33. YETİMLERİ VE KİMSESİZLERİ
KORUMAK
YETİMLERİ, KIZ
ÇOCUKLARINI, ZAYIF, YOKSUL VE GÖNLÜ KIRIK KİMSELERİ HOŞ TUTMAK,
ONLARA İYİLİK EDİP ŞEFKAT GÖSTERMEK, KENDİLERİNE MÜTEVAZİ DAVRANIP
KOL KANAT GERMEK
•
“Mü’minlere kol kanat ger.”
Hicr sûresi (15), 88
•
“Sabah akşam Rablerine dua ederek onun
rızasını kazanmaya çalışanlarla beraber sıkıntılara karşı dayan.
Dünya hayatının süslerine kapılıp da gözlerini onlardan ayırma.”
Kehf sûresi (18), 28
•
“Yetimi sakın üzme, senden bir şey
isteyeni azarlama!” Duhâ sûresi (93), 9-10
•
“Dini yalan sayan kimseyi gördün mü? İşte
o, öksüzü incitir, yoksulu doyurmak için ön ayak olmaz.”
Mâûn sûresi (107), 1-3 |
٣٣- باب ملاطفة اليتيم والبنات وسائر الضعفة والمساكين والمنكسرين
والإحسان إليهم والشفقة عليهم
والتواضع معهم وخفض الجناح لهم
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ }
[ الحجر : ٨٨ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ
يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ
وَلا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ
الدُّنْيَا }
[ الكهف : ٢٨ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلا تَقْهَرْ
وَأَمَّا السَّائِلَ فَلا تَنْهَرْ }
[ الضحى : ٩-١٠ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ وَلا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ
الْمِسْكِينِ }
[ الماعون : ٦ ]
. |
|
261.
Sa`d İbn Ebû Vakkâs radıyallahü anh
şöyle dedi:
Biz altı kişi
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte oturuyorduk. Bu hâli gören müşrikler
Peygamber
aleyhisselâm’a:
- Şunları
yanından def’et! Bize karşı saygısızlık etmeye kalkmasınlar,
dediler.
Orada benden
başka Abdullah İbn Mes`ûd, Hüzeyl kabilesinden biri, Bilâl ve
adlarını vermek istemediğim iki kişi daha vardı.
Müşriklerin bu
teklifi üzerine Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
kalbinden (kendisine kırılmayacağımızdan emin olduğu için) bizleri
oradan uzaklaştırma düşüncesi geçti. Bunun üzerine Allahü teâlâ şu
âyeti indirdi:
“Sabah akşam Rablerinin rızâsını
dileyerek ona yalvaranları huzurundan kovma!” [En`âm sûresi
(6), 52]. Müslim, Fezâilü’s-sahâbe
46 |
٢٦١-
وعن سعد بن أَبي وَقَّاص رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
كُنَّا مَعَ النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم سِتَّةَ نَفَرٍ ، فَقَالَ المُشْرِكُونَ
للنَّبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: اطْرُدْ هؤلاء لا يَجْتَرِئُونَ عَلَيْنَا ، وَكُنْتُ أنَا وَابْنُ
مَسْعُودٍ . وَرَجُلٌ مِنْ هُذَيْلٍ وَبِلالٌ وَرَجُلاَنِ لَسْتُ
أُسَمِّيهِمَا ، فَوَقَعَ في نفس رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم مَا
شَاءَ اللّه أنْ يَقَعَ فَحَدَّثَ نَفسَهُ ، فَأنْزَلَ اللّه تعالى :
{ وَلا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ
رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ }
[ الأنعام : ٥٢ ]
رواه مسلم . |
|
262.
Bey`atü’r-rıdvân’a katılan sahâbilerden Ebû Hübeyre Âiz İbn
Amr el-Müzenî radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre birgün Ebû Süfyân, aralarında Selmân-ı
Fârisî, Suheyb-i Rûmî ve Bilâl-i Habeşî’nin de bulunduğu bir gurup
müslümanın yanından geçti. Onu gören bu müslümanlar:
- Allah’ın
kılıcı Allah düşmanını haklamadı, dediler.
Bunu duyan Ebû
Bekir radıyallahü anh:
- Bu sözü
Kureyş’in büyüğüne ve efendisine mi söylüyorsunuz? dedi. Sonra da
Peygamber
aleyhisselâm’ın yanına gelerek bu
olayı anlattı.
O zaman
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Ebû Bekir! Bu sözünle belki de onları gücendirdin. Eğer onları
gücendirdiysen, Rabbini de gücendirdin demektir”, buyurdu.
Hazret-i Ebû
Bekir hemen o yoksul müslümanların yanına gelerek:
- Kardeşlerim!
Yoksa sizleri gücendirdim mi? diye sordu.
Onlar:
- Hayır sana
gücenmedik. Allah seni bağışlasın, kardeş! dediler.
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 170 |
٢٦٢-
وعن أَبي هُبَيرَة عائِذ بن عمرو المزنِي وَهُوَ مِنْ أهْل بيعة
الرضوان رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أنَّ أبا سُفْيَانَ أتَى عَلَى سَلْمَانَ وَصُهَيْبٍ وَبلاَلٍ في
نَفَرٍ ، فقالوا : مَا أخَذَتْ
سُيُوفُ اللّه مِنْ عَدُوِّ اللّه مَأْخَذَهَا ، فَقَالَ أَبُو
بَكْرٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أتَقُولُون هَذَا لِشَيْخِ قُرَيْشٍ وَسَيدِهِمْ ؟ فَأتَى النَّبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَأخْبَرهُ ،
فَقَالَ :
( يَا أَبَا بَكْرٍ ، لَعلَّكَ
أغْضَبتَهُمْ ؟ لَئِنْ كُنْتَ أغْضَبْتَهُمْ لَقَدْ أغْضَبتَ رَبَّكَ
) فَأَتَاهُمْ
فَقَالَ :
يَا إخْوَتَاهُ ، أغْضَبْتُكُمْ ؟
قالوا :
لاَ ، يَغْفِرُ اللّه لَكَ يَا أُخَيَّ . رواه
مسلم .
قولُهُ: ( مَأْخَذَهَا ) أيْ: لَمْ
تَسْتَوفِ حقها مِنْهُ. وقوله: ( يَا
أُخَيَّ ) : رُوِي بفتحِ الهمزةِ وكسرِ الخاءِ وتخفيف الياءِ
، وَرُوِيَ بضم الهمزة وفتح الخاء وتشديد الياءِ . |
|
263.
Sehl İbn Sa`d radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ben ve yetimi himâye eden kimse
cennette şöylece beraber bulunacağız” buyurdu ve işaret
parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, gösterdi.
Buhârî, Talâk 25, Edeb 24.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 123;
Tirmizî, Birr 14 |
٢٦٣-
وعن سهل بن سعد رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أَنَا وَكَافلُ
اليَتِيمِ في الجَنَّةِ هَكَذا ) وَأَشارَ بالسَّبَّابَةِ
وَالوُسْطَى ، وَفَرَّجَ بَيْنَهُمَا . رواه
البخاري .
و( كَافلُ اليَتيم ) : القَائِمُ
بِأمُوره . |
|
264.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kendi yetimini veya başkasına ait bir
yetimi himâye eden kimseyle ben, cennette şöyle yanyana
bulunacağız.”
Hadisin râvisi
Mâlik İbn Enes, -Peygamber
aleyhisselâm’ın yaptığı gibi-
işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.
Müslim, Zühd 42 |
٢٦٤-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( كَافلُ اليَتيِم لَهُ
أَوْ لِغَيْرِهِ أَنَا وَهُوَ كَهَاتَيْنِ في الجَنَّةِ )
وَأَشَارَ الرَّاوِي وَهُوَ مَالِكُ بْنُ أنَس بالسَّبَّابَةِ
وَالوُسْطَى . رواه مسلم .
وقوله صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( اليَتِيمُ لَهُ أَوْ لِغَيرِهِ )
مَعْنَاهُ : قَريبُهُ ، أَو الأجْنَبيُّ مِنْهُ ، فالقَريبُ مِثلُ
أنْ تَكْفَلهُ أمُّهُ أَوْ جَدُّهُ
أَوْ أخُوهُ
أَوْ غَيرُهُمْ مِنْ قَرَابَتِهِ ،
واللّه أعْلَمُ . |
|
265.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir iki hurma veya bir iki lokmayla
savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul, muhtaç olduğu
hâlde dilenmeyen kimsedir.”
Buhârî, Tefsîru sûre (2), 48;
Müslim, Zekât 102. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Zekât 24;
Nesâî, Zekât 76
Sahîh-i
Buhârî ve Sahîh-i
Müslim’deki diğer bir rivayete
göre ise Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kapı kapı dolaşıp bir iki lokma, bir
iki hurma ile savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul,
kendisine yetecek malı bulunmayan, muhtaç olduğu bilinip de
kendisine sadaka verilmeyen ve kimseden bir şey dilenmeyen
kimsedir.”
Buhârî, Zekât 53;
Müslim, Zekât 101. Ayrıca bk.
Nesâî, Zekât 76 |
٢٦٥-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لَيْسَ المِسْكينُ
الَّذِي تَرُدُّهُ التَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ ، وَلا اللُّقْمَةُ
وَاللُّقْمَتَانِ إِنَّمَا المِسكِينُ الَّذِي يَتَعَفَّفُ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية في الصحيحين : ( لَيْسَ
المِسكِينُ الَّذِي يَطُوفُ عَلَى النَّاسِ تَرُدُّهُ اللُّقْمَةُ
واللُّقْمَتانِ ، وَالتَّمْرَةُ والتَّمْرَتَانِ ، وَلَكِنَّ
المِسْكِينَ الَّذِي لاَ يَجِدُ غنىً يُغْنِيه ، وَلاَ يُفْطَنُ بِهِ
فَيُتَصَدَّقَ عَلَيهِ ، وَلاَ يَقُومُ فَيَسْأَلُ النَّاسَ )
. |
|
266.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahü anh’dan
rivayet edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kocasız kadınlarla, yoksulların
işlerine yardım eden kimse, Allah yolunda cihâd etmiş gibi sevap
kazanır.”
Râvi diyor ki,
hatta Hazret-i Peygamber’in:
“O kimse tıpkı geceleri durmadan namaz
kılan, gündüzleri hiç ara vermeden oruç tutan kimse gibidir”
buyurduğunu da sanıyorum.
Buhârî, Nafakât 1, Edeb 25,
26; Müslim, Zühd 41. Ayrıca bk.
Tirmizî, Birr 44;
Nesâî, Zekât, 78;
İbn Mâce, Ticârât 1 |
٢٦٦-
وعنه ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( السَّاعِي عَلَى الأَرْمَلَةِ
وَالمِسْكِينِ ، كَالمُجَاهِدِ في سَبيلِ اللّه ) وَأحسَبُهُ
قَالَ :
( وَكالقَائِمِ الَّذِي لاَ يَفْتُرُ ،
وَكَالصَّائِمِ الَّذِي لاَ يُفْطِرُ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
267.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Peygamber
aleyhisselâm şöyle buyurdu:
“Yemeklerin en fenası, davet edildiği
zaman gelecek olan kimselerin çağırılmadığı, gelmeye pek arzulu
olmayanların dâvet edildiği düğün yemekleridir. (Canı istemediği
için) dâvete gitmeyen kimse, Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelmiş
sayılır.”
Müslim, Nikâh 110. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Et`ime 1
Sahîh-i
Buhârî ve Sahîh-i
Müslim’de Ebû Hüreyre’nin şöyle
dediği rivayet olunmuştur:
“Zenginlerin dâvet edilip fakirlerin
çağırılmadığı düğün yemeği ne fena bir yemektir.”
Buhârî, Nikâh 72;
Müslim, Nikâh 107. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Nikâh 25 |
٢٦٧-
وعنه ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( شَرُّ الطَّعَامِ طَعَامُ الوَلِيمَةِ ،
يُمْنَعُهَا مَنْ يَأتِيهَا ، وَيُدْعَى إِلَيْهَا مَنْ يَأْبَاهَا ،
وَمَنْ لَمْ يُجِبِ الدَّعْوَةَ فَقَدْ عَصَى اللّه وَرَسُولَهُ )
رواه مسلم .
وفي رواية في الصحيحين ، عن أَبي هريرة من
قوله : ( بئْسَ الطَّعَامُ طَعَامُ
الوَلِيمَةِ يُدْعَى إِلَيْهَا الأغْنِيَاءُ ويُتْرَكُ الفُقَراءُ )
. |
|
268.
Enes İbn Mâlik radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik
çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o
kimseyle ben şöyle yanyana bulunacağız” buyurdu ve
parmaklarını bitiştirdi.
Müslim, Birr 149. Ayrıca bk.
Tirmizî, Birr 13 |
٢٦٨-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن
النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( مَنْ عَالَ جَارِيَتَيْن حَتَّى
تَبْلُغَا جَاءَ يَوْمَ القِيَامَةِ أنَا وَهُوَ كَهَاتَيْنِ )
وضَمَّ أصَابِعَهُ . رواه مسلم .
( جَارِيَتَيْنِ )
أيْ : بنتين . |
|
269.
Âişe radıyallahü anhâ şöyle
dedi:
Yanında iki kız
çocuğu bulunan bir kadın gelerek bir şeyler istedi. Evde bir
hurmadan başka bir şey yoktu. Onu çıkarıp kadına verdim. Kendisi
hiç tatmadan hurmayı ikiye bölerek çocuklarına verdikten sonra
kalkıp gitti. Bu sırada Peygamber
aleyhisselâm yanımıza geldi. Ben
bu olup biteni kendisine anlatınca şöyle buyurdu:
“Her kim kız çocukları yüzünden bir
sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsa, bu çocuklar onu cehennem
ateşinden koruyan bir siper olurlar.”
Buhârî, Zekât 10, Edeb 18;
Müslim, Birr 147. Ayrıca bk.
Tirmizî, Birr 13 |
٢٦٩-
وعن عائشة رضي اللّه عنها ،
قَالَتْ :
دَخَلَتْ عَلَيَّ امْرَأةٌ وَمَعَهَا ابنتان لَهَا ، تَسْأَلُ فَلَمْ
تَجِدْ عِنْدِي شَيئاً غَيْرَ تَمْرَةٍ وَاحدَةٍ ، فَأعْطَيْتُهَا
إيَّاهَا فَقَسَمَتْهَا بَيْنَ ابْنَتَيْها ولَمْ تَأكُلْ مِنْهَا ،
ثُمَّ قَامَتْ فَخَرجَتْ ، فَدَخَلَ النَّبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
عَلَينَا ، فَأخْبَرْتُهُ
فَقَالَ :
( مَنِ ابْتُليَ مِنْ هذِهِ البَنَاتِ
بِشَيءٍ فَأحْسَنَ إلَيْهِنَّ ، كُنَّ لَهُ سِتراً مِنَ النَّارِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
270.
Âişe radıyallahü anhâ şöyle
dedi:
Sırtına iki
çocuğunu almış yoksul bir kadın çıkageldi. Ona üç hurma verdim. O
da çocuklarına birer hurma verdi; öteki hurmayı yemek için ağzına
götürmüştü ki, çocukları onu da istediler. Kadıncağız yemek
istediği bu hurmayı çocuklarına bölüştürdü. Kadının bu tutumuna
hayran kaldım ve yaptığını
Resûlüllah’a anlattım. Şöyle buyurdu:
“Bu şefkati sebebiyle Allahü teâlâ o
kadına mutlaka cenneti vermiş (veya) bu sebeple onu cehennemden
âzâd etmiştir.”
Müslim, Birr 148 |
٢٧٠-
وعن عائشة رضي اللّه عنها ،
قَالَتْ :
جَاءتني مِسْكينةٌ تَحْمِلُ ابْنَتَيْنِ لَهَا ، فَأطْعَمْتُها
ثَلاثَ تَمرَات ، فَأعْطَتْ كُلَّ وَاحِدَة مِنْهُمَا تَمْرَةً
وَرَفَعتْ إِلَى فِيها تَمْرَةً لِتَأكُلها ، فَاسْتَطعَمَتهَا
ابْنَتَاهَا ، فَشَقَّتِ التَّمْرَةَ الَّتي كَانَتْ تُريدُ أنْ
تَأكُلَهَا بَيْنَهُما ، فَأعجَبَنِي شَأنُهَا ، فَذَكَرْتُ الَّذِي
صَنَعَتْ لرسولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
( إنَّ اللّه قَدْ أوْجَبَ لَهَا بها
الجَنَّةَ ، أَوْ أعتَقَهَا بِهَا مِنَ النَّارِ ) رواه
مسلم . |
|
271.
Ebû Şüreyh Huveylid İbn Amr el-Huzâ`î
radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre
Peygamber
aleyhisselâm şöyle buyurdu:
“Allahım! İki zayıf kimsenin, yetimle
kadının hakkını yemekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.”
Nesâî,
es-Sünenü’l-kübrâ,
‘İşretü’n-nisâ, 64, (V, 363). Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb 6 |
٢٧١-
وعن أَبي شُرَيحٍ خُوَيْلِدِ بن عمرو الخزاعِيِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم :
( اللّهمَّ إنِّي أُحَرِّجُ حَقَّ الضَّعِيفَينِ : اليَتِيم
وَالمَرْأةِ )
حديث حسن رواه النسائي بإسناد جيد .
ومعنى ( أُحَرِّجُ ) : أُلْحِقُ
الحَرَجَ وَهُوَ الإثْمُ بِمَنْ ضَيَّعَ حَقَّهُمَا ، وَأُحَذِّرُ
مِنْ ذلِكَ تَحْذِيراً بَليغاً ، وَأزْجُرُ عَنْهُ زجراً أكيداً . |
|
272. Sa`d İbn Ebû Vakkâs’ın
oğlu Mus`ab radıyallahü anhümâ
şöyle dedi:
(Babam) Sa`d,
daha aşağı seviyedekilere göre kendisinin üstün olduğunu
düşünürmüş. Bunun üzerine Resûl-i
Ekrem sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuş:
“Allah size yardım edip rızık veriyorsa,
bu, aranızdaki zayıflar sâyesinde değil midir?”
Buhârî, Cihâd 76 |
٢٧٢-
وعن مصعب بن سعد بن أَبي وقَّاص رضي اللّه
عنهما ،
قَالَ :
رَأى سعد أنَّ لَهُ فَضْلاً عَلَى مَنْ دُونَهُ ، فَقَالَ النَّبيّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( هَلْ تُنْصرُونَ وتُرْزَقُونَ إلاَّ
بِضُعَفَائِكُمْ ) رواه البخاري
هكذا مُرسلاً ، فإن مصعب بن سعد تابعيٌّ ، ورواه الحافظ أَبُو بكر
البرقاني في صحيحه متصلاً عن مصعب ، عن أبيه
رَضِيَ اللّه عَنْهُ . |
|
273.
Ebü’d-Derdâ Uveymir radıyallahü anh
şöyle dedi:
Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken duydum:
“Fakirleri kollayıp gözetiniz.
Aranızdaki zayıflar sâyesinde Allah’dan yardım görüp ve
rızıklandığınızdan şüpheniz olmasın.”
Ebû Dâvûd, Cihâd 70. Ayrıca
bk. Tirmizî, Cihâd 24;
Nesâî, Cihâd 43 |
٢٧٣-
وعن أَبي الدَّرداءِ عُويمر رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
سمعتُ رَسُولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( ابْغُوني
الضُّعَفَاء ، فَإنَّمَا تُنْصَرُونَ وتُرْزَقُونَ ، بِضُعَفَائِكُمْ
) رواه أَبُو داود بإسناد
جيد . |