12. HAYIRLI İŞLER SEBEBİYLE
MÜJDELEMEK VE TEBRİK ETMEK
•
“Dinleyip de sözün en güzeline uyan
kullarımı müjdele!.” Zümer sûresi (39), 17–18
•
“Rableri onları, kendisinden bir rahmet,
sonsuz hoşnutluk ve içinde kendileri için tükenmez nimetler
bulunan cennetlerle müjdeler.” Tevbe sûresi (9), 21
•
“Size vaad olunan cennetle sevinin!”
Fussilet sûresi (41), 30
•
“Biz de onu, yumuşak huylu bir oğlanla
müjdeledik.” Sâffât sûresi (37), 101
•
“Andolsun ki elçilerimiz İbrâhim’e müjde
getirdiler.” Hûd sûresi (11), 69
•
“İbrâhim’in karısı da ayakta durmuş
dinliyordu; bu sözleri duyunca güldü. Ona da İshâk’ı, İshâk’ın
ardından da Ya`kûb’u müjdeledik.” Hûd sûresi (11), 71
•
“Zekeriyyâ mâbedde durmuş namaz kılarken
melekler ona: “Allah seni Yahyâ ile müjdeliyor” diye seslendiler.”
Âl-i İmrân sûresi (3), 39
•
“Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah
sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor. Adı Mesîh (Meryem oğlu
Îsa)’dır.” Âl-i İmrân sûresi (3), 45 |
١٢- باب استحباب التبشير والتهنئة بالخير
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { فَبَشَّرْ عبادِ الذينَ يَسْتَمِعُونَ
القَوْلَ فيتَّبِعُونَ أَحْسَنهُ }
[ الزمر : ١٧-١٨ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ
مِنْهُ وَرِضْوانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُقِيمٌ }
[ التوبة : ٢١ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَأَبْشِرُوا بِالجَنَّةِ الَّتي كُنْتُم
تُوعَدُونَ }
[ فصلت : ٣٠ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلاَمٍ حَلِيمٍ }
[ الصافات : ١٠١ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَلَقدْ جَاءتْ رُسُلُنَا إبْراهِيمَ
بِالبُشْرَى }
[ هود : ٦٩ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَامْرَأَتُهُ قَائِمَةٌ فَضَحِكَتْ
فَبَشَّرْنَاهَا بِإِسْحَاقَ وَمِنْ وَرَاءِ إسْحَاقَ يَعْقُوبَ }
[ هود : ٧١ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ فَنَادَتْهُ المَلاَئِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ
يُصَلِّي في المِحْرَابِ أَنَّ اللّه يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَى }
[ آل عمران : ٣٩ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ إِذْ قَالَتِ الْمَلاَئِكَةُ يَا مَرْيَمُ
إنَّ اللّه يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمسِيحُ }
[ آل عمران : ٤٥ ]
الآية ، والآيات في الباب كثيرة معلومة .
وأما الأحاديث فكثيرةٌ جِدّاً وهي مشهورة في الصحيح ، مِنْهَا : |
|
708.
Ebû İbrâhim veya Ebû Muhammed yahut Ebû Muâviye Abdullah
İbn Ebû Evfâ radıyallahu anhümâ
şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Hatice
radıyallahu anhâ’yı cennette,
içinde hiçbir gürültünün duyulmayıp hiçbir yorgunluğun
hissedilmeyeceği, inciden yapılmış bir köşkle müjdeledi.
Buhârî, Umre 11, Menâkıbü’l-ensâr
20, Nikâh 108, Edeb 23, Tevhîd 32, 35;
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 71-74. Ayrıca bk.
Tirmizî, Menâkıb 61;
İbn Mâce, Nikâh 56 |
٧٠٨-
عن أَبي إبراهيم ، ويقال : أَبُو محمد ، ويقال : أَبُو معاوية عبد
اللّه بن أَبي أوفى رضي اللّه عنهما
: أنّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بَشَّرَ خَدِيجَةَ رضي
اللّه عنها ببَيْتٍ في الجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ ، لاَ صَخَبَ
فِيهِ ، وَلاَ نَصَبَ . متفقٌ عَلَيْهِ
.
( القَصَبُ )
: هُنَا اللُّؤْلُؤُ الْمُجَوَّفُ . وَ(
الصَّخَبُ ) : الصِّياحُ وَاللَّغَطُ .وَ(
النَّصَبُ ) : التَّعَبُ . |
|
709.
Ebû Mûsâ el-Eş`arî radıyallahu anh’ın
anlattığına göre bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkarken kendi
kendine: “Bugün Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’den
hiç ayrılmayacağım; hep onun yanında bulunacağım”, dedi. Sonra
Mescid’e gidip oradaki sahâbîlere
Peygamber aleyhisselâm’ın
nerede olduğunu sordu. Onlar da:
- Şu tarafa
doğru gitti, dediler.
Ebû Mûsâ
olanları şöyle anlattı:
Resûl-i Ekrem’in gittiği
yeri sora sora nihayet Eris Kuyusu’nun
bulunduğu bahçede olduğunu öğrendim. Ben de bahçe kapısının yanına
oturdum. Peygamber
aleyhisselâm tuvalet ihtiyacını
giderip abdest aldı. Ben de kalkıp yanına vardım. Baktım ki
Eris Kuyusu’nun kenarındaki
taşların üzerine, kuyu ağzındaki bileziğin tam ortasına oturmuş,
baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmış. Kendisine selâm
verdikten sonra geri dönüp kapının yanına oturdum. Kendi kendime:
“Bugün Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
kapıcısı olacağım”, dedim. O sırada Ebû Bekir
radıyallahu anh gelerek kapıyı
çaldı.
- Kim o? diye
sordum.
- Ebû Bekir,
dedi.
- Biraz bekle,
dedikten sonra Peygamber
aleyhisselâm’ın yanına vardım ve:
Yâ Resûlallah! Ebû Bekir geldi, huzura girmek için izin istiyor,
dedim.
-
“İzin ver ve onu cennetle müjdele”,
buyurdu.
Geri dönüp Ebû
Bekir’e:
- İçeri gir,
Resûlüllah seni cennetle
müjdeliyor, dedim.
Ebû Bekir içeri
girdi. Peygamber
aleyhisselâm’ın sağ tarafına geçip
onun yanına, kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve tıpkı
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem gibi
baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıttı.
Ben de geri
dönüp yerime oturdum. Ben evden çıkarken abdest almakta olan
kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer
Allahü teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. O
sırada birinin kapıyı ittiğini gördüm.
- Kim o? diye
sordum.
- Ömer İbnü’l-Hattâb,
dedi.
- Biraz bekle,
dedikten sonra Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
yanına giderek selâm verdim ve: Ömer geldi, huzura girmek için
izin istiyor, dedim.
-
“İzin ver ve onu cennetle müjdele”,
buyurdu.
Ömer’in yanına
dönerek:
-
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem içeri
girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim.
Ömer içeri
girdi. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in sol
tarafına geçerek kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve
ayaklarını kuyuya sarkıttı.
Ben de dönüp
kapının yanına oturdum. Kardeşimi düşünerek kendi kendime: “Eğer
Allahü teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim.
Bu sırada biri gelip kapıyı itti.
- Kim o? diye
sordum.
- Osman İbn
Affân, dedi.
- Biraz bekle,
diyerek Peygamber
aleyhisselâm’ın yanına gittim ve
onun geldiğini haber verdim.
-
“İzin ver ve başına gelecek belâ ile
birlikte onu cennetle müjdele”, buyurdu.
Geri döndüm ve:
- İçeri gir,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem başına
gelecek belâ ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim.
Osman içeri
girdi. Kuyu bileziğinde oturacak yer kalmadığını görünce, onların
karşılarında bir başka yere oturdu.
Saîd İbnü’l-Müseyyeb
dedi ki: Ben bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordum.
Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe 5,
Edeb 119, Fiten 17, Ahbâru’l-âhâd 3;
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 29. Ayrıca bk.
Tirmizî, Menâkıb 18.
Buhârî’nin bir rivayetinde şu
fazlalık vardır:
Resûlüllah
sallallahu
aleyhi ve
sellem
bana kapıyı
korumamı
emretti.
O rivayette şu
ilave de vardır:
Osman müjdeyi
duyunca Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi.
Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe 6 |
٧٠٩-
وعن أَبي موسى الأشعري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أَنَّهُ تَوَضَّأ في بَيْتِهِ ، ثُمَّ خَرَجَ ،
فَقَالَ :
لأَلْزَمَنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، وَلأَكُونَنَّ مَعَهُ يَوْمِي هَذَا ،
فَجَاءَ الْمَسْجِدَ ، فَسَألَ عَنِ النَّبيِّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم،
فَقَالُوا وجَّهَ هاهُنَا،
قَالَ :
فَخَرَجْتُ عَلَى أثَرِهِ أسْألُ عَنْهُ ، حَتَّى دَخَلَ بِئْرَ
أريسٍ، فَجَلَسْتُ عِندَ البَابِ حتَّى قضى رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
حاجتهُ وتوضأ ، فقمتُ إليهِ ، فإذا هو قد جلسَ على بئرِ أريسٍ
وتوَسَّطَ قُفَّهَا ، وكشَفَ عنْ ساقيهِ ودلاّهُما في البئرِ ،
فسلمتُ عَليهِ ثمَّ انصَرَفتُ ، فجلستُ عِندَ البابِ ، فَقُلْتُ :
لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رسولِ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم الْيَوْمَ ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ فَدَفَعَ
الْبَابَ ، فقلتُ : مَنْ هَذَا ؟
فَقَالَ :
أَبُو بَكْرٍ ، فقُلتُ : عَلَى رِسْلِكَ ، ثُمَّ ذَهبْتُ ، فقلتُ :
يَا رسول اللّه ، هَذَا أَبُو بَكْرٍ يَستَأْذِنُ ،
فَقَالَ :
( ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ )
فَأقْبَلْتُ حَتَّى قُلْتُ لأَبي بَكْرٍ : ادْخُلْ وَرسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
يُبَشِّرُكَ بِالجَنَّةِ ، فَدَخَلَ أَبُو بَكرٍ حَتَّى جَلَسَ عَنْ
يَمينِ النَّبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم مَعَهُ في القُفِّ ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ في البِئْرِ
كَمَا صَنَعَ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ ، ثُمَّ رَجَعْتُ
وَجَلَسْتُ ، وَقَدْ تَرَكْتُ أخِي يَتَوَضَّأ وَيَلْحَقُنِي ، فقلتُ
: إنْ يُرِدِ اللّه بِفُلانٍ – يُريدُ أخَاهُ – خَيْراً يَأتِ بِهِ .
فَإذَا إنْسَانٌ يُحَرِّكُ الْبَاب ، فقلتُ : مَنْ هَذَا ؟
فَقَالَ :
عُمَرُ بن الخَطّابِ ، فقلتُ : عَلَى رِسْلِكَ ، ثُمَّ جِئْتُ إِلَى
رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ وَقُلْتُ : هَذَا عُمَرُ يَسْتَأذِنُ ؟
فَقَالَ :
( ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بالجَنَّةِ )
فَجِئْتُ عُمَرَ ، فقلتُ : أَذِنَ وَيُبَشِّرُكَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
بِالجَنَّةِ ، فَدَخَلَ فَجَلَسَ مَعَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم في
القُفِّ عَنْ يَسَارِهِ وَدَلَّى رِجْلَيْهِ في البِئرِ ، ثُمَّ
رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ ، فَقُلتُ : إنْ يُرِدِ اللّه بِفُلاَنٍ خَيْراً
– يَعْنِي أخَاهُ – يَأْتِ بِهِ ،
فَجَاءَ إنْسَانٌ فَحَرَّكَ الْبَابَ . فَقُلتُ : مَنْ هَذَا ؟
فَقَالَ :
عُثْمَانُ بن عَفَّانَ . فقلتُ : عَلَى رِسْلِكَ ، وجِئْتُ النَّبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
فأخْبَرْتُهُ ،
فقالَ :
( ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ
مَعَ بَلْوَى تُصِيبُهُ ) فَجِئْتُ ، فقلتُ : ادْخُلْ
وَيُبَشِّرُكَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم بِالجَنَّةِ مَعَ بَلْوَى تُصيبُكَ ،
فَدَخَلَ فَوجَدَ الْقُفَّ قَدْ مُلِئَ ، فجلس وِجَاهَهُمْ مِنَ
الشِّقِّ الآخرِ . قَالَ سَعيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ : فَأوَّلْتُهَا
قُبُورَهُمْ . متفقٌ عَلَيْهِ .
وزاد في رواية : وأمرني رسولُ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم بحفظِ الباب . وَفيها : أنَّ عُثْمانَ
حِيْنَ بَشَّرَهُ حَمِدَ اللّه تَعَالَى ، ثُمَّ
قَالَ :
اللّه المُسْتَعانُ .
وَقَوْلُه :
( وَجَّهَ ) بفتحِ الواوِ وتشديد
الجيمِ . أيْ : تَوَجَّهَ . وَقَوْلُه :
( بِئْر أَرِيْسٍ ) هُوَ بفتح
الهمزة وكسرِ الراءِ وبعدها ياءٌ مثناة من تحت ساكِنة ثُمَّ سِين
مهملة وَهُوَ مصروف ومنهم من منع صرفه ، وَ(
القُفُّ ) بضم القاف وتشديد الفاءِ : وَهُوَ المبنيُّ حول
البئر . وَقَوْلُه :
( عَلَى رِسْلِك ) بكسر الراء عَلَى
المشهور ، وقيل : بفتحِهَا ، أيْ : ارفق . |
|
710. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
etrafında, Ebû Bekir ve Ömer radıyallahu
anhümâ’nın da bulunduğu bir grup insanla oturuyorduk. Bir
ara Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
aramızdan kalkıp gitti. Uzunca bir süre dönmeyince, başına kötü
bir iş gelmesinden korktuk ve telaşla yerimizden kalktık. Bu
endişeyi ilk duyan bendim.
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem’i araya araya ensardan Neccâr oğullarına ait bir
bahçeye geldim. Giriş kapısını arayarak bahçenin etrafını
dolandım; fakat bir kapı bulamadım. Bahçenin dışındaki bir kuyudan
içeriye su veren küçük bir ark gördüm ve oradan büzülerek
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
yanına girdim.
-
“Ebû Hüreyre! Sen misin?” diye sordu.
- Evet, yâ
Resûlallah! dedim.
- “Ne haber?” dedi.
- Aramızda
otururken kalkıp gittin; geri dönmediğini görünce, sana bir
kötülük yapılmasından korkup telaşlandık. İlk endişe duyan da ben
oldum. Kalkıp bu bahçeye geldim ve tilki gibi iki büklüm içeri
girdim. Diğerleri de arkadan geliyor, dedim.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Ebû Hüreyre!” diye
seslendikten sonra ayakkabılarını çıkarıp verdi ve şunları
söyledi: “Şu ayakkabılarımı alıp geri
dön. Bu duvarın arkasında, gönülden inanarak “Lâ ilâhe illallah”
diyen kime rastlarsan, onu cennetle müjdele!”
Müslim, Îmân 52 |
٧١٠-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
كُنَّا قُعُوداً حَوْلَ رسولِ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، وَمَعَنَا أَبُو بَكرٍ وَعُمَرُ
رضي اللّه عنهما في نَفَرٍ ،
فَقَامَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم مِنْ بَيْنِ أظْهُرِنَا فَأبْطَأ عَلَيْنَا ،
وَخَشِينَا أنْ يُقْتَطَعَ دُونَنَا وَفَزِعْنَا فَقُمْنَا ،
فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ ، فَخَرَجْتُ أبْتَغِي رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
حَتَّى أتَيْتُ حَائِطاً للأنصَارِ لِبَني النَّجَارِ ، فَدُرْتُ
بِهِ هَلْ أجِدُ لَهُ بَاباً ؟ فَلَمْ أجِدْ ! فَإذَا رَبيعٌ
يَدْخُلُ في جَوْفِ حَائِطٍ مِنْ بِئْرٍ خَارِجَهُ – وَالرَّبِيعُ :
الجَدْوَلُ الصَّغِيرُ – فَاحْتَفَرْتُ ، فَدَخَلْتُ عَلَى رسول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم،
فَقَالَ:
( أَبُو هُرَيْرَةَ ؟ ) فقلتُ : نَعَمْ ، يَا رسول اللّه ،
قَالَ :
( مَا شأنُكَ ؟ ) قُلْتُ : كُنْتَ
بَيْنَ أظْهُرِنَا فَقُمْتَ فَأبْطَأتَ عَلَيْنَا ، فَخَشِينَا أنْ
تُقْتَطَعَ دُونَنَا ، ففزعنا ، فَكُنْتُ أوّلَ مَنْ فَزِعَ ،
فَأتَيْتُ هَذَا الحَائِطَ ، فَاحْتَفَرْتُ كَمَا يَحْتَفِرُ
الثَّعْلَبُ ، وهؤلاء النَّاسُ وَرَائِي .
فَقَالَ :
( يَا أَبَا هُرَيرَةَ )
وَأعْطَانِي نَعْلَيْهِ ،
فَقَالَ :
( اذْهَبْ بِنَعْلَيَّ هَاتَيْنِ ، فَمَنْ
لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الحَائِطِ يَشْهَدُ أنْ لا إله إِلاَّ
اللّه مُسْتَيْقِنَاً بِهَا قَلْبُهُ ، فَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ ...
) وَذَكَرَ الحديثَ بطوله ، رواه
مسلم .
( الرَّبِيعُ )
: النَّهْرُ الصَّغَيرُ ، وَهُوَ الجَدْوَلُ – بفتح الجيمِ – كَمَا
فَسَّرَهُ في الحديث . وَقَوْلُه :
( احْتَفَرْتُ ) روِي بالراء
وبالزاي ، ومعناه بالزاي : تَضَامَمْتُ وتَصَاغَرْتُ حَتَّى
أمْكَنَنِي الدُّخُولُ . |
|
711. İbn Şümâse şöyle dedi:
Amr İbn Âs ölüm
döşeğindeyken yanına gittik. Yüzünü duvara döndü, uzun uzun
ağladı. Bunun üzerine oğlu:
- Babacığım!
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem sana
şu müjdeyi vermedi mi? Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem seni
şöyle müjdelemedi mi? demeye başladı.
O zaman Amr İbn
Âs yüzünü bize dönerek dedi ki:
- Âhiret için
hazırladığımız en değerli azık “Lâ ilâhe illallah Muhammedün
Resûlüllah” sözüdür.
Hayatımda üç devir vardır. Bir zamanlar
Resûlüllah’a benden fazla
kin besleyen yoktu. Bir yolunu bulup da onu öldürmek benim en çok
arzu ettiğim şeydi. Şayet bu haldeyken ölseydim, mutlaka
cehennemlik olurdum. Allahü teâlâ gönlüme İslâm sevgisini koyunca,
Peygamber
aleyhisselâm’a gelerek: Elini
uzat, sana biat edeceğim, dedim. O elini uzatınca, ben elimi geri
çektim.
Bunun üzerine
Resûl-i Ekrem:
-
“Ne oldu, Amr?” diye sordu.
- Şart koşmak
istiyorum, dedim.
- “Neyi
şart koşacaksın?” buyurdu.
- Bağışlanmamı,
dedim.
-
“Müslüman olmanın daha önceki günahları
silip süpürdüğünü, hicret etmenin daha önce işlenen günahları yok
ettiğini, haccetmenin daha önce yapılan günahları ortadan
kaldırdığını bilmiyor musun?” buyurdu.
Artık
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’den
daha çok sevdiğim biri yoktu. Gözümde ondan daha büyük biri mevcut
değildi. Ona duyduğum saygıdan dolayı gözlerimi kandıra kandıra
yüzüne bakamazdım. Biri bana onu anlatmamı isteseydi, yüzüne doya
doya bakamadığım için bunu yapamazdım. Şayet bu haldeyken
ölseydim, cennetlik olmayı umabilirdim. Sonra öyle işlere karıştık
ki, o işler karşısında halimin nasıl olduğunu bilemiyorum.
Öldüğüm zaman
arkamdan ne ağıt, ne de ateş yakılsın. Beni gömdüğünüz zaman
üzerime toprağı yavaş yavaş atınız. Sonra bir deveyi boğazlayıp
etini taksim edecek kadar bir zaman kabrimin yanından ayrılmayın
ki, siz yanımdayken yerime alışayım ve Rabbimin elçilerine nasıl
cevap vereceğimi düşüneyim.
Müslim, Îmân 192 |
٧١١-
وعن ابن شِمَاسَة ،
قَالَ :
حَضَرْنَا عَمْرَو بنَ العَاصِ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ وَهُوَ في سِيَاقَةِ الْمَوْتِ ، فَبَكَى
طَوِيلاً ، وَحَوَّلَ وَجْهَهُ إِلَى الجِدَارِ ، فَجَعَلَ ابْنُهُ ،
يَقُولُ : يَا أبَتَاهُ ، أمَا بَشَّرَكَ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
بكَذَا ؟ أمَا بَشَّرَكَ رسولُ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم بِكَذَا ؟ فَأقْبَلَ بِوَجْهِهِ ،
فَقَالَ :
إنَّ أفْضَلَ مَا نُعِدُّ شَهَادَةُ أنْ لا إلهَ إِلاَّ اللّه ،
وَأنَّ مُحَمَّداً رسول اللّه ، إنِّي قَدْ كُنْتُ عَلَى أطْبَاقٍ
ثَلاَثٍ : لَقَدْ رَأيْتُنِي وَمَا أحَدٌ أشَدُّ بُغضاً لرسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
مِنِّي ، وَلاَ أحَبَّ إليَّ مِنْ أنْ أكُونَ قدِ اسْتَمكنتُ مِنْهُ
فَقَتَلْتُه ، فَلَوْ مُتُّ عَلَى تلكَ الحَالِ لَكُنْتُ مِنْ أهْلِ
النَّارِ ، فَلَمَّا جَعَلَ اللّه الإسلامَ في قَلْبِي أتَيْتُ
النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، فقُلْتُ : ابسُطْ يَمِينَكَ فَلأُبَايِعُك ، فَبَسَطَ يَمِينَهُ
فَقَبَضْتُ يَدِي ،
فَقَالَ :
( مَا لَكَ يَا عَمْرُو ؟ ) قلتُ:
أردتُ أنْ أشْتَرِطَ ،
قَالَ :
( تَشْتَرِط مَاذا ؟ ) قُلْتُ : أنْ
يُغْفَرَ لِي ،
قَالَ :
( أمَا عَلِمْتَ أن الإسلامَ يَهْدِمُ مَا
كَانَ قَبْلَهُ ، وَأن الهِجْرَةَ تَهْدِمُ مَا كَانَ قَبلَهَا ،
وَأنَّ الحَجَّ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ ؟ ) وَمَا كَانَ
أحدٌ أحَبَّ إليَّ مِنْ رَسُولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، وَلاَ أجَلَّ في عَيني مِنْهُ
وَمَا كُنْتُ أُطيقُ أن أملأ عَيني مِنْهُ ؛ إجلالاً لَهُ ، ولو سئلت
أن أصفه مَا أطقت ، لأني لَمْ أكن أملأ عيني مِنْهُ ، ولو مُتُّ
عَلَى تِلْكَ الحالِ لَرجَوْتُ أن أكُونَ مِنْ أهْلِ الجَنَّةِ ،
ثُمَّ وَلِينَا أشْيَاءَ مَا أدْرِي مَا حَالِي فِيهَا ؟ فَإذَا أنَا
مُتُّ فَلاَ تَصحَبَنِّي نَائِحَةٌ وَلاَ نَارٌ ، فَإذا
دَفَنْتُمُونِي ، فَشُنُّوا عَليَّ التُّرابَ شَنّاً ، ثُمَّ
أقِيمُوا حَوْلَ قَبْرِي قَدْرَ مَا تُنْحَرُ جَزورٌ ، وَيُقْسَمُ
لَحْمُهَا ، حَتَّى أَسْتَأنِسَ بِكُمْ ، وَأنْظُرَ مَا أُرَاجعُ
بِهِ رسُلَ رَبّي . رواه مسلم .
قَوْله :
( شُنُّوا ) رُوِي بالشّين المعجمة
والمهملةِ ، أيْ : صُبُّوه قَليلاً قَليلاً ، واللّه سبحانه أعلم . |