49. GÖRÜNÜŞE GÖRE HÜKÜM VERMEK
İNSANLARIN DIŞ
GÖRÜNÜŞÜNE BAKARAK HAKLARINDA HÜKÜM VERMEK VE GİZLİ HALLERİNİ
ALLAH’A BIRAKMAK
•
“Eğer tevbe eder, namazı kılar, zekâtı
verirlerse, onları serbest bırakın.” Tevbe sûresi (9),
5 |
٤٩- باب إجراء أحكام الناس عَلَى الظاهر وسرائرهم إِلَى اللّه
تَعَالَى
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاةَ
وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُم }
[ التوبة : ٥ ]
. |
|
391. Abdullah İbn Ömer
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ben, Allah’tan başka bir ilâh
bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet edip,
namazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı hakkıyla verinceye kadar
insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde,
kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İslâm’ın
gerektirdiği haklar ise bunların dışındadır. Onların gizli
hallerinin hesabı Allah’a âittir.”
Buhârî, Îmân 17, 28, Salât 28,
Zekât 1, İ’tisâm 2, 28; Müslim,
Îmân 32-36. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Cihâd 95; Tirmizî, Tefsîru sûre
(88); Nesâî, Zekât 3;
İbn Mâce, Fiten 1-3 |
٣٩١-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما : أنَّ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( أُمِرْتُ أنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى
يَشْهَدُوا أنْ لاَ إلهَ إلاَّ اللّه ، وَأنَّ مُحَمَّداً رَسُول
اللّه ، وَيُقيمُوا الصَّلاةَ ، وَيُؤتُوا الزَّكَاةَ ، فَإِذَا
فَعَلُوا ذلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءهُمْ وَأمْوَالَهُمْ إلاَّ
بحَقِّ الإسْلاَمِ ، وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللّه تَعَالَى )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
392. Ebû Abdullah Târık İbn
Eşyem radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğunu işitmiştir:
“Kim Allah’tan başka ilâh yoktur der ve
Allah’tan başka ibadet edilenleri inkâr ederse, o kimsenin malı ve
kanı haram olur. Gizli hallerinin hesabı ise Allah’a âittir.”
Müslim, Îmân 37 |
٣٩٢-
وعن أَبي عبدِ اللّه طارِق بن أشَيْم
رَضِيَ اللّه عَنْهُ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : ( مَنْ
قالَ لاَ إلهَ إلاَّ اللّه ، وَكَفَرَ بما يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللّه
، حَرُمَ مَالُهُ وَدَمُهُ ، وَحِسَابُهُ عَلَى اللّه تَعَالَى )
رواه مسلم . |
|
393. Ebû Ma’bed Mikdâd İbn
Esved radıyallahu anh şöyle demiştir:
– Ben,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
dedim ki :
– Kâfirlerden
bir adamla karşılaşsam ve onunla vuruşsak, o benim ellerimden
birini kılıçla vurup koparsa, sonra da benim elimden kurtulmak
için bir ağacın arkasına sığınsa ve:
– Ben, Allah
için müslüman oldum, dese, onu böyle dedikten sonra öldürebilir
miyim, yâ Resûlallah! Ne dersin?
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
– “Sakın onu öldürme”
buyurdu. Ben :
– Ey Allah’ın
Resûlü! Adam benim iki elimden birini kopardı, ondan sonra bu sözü
söyledi, dedim. Bunun üzerine :
– “Sakın öldürme, eğer onu öldürürsen,
o, senin kendisini öldürmezden önceki durumundadır. Sen ise, onun
o sözü söylemeden önceki durumuna düşersin” buyurdu.
Buhârî, Meğâzî 12;
Müslim, Îmân 155. Ayrıca bk.
Ebû Dâvud, Cihâd 95 |
٣٩٣-
وعن أَبي معبد المقداد بن الأسْود رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قُلْتُ لرسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : أرَأيْتَ إنْ لَقِيتُ رَجُلاً مِنَ الكُفَّارِ ،
فَاقْتتَلْنَا ، فَضَرَبَ إحْدَى يَدَيَّ بِالسَّيْفِ ، فَقَطَعَها ،
ثُمَّ لاذَ مِنِّي بِشَجَرَةٍ ،
فَقَالَ :
أسْلَمْتُ للّه ، أأقْتُلُهُ يَا رَسُول اللّه بَعْدَ أنْ قَالَهَا ؟
فَقَالَ :
( لا تَقْتُلهُ ) فَقُلْتُ : يَا
رَسُول اللّه ، قَطَعَ إحْدَى يَدَيَّ ، ثُمَّ قَالَ ذلِكَ بَعْدَ
مَا قَطَعَهَا ؟!
فَقَالَ :
( لا تَقتُلْهُ ، فإنْ قَتَلْتَهُ فَإنَّهُ
بِمَنْزِلَتِكَ قَبْلَ أنْ تَقْتُلَهُ ، وَإنَّكَ بِمَنْزِلَتِهِ
قَبْلَ أنْ يَقُولَ كَلِمَتَهُ التي قَالَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
ومعنى ( أنه بمنـزلتك ) أي : معصوم
الدم محكوم بإسلامه . ومعنى ( أنك بمنـزلته
) أي : مباح الدمِ بالقصاص لورثتهِ لا أنه بمنـزلته في الكفر
، واللّه أعلم . |
|
394. Üsâme İbn Zeyd
radıyallahu anhümâ şöyle demiştir
:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, bizi
Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. Sabahleyin
onlar sularının başında iken üzerlerine hücum ettik. Ben ve
ensardan bir kişi onlardan bir adama ulaştık. Biz onun üzerine
yürüyünce, adam: “Lâ ilâhe illallah: Allah’tan başka ilâh yoktur”
dedi. Bunun üzerine ensardan olan arkadaşım ona hücumdan vazgeçti;
ben ise mızrağımı ona sapladım ve adamı öldürdüm. Biz Medine’ye
gelince bu olay Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem’in kulağına gitti ve bana:
– “Ey Üsâme! Lâ ilâhe illallah dedikten
sonra adamı öldürdün mü?” buyurdu. Ben :
– Yâ
Resûlallah! O, bu sözü sadece canını kurtarmak için söyledi,
dedim. Peygamber Efendimiz
tekrar :
– “Lâ ilâhe illallah dedikten sonra
adamı öldürdün mü?” diye yine sordu ve bu sözü o kadar
çok tekrarladı ki, ben, daha önce müslüman olmamış olmayı bile
temenni ettim.
Buhârî, Diyât 2, Meğâzî 45;
Müslim, Îmân 158-159. Ayrıca
bk. Tirmizî, Tefsîru sûre(11)
Müslim’in bir rivâyeti
şöyledir :
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
– “Adam lâ ilâhe illallah dedi ve sen de
onu öldürdün, öyle mi?” Ben :
– Yâ
Resûlallah! O, bu sözü sadece silahtan korktuğu için söyledi,
dedim. Peygamber Efendimiz
:
– “Kalbini mi yardın ki, bu sebeple
söyleyip söylemediğini bilesin?” buyurdu.
Bu sözü o kadar
çok tekrarladı ki, ilk defa o gün müslüman olmuş olmayı temenni
ettim.
Müslim, Îmân 158 |
٣٩٤-
وعن أُسَامة بن زيدٍ رضي اللّه عنهما
،
قَالَ :
بعثنا رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم إِلَى الْحُرَقَةِ مِنْ جُهَيْنَةَ فَصَبَّحْنَا
القَوْمَ عَلَى مِيَاهِهِمْ ، وَلَحقْتُ أنَا وَرَجُلٌ مِنَ
الأَنْصَارِ رَجُلاً مِنْهُمْ ، فَلَمَّا غَشَيْنَاهُ ،
قَالَ :
لاَ إلهَ إلاَّ اللّه ، فَكفَّ عَنْهُ الأَنْصَاري ، وطَعَنْتُهُ
برُمْحِي حَتَّى قَتَلْتُهُ ، فَلَمَّا قَدِمْنَا المَدِينَةَ ،
بَلَغَ ذلِكَ النَّبيَّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم فَقَالَ لِي : (
يَا أُسَامَة ، أقَتَلْتَهُ بَعْدَ مَا قَالَ لا إلهَ إلاَّ اللّه ؟!
) قُلْتُ : يَا رَسُول اللّه ، إِنَّمَا كَانَ متعوِّذاً ،
فَقَالَ :
( أقَتَلْتَهُ بَعْدَ مَا قَالَ لا إلهَ
إلاَّ اللّه ؟! ) فما زَالَ يُكَرِّرُهَا عَلَيَّ حَتَّى
تَمنْيَّتُ أنِّي لَمْ أكُنْ أسْلَمْتُ قَبْلَ ذلِكَ اليَوْمِ .
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية : فَقَالَ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : ( أقالَ :
لا إلهَ إلاَّ اللّه وقَتَلْتَهُ ؟! ) قُلْتُ : يَا رَسُول
اللّه ، إِنَّمَا قَالَهَا خَوْفاً مِن السِّلاحِ ،
قَالَ :
( أَفَلاَ شَقَقْتَ عَنْ قَلْبِهِ حَتَّى
تَعْلَمَ أَقَالَهَا أمْ لا ؟! ) فمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا
حَتَّى تَمَنَّيْتُ أنِّي أسْلَمْتُ يَوْمَئذٍ .
( الحُرَقَةُ )
بضم الحاءِ المهملة وفتح الراءِ : بَطْنٌ مِنْ جُهَيْنَةَ :
القَبِيلةُ المَعْرُوفَةُ . وقوله :
( مُتَعَوِّذاً ) : أيْ مُعْتَصِماً
بِهَا مِنَ القَتْلِ لاَ معْتَقِداً لَهَا . |
|
395. Cündeb İbn Abdullah
radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem,
müslümanlardan müteşekkil bir askerî birliği müşriklerden bir
kavme göndermişti. Müslüman askerler, müşriklerle karşılaştılar.
Müşriklerden bir adam, müslüman askerlerden istediğine saldırıp
öldürüyordu. Müslümanlardan biri de onun boş bulunduğu anı
gözlüyordu. Biz bu müslümanın Üsâme İbn Zeyd olduğunu konuşup
duruyorduk. Üsâme, kılıcını çekip de adamı öldüreceği sırada o:
– Lâ ilâhe
illallah, dedi; fakat Üsâme onu yine de öldürdü.
Peygamber Efendimiz’e
müjdeci geldi. Peygamberimiz ona ordunun durumunu sordu, o da olup
biteni kendisine haber verdi. Hatta o adamın durumunu ve Üsâme’nin
ona ne yaptığını da anlattı. Bunun üzerine
Hazret-i Peygamber Üsâme’yi
çağırdı ve ona :
– “Adamı niçin öldürdün?”
diye sordu. Üsâme :
– Yâ
Resûlallah! O adam müslümanların canını yaktı; falanı ve falanı
öldürdü, diyerek bir kaç şehidin adını saydı. Sözüne devamla
şunları söyledi:
– Ben ise onun
üzerine yürüdüm. Kılıcı görünce:
– Lâ ilâhe
illallah, dedi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz:
– “Böyle diyen adamı öldürdün mü?”
diye sordu. Ben:
– Evet, dedim.
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber:
– “Lâ ilâhe illallah kıyamet günü
karşına geldiğinde ne yapacaksın?” dedi. Üsâme İbn
Zeyd:
– Yâ
Resûlallah! Cenâb-ı Hak’dan beni bağışlamasını dile, dedi.
Resûl-i Ekrem durmadan:
– “Lâ ilâhe illallah kelimesi kıyamet
günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın, söyle?” “Lâ ilâhe illallah
sözü kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın?”
diyor, başka bir söz söylemiyordu.
Müslim, Îmân 160 |
٣٩٥-
وعن جندب بن عبد اللّه رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بَعَثَ بَعْثاً مِنَ المُسْلِمينَ
إِلَى قَومٍ مِنَ المُشرِكينَ ، وَأنَّهُمْ التَقَوْا ، فَكَانَ
رَجُلٌ مِنَ المُشْركينَ إِذَا شَاءَ أنْ يَقْصِدَ إِلَى رَجُل مِنَ
المُسْلِمينَ قَصَدَ لَهُ
فَقَتَلَهُ ، وَأنَّ رَجُلاً مِنَ المُسْلِمِينَ
قَصَدَ غَفْلَتَهُ . وَكُنَّا نتحَدَّثُ أنَّهُ أُسَامَةُ بْنُ
زَيْدٍ ، فَلَمَّا رَفَعَ عَلَيهِ السَّيفَ ،
قَالَ :
لا إلهَ إلاَّ اللّه ، فَقَتَلهُ ، فَجَاءَ البَشيرُ إِلَى رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
فَسَألَهُ وَأخبَرَهُ ، حَتَّى أخْبَرَهُ خَبَرَ الرَّجُلِ كَيْفَ
صَنَعَ ، فَدَعَاهُ فَسَألَهُ ،
فَقَالَ :
( لِمَ قَتَلْتَهُ ؟ )
فَقَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، أوْجَعَ في المُسلِمِينَ ، وَقَتَلَ فُلاناً
وفلاناً ، وسمى لَهُ نَفراً ، وَإنِّي حَمَلْتُ عَلَيهِ ، فَلَمَّا
رَأى السَّيفَ ،
قَالَ :
لا إلهَ إلاَّ اللّه . قَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : (
أقَتَلْتَهُ ؟ )
قَالَ :
نَعَمْ .
قَالَ :
( فَكَيفَ تَصْنَعُ بلاَ إلهَ إلاَّ اللّه
، إِذَا جَاءتْ يَوْمَ القِيَامَةِ ؟ )
قَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، اسْتَغْفِرْ لِي .
قَالَ :
( وكَيفَ تَصْنَعُ بِلا إلهَ إلاَّ اللّه
إِذَا جَاءتْ يَوْمَ القِيَامَةِ ؟ ) فَجَعَلَ لاَ يَزِيدُ
عَلَى أنْ يَقُولَ : ( كَيفَ تَصْنَعُ بِلا
إلهَ إلاَّ اللّه إِذَا جَاءتْ يَوْمَ القِيَامَةِ ) رواه
مسلم . |
|
396. Abdullah İbn Utbe İbn
Mes’ûd der ki: Ömer İbn Hattâb
radıyallahu anh’ı şöyle derken işittim :
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
zamanında Allah katından gelen vahiy sayesinde insanlar gizli
hallerinden de sorumlu tutuluyorlardı. Hiç kuşkusuz vahyin arkası
kesilmiştir. Biz ise şu anda sizleri, bize apaçık belli olan
davranışlarınız sebebiyle hesaba çekeriz. Dolayısıyla bize iyi
davranışlar gösteren kimseyi, güvenilir kimse bilir ve ona
yaklaşırız. Onun gizli hallerinden hiçbir şeyi araştırmak bize
düşmez. O kişinin gizli halleriyle ilgili hesabını Allah görür.
Bize karşı kötü davranışlar sergileyen bir kimseyi de güvenilir
bulmayız. O kişi, gayesinin iyi olduğunu söylese bile ondan emin
olmaz ve kendisini doğrulamayız.
Buhârî, Şehâdât 5 |
٣٩٦-
وعن عبد اللّه بن عتبة بن مسعود ،
قَالَ :
سَمِعْتُ عمر بن الخطاب رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ، يقولُ : إنَّ نَاساً كَانُوا يُؤْخَذُونَ بِالوَحْيِ
في عَهْدِ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، وَإنَّ الوَحْيَ قَدِ انْقَطَعَ ،
وإِنَّمَا نَأخُذُكُمُ الآن بما ظَهَرَ لَنَا مِنْ أعمَالِكُمْ ،
فَمَنْ أظْهَرَ لَنَا خَيْراً أمَّنَّاهُ وَقَرَّبْنَاهُ ، وَلَيْسَ
لَنَا مِنْ سَرِيرَتِهِ شَيْء ، اللّه يُحَاسِبُهُ فِي سَرِيرَتِهِ ،
وَمَنْ أظْهَرَ لَنَا سُوءاً لَمْ نَأمَنْهُ وَلَمْ نُصَدِّقْهُ
وَإنْ
قَالَ :
إنَّ سَرِيرَتَهُ حَسَنَةٌ . رواه
البخاري . |
|