2. SIR SAKLAMA
•
“Verdiğiniz sözü ve yaptığınız antlaşmayı
yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.”
İsrâ sûresi (17), 34
685. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kıyamet gününde Allahü teâlâ’ya göre en
fena insan, karısıyla mahremiyetini paylaştıktan sonra onun
sırrını ifşâ eden kimsedir.”
Müslim, Nikâh 123, 124. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Edeb 32. |
٢- بابُ حفظ السِّر
قَالَ اللّه تَعَالَى:
{ وَأَوْفُوا بِالْعَهْدِ إنَّ الْعَهْدَ
كَانَ مَسْؤُولاً }
[ الإسراء: ٣٤ ].
٦٨٥-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ مِنْ أشَرِّ
النَّاسِ عِنْدَ اللّه مَنْزِلَةً يَوْمَ القِيَامَةِ الرَّجُلَ
يُفْضِي إِلَى الْمَرْأةِ وتُفْضِي إِلَيْهِ ، ثُمَّ يَنْشُرُ
سِرَّهَا ) رواه مسلم . |
|
686. Abdullah İbn Ömer
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Hazret-i Ömer, kızı Hafsa’nın dul kaldığı zamandan
bahisle dedi ki:
- Osman İbn
Affân ile karşılaştım ve ona Hafsa’dan söz ederek “İstersen sana
Hafsa’yı nikâhlayayım” dedim. Osman:
- Hele bir
düşüneyim, cevabını verdi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra
karşılaştığımızda, “Şimdilik evlenemeyeceğim” dedi. Sonra Ebû
Bekir’e rastladım. Ona da:
- İstersen sana
kızım Hafsa’yı nikahlayayım, dedim. O ise sustu; ağzını açıp da
bir söz söylemedi. Bu sebeple ona Osman’a gücendiğimden daha fazla
kızdım.
Aradan birkaç
gün geçtikten sonra Hafsa’ya Nebiyy-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem talip
oldu. Ben de kızımı ona nikâhladım. O sıralarda Ebû Bekir’le
karşılaştığımızda bana:
- Hafsa’yla
evlenmemi istediğin, benim de sana cevap vermediğim zaman herhalde
bana gücenmişsindir, dedi. Ben:
- Evet, diye
cevap verdim. Ebû Bekir şunları söyledi:
- Bana bu
konuyu açtığında sana bir cevap vermeyişimin sebebi,
Hazret-i Peygamber’in Hafsa
ile evlenmekten söz etmesidir. Elbette
Resûlüllah’ın sırrını ifşâ
edemezdim. Şayet Nebiyy-i Muhterem Hafsa ile evlenmekten
vazgeçseydi, elbette onunla evlenirdim.
Buhârî, Nikâh 33, 36, 46,
Megâzî 12. Ayrıca bk. Nesâî,
Nikâh 30 |
٦٨٦-
وعن عبدِ اللّه بن عمر رضي اللّه عنهما
: أنَّ عمرَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ حِيْنَ تأيَّمَتْ بِنْتُهُ حَفْصَةُ ،
قَالَ :
لَقِيتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفّانَ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ، فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ حَفْصَةَ ، فَقُلْتُ :
إنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ ؟
قَالَ :
سأنْظُرُ فِي أمْرِي . فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ لَقِيَنِي ،
فَقَالَ :
قَدْ بَدَا لِي أنْ لاَ أتَزَوَّجَ يَوْمِي هَذَا . فَلَقِيتُ أَبَا
بَكْرٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، فقلتُ
: إنْ شِئْتَ أنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بنْتَ عُمَرَ ، فَصَمتَ أَبُو
بَكْرٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
فَلَمْ يَرْجِعْ إلَيَّ شَيْئاً ! فَكُنْتُ عَلَيْهِ أوْجَدَ مِنِّي
عَلَى عُثْمَانَ ، فَلَبِثَ لَيَالِيَ ثُمَّ خَطَبَهَا النَّبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَأنْكَحْتُهَا إيَّاهُ . فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ ،
فَقَالَ :
لَعَلَّكَ وَجَدْتَ عَلَيَّ حِيْنَ عَرَضْتَ عَلَيَّ حَفْصَةَ فَلَمْ
أرْجِعْ إِلَيْكَ شَيْئاً ؟ فقلتُ : نَعَمْ ،
قَالَ :
فَإنَّهُ لَمْ يَمْنَعْنِي أنْ أرْجِعَ إِلَيْك فِيمَا عَرَضْتَ
عَلَيَّ إِلاَّ أنِّي كُنْتُ عَلِمْتُ أنَّ النبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
ذَكَرَهَا ، فَلَمْ أكُنْ لأُفْشِيَ سِرَّ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
وَلَوْ تَرَكَهَا النَّبيُّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم لَقَبِلْتُهَا . رواه
البخاري .
( تَأَيَّمَتْ )
أيْ : صَارَتْ بِلاَ زَوْجٍ ، وَكَانَ زَوْجُهَا تُوُفِّيَ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ .
( وَجَدْتَ ) : غَضِبْتَ . |
|
687. Âişe
radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’in
hanımları onun yanında otururlarken Fâtıma tıpkı
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem gibi
yürüyerek çıkageldi. Resûl-i Ekrem
onu görünce sevindi ve “merhaba kızım”
diyerek sağ veya sol yanına oturttu. Sonra Fâtıma’nın
kulağına bir şeyler fısıldadı. Fâtıma yüksek sesle ağlamaya
başladı. Onun aşırı üzüntüsünü görünce kulağına bir şey daha
fısıldadı. Bu defa Fâtıma güldü. Fâtıma’ya:
- Hanımları
yanındayken Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem sadece
sana bir sır verdi; sen de ağladın, dedim ve
Resûlüllah kalkıp gidince,
ona: “Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem sana
ne söyledi?” diye sordum. Fâtıma:
-
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
sırrını kimseye söyleyemem, dedi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem vefat
edince de:
- Senin
üzerindeki analık hakkıma dayanarak
Resûlüllah’ın sana verdiği
sırrı bana söylemeni istiyorum, dedim. Fâtıma:
- Şimdi
olabilir, dedi ve şunları söyledi:
Resûl-i Ekrem kulağıma ilk defa bir şey söylediğinde,
Cebrâil’in nâzil olan Kur’an âyetlerini baştan sona okumak üzere
her yıl bir -veya iki- defa geldiğini, fakat bu yıl aynı maksatla
iki defa geldiğini söyledi ve
“Ecelimin yaklaştığını anlıyorum; Allah’a karşı saygıda kusur etme
ve sabırlı ol! Benim senden önce gitmem ne iyi!”
buyurdu. Bunun üzerine gördüğün gibi çok ağladım. Benim çok
üzüldüğümü görünce, kulağıma tekrar bir şeyler fısıldayarak:
“Fâtıma! Mü’min hanımların -
veya bu ümmetin kadınlarının-
hanımefendisi olmak istemez misin?” buyurdu. O zaman da
gördüğün gibi güldüm.
Buhârî, Menâkıb 25, Fezâilü
ashâbi’n-nebî 12, Megâzî, 83, İsti’zân 43;
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 97-99.
Ayrıca bk. İbn Mâce, Cenâiz 64. |
٦٨٧-
وعن عائشة رضي اللّه عنها ،
قالت :
كُنَّ أزْوَاجُ النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم عِنْدَهُ ، فَأقْبَلَتْ فَاطِمَةُ
رضي اللّه عنها تَمْشِي ، مَا
تُخْطِئُ مِشيتُها مِنْ مشْيَةِ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم شَيْئاً ، فَلَمَّا رَآهَا
رَحَّبَ بِهَا ، وقال :
( مَرْحَباً بابْنَتِي ) ، ثُمَّ
أجْلَسَهَا عَنْ يَمِينِهِ أَوْ
عَنْ شِمَالِهِ ، ثُمَّ سَارَّهَا فَبَكتْ بُكَاءً شَديداً ،
فَلَمَّا رَأى جَزَعَهَا ، سَارَّهَا الثَّانِيَةَ فَضَحِكَتْ ،
فقلتُ لَهَا : خَصَّكِ رسولُ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم مِنْ بَيْنِ نِسَائِهِ بالسِّرَارِ ،
ثُمَّ أنْتِ تَبْكِينَ ! فَلَمَّا قَامَ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
سَألْتُهَا : مَا قَالَ لَكِ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ؟
قالت :
مَا كُنْتُ لأُفْشِي عَلَى رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم سِرَّهُ ، فَلَمَّا تُوُفِّيَ
رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قُلْتُ : عَزَمْتُ عَلَيْكِ بِمَا لِي عَلَيْكِ مِنَ الحَقِّ ، لَمَا
حَدَّثْتِنِي مَا قَالَ لَكِ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ؟ ف
قالتْ :
أمَّا الآن فَنَعَمْ ، أمَّا حِيْنَ سَارَّنِي في المَرَّةِ الأُولَى
فأخْبَرَنِي أنّ جِبْريلَ كَانَ يُعَارِضُهُ القُرآنَ في كُلِّ
سَنَةٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ،
وَأنَّهُ عَارَضَهُ الآنَ مَرَّتَيْنِ ، وَإنِّي لا أُرَى الأجَلَ
إِلاَّ قَدِ اقْتَرَبَ ، فَاتَّقِي اللّه وَاصْبِرِي ، فَإنَّهُ
نِعْمَ السَّلَفُ أنَا لَكِ ، فَبَكَيْتُ بُكَائِي الَّذِي رَأيْتِ ،
فَلَمَّا رَأى جَزَعِي سَارَّنِي الثَّانِيَةَ ،
فَقَالَ :
( يَا فَاطِمَةُ ، أمَا تَرْضَيْنَ أنْ
تَكُونِي سَيِّدَةَ نِسَاءِ المُؤُمِنِينَ ، أَوْ سَيَّدَةَ نِساءِ
هذِهِ الأُمَّةِ ؟ ) فَضَحِكتُ ضَحِكِي الَّذِي رَأيْتِ .
متفقٌ عَلَيْهِ ، وهذا لفظ
مسلم . |
|
688.
Sâbit el-Bünânî’nin rivayet ettiğine göre Enes İbn Mâlik
ona şunları söyledi:
Ben çocuklarla
oynarken Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem yanıma
geldi; bize selâm verdi ve beni bir işe gönderdi. Bu sebeple
annemin yanına geç döndüm. Eve varınca annem:
- Niye geç
kaldın? diye sordu.
-
Resûlüllah beni bir işe
göndermişti; onun için geciktim, dedim. Annem:
- Neymiş o iş?
diye sorunca:
- Bu bir
sırdır, dedim. Bunun üzerine Annem:
-
Resûlüllah’ın sırrını
kimseye söyleme, dedi.
Enes bu olayı
anlattıktan sonra Sâbit el-Bünânî’ye şunları söyledi:
- Şayet bu
sırrı birine açacak olsaydım, vallahi sana söylerdim, Sâbit!
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 145,
146 |
٦٨٨-
وعن ثَابِتٍ ، عن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
أتَى عَلَيَّ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم وَأنَا ألْعَبُ مَعَ الغِلْمَانِ ، فَسَلمَ
عَلَيْنَا ، فَبَعَثَني إِلَى حاجَةٍ ، فَأبْطَأتُ عَلَى أُمِّي .
فَلَمَّا جِئْتُ ،
قالت :
مَا حَبَسَكَ ؟ فقلتُ : بَعَثَني رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
لِحَاجَةٍ ،
قالت :
مَا حَاجَتُهُ ؟ قُلْتُ : إنَّهاَ سرٌّ .
قالت :
لا تُخْبِرَنَّ بِسرِّ رسول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم أحَداً ، قَالَ أنَسٌ : وَاللّه لَوْ
حَدَّثْتُ بِهِ أحَداً لَحَدَّثْتُكَ بِهِ يَا ثَابِتُ . رواه
مسلم وروى
البخاري بعضه مختصراً . |