8. YALANIN CÂİZ OLDUĞU YERLER
Bilesin ki yalan aslında haram ise de
bazı hallerde, el-Ezkâr adlı
kitabımda açıkladığım şartlarla câiz olur. Mes'elenin özü şudur:
Söz, maksatları ifade vasıtasıdır. Böyle
olunca, yalana başvurmaksızın erişilmesi mümkün olan her meşru
maksatta yalan söylemek kesinlikle haramdır. Böyle bir maksadın
elde edilmesi ancak yalan söylemekle mümkün olacaksa o takdirde
yalan câizdir. Şayet o meşru maksada ulaşmak mübah ise, yalan da
mübah; vâcip ise, yalan da vâcip olur.
Binaenaleyh bir müslüman, kendisini
öldürmek isteyen bir zâlimden gizlense ya da malını almak isteyen
bir zorbadan malını saklasa, bir başka müslümana da o kişi ve malı
sorulsa, -zulmü önlemek için- bu müslümanın onu gizlemek
maksadıyla yalan söylemesi vâcip olur.
Yine bir kimsenin yanında bir emanet
olsa, bir zorba da ona el koymak istese, onu gizlemek için yalan
söylemesi vacip olur. Bu ve benzeri hallerin tamamında, söz yalan
gibi görünse veya muhatap öyle sansa da aslında kendi içinde doğru
bir maksadı kastedip ona ters düşmeyecek tarzda konuşması (tevriye
yapması) en ihtiyatlı yoldur. Eğer böyle yapması mümkün olmaz da
mutlaka yalan söylemek zorunda kalırsa, o da haram değildir,
yapabilir. Alimler, böylesi durumlarda yalanın câiz olduğuna
aşağıdaki Ümmü Külsûm hadisini delil getirmişlerdir.
Ümmü Külsûm
radıyallahu anhâ’dan
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in
şöyle buyurduğunu işittiği nakledilmiştir:
"İnsanların
arasını düzeltmek maksadıyla birinden ötekine uygun sözler taşıyan
(veya hayırlı konuşan) yalancı sayılmaz."
Buhârî,
Sulh 2;
Müslim,
Birr 101. Ayrıca
bk. Ebû
Dâvûd, Edeb 50;
Tirmizî,
Birr 26
Müslim'in rivayetinde (Birr
101) şu ifadeler yer almaktadır:
Ümmü Külsûm
şöyle dedi:
"Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in, şu
üç hal dışında, halkın yalan söylemesine ruhsat verdiğini
hatırlamıyorum:
Harbte,
Kişilerin
arasını düzeltmekte,
(Aile dirliğini
sağlamak için) kocanın hanımına, hanımın kocasına söylediği
sözlerde." |
٨- باب بيان مَا يجوز من الكذب
اعلَمْ أنَّ الكَذِبَ ، وإنْ كَانَ أصْلُهُ مُحَرَّماً ، فَيَجُوزُ
في بَعْضِ الأحْوَالِ بِشُروطٍ قَدْ أوْضَحْتُهَا في كتاب : "
الأَذْكَارِ " ، ومُخْتَصَرُ ذَلِكَ : أنَّ الكلامَ وَسيلَةٌ إِلَى
المَقَاصِدِ ، فَكُلُّ مَقْصُودٍ مَحْمُودٍ يُمْكِنُ تَحْصِيلُهُ
بِغَيْرِ الكَذِبِ يَحْرُمُ الكَذِبُ فِيهِ ، وإنْ لَمْ يُمْكِنْ
تَحْصِيلُهُ إِلاَّ بالكَذِبِ ، جازَ الكَذِبُ . ثُمَّ إنْ كَانَ
تَحْصِيلُ ذَلِكَ المَقْصُودِ مُبَاحاً كَانَ الكَذِبُ مُبَاحاً ،
وإنْ كَانَ وَاجِباً ، كَانَ الكَذِبُ وَاجِباً . فإذا اخْتَفَى
مُسْلِمٌ مِنْ ظَالِمٍ يُريدُ قَتْلَهُ ،
أَوْ أَخذَ مَالِهِ وأخفى مالَه وَسُئِلَ إنْسَانٌ عَنْهُ ،
وَجَبَ الكَذِبُ بإخْفَائِه . وكذا لو كانَ عِندَهُ وديعَةٌ ، وأراد
ظالمٌ أخذها ، وجبَ الكذبُ بإخفائها . وَالأحْوَطُ في هَذَا كُلِّهِ
أن يُوَرِّيَ . ومعْنَى التَّوْرِيَةِ : أنْ يَقْصِدَ بِعِبَارَتِهِ
مَقْصُوداً صَحيحاً لَيْسَ هُوَ كَاذِباً بالنِّسْبَةِ إِلَيْهِ ،
وإنْ كَانَ كَاذِباً في ظَاهِرِ اللَّفْظِ ، وبالنِّسْبَةِ إِلَى مَا
يَفْهَمُهُ المُخَاطَبُ ، وَلَوْ تَرَكَ التَّوْرِيَةَ وَأطْلَقَ
عِبَارَةَ الكَذِبِ ، فَلَيْسَ بِحَرَامٍ في هَذَا الحَالِ .
وَاسْتَدَل العُلَمَاءُ بِجَوازِ الكَذِبِ في هَذَا الحَالِ بِحَديثِ
أُمِّ كُلْثُومٍ رَضِيَ اللّه عنها،
أنها سمعتْ رسُولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : ( لَيْسَ
الكَذَّابُ الَّذِي يُصْلِحُ بَيْنَ النَّاسِ ، فَيَنْمِي خَيْراً
أَوْ يَقُولُ خَيْراً ) . متفق
عَلَيْهِ .
زاد مسلم في رواية : قالت أُمُّ
كُلْثُومٍ : وَلَمْ أسْمَعْهُ يُرَخِّصُ في شَيْءٍ مِمَّا يَقُولُ
النَّاسُ إِلاَّ في ثَلاَثٍ، تَعْنِي : الحَرْبَ ، والإصْلاَحَ
بَيْنَ النَّاسِ ، وَحَديثَ الرَّجُلِ امْرَأَتَهُ ، وَحديثَ
المَرْأَةِ زَوْجَهَا . |