57. KANAAT VE TOK GÖZLÜLÜK
KANAAT, TOK
GÖZLÜLÜK, GEÇİMDE ORTA YOLU SEÇMEK, İNFÂK ETMEK VE ZORDA
KALMADIKÇA DİLENMEYİ KÖTÜLEMEK
•
“Yeryüzündeki her canlının rızkını Allah
üstlenmiştir.” Hûd sûresi (11), 6
•
“Sadakalar, hayatlarını Allah yoluna
vakfedip gelir temini için fırsat bulamayanlara verilmelidir.
Onlar dilenmedikleri için, onları tanımayanlar dilenmediklerine
bakarak zengin olduklarını zannederler. Sen ise onları
sîmâlarından tanırsın; onlar, yüzsüzlük ederek insanlardan ısrarla
bir şey istemezler.” Bakara sûresi (2), 273
•
“Onlar verdikleri zaman israf etmezler;
cimrilik de etmezler; ikisi ortası bir yol tutarlar.”
Furkân sûresi (25), 67
•
“İnsanları ve cinleri ben, yalnızca bana
kulluk etmeleri için yarattım; yoksa onlardan rızık ve beni
doyurmalarını istemiyorm.” Zâriyât sûresi (51), 56-57 |
٥٧- باب القناعة والعَفاف والاقتصاد في المعيشة والإنفاق
وذم السؤال من غير ضرورة
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَمَا مِنْ دَابَّةٍ في الأرْضِ إِلاَّ
عَلَى اللّه رِزْقُهَا }
[ هود : ٦ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا في
سَبِيلِ اللّه لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْباً فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ
الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمَاهُمْ
لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إلْحَافاً }
[ البقرة : ٢٧٣ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَالَّذِينَ إِذَا أَنْفَقُوا لَمْ
يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَاماً }
[ الفرقان : ٦٧ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَمَا خَلَقْتُ الجِنَّ وَالإِنْسَ إِلاَّ
لِيَعْبُدُونِ مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ
يُطْعِمُونِ }
[ الذاريات : ٥٦-٥٧ ]
.
وَأَمَّا الأحاديث ، فتقدم معظمها في البابينِ السابقينِ ، ومما لَمْ
يتقدم : |
|
522. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Gerçek
zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.”
Buhârî,
Rikak 15; Müslim, Zekât 130.
Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 40;
İbn Mâce, Zühd 9 |
٥٢٢-
عن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( لَيْسَ الغِنَى عَن كَثرَةِ العَرَض ،
وَلكِنَّ الغِنَى غِنَى النَّفْسِ )
متفقٌ عَلَيْهِ .
( العَرَضُ )
بفتح العين والراءِ : هُوَ المَالُ . |
|
523. Abdullah İbn Amr
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Müslüman
olan, yeterli geçime sahip kılınan ve Allah’ın kendisine
verdiklerine kanaat etmesini bilen kurtulmuştur.”
Müslim, Zekât 125. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 35 |
٥٢٣-
وعن عبد اللّه بن عمرو رضي اللّه عنهما
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( قَدْ أفْلَحَ مَنْ أسْلَمَ ، وَرُزِقَ
كَفَافاً ، وقَنَّعَهُ اللّه بِمَا آتَاهُ ) رواه
مسلم . |
|
524. Hakîm İbn Hizâm
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’den
(mal) istedim, verdi. Bir daha istedim, yine verdi. Tekrar
istedim, tekrar verdi. Sonra şöyle buyurdu:
- “Ey
Hakîm! Gerçekten şu mal çekici ve tatlıdır. Kim onu hırs
göstermeksizin alırsa, o malda kendisine bereket verilir. Kim de
ona göz dikerek hırs ile alırsa, o malın bereketi olmaz. Böylesi
kişi, yiyip yiyip de bir türlü doymayan obur gibidir. Üstteki
(veren ) el, alttaki (alan) elden daha hayırlıdır.”
Hakîm diyor ki,
bunun üzerine ben:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin ederim ki,
yaşadığım sürece senden başka kimseden bir şey kabul etmeyeceğim,
dedim.
Gün geldi,
Hazret-i Ebû Bekir, Hakîm’i kendisine ganimet malından hisse
vermek için çağırdı. Fakat Hakîm, onu almaktan uzak durdu. Daha
sonra Hazret-i Ömer, kendisini bir şeyler vermek için davet etti.
Hakîm yine kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer:
- Ey
müslümanlar! Sizi Hakîm’e şahit tutuyorum. Ben kendisine şu
ganimetten Allah’ın ona ayırdığı hissesini veriyorum, fakat o
almak istemiyor, dedi.
Netice
itibariyle Hakîm, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
vefatından sonra, ölünceye kadar kimseden bir şey kabul etmedi.
Buhârî, Vasâyâ 9, Cihâd 27,
Zekât 47, 50, Humus 19, Rikak 7, 11;
Müslim, Zekât 96. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fiten 26, Zühd 41;
Nesâî, Zekât 50, 80, 93; İbn Mâce, Fiten 19 |
٥٢٤-
وعن حكيم بن حزام رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
سألتُ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم فَأعْطَانِي ، ثُمَّ سَألْتُهُ فَأَعْطَانِي ، ثُمَّ
سَألْتُهُ فَأعْطَانِي ، ثُمَّ
قَالَ :
( يَا حَكِيم ، إنَّ هَذَا المَالَ خَضِرٌ
حُلْوٌ ، فَمَنْ أخَذَهُ بِسَخَاوَةِ نَفسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ ،
وَمَنْ أخَذَهُ بإشرافِ نَفسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ ، وَكَانَ
كَالَّذِي يَأكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ ، وَاليَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ
اليَدِ السُّفْلَى ) قَالَ حكيم : فقلتُ : يَا رسول اللّه ،
وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالحَقِّ لاَ أرْزَأُ أحَداً بَعْدَكَ شَيْئاً
حَتَّى أُفَارِقَ الدُّنْيَا ، فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ يَدْعُو
حَكيماً لِيُعْطِيَه العَطَاء ، فَيَأبَى أنْ يَقْبَلَ مِنْهُ
شَيْئاً ، ثُمَّ إنَّ عُمَرَ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ دَعَاهُ لِيُعْطِيَه فَأَبَى أنْ يَقْبَلَهُ .
فقالَ :
يَا مَعْشَرَ المُسْلِمِينَ ،
أُشْهِدُكُمْ عَلَى حَكيمٍ أنّي أعْرِضُ عَلَيْهِ حَقَّهُ الَّذِي
قَسَمَهُ اللّه لَهُ في هَذَا الفَيء فَيَأبَى أنْ يَأخُذَهُ .
فَلَمْ يَرْزَأْ حَكيمٌ أحَداً مِنَ النَّاسِ بَعْدَ النبي
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
حَتَّى تُوُفِّي . متفقٌ عَلَيْهِ
.
( يَرْزَأُ )
بِراءٍ ثُمَّ زايٍ ثُمَّ همزة ؛ أيْ : لَمْ يَأخُذْ مِنْ أحَدٍ
شَيْئاً ، وَأصْلُ الرُّزءِ : النُّقْصَان ، أيْ : لَمْ يَنقُص
أحَداً شَيْئاً بالأخذِ مِنْهُ ، وَ(
إشْرَافُ النَّفْسِ ) : تَطَلُّعُهَا وَطَمَعُهَا بالشَّيْء .
وَ( سَخَاوَةُ النَّفْسِ ) : هِيَ
عَدَمُ الإشرَاف إِلَى الشَيء ، وَالطَّمَع فِيهِ ، وَالمُبَالاَةِ
بِهِ وَالشَّرَهِ . |
|
525. Ebû Bürde’den, Ebû Mûsâ
el-Eş’arî radıyallahu anh’ın şöyle
dediği rivayet edilmiştir:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte bir savaşa çıkmıştık. Altı kişilik bir grup olarak biz
nöbetleşe bir deveye biniyorduk. Ayaklarımız delindi. Benim de
ayaklarım delinmiş ve tırnaklarım düşmüştü. Ayaklarımıza bez
parçaları sarıyorduk. Ayaklarımıza böyle bez parçaları
bağladığımız için o savaşa Zâtürrikâ’
ismi verildi.
Ebû Bürde diyor
ki; “Ebû Mûsâ bunları söyledi sonra da yaptığından hoşlanmadı ve;
“Bunları söylemekle hiç de iyi etmedim”
diye pişmanlığını dile getirdi.
Ebû Bürde, Ebû
Mûsâ’nın bu tavrını, “Herhalde o bunu, yaptığı bir yiğitliği ifşâ
etmiş olduğu için hoş görmedi” diye yorumladı.
Buhârî, Meğazî 31;
Müslim, Cihâd 149 |
٥٢٥-
وعن أَبي بردة ، عن أَبي موسى الأشعري
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
خَرَجْنَا مَعَ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم في غَزاةٍ وَنَحْنُ سِتَّةُ نَفَرٍ
بَيْنَنَا بَعِيرٌ نَعْتَقِبُهُ ، فَنقِبَت أقدَامُنَا وَنَقِبَت
قَدَمِي ، وسَقَطت أظْفَاري ، فَكُنَّا نَلُفُّ عَلَى أرْجُلِنا
الخِرَقَ ، فَسُمِّيَت غَزْوَةَ ذَاتِ الرِّقَاعِ لِمَا كُنَّا
نَعْصِبُ عَلَى أرْجُلِنَا مِنَ الخِرَقِ ، قَالَ أَبُو بُردَة :
فَحَدَّثَ أَبُو مُوسَى بِهَذَا الحَدِيثِ ، ثُمَّ كَرِه ذَلِكَ ،
وقال : مَا كُنْتُ أصْنَعُ بِأنْ
أذْكُرَهُ !
قَالَ :
كأنَّهُ كَرِهَ أنْ يَكُونَ شَيْئاً مِنْ عَمَلِهِ أفْشَاهُ .
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
526. Amr İbn Tağlib
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
ganimet malları - ya da esirler- getirilmişti. O bunları kimine
verip kimine vermemek suretiyle dağıtmıştı. Mal vermediği
kişilerin ileri geri söylendikleri kendisine ulaşınca, Allah’a
hamd ve senâ ettikten sonra şöyle buyurdu:
“Allah’a yemin ederim ki, ben kimilerine
veriyor, kimilerine vermiyorum. Aslında mal vermediğim kimseler,
verdiklerimden bence daha sevgilidir. Ben bazı kimselerin kalbinde
sabırsızlık ve tama’ gördüğüm için veririm. Bazı kimseleri de,
Allah’ın kalblerinde yarattığı kanaat ve hayırla baş başa
bırakırım. Amr İbn Tağlib de bunlardan biridir.”
Amr İbn Tağlib
der ki, “Vallahi Hazret-i Peygamber’in
hakkımda söylediği bu söz, benim için bütün dünyaya bedeldir.”
Buhârî, Cum’a 29, Humus 19,
Tevhîd 49 |
٥٢٦-
وعن عمرو بن تَغْلِبَ – بفتح التاء المثناة فوق وإسكان الغين المعجمة
وكسر اللام - رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم أُتِي بِمالٍ أَوْ
سَبْيٍ فَقَسَّمَهُ ، فَأعْطَى رِجَالاً ، وَتَرَكَ رِجَالاً ،
فَبَلغَهُ أنَّ الَّذِينَ تَرَكَ عَتَبُوا ، فَحَمِدَ اللّه ، ثُمَّ
أثْنَى عَلَيْهِ ، ثُمَّ
قَالَ :
( أمَّا بعْدُ ، فَواللّه إنِّي لأُعْطِي
الرَّجُلَ وَأدَعُ الرَّجُلَ ، وَالَّذِي أدَعُ أحَبُّ إلَيَّ مِنَ
الَّذِي أُعْطِي ، وَلَكِنِّي إنَّمَا أُعْطِي أقْوَاماً لِمَا أرَى
في قُلُوبِهِمْ مِنَ الجَزَعِ وَالهَلَعِ ، وَأكِلُ أقْوَاماً إِلَى
مَا جَعَلَ اللّه في قُلُوبِهم مِنَ الغِنَى وَالخَيْرِ ، مِنْهُمْ
عَمْرُو بنُ تَغْلِبَ ) قَالَ عَمْرُو بنُ تَغْلِبَ :
فَوَاللّه مَا أُحِبُّ أنَّ لِي بِكَلِمَةِ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
حُمْرَ النَّعَم . رواه البخاري
.
( الهَلَعُ )
: هُوَ أشَدُّ الجَزَعِ ، وقيل : الضَّجَرُ . |
|
527. Hakîm İbn Hizâm
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Üstteki
el, alttaki elden daha hayırlıdır. Harcamaya, geçimini
üstlendiklerinden başla! Sadakanın iyisi, ihtiyaç fazlası maldan
ve-rilendir. Dilenmekten sakınmak isteyenleri, Allah iffetli
kılar. Halka karşı tok gözlü davranmak isteyenleri de Allah,
insanlara muhtaç olmaktan kurtarır.”
Buhârî, Zekât 18, Vasâyâ 9,
Nafakât 2; Müslim, Zekât 95.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 39;
Nesâî, Zekât 53, 60. |
٥٢٧-
وعن حكيم بن حزام رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ النَّبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( اليَدُ العُلْيَا خَيْرٌ مِنَ اليَدِ
السُّفْلَى ، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ ، وَخَيْرُ الصَّدَقَةِ مَا
كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنىً ، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفُّهُ اللّه ،
وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغنهِ اللّه )
متفقٌ عَلَيْهِ .
وهذا لفظ البخاري ، ولفظ
مسلم أخصر . |
|
528. Ebû Abdurrahman Muâviye
İbn Ebû Süfyân Sahr İbn Harb radıyallahu
anhümâ’dan rivayet edildiğine göre
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Dilenmekte ısrar etmeyiniz. Allah’a
yemin ederim ki, sizden biri benden bir şey ister de, hoşuma
gitmemesine rağmen, benden bir şey koparırsa, verdiğim malın
bereketini görmez.”
Müslim, Zekât 99 |
٥٢٨-
وعن أَبي عبد الرحمان معاوية بن أبي سفيان
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لاَ تُلْحِفُوا في
الْمَسْأَلَةِ ، فَوَاللّه لاَ يَسْأَلُنِي أَحَدٌ مِنْكُمْ شَيْئاً
، فَتُخْرِجَ لَهُ مَسْأَلَتُهُ مِنِّي شَيْئاً وَأنَا لَهُ كَارهٌ ،
فَيُبَارَكَ لَهُ فِيمَا أعْطَيْتُهُ ) رواه
مسلم . |
|
529. Ebû Abdurrahman Avf İbn
Mâlik el-Eşca’î radıyallah anh
şöyle dedi:
Biz dokuz, veya
sekiz yahut yedi kişilik bir grub
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem’in yanında oturuyorduk. Bize:
- “Allah’ın
elçisine bîat etmez misiniz?” buyurdu. Oysa biz, yeni
bîat etmiştik. Bu sebeple:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Biz sana bîat ettik ya! dedik. Sonra tekrar:
- “Allah’ın
elçisine bîat etmeyecek misiniz?” buyurdu.
Bu defa bîat
için ellerimizi uzatarak:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Biz sana bîat etmiştik. Şimdi ne üzerine bîat edeceğiz?
dedik.
- “Allah’a
kulluk edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak, beş vakit namazı
kılmak, itaat etmek - sesini alçaltarak bir cümle
söyledi ve - kimseden bir şey
istememek üzere bîat edeceksiniz! buyurdu.
Avf İbn Mâlik
diyor ki: Yemin ederim ki bu gruptan bazılarını görürdüm; kamçısı
yere düşerdi de kimseden onu kendisine vermesini istemezdi.
Müslim, Zekât 108. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Zekât 27;
Nesâî, Salât 5; Bîat 18;
İbn Mâce, Cihâd 41 |
٥٢٩-
وعن أَبي عبدِ الرحمان عوف بن مالِك الأَشْجَعِيِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كُنَّا عِنْدَ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم تِسْعَةً أَوْ
ثَمَانِيَةً أَوْ سَبْعَةً ،
فَقَالَ :
( ألاَ تُبَايِعُونَ رسولَ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ) وَكُنَّا حَديثِي عَهْدٍ ببَيْعَةٍ
، فَقُلْنَا : قَدْ بَايَعْنَاكَ يَا رسولَ اللّه ، ثمَّ قالَ :
( ألا تُبَايِعُونَ رسولَ اللّه )
فَبَسَطْنا أيْدينا ، وقلنا : قدْ بايعناكَ فَعَلامَ نُبَايِعُكَ ؟
قَالَ :
( عَلَى أنْ تَعْبُدُوا اللّه وَلاَ
تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئاً ، وَالصَّلَوَاتِ الخَمْسِ وَتُطِيعُوا
اللّه ) وأَسَرَّ كَلِمَةً خَفِيفَةً
( وَلاَ تَسْألُوا النَّاسَ شَيْئاً )
فَلَقَدْ رَأيْتُ بَعْضَ أُولئِكَ النَّفَرِ يَسْقُطُ سَوطُ
أحَدِهِمْ فَمَا يَسأَلُ أحَداً يُنَاوِلُهُ إيّاهُ . رواه
مسلم . |
|
530. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
“İçinizden birilerinin, yüzünde bir
parça et bile kalmamış olduğu halde Allah’ın huzuruna çıkacağı
güne kadar dilencilik aranızda sürüp gidecektir.”
Buhârî, Zekât 52;
Müslim, Zekât 103, 104 |
٥٣٠-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما: أنَّ
النَّبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم،
قَالَ: ( لاَ تَزَالُ الْمَسْأَلةُ
بأَحَدِكُمْ حَتَّى يَلْقَى اللّه تَعَالَى وَلَيْسَ في وَجْهِهِ
مُزْعَةُ لَحْمٍ ) متفقٌ
عَلَيْهِ .
( المُزْعَةُ )
بضم الميم وإسكان الزايِ وبالعينِ المهملة : القِطْعَةُ . |
|
531. Yine İbn Ömer
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem minber
üzerinde iken sadaka vermekten, dilenmeyip iffetli yaşamaktan
bahsetmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır.
Üstteki el, veren; alttaki el ise, dilenip alan eldir.”
Buhârî, Zekât 18, 50;
Müslim, Zekât 94, 95, 96, 97,
106. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Zekât 28. Tirmizî, Zühd 32,
Kıyâmet 39; Nesâî, Zekât 50,
52, 53, 93 |
٥٣١-
وعنه : أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ وَهُوَ عَلَى المِنْبَرِ ، وَذَكَرَ
الصَّدَقَةَ وَالتَّعَفُّفَ عَنِ الْمَسْأَلَةِ :
( اليَدُ العُلْيَا خَيْرٌ مِنَ اليَدِ
السُّفْلَى ، وَاليَدُ العُلْيَا هِيَ المُنْفِقَةُ ، وَالسُّفْلَى
هِيَ السَّائِلَةُ ) متفقٌ
عَلَيْهِ . |
|
532. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Mal
biriktirmek için dilenen, gerçekte kor istiyor demektir. Artık
ister az, ister çok dilensin.”
Müslim, Zekât 105. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zekât 25 |
٥٣٢-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ سَألَ النَّاسَ
تَكَثُّراً فإنَّمَا يَسْألُ جَمْراً ؛ فَلْيَسْتَقِلَّ أَوْ
لِيَسْتَكْثِرْ ) رواه مسلم
. |
|
533. Semüre İbn Cündeb
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Dilenmek,
yüz karasıdır. Kişi dilenmek suretiyle kendi yüzünü lekeler.
Sadece devlet başkanından hakkını istemesi ya da zaruret sebebiyle
dilenmek böyle değildir.”
Tirmizî, Zekât 38. Ayrıca bk.
Nesâî, Zekât 93 |
٥٣٣-
وعن سَمُرَةَ بنِ جُنْدبٍ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ المَسْأَلَةَ
كَدٌّ يَكُدُّ بِهَا الرَّجُلُ وَجْهَهُ ، إِلاَّ أنْ يَسْأَلَ
الرَّجُلُ سُلْطاناً أَوْ في أمْرٍ لاَ بُدَّ مِنْهُ ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن صحيح ) .
( الكد )
: الْخَدْشُ وَنَحْوُهُ . |
|
534. İbn Mes’ûd
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kim
ihtiyaç içine düşer de bunu insanlara açarsa, ihtiyacı kapanmaz.
Kim de ihtiyacını Allah’a arzederse, Allah’ın, hemen veya ileride
o kimseye rızık vermesi umulur.”
Ebû Dâvûd, Zekât 28. Ayrıca
bk. Tirmizî, Zühd 18 |
٥٣٤-
وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ أصَابَتْهُ
فَاقَةٌ فَأنْزَلَهَا بالنَّاسِ لَمْ تُسَدَّ فَاقَتُهُ ، وَمَنْ
أنْزَلَهَا باللّه ، فَيُوشِكُ اللّه لَهُ بِرِزْقٍ عَاجِلٍ أَوْ
آجِلٍ ) رواه أَبُو داود
والترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) .
( يُوشِكُ )
بكسر الشين : أيْ يُسْرعُ . |
|
535. Sevbân
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Kim
bana, halktan hiçbir şey dilenmeyeceğine dair söz verirse, ben de
ona cenneti garanti ederim” buyurdu. Bunun üzerine
- Ben söz
veriyorum, dedim.
Râvi diyor ki,
Sevbân hiç kimseden hiçbir şey istemiyordu.
Ebû Dûvûd,
Zekât 27. Ayrıca bk. Tirmizî,
Zühd 61 |
٥٣٥-
وعن ثوبان رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ تَكَفَّلَ لِي
أنْ لاَ يَسْأَلَ النَّاسَ شَيْئاً ، وَأتَكَفَّلُ لَهُ بِالْجَنَّةِ
؟ ) فقلتُ : أنَا ، فَكَانَ لاَ يَسْأَلُ أحَداً شَيْئاً .
رواه أَبُو داود بإسناد صحيح . |
|
536. Ebû Bişr Kabîsa İbn’l-Muhârik
radıyallahu anh şöyle dedi:
Yüklendiğim bir
kefâlet borcu yüzünden Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e başvurdum. Bana;
- “Bekle
biraz. Sadaka malı gelsin, ondan sana verilmesini emrederiz!”
dedi. Sonra da şöyle buyurdu:
- “Ey
Kabîsa! Dilenmek yalnızca üç kişi için helâldir:
Kefâlet üstlenen kişi ki, borcunu
ödeyinceye kadar dilenmesi helâldir. Sonra dilenmekten vazgeçer.
Bütün mal varlığını yok eden büyük bir
felâkete uğramış kişinin geçimini yoluna koyacak kadar -yahut
ihtiyacını giderecek kadar- dilenmesi helâldir.
Hakkında, kendisini tanıyanlardan aklı
başında üç kişinin “filan fakir düştü” diyecekleri kadar fakr u
zarûrete uğramış kişinin geçimini temin edecek kadar dilenmesi
helâldir. Ey Kabîsa! Bu hallerin dışında dilenmek haramdır,
dilenen haram yemiş olur.”
Müslim, Zekât 109. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Zekât 26;
Tirmizî, zekât 23;
Nesâî, Zekât 80. |
٥٣٦-
وعن أَبي بِشْرٍ قَبيصَةَ بنِ المُخَارِقِ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
تَحَمَّلْتُ حَمَالَةً فَأتَيْتُ رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
أسْأَلُهُ فِيهَا ،
فَقَالَ :
( أقِمْ حَتَّى تَأتِيَنَا الصَّدَقَةُ
فَنَأمُرَ لَكَ بِهَا ) ثُمَّ
قَالَ :
( يَا قَبيصةُ ، إنَّ المَسْأَلَةَ لاَ
تَحِلُّ إِلاَّ لأَحَدِ ثلاثَةٍ : رَجُلٌ تحمَّلَ حَمَالَةً ،
فَحَلَّتْ لَهُ المَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَها ، ثُمَّ يُمْسِكُ ،
وَرَجُلٌ أصَابَتْهُ جَائِحَةٌ اجْتَاحَتْ مَالَهُ ، فَحَلَّتْ لَهُ
الْمَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَ قواماً مِنْ عَيش - أَوْ
قَالَ : سِدَاداً مِنْ عَيْشٍ - وَرَجُلٌ أصَابَتْهُ فَاقَةٌ ،
حَتَّى يَقُولَ ثَلاَثَةٌ مِنْ ذَوِي الحِجَى مِنْ قَوْمِه : لَقَدْ
أصَابَتْ فُلاناً فَاقَةٌ . فَحلَّتْ لَهُ الْمَسْأَلَةُ حَتَّى يصيب
قواماً من عيش ، أَوْ
قَالَ : سداداً من عيشِ ، فما سِوَاهُنَّ مِنَ المسألَةِ يَا
قَبِيصَةُ سُحْتٌ ، يَأكُلُهَا صَاحِبُهَا سُحْتاً )
رواه مسلم .
( الحَمَالَةُ )
بفتح الحاءِ : أنْ يَقَعَ قِتَالٌ وَنَحْوُهُ بَيْنَ فَرِيقَيْنِ ،
فَيُصْلِحُ إنْسَانٌ بَيْنَهُمْ عَلَى مَالٍ يَتَحَمَّلُهُ
وَيَلْتَزِمُهُ عَلَى نَفْسِهِ . وَ(
الجَائحةُ ) الآفَةُ تُصيبُ مَالَ الإنْسَانِ . وَ(
القَوَامُ ) بكسر القاف وفتحهَا : هُوَ مَا يَقُومُ بِهِ
أمْرُ الإنسَان مِنْ مَال ونحوِهِ . وَ(
السِّدَادُ ) بكسر السين : مَا يَسُدُّ حَاجَةَ الْمَعْوِزِ
وَيَكْفِيهِ ، وَ( الفَاقَةُ ) :
الفَقْرُ . وَ( الحِجَى ) :
العَقْلُ . |
|
537. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Miskin, bir iki lokma veya bir iki
hurma için kapı kapı dolaşan kimse değildir. Asıl miskin,
ihtiyacını karşılayacak bir şeyi bulunmadığı halde, durumu
bilinmediği için kendisine sadaka verilemeyen ve kendisi de kalkıp
insanlardan bir şey istemeyen kimsedir.”
Buhârî, Zekât 25; Tefsîru sûre
(2) 18; Müslim, Zekât 101,102.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 24;
Nesâî, Zekât 76 |
٥٣٧-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( لَيْسَ المسكينُ الَّذِي يَطُوفُ عَلَى
النَّاسِ تَرُدُّهُ اللُّقْمَةُ وَاللُّقْمَتَانِ ، وَالتَّمْرَةُ
وَالتَّمْرَتَانِ ، وَلكِنَّ المِسكينَ الَّذِي لاَ يَجِدُ غِنىً
يُغْنِيهِ ، وَلاَ يُفْطَنُ لَهُ فَيُتَصَدَّقُ عَلَيْهِ ، وَلاَ
يَقُومُ فَيَسْألَ النَّاسَ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |