50. ALLAH KORKUSU
•
“Sadece benden korkun.” Bakara
sûresi (2), 40
•
“Şüphesiz Rabb’inin yakalayıp tutuşu pek
şiddetlidir.” Burûc sûresi (85), 12
•
“İşte Rabbin, kasabaların zâlim halkını
yakaladığı zaman böyle yakalar. Çünkü O’nun yakalaması, çok acı ve
çok çetindir. Şüphesiz âhiret azâbından korkanlar için bunda
elbette ibret vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı
bir gündür ve o gün bütün mahlukatın hazır bulunduğu bir gündür.
Biz onu sadece sayılı bir süre için erteliyoruz. O gün geldiği
zaman hiç kimse O’nun izni olmadan konuşamaz. Oraya toplananlardan
kimi bahtsız; kimi bahtiyardır. Bahtsızlar ateştedirler. Onların
orada bir soluk alıp verişleri vardır ki!” Hûd sûresi
(11), 102-106
•
“Allah sizi kendisinin emirlerine karşı
gelmekden sakındırır.” Âl-i İmrân sûresi (3), 28
•
“O gün kişi, kardeşinden, anasından,
babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün, onlardan her
birinin, kendisine yetecek derdi vardır.” Abese sûresi
(80), 34–37
•
“Ey insanlar! Rabbinizden korkun; çünkü
kıyamet vaktinin depremi, cidden korkunç bir şeydir. Onu
gördüğünüz gün, her emziren emzirdiğinden geçer; her gebe yükünü
bırakır; insanları sarhoş görürsün, oysa sarhoş değillerdir. Ama
Allah’ın azâbı şiddetlidir.” Hac sûresi (22), 1-2
•
“Rabbinin makamından korkan kimseye iki
cennet var.” Rahmân sûresi (55), 46
•
“Cennetlikler birbirlerine dönmüş
soruyorlar: Doğrusu bundan önceki hayatımızda, âilemizin yanında
bile Allah’dan korkardık. Allah lütfedip bizi kavurucu azâbdan
korudu. Doğrusu bundan önce de O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz O,
iyilik yapandır, acıyandır.” Tûr sûresi (52), 25-28 |
٥٠- باب الخوف
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ }
[ البقرة : ٤٠ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ }
[ البروج : ١٢ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ
الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ إِنَّ فِي
ذَلِكَ لآيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الآخِرَةِ ذَلِكَ يَوْمٌ
مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذَلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ وَمَا
نُؤَخِّرُهُ إِلاَّ لأَجَلٍ مَعْدُودٍ يَوْمَ يَأْتِ لا تَكَلَّمُ
نَفْسٌ إِلاَّ بِإِذْنِهِ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَعِيدٌ فَأَمَّا
الَّذِينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ }
[ هود : ١٠٢-١٠٦ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّه نَفْسَهُ }
[ آل عمران : ٢٨ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ لِكُلِّ امْرِئٍ
مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ }
[ عبس : ٣٤-٣٧ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ
إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ يَوْمَ تَرَوْنَهَا
تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ
حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى
وَلَكِنَّ عَذَابَ اللّه شَدِيدٌ }
[ الحج : ١-٢ ]،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ
جَنَّتَانِ }
[ الرحمان : ٤٦]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ
يَتَسَاءلُونَ قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا
مُشْفِقِينَ ، فَمَنَّ اللّه عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ
السَّمُومِ إِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُ هُوَ
الْبَرُّ الرَّحِيمُ }
[ الطور : ٢٥-٢٨ ]
وَالآيات في الباب كثيرة جداً معلومات والغرض الإشارة إِلَى بعضها
وقد حصل :
وأما الأحاديث فكثيرة جداً فنذكر مِنْهَا طرفاً وباللّه التوفيق : |
|
397. İbn Mes’ûd
radıyallahu anh dedi ki:
Bize, doğru
söyleyen, doğruluğu tasdîk ve kabul edilmiş olan
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem haber
verdi ve şöyle buyurdu :
“Sizden birinizin yaratılışının
başlangıcı, annesinin karnında kırk günde derlenir toplanır. Sonra
ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı hâline döner. Sonra da bir o
kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek
gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne
rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa
kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur.”
Abdullah İbn
Mes’ûd der ki: Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a yemîn ederim
ki, sizden biri, cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi
ile cennet arasında sadece bir arşın mesâfe kalır da, sonra anne
karnında yazılan yazının hükmü öne geçer, cehennemliklerin yaptığı
işleri yapar ve cehenneme girer. Yine sizden biri cehennemliklerin
yaptığı işleri yapar ve kendisi ile cehennem arasında bir arşın
mesâfe kalır; sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer
ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapmaya devâm eder de,
neticede cennete girer.
Buhârî, Bed’ü’l-halk 6, Enbiyâ
1, Kader 1; Müslim, Kader 1.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet
16; Tirmizî, Kader 4;
İbn Mâce, Mukaddime 10 |
٣٩٧-
عن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
حدثنا رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم وَهُوَ الصادق المصدوق : (
إنَّ أحَدَكُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ في بَطْنِ أُمِّهِ أربَعِينَ
يَوماً نُطْفَةً ، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذلِكَ ، ثُمَّ
يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذلِكَ ، ثُمَّ يُرْسَلُ المَلَكُ ،
فَيَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ ، وَيُؤْمَرُ بِأرْبَعِ كَلِمَاتٍ :
بِكَتْبِ رِزْقِهِ وَأجَلِهِ وَعَمَلِهِ وَشَقِيٌّ أَوْ سَعِيدٌ .
فَوَالَّذِي لا إلهَ غَيْرُهُ إنَّ أحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ
أهْلِ الجَنَّةِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وبيْنَهَا إلاَّ
ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيهِ الكِتَابُ ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أهْلِ
النَّارِ فَيدْخُلُهَا ، وَإنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ
أهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إلاَّ ذراعٌ
، فَيَسْبِقُ عَلَيهِ الكِتَابُ فَيعْمَلُ بِعَمَلِ أهْلِ الجَنَّةِ
فَيَدْخُلُهَا ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ . |
|
398. İbn Mes’ûd
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Hesap gününde cehennem getirilir.
Cehennemin yetmiş bin dizgini ve her bir dizgini çeken yetmiş bin
de melek vardır.”
Müslim, Cennet 29. Ayrıca bk.
Tirmizî, Cehennem 1 |
٣٩٨-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يُؤتَى بِجَهَنَّمَ
يَومَئذٍ لَهَا سَبْعُونَ ألفَ زِمَامٍ ، مَعَ كُلِّ زِمَامٍ
سَبعُونَ ألْفَ مَلَكٍ يَجُرُّونَهَا ) رواه
مسلم . |
|
399. Nu’mân İbn Beşîr
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken işittim demiştir:
“Şüphesiz kıyamet gününde
cehennemliklerin azâbı en hafif olanı, ayaklarının altına iki kor
konulup da bu sebeple beyni kaynayan kişidir. Oysa o, hiç kimsenin
kendisinden daha şiddetli azâb gördüğünü zannetmez. Halbuki
kendisi, cehennemliklerin azâbı en hafif olanıdır.”
Buhârî,
Enbiyâ 1, Rikak 51; Müslim,
Îmân 362-364. Ayrıca bk. Tirmizî,
Cehennem 12 |
٣٩٩-
وعن النعمان بن بشير رضي اللّه عنهما
،
قَالَ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : ( إنَّ
أهْوَنَ أهْلِ النَّارِ عَذَاباً يَوْمَ القِيَامَةِ لَرَجُلٌ يوضعُ
في أخْمَصِ قَدَمَيْهِ جَمْرَتَانِ يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ .
مَا يَرَى أنَّ أَحَداً أشَدُّ مِنْهُ عَذَاباً ، وَأنَّهُ
لأَهْوَنُهُمْ عَذَاباً )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
400. Semüre İbn Cündeb
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cehennem ateşi, cehennem ehlinin
bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak
yerlerine, bazısının da köprücük kemiklerine kadar çıkar.”
Müslim, Cennet 33 |
٤٠٠-
وعن سمرة بن جندب رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ نبيَّ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( مِنْهُمْ مَنْ تَأخُذُهُ النَّارُ إِلَى
كَعْبَيهِ ، وَمنْهُمْ مَنْ تَأخُذُهُ إِلَى رُكْبَتَيهِ ، وَمنْهُمْ
مَنْ تَأخُذُهُ إِلَى حُجزَتِهِ ، وَمِنْهُمْ مَنْ تَأخُذُهُ إِلَى
تَرْقُوَتِهِ ) رواه مسلم
.
( الحُجْزَةُ )
: مَعْقِدُ الإزار تَحْتَ السُّرَّةِ ، وَ(
التَّرْقُوَةُ ) بفتح التاءِ وضم القاف : هي العَظمُ الَّذِي
عِنْدَ ثَغْرَةِ النَّحْرِ ، وَللإنْسَانِ تَرْقُوتَانِ في جَانبَي
النَّحْرِ . |
|
401. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İnsanlar, âlemlerin Rabbi huzurunda
hesap vermek üzere kabirlerinden kalkarlar. Onlardan bazıları
kulaklarının yarısına kadar ter içindedirler.”
Buhârî, Rikak 47, Tefsîru sûre
83; Müslim, Cennet 60. Ayrıca bk.
Tirmizî, Kıyamet 2, Tefsîru sûre (83);
İbn Mâce, Zühd 33 |
٤٠١-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما : أنَّ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( يَقُومُ النَّاس لِرَبِّ العَالَمينَ
حَتَّى يَغِيبَ أحَدُهُمْ في رَشْحِهِ إِلَى أنْصَافِ أُذُنَيهِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وَ( الرَّشْحُ ) : العَرَقُ . |
|
402. Enes
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre şöyle demiştir:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
bizlere benzerini hiç duymadığım bir konuşma yaptı ve şöyle
buyurdu:
“Eğer sizler benim bildiklerimi
bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.” Bunun üzerine
Resûlüllah’ın ashâbı
yüzlerini kapatarak hıçkıra hıçkıra ağladılar.
Buhârî, Tefsîru sûre (5), 12;
Müslim, Fezâil 134
Müslim’in rivayeti şöyledir:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ashâbının durumuyla ilgili bir
haber alınca şöyle bir konuşma yaptı:
“Cennet ve cehennem gözlerimin önüne
serilip bana gösterildi. Hayır ve şer açısından bugün gibisini
görmedim. Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok
ağlardınız” buyurdu.
Resûlüllah’ın ashâbına bundan daha ağır gelen bir gün
olmamıştı. Başlarını örterek hıçkıra hıçkıra ağladılar.
Müslim, Fezâil 134 |
٤٠٢-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
خطبنا رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم خطبة مَا سَمِعْتُ مِثلها قطّ ،
فَقَالَ :
( لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أعْلَمُ ،
لَضحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيتُمْ كَثِيراً ) فَغَطَّى
أصْحَابُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم وَجُوهَهُمْ ، وَلَهُمْ خَنَينٌ .
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية : بَلَغَ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم عَنْ أَصْحَابِهِ شَيْءٌ فَخَطَبَ ،
فَقَالَ :
( عُرِضَتْ عَلَيَّ الجَنَّةُ وَالنَّارُ ،
فَلَمْ أرَ كَاليَومِ في الخَيرِ وَالشَّرِّ ، وَلَوْ تَعْلَمونَ مَا
أعلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيراً )
فَمَا أتَى عَلَى أصْحَابِ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم يَوْمٌ أَشَدُّ مِنْهُ ،
غَطَّوْا رُؤُسَهُمْ وَلَهُمْ خَنِينٌ .
( الخَنِينُ )
بالخاءِ المعجمة : هُوَ البُكَاءُ مَعَ غُنَّة وانتِشَاقِ الصَّوْتِ
مِنَ الأنْفِ . |
|
403. Mikdâd
radıyallahu anh’den rivâyet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Güneş, kıyamet gününde insanlara bir
mil mesâfe kalıncaya kadar yaklaştırılır.”
Hadisi
Mikdâd’tan rivayet eden Süleym İbn Âmir :
Allah’a yemin
ederim ki, Resûlüllah
mil ile yeryüzündeki mesafe ölçüsünü mü yoksa göze sürme çekmek
için kullanılan mili mi kastetti bilmiyorum, demiştir.
Resûl-i Ekrem:
“İnsanlar, işledikleri kötü amelleri
kadar tere batarlar. Onlardan bir kısmı topuklarına, bir kısmı
dizlerine, bazıları kuşak yerlerine kadar ter içinde kalır;
bazılarının da ter âdeta ağızlarına gem vurur”
buyurarak eliyle ağzına işaret etti.
Müslim, Cennet 62. Ayrıca bk.
Tirmizî, Kıyamet 6 |
٤٠٣-
وعن المقداد رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
سمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( تُدْنَى
الشَّمْسُ يَوْمَ القِيَامَةِ مِنَ الخَلْقِ حَتَّى تَكُونَ مِنْهُمْ
كَمِقْدَارِ مِيلٍ ) قَالَ سُلَيْم بنُ عامِر الراوي عن
المقداد : فَوَاللّه مَا أدْرِي مَا يعني
بالمِيلِ ، أمَسَافَةَ الأرضِ أَمِ المِيلَ الَّذِي تُكْتَحَلُ بِهِ
العَيْنُ ؟
قَالَ :
( فَيكُونُ النَّاسُ عَلَى قَدْرِ
أعْمَالِهِمْ في العَرَقِ ، فَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى
كَعْبَيْهِ ، ومنهم من يكون إِلَى ركبتيه ، ومنهم مَنْ يَكُونُ إِلَى
حِقْوَيْهِ ، وَمِنْهُمْ مَنْ يُلْجِمُهُ العَرَقُ إلْجَاماً
) .
قَالَ :
وَأَشَارَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم بيدهِ إِلَى فِيهِ . رواه
مسلم . |
|
404. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kıyamet gününde insanlar o kadar
terlerler ki, onların teri yerin yetmiş arşın derinliğine ulaşır.
Ter onların ağızlarına âdetâ gem vurur da tâ kulaklarına kadar
çıkar.”
Buhârî, Rikak 47;
Müslim, Cennet 61 |
٤٠٤-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أن رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( يَعْرَقُ النَّاسُ يَومَ القِيَامَةِ
حَتَّى يَذْهَبَ عَرَقُهُمْ في الأرضِ سَبْعِينَ ذِراعاً ،
وَيُلْجِمُهُمْ حَتَّى يَبْلُغَ آذَانَهُمْ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
ومعنى ( يَذْهَبُ في الأرضِ ) :
ينـزل ويغوص . |
|
405. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den
rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikteydik. O sırada düşen bir şeyin gümbürtüsünü duyduk. Bunun
üzerine:
– “Bu gümbürtünün ne olduğunu biliyor
musunuz?” diye sordu. Biz:
– Allah ve
Resûlü daha iyi bilir, dedik. Resul-i Ekrem Efendimiz:
– “Bu, yetmiş sene önce cehenneme
atılmış olan bir taştır. O, şimdiye kadar cehennemde yuvarlanıp
yol alıyordu, nihayet onun dibine ulaştı; siz onun gümbürtüsünü
işittiniz” buyurdu.
Müslim, Cennet 31 |
٤٠٥-
وعنه ،
قَالَ :
كُنَّا مَعَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم إذْ سمع وجبة ،
فَقَالَ :
( هَلْ تَدْرُونَ مَا هَذَا ؟ )
قُلْنَا : اللّه وَرَسُولُهُ أعْلَمُ .
قَالَ :
( هذَا حَجَرٌ رُمِيَ بِهِ في النَّارِ
مُنْذُ سَبْعينَ خَريفاً ، فَهُوَ يَهْوِي في النَّارِ الآنَ حَتَّى
انْتَهَى إِلَى قَعْرِها فَسَمِعْتُمْ وَجْبَتَهَا ) رواه
مسلم . |
|
406. Adî İbn Hâtim
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Rabbiniz arada bir tercüman
bulunmaksızın, her birinizle konuşacaktır. Kişi sağına bakar,
önceden gönderdiği iyi işleri görür; soluna bakar vaktiyle yaptığı
kötü işleri görür. Önüne bakar, önünde sadece cehennemi görür.
Yarım hurma ile de olsa cehennemden korununuz.”
Buhârî, Zekât 9;
Müslim, Zekât 67. Ayrıca bk.
Buhârî, Menâkıb 25, Tevhîd, 24,
36; Tirmizî, Kıyamet 1;
İbn Mâce, Mukaddime 13, Zekât
28 |
٤٠٦-
وعن عدي بن حاتم رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا مِنْكُمْ مِنْ
أَحَدٍ إلاَّ سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وبَيْنَهُ
تَرْجُمَانٌ ، فَيَنْظُرُ أيْمَنَ مِنْهُ فَلاَ يَرَى إلاَّ مَا
قَدَّمَ ، وَيَنْظُرُ أشْأَمَ مِنْهُ فَلاَ يَرَى إلاَّ مَا قَدَّمَ
، وَيَنْظُرُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَلاَ يَرَى إلاَّ النَّارَ تِلْقَاءَ
وَجْهِهِ ، فَاتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
407. Ebu Zer
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Şüphesiz ben sizin görmediklerinizi
görüyor ve biliyorum. Gök yüzü gıcırdayıp inledi ve gıcırdayıp
inlemekte de haklı idi. Gökyüzünde, alnını Allah’a secde için
koymuş bir meleğin bulunmadığı dört parmaklık bile boş yer yoktur.
Allah’a yemin ederim ki, eğer benim bildiklerimi sizler bilmiş
olsaydınız az güler çok ağlardınız. Yataklarda kadınlardan da zevk
almazdınız. Yüksek sesle Allah’a yalvararak yollara ve kırlara
çıkardınız.”
Tirmizî, Zühd 9. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zühd 19 |
٤٠٧-
وعن أَبي ذر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنِّي أَرَى مَا لا
تَرَوْنَ ، أطَّتِ السَّمَاءُ وَحُقَّ لَهَا أنْ تَئِطَّ ، مَا
فِيهَا مَوضِعُ أرْبَع أصَابعَ إلاَّ وَمَلَكٌ وَاضِعٌ جَبْهَتَهُ
سَاجِداً للّه تَعَالَى . واللّه لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أعْلَمُ ،
لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيراً ، وَمَا
تَلَذَّذْتُمْ بالنِّساءِ عَلَى الفُرُشِ ، وَلَخَرَجْتُمْ إِلَى
الصُّعُدَاتِ تَجْأرُونَ إِلَى اللّه تَعَالَى ) رواه
الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن ) .
وَ( أطَّت ) بفتح الهمزة وتشديد
الطاءِ و( تئط ) بفتح التاءِ وبعدها
همزة مكسورة ، وَالأطيط : صوتُ الرَّحْلِ وَالقَتَبِ وَشِبْهِهِمَا ،
ومعناه : أنَّ كَثرَةَ مَنْ في السَّماءِ مِنَ المَلائِكَةِ
العَابِدِينَ قَدْ أثْقَلَتْهَا حَتَّى أطّتْ . وَ(
الصُّعُدات ) بضم الصاد والعين : الطُّرُقات : ومعنى :
( تَجأَرُون ) : تَستَغيثُونَ . |
|
408. Ebû Berze Nadle İbn
Ubeyd el-Eslemî radıyallahu anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü
nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını
nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede
yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.”
Tirmizî, Kıyamet 1 |
٤٠٨-
وعن أَبي برزة - براء ثُمَّ زاي - نَضْلَة بن عبيد الأسلمي
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لا تَزُولُ قَدَمَا
عَبْدٍ يَومَ القِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَ
أفنَاهُ ؟ وَعَنْ عِلمِهِ فِيمَ فَعَلَ فِيهِ ؟ وَعَنْ مَالِهِ مِنْ
أيْنَ اكْتَسَبَهُ ؟ وَفيمَ أنْفَقَهُ ؟ وَعَنْ جِسمِهِ فِيمَ أبلاهُ
؟ ) رواه الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
409. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“İşte o gün yer haberlerini söyler”
[Zelzele sûresi (99), 4] âyetini okudu, sonra:
– “Yerin haberlerinin ne olduğunu
biliyor musunuz?” diye sordu. Sahâbe:
– Allah ve
Resûlü daha iyi bilir, dediler. Hazret-iPeygamber:
– “Onun haberleri, her erkek ve kadının
yeryüzünde neler yaptığına şâhitlik ederek, sen şu günde şöyle
yapmıştın, demesidir. İşte yerin haberleri budur”
buyurdu.
Tirmizî, Kıyamet 7 |
٤٠٩-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قرأ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : { يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ
أَخْبَارَهَا }
[ الزلزلة : ٤ ]
ثُمَّ
قَالَ :
( أتَدْرونَ مَا أخْبَارهَا ) ؟
قالوا :
اللّه وَرَسُولُهُ أعْلَمُ .
قَالَ :
( فإنَّ أخْبَارَهَا أنْ تَشْهَدَ عَلَى
كُلّ عَبْدٍ أَوْ أمَةٍ بما عَمِلَ عَلَى ظَهْرِهَا تَقُولُ :
عَملْتَ كَذَا وكَذَا في يَومِ كَذَا وكَذَا فَهذِهِ أخْبَارُهَا )
رواه الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
410. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sûr sahibi boruyu ağzına koymuş, ne
zaman üflemekle emrolunursa hemen üfleyeceği ânın iznini bekleyip
durmakta iken ben nasıl sevinebilirim?” Bu haber,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
ashabına ağır geldi. Bunun üzerine
Resûlüllah:
“Hasbünallah ve ni’me’l-vekîl: Allah
bize yeter, o ne güzel vekildir, deyiniz” buyurdu.
Tirmizî, Kıyamet 8; Tefsîru
sûre (39) |
٤١٠-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( كَيْفَ أنْعَمُ !
وَصَاحِبُ القَرْنِ قَدِ التَقَمَ القَرْنَ ، وَاسْتَمَعَ الإذْنَ
مَتَى يُؤمَرُ بالنَّفْخِ فَيَنْفُخُ ) فَكَأنَّ ذلِكَ ثَقُلَ
عَلَى أصْحَابِ رسولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم فَقَالَ لَهُمْ :
( قُولُوا : حَسْبُنَا اللّه وَنِعْمَ الوَكِيلُ ) رواه
الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسنٌ ) .
( القَرْنُ )
: هُوَ الصُّورُ الَّذِي
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَنُفِخَ في الصُّورِ } كذا
فسَّره رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم . |
|
411. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Korkan kimse, geceleyin yol alır. Gece
yol alan kimse de varacağı yere ulaşır. İyi biliniz ki, Allah’ın
metâı çok pahalıdır. İyi biliniz ki, Allah’ın metâı cennettir.”
Tirmizî, Kıyamat 18 |
٤١١-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ خَافَ أدْلَجَ ،
وَمَنْ أدْلَجَ بَلَغَ المَنْزِلَ . ألا إنَّ سِلْعَةَ اللّه
غَالِيَةٌ ، ألاَ إنَّ سِلْعَةَ اللّه الجَنَّةُ ) رواه
الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن ) .
وَ( أدْلَجَ ) : بإسكان الدال
ومعناه سار من أول الليلِ . والمراد التشمير في الطاعة ، واللّه أعلم
. |
|
412. Âişe
radıyallahu anhâ,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken işittim demiştir:
“İnsanlar, kıyamet gününde, yalınayak,
çıplak ve sünnetsiz olarak Allah’ın huzurunda toplanırlar.”
Bunun üzerine ben:
– Yâ
Resûlallah! Kadınlar ve erkekler birlikte olunca, birbirlerine
bakmazlar mı, dedim? Peygamber
Efendimiz:
– “Âişe! Durum, onların bunu akıllarına
getiremeyecekleri kadar ciddidir” buyurdu.
Bir başka
rivayette:
“İş, birbirlerine bakamayacakları
derecede şiddetlidir”, buyurdu.
Buhârî, Rikak 45;
Müslim, Cennet 56,59. Ayrıca
bk. Buhârî, Enbiyâ 8, 48,
Tefsîru sûre (5), 14; Tirmizî,
Kıyamet 3, Tefsîru sûre (80), 2; Nesâî,
Cenâiz 118-119; İbn Mâce, Zühd
33 |
٤١٢-
وعن عائشة رضي اللّه عنها ،
قَالَتْ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : (
يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ القِيَامَةِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً )
قُلْتُ : يَا رَسُول اللّه ، الرِّجَالُ وَالنِّساءُ جَمِيعاً
يَنْظُرُ بَعضُهُمْ إِلَى بَعْض ؟!
قَالَ :
( يَا عائِشَةُ ، الأمرُ أشَدُّ مِنْ أنْ
يُهِمَّهُمْ ذلِكَ ) .
وفي رواية : ( الأَمْرُ أهمُّ مِنْ أنْ
يَنْظُرَ بَعضُهُمْ إِلَى بَعض )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
( غُرلاً )
بِضَمِّ الغَينِ المعجمة ، أيْ : غَيرَ مَختُونينَ . |