri açıklayan Kur'ant gönderdi. Kendilerine
Tevrat ve İncili verdiğimiz kitap ehli, Kur'an'in, rabbin tarafından indirilen
bir gerçek olduğunu bilirler. O halde sen, sana anlattığımız şeyler hususunda
şüphe edenlerden olma.
Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamam
oldu. Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O, herşeyi çok iyi işiten ve çok
iyi bilendir.
Rabbinin sözü olan Kur'an âyetleri, vermiş olduğu haberlerin doğruluğu ve
getirmiş olduğu hükümlerin adaletli olması bakımından tam kemale ermiştir.
Rabbinin, kitabında bildirmiş olduğu sözlerini değiştirecek hiçbir güç yoktur.
O, kullarının sözlerini çok iyi işiten ve hallerini çok iyi bilendir.
Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah
yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece "Zan'a uyarlar ve sadece tahmin
yürütürler.
Bu âyet-i kerime, yeryüzünde yaşayan insanların çoğunluğunun görüşünün hakkı
temsil etmediğini, çünkü bunların birtakım hayal ve kuruntulara dayandığını, bu
itibarla çoğunluğun, doğru olmayan görüşüne uyuldtığu takdirde, insanları
Allah'ın yolundan saptıracaklarını bizlere öğretmekte, azınlık tarafından
benimsenmiş olsa da, gerçeğe uymak gerektiğini bildirmektedir. O halde "Çoğunluk
böyle düşünüyor öyleyse bu doğrudur" mantığı geçersizdir.
Şüphesiz ki rabbin, yolundan kimin saptığını çok iyi
bilir. O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
Ey Rasûlüm, senin, putian Allah’a denk tutan bu müşriklere uymanı yasaklayan
rabbin, doğru yolundan kimlerin saptıklarını senden de diğer bütün yaratıklardan
da çok iyi bilir. Doğru yolda olanları da herkesten daha iyi bilir. O halde ey
Resulüm, sana emrettiklerime uy ve yasakladıklarımdan kaçın. Sana karşı
çıkanlara aldırma. Zira ben, yarattıklarımı çok iyi bilmekteyim.
Eğer, Allah'ın âyetlerine iman ediyorsanız, Allah'ın
adı zikredilerek kesilen hayvanlardan yeyin.
Ey Mü’minler, eğer gerçekten, Allah'ın âyetleri olan Kur'ana iman ediyorsanız,
üzerine Allah'ın ismi anılarak sizin tarafınızdan veya ehl-i kitap tarafından
kesilen hayvanlardan yeyin. Putperestlerin kestiklerini yemeyin.
|