|
Allah, kimi hidâyete erdirmek isterse onun gönlünü
İslama açar. Kimi de saptırmak isterse sanki göğe yükseliyormuş gibi gönlünü dar
ve sıkıntılı kılar. İşte böylece Allah, iman etmeyenlerin üzerine azap yağdırır.
Allah, kimi doğru yola kavuşturmayı dilerse, gönlünü İslama açar, kalbini onunla
nurlandınr. Ve ufkunu onunla genişletir. Kimi de saptırmayı dilerse gönlünü dar
ve sıkıntılı kılar. Oraya iman nuru girmez, öğütler ulaşamaz. Böyle bir insan,
çektiği sıkıntı bakımından sanki göğe yukarı tırmanan birisidir. İşte böylece
Allahü teâlâ, iman etmeyenlerin üzerine azap
yağdırır. Şeytanı onlara musallat kılar, ve murdarlıklara ve belalara uğratır.
Âyet-i kerime’de, hidâyete eriştirilen kimsenin göğsünün ve gönlünün İslama
açılacağı zikredilmektedir. Sahabe-i Kiram
bu âyetin mânâsını, Peygamber Efendimizden sorarak: "Ey Allah'ın Resulü,
hidâyete eren kişinin göğsü nasıl açılır?" demişler,
Resûlüllah da onlara şu cevabı vermiştir.
"İslam bir nur olarak onların gönlüne konur, onların gönlü de bu nur ile açılır,
huzura kavuşur. Sahabiler: "Böyle
olanı belirtecek bir alâmet var mıdır Ey Allah'ın Resulü?" diye sormuşlar.
Resûlüllah da: "Ebedî yurda yönelmek,
aldatan yurttan kaçınmak ve ölüm gelmeden önce ona hazırlanmaktır" buyurmuştur."
Âyet-i kerime’de, Allah'ın Allah'ın saptırdığı kişinin, hırçın, ufku dar biri
olacağı, âdeta göğe tırmanır bir halde olacağı beyan edilmektedir.
Âyet-i kerime’nin
sonunda "Rics" kelimesi geçmektedir. Abdullah b.
Abbas bunun mânâsının "Şeytan" olduğunu söylemekte, Mücahit "Kendisinde
herhangi bir hayır bulunmayan şey" olduğunu bildirmekte,
Abdurrahman b. Zeyd ise bundan maksadın, azap
olduğunu söylemektedir. Taberi ise bu son
görüşü tercih etmiştir.
Taberiye göre buradaki "Rics"
kelimesinden maksat, "Necis" demektir. Çünkü
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)
şu hadis-i şerifinde "Rics"i, Necis
manasında kullanmıştır. Resûlüllah
buyurmuştur ki; "Sizden biriniz tuvalete girdiğinde şunu söylemekten üşenmesin:
"Ey Allah’ım, murdar olan, necis olan, pis olan ve pislikten, o kovulmuş
şeytanın şerrinden sana sığınırım."
İşte rabbinin doğru yolu budur. Şüphesiz biz,
hatırlayıp ibret alan bir kavim için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık.
Rabbinin, kullan için seçtiği din işte budur. Dosdoğrudur. Bunda hiçbir eğrilik
yoktur. Biz, âyet ve delillerimizi, düşünüp ibret alan bir topluluk için
açıkladık.
Âyet-i kerime’de: "Hatırlayıp ibret alan bir kavim" zikredilmektedir. Çünkü
Hakkı bâtıldan, gerçeği gerçek olmayandan ayıracak olanlar bu kavimden
olanlardır.
Peygamber efendimiz
(sallallahü aleyhi ve sellem) bir Hadis-i
Şerifinde şöyle buyuruyor:
"Bu Kur'an, Allah'ın sağlam bir ipidir, hikmet dolu bir zikirdir. Ve dosdoğru
bir yoldur. Tirmizî, K. el-Fadail el-Kur'an, bab: 14,
Hadis No: 2906/Darimî, K. el-Fadail, el-Kur'an bab: 1
Rablerinin katında onlara güven yurdu olan Cennet
vardır. Yaptıkları iyi amelden dolayı, Allah onların dostudur.
Allah'ın âyetlerini düşünen, onlardan ibret alan, onların ifade ettikleri
mânâların inceliklerine inen o topluluk için, rableri katında. Selamet yurdu
olan Cennet vardır. Allah, yapmış oldukları amellerden dolayı onların dostudur.
Allah onların hepsini bir araya topladığı gün,
cinlere: "Ey Cin topluluğu, insanların çoğunu yoldan çıkardınız." der.
İnsanlardan, Cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: "Rabbimiz, biz
birbirimizden faydalandık. Nihâyet bize tayin ettiğin vademize ulaştık." Allah
da: "Sizin durağınız Cehennemdir. Orada Allah'ın dilemesi müstesna, ebedî olarak
kalacaksınız." der. Şüphesiz rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyi çok iyi
bilendir.
Allah, kıyamet gününde müşrikleri, dostları olan Cin şeytanlarıyla bir araya
topladığı zaman onlara: "Ey Cin topluluğu, şüphesiz ki insanlardan birçoğunu
saptırdınız." diyecektir. Cinlerin, insanlardan olan dostlun ise şöyle derler:
"Ey rabbimiz, dünyada biz birbirimizden faydalandık ve senin, ölümümüz için
tayin ettiğin vakte ulaştık. "Allah da onlara: "Sizin vanp kalacağınız yer
Cehennem ateşidir, orada ebedi olarak kalacaksınız. Allah'ın dilemiş olduğu süre
hariç. O da kabirlerinizden çırıp Cehennem ateşine varacağınız zamandır." der.
Şüphesiz ki rabbin, yaratıklarının işlerini zevk ve idare etmekte hüküm ve
hikmet sahibidir ve onları çok iyi bilmektedir.
Âyet-i kerime’de geçen "Birbirimizden faydalandık." ifadesinden maksat,
Şeytanların, insanlara şehvani şeyleri süslü göstermeleri ve haramları
yaldızlamalarıdır. Şeytanların insanlardan faydalanmaları ise, insanların
kendilerine itaat etmeleri, sözlerini dinlemeleri ve şeytanların, insanları sevk
ve idare edenler haline gelmeleridir.
İşte biz böylece, kazandıkları günahlardım dolayı
zalimlerin bir kısmını, diğer bir kısmının başına dikeriz.
İnsanların zarara uğrayanlarını, kemlilerini aldatan Cin taifesiyle dostlar
kıldığımız gibi, zalimleri de zulüm ve azgınlıklarının cezası olarak
birbirlerine musallat ederiz. Onları birbirleriyle helak eder ve onları
birbirine düşürerek intikam alırız.
Diğer bir âyet-i kerime’de
de şöyle buyuruluyor: "Kim, rahman olan Al-Uthf anmaktan yüzçevîrirse, biz ona.
bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan her zaman onunla beraberdir.
Zuhruf sûresi, Âyet: 36
"Ey Cin ve insan topluluğu, içinizden size âyetlerimi
okuyan ve sizi, bugününüze kavuşacağınız hususunda uyaran Peygamberler gelmedi
mi? Onlar: "Kendi aleyhimize şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve
kendi aleyhlerine, kâfir olduklarına dair şahitlik ettiler.
Allahü teâlâ, kıyamet gününde cin ve
insanların kafirlerini bir araya toplayarak onları kınamak için şöyle
buyuracaktır: "Ey Cin ve insan topluluğu, size içinizden, âyetlerimi anlatan ve
sizi bugünle karşılaşacağınız hususunda uyaran Peygamberler gelmedi mi?
Yaptıklarınızın yanlış olduğuna dair sizi uyarmadı mı? Aynı şekilde devam
ettiğiniz takdirde azabımla karşılaşacağınızı sizlere bildirmediler mi de hiç
düşünüp ibret almadınız?
Bu iki topluluktan kâfirler şu cevabı vereceklerdir: "Evet, Peygamberlerinin
bize gelip senin emir ve yasaklanın tebliğ ettiklerini itiraf ediyor ve kendi
aleyhinize şahitlik yapıyoruz"
Evet, bunları dünya hayatının süsleri aldatmıştır. Bunlar, kendi aleyhlerine,
kâfir olduklarına dair şahitlik etmiş olacaklar ve suçlanın itiraf edeceklerdir.
Müfessirler, cinlere bizzat kendilerinden
Peygamberler gönderilip gönderilmediği hususunda iki görüş zikretmişlerdir.
a) Dehhaka göre, insanlara,
insanlardan Peygamberler gönderildiği gibi Cinlere de cinlerden Peygamberler
gönderilmiştir. Çünkü bu âyet-i kerime’de
"Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size, âyetlerimi okuyan ve sizi, bu
gününüze kavuşacağınız hususunda uyaran, Peygamberler gelmedi mi?" buyurulmuş,
onlar da geldiğini itiraf etmişlerdir.
b) İbn-i Cüreyce göre ise cinlere
cinlerden peygamberler gönderilmemişti. Çünkü Allahü
teâlâ, cin taifesinden hiçbir peygamber göndermemiştir. Ancak
cinilere, insanlara gönderilen peygamberler tarafından vazifelendirilen
uyarıcılar gitmiştir. Bunlar Kuranı işittikten sonra gidip kavimlerini
uyarmışlardır. Bu Âyette cinlerden de Peygamberler gönderildiği zannına kapılmak
mümkün ise de aslında onlardan peygamber gönderilmemiş, cin ve insan
taifelerinin birbirlerinden, her iki topluluğa da Peygamber gönderilmiş, bu
sebeple cin ve insan birlikte zikredilmiştir.
Bu böyledir. Çünkü rabbin bir ülkeyi, halkı gaflette
iken haksız yere helak edici değildir.
Bu iş böyledir. Biz, Peygamberler gönderdik. Bu Peygamberler vasıtasıyla cinleri
ve insanları uyardık. Çünkü senin rabbin, halkı uyarılmamış olan gaflet içindeki
bir ülkeyi haksız yere helak etmez.
Âyette geçen "Rabbin bir ülkeyi haksız yere helak edici değildir" ifadesi iki
şekilde izah edilmiştir.
Birinci izah şöyledir "Rabbin kendisine
ortak koşarak zulme düşen bir ülkeyi derhal helak etmez. Onlara peygamberler
gönderir ve kendilerini uyarır. Eğer vazgeçmezlerse ondan sonra onları helak
eder. Ta ki onlar, "Biz herhangi bir müjdeleyen ve uyaran gelmedi." demesinler.
Bu izaha göre haksızlık yapma, ülkenin sıfatı olmaktadır.
İkinci izah şekli de şöyledir: "Rabbin,
bir ülkeyi, peygamberler, mucizeler ve ibretler gönderip uyarmadan önce o ülke
halkını suçsuz olarak helak etmez. Zira Allah, kullarına aslu zulmetmez." Bu
izaha göre haksızlık yapma, Rabbin sıfatıdır.
Taberani birinci izah tarzının
âyet-i kerime’nin
üslubuna daha uygun olduğunu ve bu itibarla da tercihe şayan olduğunu
söylemiştir.
Bu hususta diğer âyetlerde de şöyle buyuruluyor: "Biz, bir Peygamber
göndermedikçe kimseye azap etmeyiz. İsra sûresi, âyet:
15 Hiçbir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı bulunmuş olmasın.
Fatır sûresi, Âyet: 24
|