CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

AYDERÛSÎ (Ebû Muhammed)

Yemen'de yetişen velîlerden. İsmi Abdullah bin Abdullah bin Abdullah Ayderûsî, künyesi Ebû Muhammed'dir. Seyyid olup, soyu Peygamber efendimize ulaşır. 1538 (H.945) senesi Terîm şehrinde doğdu. 1610 (H.1019) senesi Terîm'de ikindi namazının secdesinde vefât etti. Cenâze namazını oğlu Zeynelâbidîn kıldırdı. Cenâzesinde sultan ile devletin diğer ileri gelenleri hazır bulundu. Kendisinin önceden yerini aldığı Zenbil kabristanlığı ile Mescid-i Nûr arasındaki yerine defnedildi. Kabri üzerine sonradan bir türbe yapılmış olup ziyâret mahallidir.

Ayderûsî, babasının derslerinde yetişti. Ondan birçok ilimleri tahsîl etti. Sonra oradaki zamânın din büyükleriyle görüşüp istifâde etti. İcâzet, diploma aldı. Şihâbüddîn Ahmed bin Abdurrahmân, Hüseyin bin Abdullah Ahmed bin Abdullah bunlardandır. Babası ile birlikte 1558 senesi Ahmedâbâd'a gitti ve velîlerle görüştü. Sonra memleketi olan Terîm'e döndü. İnsanlara ilim ve edeb öğretmeye başladı. Çeşitli yerlerden insanlar akın akın sohbetine koştular. Ayderûsî hazretleri, Hadramût beldesinin şeyhi, büyüğü oldu. Baba ve dedeleri de öyle idi. Evlatları da sonradan insanlara hizmet yolunu canla başla devâm ettirdiler. Oğulları Muhammed, Zeynelâbidîn torunu Abdurrahmân Sakkâf bin Muhammed ve başkaları böyle idi. Ayderûsî çok ibâdet ederdi. Baba ve dedeleri gibi çok cömert idi. Âlimler, onun zamânın büyüğü olduğu husûsunda ittifak, sözbirliği ettiler.

Güzel huy ve ahlâkı yanında üzerinde büyük bir heybet hâli vardı. Sükûtu konuşmasından fazla idi. İhtiyaç hâli, insanlara bir şeyi öğretmek ve Cumâ namazı kılmanın dışında hiç bir sebeple evinden çıkmayıp, evinde ibâdet ile meşgûl oldu. Dışarı çıktığında insanlar etrâfına toplanır elini öpmek isterler, duâsına kavuşmayı arzu ederlerdi. Ayderûsî'nin güzel hâlleri yanında bâzı kerâmetleri görüldü. Talebelerinden birinin malı çalınmıştı. Buna çok üzüldü. Ayderûsî hazretleri onun üzüntüsünün sebebini öğrenince; "Falan yere git. Orada bekle. İlk geçen kişiyi tut ve çalınan malını geri iste. Eğer verirse ne âla. Yok, inkâr ederse onu buraya getir." dedi. Talebe buyrulanı yaptı. İlk gelen kişiden malını istedi. O da malını aldığını îtirâf edip geri verdi ve özür diledi. Bu, Ayderûsî hazretlerinin kerâmeti ile olmuştu.

O zamanda sâlihlerden biri, rüyâsında, Müdeyhac Mescidinde Resûlullah efendimizin mihrâbda namaz kıldığını gördü. Ayderûsî hazretleri de arkasında efendimize uymuş birlikte kılıyordu. Sabah olunca rüyâsını tanıdıklarına anlatıp tâbirini istedi. Onlar da Ayderûsî hazretlerinin Resûlullah efendimize çok yakın ve tam uyduğu şeklinde tâbir ettiler.

Ayderûsî hazretleri, Terîm beldesine birçok hayırlı eserler yaptırdı. Mescid-i Ebrâr, Mescid-i Nûr bunlardandır. Fakir-fukarâ kimseler meyvelerinden istifâde etsinler diye çok meyve ağacı diktirdi. Ağaçlar kısa zamanda meyve vermeye başlayınca, fakir fukarânın bütün ihtiyaçları buradan temin edildi. Gariblerin duâsı hep onunla oldu.

 

KAYNAKLAR

1) Hulâsât-ül-Eser; c.3, s.49

2) El-Meşre-ur-Revî; c.2, s.175