CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

ŞEYH HUBEYŞÎ

Yemen'de yetişen Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerinden, velî. İsmi, Abdurrahmân bin Ömer bin Muhammed bin Abdullah bin Seleme el-Hubeyşî el-Yemenî olup, künyesi Ebû Muhammed'dir. Kaynaklarda doğum târihi bildirilmeyen Hubeyşî, 1378 (H.780) senesinde vefât etti. Zamânında bulunan İslâm âlimlerinin önde gelenlerinden, yüksek bir zât idi. Devamlı olarak ibâdet ve tâat ile meşgûl olurdu. Hep oruç tutardı. Kur'ân-ı kerîmi çok okurdu. Talebe yetiştirirdi. Birçok kimse ondan istifâde edip, ilim öğrendi. Bir ara kâdı oldu. Doğruluk ve takvâ üzere hareket ederdi. Verdiği kararlarda çok isâbet etmekle tanınmıştır. Ahâli, onun gibi hâli, yaşayışı güzel olan bir kâdıları olduğu için Allahü teâlâya hamd ederlerdi. Şeyh Hubeyşî, hiçbir şeyden ve hiçbir kimseden çekinmeden, hakkı, hakîkatı söyleyen ve söylediğiyle amel eden, iyiliğin emredilmesi ve kötülüğün yasak edilmesi için çalışan, bunları yaparken kınayan olursa, onların kınamalarına aldırmadan vazîfesine devâm eden çok yüksek bir zât idi.

Zebîdî diyor ki: "Ebû Muhammed el-Hubeyşî, sâlih rüyâlar görmekle de tanınmıştır." Bu rüyâlardan birisini kendisi şöyle anlatır: "Bir sene hacca gitmiştim. Kendi kendime kâdılığı terk etmeye niyet ettim. Bu niyetimi Harem-i şerîfte tekrarladım. Bu kararımda sâbit olup, sekiz ay kadar iki kişi arasında hüküm vermedim. Bir gece rüyâmda Resûlullah efendimizi gördüm. Benim hüküm vermek için oturduğum yerde oturuyordu. Etrâfında da Eshâb-ı kirâmdan bâzıları vardı. Onlardan hazret-i Ebû Bekr'i tanıdım. Resûlullah efendimize yakın bir yere oturdum. Benim o sırada bâzı müşkil meselelerim vardı. Kendi kendime; "Resûlullah efendimiz bu müşkil meseleleri hâlleder." diye düşündüm. Daha sonra bu meseleleri Resûlullah efendimize sormaya başladım. Bana, bu meselelerin cevâbını tek tek açıklıyordu. Sonra ben huzûrunda diz üstü oturduğum halde, başımı eğdim. Bu arada kâdılığı bırakmak niyetimin uygun olup olmadığını onlara anlatmaya çalışıyordum. Ben bu şekilde otururken, iki kişi bana geldi. Onlardan biri diğerinden dâvâcı oldu. O iki kimseye; "Ben uzun zamandır hüküm vermeyi (kâdılığı) bıraktım. Hem burada, her şeyin kendisinde son bulduğu asıl vardır. Niçin O'na değil de bana soruyorsunuz?" diyerek, Resûlullah'ı işâret edip, gösterdim. Resûlullah efendimiz bana; "Aralarında hüküm ver!" buyurdu. Bu durum bana çok ağır geldi. Huzûrlarında bir şey söylemekten, hele hüküm vermekten çok utanıyor ve sıkılıyordum. Bununla berâber, Resûlullah efendimizin emrine itâat ettim. Aralarında hüküm verdim. Sonra uyandım. Bu rüyâdan, Resûlullah efendimizin, benim kâdılığa devâm etmemi arzu ettiklerini anladım ve kâdılığa devâm ettim.

Yine bir başka gece rüyâmda fıkıh âlimlerinin meclisinde idim. Birden bana, Resûlullah efendimizden açık bir mektup geldi.Mektubu aldım. Mektupta beş satır yazı olup, hüküm vermeye devâm etmemi ve bu işte sebât göstermemi emrediyordu. Ben mektubu okurken, Resûlullah efendimiz sanki yakınımızda bir yerdeydi ve sanki ben O'na bakıyor gibiydim."

Hubeyşî hazretlerine, vefâtından iki sene önce, rüyâsında, vefât edeceği yer ve zaman bildirilmiştir. Vefât ettiği zaman, cenâzesinde hazır bulunanlardan bâzıları; "Biz onun cenâzesinde bulunmakla, çok nûrlar, apaçık işâretler, hayra alâmetler ve güzel hâller gördük." demişlerdir.

 

KAYNAKLAR

1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.58

2) El-A'lâm; c.3, s.319

3) Tabakât-ül-Havâs; s.65

4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.10, s.144