51. ALLAH’IN RAHMETİNİ ÜMİT ETMEK
•
“De ki: Ey nefislerine karşı haksızlık
yapmakta aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.
Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, yarlığayıcı ve
bağışlayıcıdır.” Zümer sûresi (39), 53
•
“Biz nankörlük edenden başkasını
cezâlandırır mıyız?” Sebe’ sûresi (34), 17
•
“Gerçekten bize vahyolundu ki azap,
yalanlayan ve yüz çevirenleredir.” Tâhâ sûresi (20), 48
•
“Rahmetim, her şeyi kuşatmıştır.”
A’râf sûresi (7), 156 |
٥١- باب الرجاء
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ
أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّه
إِنَّ اللّه يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ
الرَّحِيمُ }
[ الزمر : ٥٣ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَهَلْ نُجَازِي إِلاَّ الْكَفُور }
[ سـبأ : ١٧ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ إِنَّا قَدْ أُوحِيَ إِلَيْنَا أَنَّ
الْعَذَابَ عَلَى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى }
[ طـه : ٤٨ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ }
[ الأعراف : ١٥٦ ]
. |
|
413. Ubâde İbn’s-Sâmit
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kim, Allah’dan başka ilâh yoktur,
yalnız Allah vardır, şeriki yoktur; Muhammed, Allah’ın kulu ve
resûlüdür. İsâ da Allah’ın kulu ve elçisi, Meryem’e bıraktığı
kelimesi ve Allah tarafından (hayat verilen) bir ruhtur. Cennet,
haktır ve gerçektir, cehennem de haktır ve gerçektir” diye şehâdet
ederse, Allah o kimseyi, ameli ne olursa olsun, cennete koyar”.
Buhârî, Enbiyâ 47;
Müslim, Îmân 46
Müslim’in bir başka
rivâyetinde (Îmân 47);
“Allah’tan başka ilâh yoktur ve Muhammed
Allah’ın resûlüdür” diye şehâdet eden kimseye Allah cehennemi
haram kılar” buyurulmaktadır. |
٤١٣-
وعن عبادة بن الصامتِ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ شَهِدَ أنَّ لا
إلهَ إلاَّ اللّه وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ ، وَأنَّ مُحَمداً
عَبْدهُ ورَسُولُهُ ، وَأنَّ عِيسى عَبْدُ اللّه وَرَسُولُهُ
وَكَلِمَتُهُ ألْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ ورُوحٌ مِنْهُ ، وَأنَّ
الجَنَّةَ حَقٌّ ، وَالنَّارَ حَقٌّ ، أدْخَلَهُ اللّه
الجَنَّةَ عَلَى مَا كَانَ مِنَ العَمَلِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية لمسلم :
( مَنْ شَهِدَ أنْ لا إلَهَ إلاَّ اللّه
وَأنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللّه ، حَرَّمَ اللّه عَلَيهِ النَّارَ )
. |
|
414. Ebû Zer
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem Allahü teâlâ’nın şöyle buyurduğunu haber
vermiştir:
“Kim bir hayır işlerse, ona onun on
misli vardır veya daha da artırırım. Kim bir kötülük işlerse, ona
da onun misli vardır. Ya da tamamen affederim. Kim bana bir karış
yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım; kim bana bir arşın
yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek
gelirse, ben ona koşarak varırım. Kim bana hiçbir şeyi ortak
koşmamak şartıyla dünya dolusu günahla gelirse, ben kendisini o
kadar mağfiretle karşılarım.”
Müslim, Zikir 22 |
٤١٤-
وعن أَبي ذر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يقول اللّه عزَّ وجَلَّ
: مَنْ جَاء بالحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أمْثَالِهَا أَوْ أزْيَد ،
وَمَنْ جَاءَ بالسَيِّئَةِ فَجَزاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا
أَوْ أغْفِرُ . وَمَنْ تَقَرَّبَ مِنِّي شِبْراً تَقَرَّبْتُ مِنْهُ
ذِرَاعاً ، وَمَنْ تَقَرَّبَ مِنِّي ذِرَاعاً تَقَرَّبْتُ مِنْهُ
بَاعاً ، وَمَنْ أتَانِي يَمْشِي أتَيْتُهُ هَرْوَلَةً ، وَمَنْ
لَقِيني بِقُرَابِ الأرْض خَطِيئةً لا يُشْرِكُ بِي شَيئاً ،
لَقِيتُهُ بِمِثْلِهَا مَغفِرَةً ) رواه
مسلم .
معنى الحديث : ( مَنْ تَقَرَّبَ )
إلَيَّ بطَاعَتِي ( تَقَرَّبْتُ )
إِلَيْهِ بِرَحْمَتِي وَإنْ زَادَ زِدْتُ (
فَإنْ أتَاني يَمْشِي ) وَأسرَعَ في طَاعَتي
( أتَيْتُهُ هَرْوَلَةً ) أيْ :
صَبَبْتُ عَلَيهِ الرَّحْمَةَ وَسَبَقْتُهُ بِهَا وَلَمْ أحْوِجْهُ
إِلَى المَشْيِ الكَثِيرِ في الوُصُولِ إِلَى المَقْصُودِ
( وقُرَابُ الأَرضِ ) بضم القافِ ،
ويقال : بكسرها والضم أصح وأشهر ومعناه : مَا يُقَارِبُ مِلأَهَا ،
واللّه أعلم . |
|
415. Câbir İbn Abdullah
radıyallahu anh şöyle dedi:
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’e bir
bedevî geldi ve:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Kişinin cennete veya cehenneme girmesini gerektiren iki
etken nedir? diye sordu.
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Allah’a ortak koşmadan ölen cennete
girer; Allah’a şirk koşarak ölen de cehennemi boylar”
buyurdu.
Müslim, Îmân 151 |
٤١٥-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
جاء أعرابي إِلَى النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، مَا الموجِبَتَانِ ؟
قَالَ :
( مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ باللّه شَيئاً
دَخَلَ الجَنَّةَ ، وَمَنْ مَاتَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئاً دَخَلَ
النَّار ) رواه مسلم . |
|
416. Enes
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, (bir
sefer esnâsında) terkisine aldığı Muâz’a hitâben üç defa:
- “Ey
Muâz!” diye seslenmiş, o da her defasında:
- Buyur, ey
Allah’ın Resûlü! emrine âmâdeyim, diye cevap vermiştir. Bunun
üzerine Hazret-i Peygamber:
- “Kim
Allah’dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in, Allah’ın kulu ve
peygamberi olduğuna içinden gelerek şehâdet ederse, Allah onu
cehenneme haram kılar” buyurmuştur. Muâz:
- Bu müjdeyi
müslümanlara haber vereyim de sevinsinler mi, ey Allah’ın Resûlü?
diye izin istemiş; Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem de:
- “O
zaman onlar buna güvenir (hayırlı işler yapmakta)
tembel davranırlar”
buyurmuştur.
Muâz (İbn
Cebel) böylesi bir bilgiyi gizleme günahından sıyrılmak için onu
vefatına yakın bir zamanda haber vermiştir.
Buhârî, İlim 49;
Müslim, Îmân 53 |
٤١٦-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن
النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
ومعاذ رديفه عَلَى الرَّحْل ،
قَالَ :
( يَا مُعَاذُ )
قَالَ :
لَبِّيْكَ يَا رَسُول اللّه وَسَعْدَيْكَ ،
قَالَ :
( يَا مُعَاذُ )
قَالَ :
لَبَّيْكَ يَا رَسُول اللّه وَسَعْدَيْكَ ،
قَالَ :
( يَا مُعَاذُ )
قَالَ :
لَبِّيْكَ يَا رَسُول اللّه وسَعْدَيْكَ ، ثَلاثاً ،
قَالَ :
( مَا مِنْ عَبْدٍ يَشْهَدُ أن لا إلهَ
إلاَّ اللّه ، وَأنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ صِدْقاً مِنْ
قَلْبِهِ إلاَّ حَرَّمَهُ اللّه عَلَى النَّار )
قَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، أفَلاَ أخْبِرُ بِهَا النَّاس فَيَسْتَبْشِروا ؟
قَالَ :
( إِذاً يَتَّكِلُوا ) فأخبر بِهَا
مُعاذٌ عِنْدَ موتِه تَأثُّماً .
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وقوله : (
تأثُّماً ) أي خوفاً مِنْ الإثم في كَتْم هَذَا العلم . |
|
417. Ebû Hüreyre veya Ebû
Said el-Hudrî radıyallahu anhümâ -
burada râvi, hadisin bu iki sahâbîden hangisinden rivâyet
edildiğinde tereddüt etmiştir. Sahâbîlerin hepsi de âdil olduğu
için sahâbînin kimliği hakkındaki tereddüt hadisin sıhhatine zarar
vermez- şöyle dedi:
Tebük
Gazvesi’nde şiddetli açlık çektikleri için sahâbîler:
- Ey Allah’ın
Resûlü! İzin verseniz de develerimizi kesip yesek ve iç yağı elde
etsek? dediler. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Peki
öyle yapın!” buyurdu. Derken Ömer
radıyallahu anh geldi ve şöyle
dedi:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Eğer sen develeri kesmelerine izin verirsen, orduda binek
azalır. Fakat (isterseniz), onlara ellerinde bulunan azıklarını
getirmelerini emrediniz ve sonra da ona bereket vermesi için
Allah’a dua ediniz. Umulur ki Allah, bereket ihsan eder.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Peki
öyle yapalım!” buyurdu ve deriden bir yaygı getirtip
serdirdi. Sonra da elde mevcut erzakın getirilmesini emretti.
Askerlerden
kimi bir avuç darı, kimi bir avuç hurma ve kimi de ekmek
parçacıkları getirdi. Yaygı üzerinde gerçekten pek az bir şey
birikmişti. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bereket vermesi için Allah’a
dua etti ve sonra:
– “Kaplarınızı getirip bundan alınız!
buyurdu. Askerler kaplarını doldurdular. Öylesine ki doldurulmadık
bir tek kap bırakmadılar. Sonra da doyuncaya kadar yediler yine de
bir hayli yiyecek arttı.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
- “Allah’dan
başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın resûlü olduğuma şehâdet
ederim. Allah’ın birliğine ve Muhammed’in peygamberliğine şeksiz
süphesiz inanmış olarak Allah’a kavuşmayan kimse, cennet(e
girmek)ten mutlaka alıkonur.”
Müslim, Îmân 45 |
٤١٧-
وعن أَبي هريرة- أَوْ أَبي سعيد
الخدري رضي اللّه عنهما - شك الراوي
- ولا يَضُرُّ الشَّكُّ في عَين الصَّحَابيّ ؛ لأنَّهُمْ كُلُّهُمْ
عُدُولٌ -
قَالَ :
لَمَّا كَانَ غَزوَةُ تَبُوكَ ، أصَابَ النَّاسَ مَجَاعَةٌ ، فقالوا
: يَا رَسُول اللّه ، لَوْ أذِنْتَ لَنَا فَنَحرْنَا
نَواضِحَنَا فَأكَلْنَا وَادَّهَنَّا ؟ فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( افْعَلُوا ) فَجاء عُمَرُ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
فَقَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، إنْ فَعَلْتَ قَلَّ الظَّهْرُ ، وَلَكِن ادعُهُمْ
بفَضلِ أزْوَادِهِمْ ، ثُمَّ ادعُ اللّه لَهُمْ عَلَيْهَا
بِالبَرَكَةِ ، لَعَلَّ اللّه أنْ يَجْعَلَ في ذلِكَ البَرَكَةَ .
فَقَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( نَعَمْ )
فَدَعَا بِنَطْع فَبَسَطَهُ ، ثُمَّ دَعَا بِفضلِ أزْوَادِهِمْ ،
فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَجيءُ بكَفّ ذُرَة وَيَجيءُ بِكَفّ تمر وَيجيءُ
الآخرُ بِكِسرَة حَتَّى اجْتَمَعَ عَلَى النّطعِ مِنْ ذلِكَ شَيء
يَسيرٌ ، فَدَعَا رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم بِالبَرَكَةِ ، ثُمَّ
قَالَ :
( خُذُوا في أوعِيَتِكُمْ )
فَأَخَذُوا في أوْعِيَتهم حَتَّى مَا تَرَكُوا في العَسْكَرِ وِعَاء
إلاَّ مَلأوهُ وَأَكَلُوا حَتَّى شَبعُوا وَفَضَلَ فَضْلَةٌ فَقَالَ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( أشْهَدُ أنْ لا إلهَ إلاَّ اللّه
وَأنّي رَسُولُ اللّه ، لا يَلْقَى اللّه بِهِما عَبْدٌ غَيْرَ
شَاكٍّ فَيُحْجَبَ عَنِ الجَنَّةِ ) رواه
مسلم . |
|
418. Bedir Gazvesi’ne
katılmış sahâbîlerden İtbân İbn Mâlik
radıyallahu anh şöyle dedi:
Kendi kabilem
olan Sâlim oğullarına imamlık yapıyordum. Benim (evim)le onlar
arasında bir vâdi bulunuyordu. Yağmur yağdığı zaman o vâdiyi geçip
mescidlerine gitmek benim için çok güçleşiyordu. Bu sebeple
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
geldim ve şöyle dedim:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Gözlerim iyi seçmiyor. Onlarla benim aramdaki vâdinin
deresi yağmur yağdığı zaman taşıyor, benim için onu geçmek çok
güçleşiyor. Binaenaleyh evimi teşrif edip bir yerinde namaz
kılsanız, Ben sizin namaz kıldığınız yeri namazgâh edinmek
istiyorum.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “(İnşallah)
bu isteğini yerine getiririm”
buyurdu.
Ertesi sabah,
güneş yükseldiği bir vakitte, Ebû Bekr ile birlikte
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bana
geldi. İçeri girmek için izin istedi, verdim. İçeri girdi, daha
oturmadan:
- “Evinin
neresinde namaz kılmamı istersin?” buyurdu. Namaz
kılmasını istediğim yeri gösterdim, Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem orada
tekbir alıp namaza durdu. Biz de arkasında saf bağladık. İki
rek’at namaz kıldırdı sonra selâm verdi, biz de selâm verdik.
Namazı bitirince Resûlüllah sallallahu aleyhi ve
selem’i, kendisi için hazırlanmış olan
hazireyi yemesi için
alıkoyduk. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in bizde olduğunu duyan mahalle
halkının erkeklerinden bir grup geldi. Evde epeyce insan toplandı.
İçlerinden biri:
- Mâlik (İbn
Duhşum) ne yaptı? Onu göremiyorum, dedi. Bir başkası:
- O, Allah ve
Resûlünü sevmeyen bir münâfıktır, dedi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem,
derhal müdâhale ederek:
- “Öyle
deme! Görmüyor musun o, Allahın rızâsını dileyerek lâ ilâhe
illallah diyor” buyurdu.
Bunun üzerine
adam:
- Allah ve
Resûlü daha iyi bilir. Ancak biz, Allah’a yemin olsun ki,
kendisini münâfıkları sever ve onlarla düşer-kalkar olarak
görüyoruz, dedi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- “Allahü
teâlâ, rızâsını umarak lâ ilâhe illallah diyen kimseyi cehenneme
haram kılmıştır.”
Buhârî, Salât 45, 46, Ezân 4,
5, 153, 154, Teheccüd 25, 33, 36, Meğâzî, 12, 13, Et’ime 15, Rikak
6, İstitâbetü’l-mürteddîn 9; Müslim,
Îmân 54, 55, Mesâcid 263, 264, 265, Fezâilü’s-sahâbe 178. Ayrıca
bk. Nesâî, İmâme 10, 46, Sehv
73; İbn Mâce, Mesâcid 8 |
٤١٨-
وعن عِتْبَانَ بن مالك رَضِيَ اللّه عَنْهُ
وَهُوَ مِمَّن شَهِدَ بَدراً ،
قَالَ :
كنت أُصَلِّي لِقَوْمِي بَني سَالِم ، وَكَانَ يَحُولُ بَيْنِي
وبَيْنَهُمْ وَادٍ إِذَا جَاءتِ الأَمْطَار ، فَيَشُقُّ عَلَيَّ
اجْتِيَازُهُ قِبَلَ مسْجِدِهم ، فَجِئتُ رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم فقلت
لَهُ : إنّي أنْكَرْتُ بَصَرِي وَإنَّ الوَادِي الَّذِي بَيْنِي
وبَيْنَ قَومِي يَسيلُ إِذَا جَاءتِ الأمْطَارُ فَيَشُقُّ عَلَيَّ
اجْتِيَازُهُ فَوَدِدْتُ أنَّكَ تَأتِي فَتُصَلِّي في بَيْتِي
مَكَاناً أتَّخِذُهُ مُصَلّى ، فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( سَأفْعَلُ ) فَغَدَا رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
وَأَبُو بكر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
بَعْدَ مَا اشْتَدَّ النَّهَارُ ، وَاسْتَأذَنَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
فَأذِنْتُ لَهُ ، فَلَمْ يَجْلِسْ حَتَّى
قَالَ :
( أيْنَ تُحِبُّ أنْ أُصَلِّيَ مِنْ
بَيْتِكَ ؟ ) فَأشَرْتُ لَهُ إِلَى المَكَانِ الَّذِي أُحبُّ
أنْ يُصَلِّيَ فِيهِ ، فَقَامَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
فَكَبَّرَ وَصَفَفْنَا وَرَاءَهُ فَصَلَّى رَكعَتَينِ ثُمَّ سَلَّمَ
وَسَلَّمْنَا حِينَ سَلَّمَ فَحَبَسْتُهُ عَلَى خَزيرَةٍ تُصْنَعُ
لَهُ ، فَسَمِعَ أهلُ الدَّارِ أنَّ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم في
بَيْتِي فَثَابَ رِجالٌ مِنْهُمْ حَتَّى كَثُرَ الرِّجَالُ في
البَيْتِ ، فَقَالَ رَجُلٌ : مَا فَعَلَ مَالِكٌ لا أرَاهُ ! فَقَالَ
رَجُلٌ : ذلِكَ مُنَافِقٌ لا يُحِبُّ اللّه ورسولَهُ ، فَقَالَ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( لا تَقُلْ ذلِكَ ، ألاَ تَرَاهُ
قَالَ : لا إلهَ إلاَّ اللّه يَبْتَغي بذَلِكَ وَجهَ اللّه تَعَالَى
)
فَقَالَ :
اللّه ورسُولُهُ أعْلَمُ أمَّا نَحْنُ فَوَاللّه مَا نَرَى وُدَّهُ
وَلاَ حَدِيثَهُ إلاَّ إِلَى المُنَافِقينَ ! فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( فإنَّ اللّه قَدْ حَرَّمَ عَلَى النَّارِ
مَنْ
قَالَ : لا إلهَ إلاَّ اللّه يَبْتَغِي بذَلِكَ وَجْهَ اللّه )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وَ( عِتْبَان ) : بكسر العين
المهملة وإسكان التاءِ المثناةِ فَوق وبعدها باءٌ موحدة . وَ(
الخَزِيرَةُ ) بالخاءِ المعجمةِ والزاي : هِيَ دَقيقٌ
يُطْبَخُ بِشَحم . وقوله :
( ثَابَ رِجَالٌ ) بِالثاءِ
المثلثةِ : أيْ جَاؤُوا وَاجْتَمَعُوا . |
|
419. Ömer İbnü’l-Hattâb
radıyallahu anh şöyle dedi:
“(Bir
keresinde) Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
(ayrı düştüğü) çocuğuna duyduğu özlemden dolayı rastladığı her
çocuğu kucaklayan, göğsüne bastırıp emziren bir kadının da
aralarında bulunduğu bir esir grubunu getirdiler.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
çevresindekilere (o kadını işaretle):
- “Bu
kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?”
diye sordu.
- Aslâ, atmaz!
dedik.
Bunun üzerine
Hazret-i Peygamber:
- “İşte
Allahü teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha
merhametlidir” buyurdu.
Buhârî, Edeb 18;
Müslim,Tevbe 22. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cenâiz 1;
İbn Mâce, Zühd 35 |
٤١٩-
وعن عمر بن الخطاب رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قدِم رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بسَبْيٍ فَإِذَا امْرَأةٌ مِنَ السَّبْيِ تَسْعَى ،
إِذْ وَجَدَتْ صَبياً في السَّبْيِ أخَذَتْهُ فَألْزَقَتهُ
بِبَطْنِهَا فَأَرضَعَتْهُ ، فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( أتَرَوْنَ هذِهِ المَرْأةَ طَارِحَةً
وَلَدَها في النَّارِ ؟ ) قُلْنَا : لاَ وَاللّه .
فَقَالَ :
( للّه أرْحَمُ بِعِبَادِهِ مِنْ هذِهِ
بِوَلَدِهَا ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
. |
|
420. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allah
varlıkları yarattığı zaman, kendi katında arşın üstünde bulunan
kitabına, “Rahmetim gerçekten gadabıma
gâlibtir” diye yazmıştır.”
Bir rivâyette (Buhârî,
Bed’ü’l-halk 1) “Rahmetim gadabıma
üstün geldi”; bir başka rivayette de (Buhârî,
Tevhid 22, 28, 55; Müslim,
Tevbe 15) “Rahmetim gadabımı aştı“
ifadeleri yer almıştır.
Buhârî, Tevhîd 15, 22, 28, 55,
Bed’ü’l-halk 1; Müslim, Tevbe
14-16. Ayrıca bk. İbn Mâce,
Zühd 35 |
٤٢٠-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لَمَّا خَلَقَ اللّه
الخَلْقَ كَتَبَ في كِتَابٍ ، فَهُوَ عِنْدَهُ فَوقَ العَرْشِ : إنَّ
رَحْمَتِي تَغْلِبُ غَضَبي ) .
وفي رواية : ( غَلَبَتْ غَضَبي )
وفي رواية : ( سَبَقَتْ غَضَبي )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
421. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre “Ben Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken dinle-dim” demiştir:
“Allah, rahmetini yüz parçaya
ayırmıştır. Doksan dokuz parçasını kendi katında alıkoymuş, birini
yeryüzüne indirmiştir. İşte varlıklar bu bir parça rahmet
sebebiyle biribirlerine acırlar. Hatta hayvanlar, yavrusunun
üzerine basacağı endişesiyle ayağını çekip kaldırır.”
Bir başka
rivâyette (Müslim, Tevbe 19)
şöyle buyurulmuştur:
“Allahü
teâlâ’nın yüz rahmeti vardır. Bunlardan birini insanlar, cinler,
hayvanlar ve böcekler arasına indirmiştir. Onlar bu sebeple
birbirlerini sever ve birbirlerine acırlar. Yabani hayvan
yavrusuna bu sebeple şefkat gösterir. Allah, o doksan dokuz
rahmeti kıyamet günü kullarına merhamet etmek için yanında
alıkoymuştur.”
Buhârî, Edeb 19;
Müslim, Tevbe 17, 19. Ayrıca
bk. Tirmizî, Daavât 99;
İbn Mâce, Zühd 35
Müslim’in Selmân-ı Fârisî’den
naklettiği bir başka hadiste (Tevbe, 20),
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur:
“Hiç
şüphesiz Allahü teâlâ’nın yüz rahmeti vardır. Bu rahmetten bir
tanesi sebebiyle varlıklar birbirlerine merhamet ederler. Doksan
dokuzu ise, kıyamet gününe alıkonmuştur.”
Yine
Müslim’deki bir başka rivâyette
(Tevbe, 21) Hazret-i Peygamber
şöyle buyurmuştur:
“Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün,
yüz rahmet halketmiştir. Her bir rahmet göklerle yer arasını
dolduracak enginliğe sahiptir. Bunlardan sadece bir rahmeti
yeryüzüne indirmiştir. İşte anne yavrusuna bu sâyede şefkat
gösterir. Yabani hayvanlar ve kuşlar bunun sonucu olarak
birbirlerine merhamet ederler. Allahü teâlâ kıyamette bu biri
doksan dokuza katarak rahmetini yüze tamamlayacaktır.” |
٤٢١-
وعنه ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : ( جَعَلَ
اللّه الرَّحْمَةَ مِئَةَ جُزْءٍ، فَأمْسَكَ عِنْدَهُ تِسْعَةً
وَتِسْعِينَ، وَأنْزَلَ في الأرْضِ جُزْءاً وَاحِداً، فَمِنْ ذلِكَ
الجُزءِ يَتَرَاحَمُ الخَلائِقُ، حَتَّى تَرْفَعَ الدَّابّةُ
حَافِرهَا عَنْ وَلَدِهَا خَشْيَةَ أنْ تُصِيبَهُ ) .
وفي رواية : ( إنّ للّه تَعَالَى مئَةَ
رَحمَةٍ ، أنْزَلَ مِنْهَا رَحْمَةً وَاحِدَةً بَيْنَ الجنِّ وَالإنس
وَالبهائِمِ وَالهَوامّ ، فبها يَتَعاطَفُونَ ، وبِهَا
يَتَرَاحَمُونَ ، وبِهَا تَعْطِفُ الوَحْشُ عَلَى وَلَدِهَا ،
وَأخَّرَ اللّه تَعَالَى تِسْعاً وَتِسْعينَ رَحْمَةً يرْحَمُ بِهَا
عِبَادَهُ يَوْمَ القِيَامَة )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
ورواه مسلم أيضاً مِنْ رواية
سَلْمَانَ الفارِسيِّ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ للّه تَعَالَى
مِئَة رَحْمَةٍ فَمِنْهَا رَحْمَةٌ يَتَرَاحمُ بِهَا الخَلْقُ
بَيْنَهُمْ ، وَتِسْعٌ وَتِسعُونَ لِيَومِ القِيَامَةِ ) .
وفي رواية : ( إنَّ اللّه تَعَالَى خَلَقَ
يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاواتِ وَالأَرْضَ مَئَةَ رَحْمَةٍ كُلُّ
رَحْمَةٍ طِبَاقُ مَا بَيْنَ السَّماءِ إِلَى الأرْضِ ، فَجَعَلَ
مِنْهَا في الأرضِ رَحْمَةً فَبِهَا تَعْطفُ الوَالِدَةُ عَلَى
وَلَدِهَا ، وَالوَحْشُ وَالطَّيْرُ بَعْضُهَا عَلَى بَعْض ، فَإذا
كَانَ يَوْمُ القِيَامَةِ أكملَهَا بِهذِهِ الرَّحمَةِ ) . |
|
422. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem, Allah Tebâreke ve Teâlâ’dan naklederek
şöyle buyurmuştur:
Bir kul bir
günah işledi de “Allahım, günâhımı bağışla” dedi mi, Allah
Tebâreke ve Teâlâ:
- “Kulum bir günah işledi ve
(fakat) günahı bağışlayacak veya bu
yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi”
der.
Sonra kul
tekrar günâh işledi de “ Rabbim, günâhımı bağışla” dedi mi, Allah
Tebâreke ve Teâlâ:
- “Kulum bir günah işledi ve
(fakat) günahı bağışlayacak veya bu
yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi”
der.
Sonra kul
tekrar günah işledi de “Rabbim, günahımı bağışla” dedi mi Allah
Tebâreke ve Teâlâ:
- “Kulum bir günah işledi ve fakat
günahı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir
Rabbi olduğunu bildi. Ben kulumu affettim, artık dilediğini
yapsın” buyurur.
Buhârî, Tevhîd 35;
Müslim, Tevbe 29 |
٤٢٢-
وعنه ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم فيما يحكِي عن ربهِ تبارك وتعالى ،
قَالَ :
( أذْنَبَ عَبْدٌ ذَنْباً ،
فَقَالَ : اللّهمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي ، فَقَالَ اللّه تَبَاركَ
وَتَعَالَى : أذنَبَ عبدي ذَنباً ، فَعَلِمَ أنَّ لَهُ رَبّاً
يَغْفِرُ الذَّنْبَ ، وَيَأْخُذُ بالذَّنْبِ ، ثُمَّ عَادَ فَأذْنَبَ
،
فَقَالَ : أيْ رَبِّ اغْفِرْ لِي ذَنْبي ، فَقَالَ تبارك وتعالى :
أذنَبَ عبدِي ذَنباً ، فَعَلِمَ أنَّ لَهُ رَبّاً ، يَغْفِرُ
الذَّنْبَ ، وَيَأْخُذُ بالذَّنْبِ ، قَدْ غَفَرْتُ لِعَبْدِي
فَلْيَفْعَلْ مَا شَاءَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وقوله تَعَالَى : ( فَلْيَفْعَلْ مَا شَاءَ
) أيْ : مَا دَامَ يَفْعَلُ هكذا ، يُذْنِبُ وَيَتُوبُ أغفِرُ
لَهُ ، فَإنَّ التَّوْبَةَ تَهْدِمُ مَا قَبْلَهَا . |
|
423. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Canım,
kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, siz hiç günah işlememiş
olsaydınız, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip Allah’dan
bağışlanma dileyecek bir millet getirir de onları bağışlardı.”
Müslim, Tevbe 11 |
٤٢٣-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( والَّذِي نَفْسِي
بِيَدِهِ ، لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا ، لَذَهَبَ اللّه بِكُمْ ، وَجَاءَ
بِقَومٍ يُذْنِبُونَ ، فَيَسْتَغْفِرُونَ اللّه تَعَالَى ،
فَيَغْفِرُ لَهُمْ ) رواه مسلم
. |
|
424. Ebû Eyyûb Hâlid İbn Zeyd
radıyallahu anh, “Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken dinledim” demiştir:
“Eğer
siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah, günah işleyen ve
günahlarından tevbe ve istiğfar eden bir topluluk yaratır da
onları bağışlardı.”
Müslim, Tevbe 10 |
٤٢٤-
وعن أَبي أيوب خالد بن زيد رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : (
لَوْلاَ أنَّكُمْ تُذْنِبُونَ ، لَخَلَقَ اللّه خَلْقاً يُذْنِبُونَ
، فَيَسْتَغْفِرونَ ، فَيَغْفِرُ لَهُمْ ) رواه
مسلم . |
|
425. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh şöyle dedi:
Aramızda Ebû
Bekir, Ömer ve bir kaç kişi daha bulunduğu halde
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte oturuyorduk. Bir ara
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem kalkıp aramızdan ayrıldı. Dönmesi gecikince bir
şey mi oldu diye endişelendik. Bu endişeyi ilk duyan bendim.
Kalktım ve onu aramaya başladım. Neticede, Medineliler’e ait bir
bahçeye geldim. - Ebû Hüreyre olayı baştan sona anlattı-. En
sonunda Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
kendisine şöyle buyurduğunu haber verdi:
“Git,
bu bostanın dışında, Allah’dan başka ilâh olmadığına gönülden
inanıp şehâdet getiren kime rastlarsan, ona cennetlik olduğu
müjdesini ver!”
Müslim, Îmân 52 |
٤٢٥-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
كُنَّا قُعُوداً مَعَ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، مَعَنَا أَبُو بَكْرٍ وَعُمْرُ
رضي اللّه عنهما ، في نَفَرٍ
فَقَامَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم مِنْ بَيْنِ أظْهُرِنَا ، فَأبْطَأَ عَلَيْنَا
فَخَشِينَا أنْ يُقتطَعَ دُونَنَا ، فَفَزِعْنَا فَقُمْنَا فَكُنْتُ
أوَّلَ مَنْ فَزِعَ فَخَرَجْتُ أبْتَغِي رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
حَتَّى أتَيْتُ حَائِطاً للأنْصَارِ ... وَذَكَرَ الحَدِيثَ
بِطُولِهِ إِلَى قوله : فَقَالَ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : ( اذهَبْ
فَمَن لَقِيتَ وَرَاءَ هَذَا الحَائِطِ يَشْهَدُ أنْ لا إله إلاَّ
اللّه ، مُسْتَيقِناً بِهَا قَلبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ )
رواه مسلم . |
|
426. Abdullah İbn Amr İbn’l-Âs
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem, Allahü teâlâ’nın, İbrahim
alehisselâm hakkındaki:
“Rabbim,
putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular. Şimdi kim
bana uyarsa o bendendir” [İbrâhim sûresi (14),36] âyetini
ve Îsâ aleyhisselâm’ın:
“Eğer
kendilerine azâb edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer
onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin”
meâlindeki sözünü [Mâide sûresi (5), 118] okudu, ellerini kaldırdı
ve:
“Allahım,
ümmetimi koru, ümmetime acı!” diye dua etti ve ağladı.
Bunun üzerine
Allahü teâlâ:
“Ey Cebrâil! -
Rabbin herşeyi daha iyi bilir ya - git, Muhammed’e niçin
ağladığını sor, buyurdu. Cebrâil geldi,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem de
ümmeti için duyduğu endişeden dolayı ağladığını söyledi. Zaten
Allah her şeyi en iyi bilendir. ( Cebrâil’in dönüp durumu haber
vermesi üzerine) Allahü teâlâ:
“Ey Cebrâil!
Muhammed’e git ve ona şu sözümüzü ilet” buyurdu:
“Ümmetin
konusunda seni razı edeceğiz ve seni asla üzmeyeceğiz.”
Müslim, Îmân 346 |
٤٢٦-
وعن عبد اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما : أنَّ النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم تَلاَ قَولَ اللّه عزَّ وجَلَّ في إبراهيم
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
{ رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيراً
مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَنِي فَإِنَّهُ مِنِّي }
[ إبراهيم : ٣٦ ]
الآية ، وقَولَ عِيسَى صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : { إِنْ
تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ
فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ }
[ المائدة : ١١٨ ]
فَرَفَعَ يَدَيهِ وَقالَ :
( اللّهمَّ أُمّتي أُمّتي )
وبَكَى ، فَقَالَ اللّه عزَّ وجَلَّ : (
يَا جِبْريلُ ، اذْهَبْ إِلَى مُحَمَّدٍ -وَرَبُّكَ أعْلَمُ -
فَسَلْهُ مَا يُبْكِيهِ ؟ ) فَأتَاهُ جبريلُ ، فَأخْبَرَهُ
رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، بِمَا قَالَ - وَهُوَ أعْلَمُ - فَ
قَالَ اللّه تَعَالَى
: ( يَا جِبريلُ ، اذْهَبْ إِلَى مُحَمّدٍ
، فَقُلْ : إنَّا سَنُرْضِيكَ في أُمّتِكَ وَلاَ نَسُوءكَ )
رواه مسلم . |
|
427. Muâz İbn Cebel
radıyallahu anh şöyle dedi:
Ben, merkeb
üzerinde Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
terkisinde idim. Hazret-i Peygamber:
- “Ey
Muâz! Allah’ın kullar üzerinde, kulların da Allah üzerinde ne
hakkı vardır, bilir misin?” buyurdu. Ben:
- Allah ve
Resûlü daha iyi bilir, dedim. Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah’ın,
kulları üzerindeki hakkı, onların sadece Allah’a kulluk etmeleri
ve hiçbir şeyi O’na ortak tutmamalarıdır. Kulların da Allah
üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak tutmayan(lar)a azâb
etmemesidir” buyurdu. Ben hemen:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi? dedim.
- “Müjdeleme,
onlar buna güvenip tembellik ederler” buyurdu.
Buhârî, Cihâd 46;
Müslim Îmân 48, 49. Ayrıca bk.
Buhârî, Libâs 101, İsti’zân 30,
Tevhîd 1; Tirmizî, Îmân 18;
İbn Mâce, Zühd 35 |
٤٢٧-
وعن معاذ بن جبل رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
كُنْتُ رِدْفَ النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم عَلَى حِمَارٍ ،
فَقَالَ :
( يَا مُعَاذُ ، هَلْ تَدْرِي مَا حَقُّ
اللّه عَلَى عِبَادِهِ ؟ وَمَا حَقُّ العِبَادِ عَلَى اللّه ؟ )
قُلْتُ : اللّه وَرَسُولُهُ أعْلَمُ .
قَالَ :
( فإنَّ حَقَّ اللّه عَلَى العِبَادِ أنْ
يَعْبُدُوهُ ، وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيئاً ، وَحَقَّ العِبَادِ
عَلَى اللّه أنْ لاَ يُعَذِّبَ مَنْ لا يُشْرِكُ بِهِ شَيئاً )
فقلتُ : يَا رَسُول اللّه ، أفَلا أُبَشِّرُ النَّاسَ ؟
قَالَ :
( لاَ تُبَشِّرْهُمْ فَيَتَّكِلُوا )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
428. Berâ İbn Âzib
radıyallahü anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Müslüman kabirde sorguya çekildiği
zaman, Allah’dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın
resûlü olduğuna şehâdet eder. İşte bu şehâdet, Kur’ân–ı Kerîmdeki
“Allah, kendisine iman edenleri hem dünyada hem de âhirette
sağlamlaştırır “ [İbrâhim sûresi (14), 27]
âyetinin delâlet ettiği mânâdır.”
Buhârî, Cenâiz 87, Tefsîru
sûre (14), 2; Müslim, Cennet 73 |
٤٢٨-
وعن البراءِ بن عازب رضي اللّه عنهما
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( المُسْلِمُ إِذَا سُئِلَ في القَبْرِ
يَشْهَدُ أنْ لاَ إلَهَ إلاَّ اللّه ، وَأنّ مُحَمّداً رَسُول اللّه
، فذلك قوله تَعَالَى : { يُثَبِّتُ
اللّه الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ
الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَة }
[ إبراهيم : ٢٧ ]
)
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
429. Enes
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Gerçek şudur ki kâfir bir iyilik
yaptığı zaman, onun karşılığında kendisine dünyalık bir nimet
verilir. Mümine gelince, Allah onun iyiliklerini âhirete saklar,
dünyada da yaptığı kulluğa göre ona rızık verir.”
Müslim, Münâfıkîn 57
Bir rivâyete
göre de (Müslim, Münâfıkîn 56)
Resûl-i Ekrem şöyle
buyurmuştur:
“Şüphesiz
ki Allah, hiçbir mü’minin işlediği iyiliği karşılıksız bırakmaz.
Mümin, yaptığı iyilik sebebiyle hem dünyada hem de âhirette
mükâfatlandırılır. Kâfire gelince, dünyada Allah için yaptığı
iyilikler karşılığında kendisine rızık verilir. Âhirete vardığında
ise, kendisiyle mükâfatlandırılacağı herhangi bir hayrı kalmaz.” |
٤٢٩-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( إنّ الكَافِرَ إِذَا عَمِلَ حَسَنَةً ،
أُطعِمَ بِهَا طُعْمَةً مِنَ الدُّنْيَا ، وَأَمَّا المُؤْمِنُ
فَإنَّ اللّه تَعَالَى يَدَّخِرُ لَهُ حَسَنَاتِهِ في الآخِرَةِ ،
وَيُعْقِبُهُ رِزْقاً في الدُّنْيَا عَلَى طَاعَتِهِ ) .
وفي رواية : ( إنَّ اللّه لاَ يَظْلِمُ
مُؤْمِناً حَسنَةً يُعْطَى بِهَا في الدُّنْيَا ، وَيُجْزَى بِهَا في
الآخِرَةِ . وَأَمَّا الكَافِرُ فَيُطْعَمُ بِحَسَنَاتِ مَا عَمِلَ
للّه تَعَالَى في الدُّنْيَا ، حَتَّى إِذَا أفْضَى إِلَى الآخرَةِ ،
لَمْ يَكُنْ لَهُ حَسَنَةٌ يُجْزَى بِهَا ) رواه
مسلم . |
|
430. Câbir
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur:
“Beş
vakit namaz, herhangi birinizin kapısı önünden gürül gürül akan ve
içinde günde beş defa yıkandığı ırmağa benzer.”
Müslim, Mesâcid 284 |
٤٣٠-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَثَلُ الصَّلَوَاتِ
الخَمْسِ كَمَثَلِ نَهْرٍ جَارٍ غَمْرٍ عَلَى بَابِ أحَدِكُمْ
يَغْتَسِلُ مِنْهُ كُلَّ يَوْم خَمْسَ مَرَّات ) رواه
مسلم .
( الغَمْرُ )
: الكَثِيرُ . |
|
431. İbn Abbas
radıyallahu anhümâ, “Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken işittim” demiştir:
“Hangi
müslümanın cenâzesinde Allah’a şirk koşmamış kırk kişi hazır
bulunup namazını kılarsa, Allah, onların ölü hakkındaki şefaatini
mutlaka kabul eder.”
Müslim, Cenâiz 59 |
٤٣١-
وعن ابن عباس رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : ( مَا
مِنْ رَجُلٍ مُسْلِمٍ يَمُوتُ ، فَيقُومُ عَلَى جَنَازَتهِ أرْبَعونَ
رَجُلاً لاَ يُشْرِكُونَ بِاللّه شَيئاً ، إلاَّ شَفَّعَهُمُ اللّه
فِيهِ ) رواه مسلم . |
|
432. İbn Mes’ûd
radıyallahu anh şöyle dedi:
Deriden
yapılmış bir çadır içinde kırk kadar kişi
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte bulunuyorduk. Hazret-i
Peygamber bize:
- “Siz
cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız? diye
sordu. Biz:
- Evet, dedik.
Hazret-i Peygamber:
- “Cennetliklerin
üçte biri olmaya razı mısınız?” buyurdu. Biz:
- Evet, dedik.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Muhammed’in
canı, kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ben, sizin
cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım; çünkü cennete müslüman
olmayan kimse giremez. Siz, müşriklere nisbetle kara öküzün
derisindeki beyaz benek ya da kırmızı (beyaz) öküzün derisindeki
siyah benek gibisiniz” buyurdu.
Buhârî, Rikak 45, 46, Enbiyâ
7, Eymân 3, Tefsîru sûre (22), 1;
Müslim, Îmân 377. Ayrıca bk.
Tirmizî, Cennet 13; İbn Mâce,
Zühd 34 |
٤٣٢-
وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
كُنَّا مَعَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم في قُبَّة نَحْوَاً مِنْ أربَعِينَ ،
فَقَالَ :
( أتَرْضَونَ أنْ تَكُونُوا رُبُعَ أهْلِ
الجَنَّةِ ؟ ) قُلْنَا : نَعَمْ .
قَالَ :
( أتَرْضَوْنَ أنْ تَكُونُوا ثُلُثَ أهلِ
الجَنَّةِ ؟ ) قُلْنَا : نَعَمْ ،
قَالَ :
( وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمّدٍ بيَدِهِ ،
إنِّي لأَرْجُو أنْ تَكُونُوا نِصْفَ أهْلِ الجَنَّةِ وذلك أنَّ
الجنَّةَ لاَ يَدْخُلُهَا إلاَّ نَفْسٌ مُسْلِمَةٌ ، ومَا أنْتُم في
أهْلِ الشِّركِ إلاَّ كَالشَّعْرَةِ البَيْضَاءِ في جلدِ الثَّورِ
الأَسْوَدِ ، أَوْ كَالشَّعْرَةِ السَّودَاءِ في جلدِ الثَّورِ
الأحْمَر ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
. |
|
433. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kıyamet günü Allah, her müslümana bir
yahudi veya hıristiyan verir ve
Bu senin cehennemden kurtuluş fidyendir
buyurur.”
Müslim, Tevbe 49
Müslim’in yine Ebû Mûsâ
radıyallahu anh’den bir başka rivayetinde (Tevbe 51),
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet
günü bazı müslümanlar dağlar kadar günahlarla gelir, Allah da
onları affeder.” |
٤٣٣-
وعن أَبي موسى الأشعري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إِذَا كَانَ يَوْمُ
القِيَامَةِ دَفَعَ اللّه إِلَى كُلِّ مُسْلِم يَهُودياً أَوْ
نَصْرانِياً ، فَيَقُولُ : هَذَا فِكَاكُكَ مِنَ النَّارِ ) .
وفي رواية عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( يَجِيءُ يَوْمَ القِيَامَةِ نَاسٌ مِنَ
المُسْلِمينَ بِذُنُوبٍ أَمْثَال الجِبَالِ يَغْفِرُهَا اللّه لَهُمْ
) رواه مسلم .
قوله :
( دَفَعَ إِلَى كُلِّ مُسْلِم يَهُوديّاً
أَوْ نَصْرَانِيّاً ، فَيَقُولُ : هَذَا فِكَاكُكَ مِن النَّارِ )
مَعنَاهُ مَا جَاءَ في حديث أَبي هريرة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : ( لِكُلِّ
أَحَدٍ مَنْزلٌ في الجَنَّةِ ، وَمَنْزِلٌ في النَّارِ ،
فَالمُؤْمِنُ إِذَا دَخَلَ الجَنَّةَ خَلَفَهُ الكَافِرُ في النَّارِ
؛ لأنَّهُ مُسْتَحِقٌّ لِذَلِكَ بِكفْرِهِ ) ومعنى
( فِكَاكُكَ ) : أنَّكَ كُنْتَ
معْرَّضاً لِدُخُولِ النَّارِ ، وَهَذَا فِكَاكُكَ ؛ لأنَّ اللّه
تَعَالَى ، قَدَّرَ للنَّارِ عَدَداً يَمْلَؤُهَا ، فَإذَا دَخَلَهَا
الكُفَّارُ بِذُنُوبِهِمْ وَكُفْرِهِمْ ، صَارُوا في مَعنَى الفِكَاك
للمُسْلِمِينَ ، واللّه أعلم . |
|
434. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ “Ben,
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem’i şöyle buyururken işittim” demiştir:
Mü’min kıyamet
günü Rabbinin lutuf ve keremine o kadar yakın olur ki, Allah onu
halktan gizler ve günahlarını itiraf ettirir:
- Şu
günahını biliyor musun, şu günahını biliyor musun? der.
Mü’min:
- Biliyorum yâ
Rab, der. Cenâb-ı Hak da:
- “Ben
bu günah(ların)ı dünyada örtmüş gizlemiştim, bugün de bağışlıyorum”
buyurur.
Bunun üzerine o
kimseye iyiliklerinin kaydedildiği defter verilir.
Buhârî, Mezâlim 3, Tefsîru
sûre (11), 4, Edeb 60, Tevhîd 36;
Müslim Tevbe 52. Ayrıca bk. İbn
Mâce, Mukaddime 13 |
٤٣٤-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( يُدْنَى
المُؤْمِنُ يَوْمَ القِيَامَة مِنْ رَبِّهِ حَتَّى يَضَعَ كَنَفَهُ
عَلَيهِ ، فَيُقَرِّرُهُ بذُنُوبِهِ ، فيقولُ : أتعرِفُ ذَنْبَ كَذَا
؟ أتَعرفُ ذَنْبَ كَذَا ؟ فيقول : رَبِّ أعْرِفُ ،
قَالَ : فَإنِّي قَدْ سَتَرْتُهَا عَلَيْكَ في الدُّنْيا ، وَأنَا
أغْفِرُهَا لَكَ اليَومَ ، فَيُعْطَى صَحيفَةَ حَسَنَاتِهِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
( كَنَفَهُ )
: سَتْرُهُ وَرَحْمَتُهُ . |
|
435. İbn Mes’ûd
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir kadını
öpmüş olan bir kişi Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem’e gelerek olayı anlattı. Bunun üzerine
Allahü teâlâ, “Gündüzün iki yanında ve
gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Gerçekten iyilikler,
kötülükleri silip süpürür” [Hûd sûresi (11), 114] âyetini
indirdi. O kişi:
- Ey Allahın
Resûlü! Bu hüküm bana mı aittir? dedi.
Resûl-i Ekrem sallallahu
aleyhi ve sellem:
- “Bütün
ümmetime aittir” buyurdu.
Buhârî, Mevâkît 4; Tefsîru
sûre (11), 6; Müslim, Tevbe
39-43. Ayrıca bk. Tirmizî,
Tefsîru sûre (11), 6 |
٤٣٥-
وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رَجُلاً أصَابَ مِن امْرَأة قُبْلَةً ، فَأتَى النَّبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
فَأخْبَرَهُ ، فَأنْزَلَ اللّه تَعَالَى : {
وَأَقِمِ الصَّلاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفاً مِنَ اللَّيْلِ
إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَات }
[ هود : ١١٤]
فَقَالَ الرجل: أَليَ هَذَا يَا رَسُول اللّه ؟
قَالَ :
( لجميعِ أُمَّتِي كُلِّهِمْ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
436. Enes
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e
geldi ve:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Ben cezayı gerektiren bir iş işledim, cezâmı ver! dedi.
Tam o sırada
namaz vaktiydi. Adam, Resûlüllah
ile birlikte namazı kıldı. Namazdan sonra:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Ben cezayı gerektiren bir iş yaptım, cezamı ver! dedi.
Hazret-i Peygamber:
- “Sen
bizimle birlikte namaz kıldın mı?” buyurdu. Adam:
- Evet, dedi.
Hazret-i Peygamber de:
- “Öyleyse
sen affolundun” buyurdu.
Buhârî, Hudûd 27;
Müslim, Tevbe 44, 45. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 10 |
٤٣٦-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ: جاء رجل إِلَى النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
يَا رَسُول اللّه، أَصَبْتُ حَدّاً ، فَأَقِمْهُ عَلَيَّ ،
وَحَضَرَتِ الصَّلاةُ ، فَصَلَّى مَعَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَلَمَّا قَضَى الصَّلاةَ ،
قَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، إنِّي أصَبْتُ حَدّاً فَأقِمْ فيَّ كِتَابَ اللّه
.
قَالَ :
( هَلْ حَضَرْتَ مَعَنَا الصَّلاةَ )
؟
قَالَ :
نَعَمْ .
قَالَ :
( قَدْ غُفِرَ لَكَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وقوله : (
أصَبْتُ حَدّاً ) مَعنَاهُ : مَعْصِيَةً تُوجِبُ التَّعْزيرَ
، وَلَيْسَ المُرَادُ الحدّ الشَّرعيَّ الحَقِيقيَّ كَحَدِّ الزِّنَا
وَالخمر وَغَيرِهِمَا ، فإنَّ هذِهِ الحُدودَ لا تَسْقُطُ بالصَّلاةِ
، وَلاَ يَجُوزُ للإمَامِ تَرْكُهَا . |
|
437. Enes
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü
teâlâ, kulunun bir şey yedikten sonra hamdetmesinden, bir şey
içtikten sonra hamdetmesinden hoşnut olur.”
Müslim, Zikir 89. Ayrıca bk.
Tirmizî, Et’ime 18 |
٤٣٧-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ اللّه لَيرْضَى
عَنِ العَبْدِ أنْ يَأكُلَ الأَكْلَةَ ، فَيَحْمَدُهُ عَلَيْهَا ،
أَوْ يَشْرَبَ الشَّرْبَةَ ، فَيَحْمَدُهُ عَلَيْهَا ) رواه
مسلم .
( الأَكْلَة )
: بفتح الهمزة وهي المرةُ الواحدةُ مِنَ الأكلِ كَالغَدوَةِ
وَالعَشْوَةِ ، واللّه أعلم . |
|
438. Ebû Musâ
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Azîz
ve celîl olan Allah, gündüz günah işleyenin tevbesini kabul etmek
için gece rahmet kapısını açık tutar; gece günah işleyenin
tevbesini kabul etmek için gündüz rahmet kapısını açık tutar. Bu
uygulama güneş batıdan doğuncaya kadar böylece devam eder.”
Müslim, Tevbe 31 |
٤٣٨-
وعن أَبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( إنَّ اللّه تَعَالَى يَبْسُطُ يَدَهُ
باللَّيلِ ليَتُوبَ مُسِيءُ النَّهَارِ ، وَيَبْسُطُ يَدَهُ
بالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ اللَّيلِ ، حَتَّى تَطلُعَ الشَّمْسُ
مِنْ مَغْرِبِهَا ) رواه مسلم
. |
|
439. Ebû Necîh Amr İbn Abese
es-Sülemî radıyallahu anh şöyle
dedi:
Ben Câhiliye
devrindeyken, halkın sapıklık üzere bulunduğunu ve doğru bir yolda
olmadığını biliyordum. Çünkü onlar putlara tapıyorlardı. Derken
Mekke’de bir kişinin önemli haberler verdiğini duydum. Bineğime
atlayıp derhal o zâta geldim. Bir de baktım,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem gizlenmiş, Mekkeliler onun
aleyhinde cür’etkar bir vaziyette.. Onunla görüşmenin yolunu
aradım, Mekke’de kendisine ulaştım ve:
- Sen kimsin,
necisin? dedim.
- “Ben
peygamberim” cevabını verdi.
- Peygamber ne
demek? dedim.
- “Beni
Allah gönderdi” dedi.
- Ne ile
gönderdi seni? dedim.
- “Hısım
ve akrabanın gözetilmesi, putların kırılması, Allah’ın bir
bilinmesi, O’na hiçbir şeyin ortak koşulmaması vazifesiyle
gönderdi” buyurdu.
- Sana bu
konuda yardımcı olacak yanında kim var? dedim.
- “Hür
bir erkek ve bir köle” cevabını verdi. O gün yanında
müminlerden sadece Ebû Bekir ile Bilâl vardı. Ben:
- Sana ben de
tâbî olup yardım etmek için yanında kalmak istiyorum, dedim.
- “Sen
bugün, bu dediğini yapamazsın. Benim halimi ve ortalığın durumunu
görmüyor musun? Şimdi sen ailene dön. Ne zaman benim meydana
çıktığımı duyarsan, yanıma gel” buyurdu.
Ben ailemin
yanına döndüm. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
Medine’ye hicret etti. Ben hâlâ ailemin yanındaydım. Onun
Medine’ye gelişini bekliyor ve haberlerini almaya gayret
ediyordum. Derken Medinelilerden bir kaç kişi yanıma geldi.
- Medineye
gelen o zât ne yaptı? diye sordum.
- Halk ona
koşuyor; kavmi onu öldürmek istemiş, başaramamış, cevabını
verdiler.
Bunun üzerine
Medine’ye gelip Peygamber’in huzuruna çıktım ve:
- Ey Allahın
Resûlü, beni tanıdınız mı? dedim.
- “Evet,
Mekke’de sen benimle görüşmüştün” buyurdu.
- Evet,
cevabını verdim. Sonra da:
- Ya
Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiği ve benim bilmediğim şeyleri
bana öğret; bana namazı öğret! dedim.
- “Sabah
namazını kıl. Sonra güneş doğup bir mızrak boyu yükselinceye kadar
namaz kılma. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu arasından
(tepesinden) doğar. Kâfirler de ona o zaman secde ederler. Sonra
dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye kadar (nâfile olmak
üzere) namaz kıl. Çünkü namaz isbatlı şahitlidir. Sonra namaza ara
ver. Çünkü o vakit cehennem kızdırılır. Sonra gölge döndüğü zaman
öğle namazını kıl. Çünkü namaz isbatlı şahitlidir. Onu İkindiye
kadar kılmaya devam et. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş
batıncaya kadar namaza ara ver; çünkü güneş şeytanın iki boynuzu
arasından (tepesinden) batar, kâfirler de o zaman güneşe secde
ederler” buyurdu. Ben:
- Yâ
Nebiyyallah! Bana abdestten de bahset, dedim.
- “İçinizden
her kim, abdest suyunu hazırlayıp ağzına burnuna su verir ve
burnunu temizlerse, mutlaka yüzünün, ağzının ve burnunun günahları
dökülür! Sonra Allah’ın emrettiği gibi yüzünü yıkarsa, yüzünün
günahları su ile birlikte sakalının etrafından dökülür. Sonra
dirsekleriyle birlikte ellerini yıkarsa, elinin günahları su ile
beraber parmak uçlarından akar gider. Sonra başını meshederse,
başının günahları su ile birlikte saçlarının ucundan dökülür.
Sonra topuklarıyla beraber ayaklarını yıkarsa, ayaklarının
günahları su ile beraber ayak parmaklarının ucundan akar. Eğer
(böylece abdest alan) bu adam, kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd ve
senâ eder, O’nu layık olduğu vasıflarla yüceltir ve gönlünü tam
anlamıyla Allah’a bağlarsa, mutlaka anasından doğduğu günkü gibi
günahlarından arınmış olur” buyurdu.
Amr İbn Abese
bu hadisi, sahâbî Ebû Ümâme’ye haber vermiş. Ebû Ümâme:
- Ey Amr, bir
işten dolayı şu kişiye verilen büyük mükâfat konusundaki sözlerini
iyi düşün, ikâzında bulunmuştur. Bunun üzerine Amr:
- Ey Ebû Ümâme!
Yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim yaklaştı. Ne Allah’a
ne de Resûlüllah’a yalan
söyleme ihtiyacındayım. Ben bu hadisi
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’den
bir, iki, üç hatta yedi kere işitmemiş olsaydım aslâ rivâyet
etmezdim. Bu hadisi ben, Resûlüllah’dan
bundan da fazla duymuş bulunmaktayım” demiştir.
Müslim, Müsâfirîn 294 |
٤٣٩-
وعن أَبي نجيح عمرو بن عَبَسَة - بفتح العين والباءِ - السُّلَمِيِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كُنْتُ وأنَا
في الجاهِلِيَّةِ أظُنُّ أنَّ النَّاسَ عَلَى ضَلاَلَةٍ ،
وَأَنَّهُمْ لَيْسُوا عَلَى شَيْءٍ ، وَهُمْ يَعْبُدُونَ الأَوْثَانَ
، فَسَمِعْتُ بِرَجُلٍ بِمَكَّةَ يُخْبِرُ أخْبَاراً ، فَقَعَدْتُ
عَلَى رَاحِلَتِي ، فَقَدِمْتُ عَلَيهِ ، فإِذَا رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
مُسْتَخْفِياً ، جرَءاءُ عَلَيهِ قَومُهُ ، فَتَلَطَّفَتُ حَتَّى
دَخَلْتُ عَلَيهِ بِمَكَّةَ ، فَقُلْتُ لَهُ : مَا أنْتَ ؟
قَالَ :
( أنا نَبيٌّ ) قُلْتُ : وما نبيٌّ
؟
قَالَ :
( أرْسَلَنِي اللّه ) قُلْتُ :
وبأيِّ شَيْء أرْسَلَكَ ؟
قَالَ :
( أَرْسَلَنِي بِصِلَةِ الأرْحَامِ ،
وَكَسْرِ الأَوْثَانِ ، وَأنْ يُوَحَّدَ اللّه لاَ يُشْرَكُ بِهِ
شَيْء ) قُلْتُ : فَمَنْ مَعَكَ عَلَى هَذَا ؟
قَالَ :
( حُرٌّ وَعَبْدٌ ) ومعه يَوْمَئذٍ
أَبُو بكرٍ وبلالٌ رضي اللّه عنهما
، قُلْتُ : إنّي مُتَّبِعُكَ ،
قَالَ :
( إنَّكَ لَنْ تَسْتَطيعَ ذلِكَ يَومَكَ
هَذَا ، ألا تَرَى حَالي وحالَ النَّاسِ ؟ وَلَكِنِ ارْجعْ إِلَى
أهْلِكَ فَإِذَا سَمِعْتَ بي قَدْ ظَهرْتُ فَأتِنِي )
قَالَ :
فَذَهَبْتُ إِلَى أهْلِي وقَدِمَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
المَدِينَةَ حَتَّى قَدِمَ نَفَرٌ مِنْ أهْلِي المَدِينَةَ ، فقلتُ :
مَا فَعَلَ هَذَا الرَّجُلُ الَّذِي قَدِمَ المَدِينَةَ ؟ فقالوا
: النَّاس إلَيهِ سِرَاعٌ ، وَقَدْ أرادَ قَومُهُ قَتْلَهُ ،
فلَمْ يَسْتَطِيعُوا ذلِكَ ، فقَدِمْتُ المدينَةَ ، فَدَخَلْتُ
عَلَيهِ ، فقلتُ : يَا رَسُول اللّه أَتَعْرِفُني ؟
قَالَ :
( نَعَمْ ، أنْتَ الَّذِي لَقَيْتَنِي
بمكّةَ )
قَالَ :
فقلتُ : يَا رَسُول اللّه ، أخْبِرنِي عَمَّا عَلَّمَكَ اللّه
وأَجْهَلُهُ ، أخْبِرْنِي عَنِ الصَّلاَةِ ؟
قَالَ :
( صَلِّ صَلاَةَ الصُّبْحِ ، ثُمَّ اقْصُرْ
عَنِ الصَّلاَةِ حَتَّى تَرْتَفِعَ الشَّمْسُ قِيدَ رُمْحٍ ،
فَإنَّهَا تَطْلُعُ حِينَ تَطلُعُ بَيْنَ قَرْنَيْ شَيطَان ،
وَحينَئذٍ يَسجُدُ لَهَا الكُفَّارُ ، ثُمَّ صَلِّ فَإنَّ الصَلاَةَ
مَشْهُودَةٌ مَحْضُورةٌ حَتَّى يَسْتَقِلَّ الظِّلُّ
بالرُّمْحِ ، ثُمَّ اقْصُرْ عَنِ الصَّلاةِ ، فَإنَّهُ حينئذ
تُسْجَرُ جَهَنَّمُ ، فإذَا أقْبَلَ الفَيْءُ فَصَلِّ ، فَإنَّ
الصَّلاةَ مَشْهُودَةٌ مَحضُورَةٌ حَتَّى تُصَلِّي العصرَ ، ثُمَّ
اقْصرْ عَنِ الصَّلاةِ حَتَّى تَغْرُبَ الشَّمْسُ ، فإنَّهَا
تَغْرُبُ بينَ قَرْنَيْ شَيطانٍ ، وَحِينَئذٍ يَسْجُدُ لَهَا
الكُفّارُ )
قَالَ :
فقلتُ : يَا نَبيَّ اللّه ، فالوضوءُ حدثني عَنْهُ ؟
فَقَالَ :
( مَا مِنْكُمْ رَجُلٌ يُقَرِّبُ وَضُوءهُ
، فَيَتَمَضْمَضُ وَيسْتَنْشِقُ فَيَسْتَنْثِرُ ، إلاَّ خَرَّتْ
خَطَايَا وَجْهِهِ مِنْ أطْرَافِ لِحْيَتِهِ مَعَ المَاءِ ، ثُمَّ
يَغْسِلُ يديهِ إِلَى المِرفقَيْن ، إلاَّ خَرَّتْ خَطَايَا يَدَيْهِ
مِنْ أنَامِلِهِ مَعَ الماءِ ، ثُمَّ يَمْسَحُ رَأسَهُ ، إلاَّ خرّتْ
خطايا رأسِهِ من أطْرَافِ شَعْرِهِ مَعَ الماءِ ، ثُمَّ يغسل قدميه
إِلَى الكعْبَيْنِ ، إلاَّ خَرَّتْ خَطَايَا رِجلَيْهِ مِنْ
أنَاملِهِ مَعَ الماءِ ، فَإنْ هُوَ قَامَ فَصَلَّى ، فَحَمِدَ اللّه
تَعَالَى ، وأثنى عَلَيهِ ومَجَّدَهُ بالَّذي هُوَ لَهُ أهْلٌ ،
وَفَرَّغَ قلبه للّه تَعَالَى ، إلاَّ انْصَرفَ مِنْ خَطِيئَتِهِ
كهيئته يَومَ وَلَدتهُ أُمُّهُ ) .
فحدث عَمرُو بن عَبسَة بهذا الحديث أَبَا أُمَامَة صاحِب رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، فَقَالَ لَهُ أَبُو أُمَامَة : يَا عَمْرُو بنُ عَبسَة ، انْظُر
مَا تقولُ ! في مقامٍ واحدٍ يُعْطَى هَذَا الرَّجُلُ ؟
فَقَالَ عَمْرٌو : يَا أَبَا أُمَامَة ، لقد كَبرَتْ سِنّي ، وَرَقَّ
عَظمِي ، وَاقْتَرَبَ أجَلِي ، وَمَا بِي حَاجَةٌ أنْ أكْذِبَ
عَلَى اللّه تَعَالَى ، وَلا عَلَى رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
لَوْ لَمْ أسمعه مِنْ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، إلاَّ مَرَّةً
أَوْ مَرَّتَينِ
أَوْ ثَلاثاً - حَتَّى عَدَّ سَبْعَ
مَرَّات - مَا حَدَّثْتُ أبداً بِهِ ، وَلكنِّي سمعتُهُ أكثَر من
ذلِكَ . رواه مسلم .
قوله :
( جُرَءاءُ عَلَيهِ قَومُه ) هُوَ
بجيم مضمومة وبالمد عَلَى وزنِ عُلماءَ ، أيْ : جَاسِرونَ
مُستَطِيلُونَ غيرُ هائِبينَ ، هذِهِ الرواية المشهورةُ ، ورواه
الحُمَيْدِيُّ وغيرُهُ ( حِرَاءٌ )
بكسر الحاء المهملة ، وَقالَ :
معناه غِضَابٌ ذَوُو غَمّ وهَمّ ، قَدْ عِيلَ صَبرُهُمْ بِهِ ،
حَتَّى أثَّرَ في أجسامهم ، من قولِهِم : حَرَى جسمهُ يَحْرَى ،
إِذَا نَقَصَ مِنْ ألمٍ أَوْ غَمٍّ
ونحوهِ ، والصَّحيحُ أنَّهُ بالجيمِ .
قوله صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( بَيْنَ قَرنَيْ شيطان ) أيْ
ناحيتي رأسِهِ والمرادُ التَّمْثيلُ ، وَمعْنَاهُ : أنه حينئذٍ
يَتَحرَّكُ الشَّيطَانُ وَشيعَتُهُ ، وَيتَسَلَّطُونَ .
وقوله : (
يُقَرِّبُ وَضوءهُ ) معناه يُحضِرُ الماءَ الَّذِي يَتَوضّأ
بِهِ ، وقوله :
( إلاَّ خَرَّت خطايا ) هُوَ
بالخاءِ المعجمة : أيْ سقطت ، ورواه بعضُهم
( جَرَت ) بالجيم ، والصحيح بالخاءِ وَهُوَ رواية الجمهور . وقوله
: ( فينْتَثرُ ) أيْ
يَستخرجُ مَا في أنفهِ مِنْ أذىً والنَّثْرَةُ : طَرَفُ الأنْفِ . |
|
440. Ebû Mûsâ el-Eş’arî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allahü teâlâ, bir ümmete rahmetle
muamele etmek isterse, o ümmetin peygamberini onlardan önce
öldürür. Onu, kendileri için âhirette öncü ve kılavuz yapar.
Allahü teâlâ, bir ümmeti de helâk etmek isteyince, daha
peygamberleri sağ iken o millete azâbeder, onun gözü önünde onları
mahveder. Peygamberi yalanlayıp emrine karşı gelmeleri yüzünden
onları helâk etmek suretiyle peygamberini de memnun ve teselli
eder.”
Müslim, Fezâil 24 |
٤٤٠-
وعن أَبي موسى الأشعري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( إِذَا أرادَ اللّه تَعَالَى رَحمةَ
أُمَّةٍ ، قَبَضَ نَبيَّهَا قَبْلَها ، فَجعلهُ لَهَا فَرطاً وسلَفاً
بَيْنَ يَديْهَا ، وإذَا أرادَ هَلَكَةَ أُمَّةٍ ، عَذَّبَهَا
وَنَبِيُّهَا حَيٌّ ، فَأهلكَها وَهُوَ حيٌّ يَنظُرُ ، فَأقرّ
عَينَهُ بهلاكِها حِينَ كَذَّبُوهُ وَعَصَوا أمْرَهُ ) رواه
مسلم . |
|