|
253.
Hârise İbn Vehb radıyallahü anh
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken işittim dedi:
“Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar
hem zayıf oldukları hem de halk
tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği ve fakat
şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın
gerçekleştireceği kimselerdir.
Size cehennemliklerin kimler olduğunu
söyleyeyim mi? Katı kalbli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen
kibirli kimselerdir.”
Buhârî, Eymân 9, Tefsîru sûre
(68), 1, Edeb 61; Müslim,
Cennet 47. Ayrıca bk. Tirmizî,
Cehennem 13; İbn Mâce, Zühd 4 |
٢٥٣-
وعن حارثة بن وهْبٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
سمعت رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقولُ : ( ألاَ
أُخْبِرُكُمْ بِأهْلِ الجَنَّةِ ؟ كُلُّ ضَعِيف مُتَضَعَّف ،
لَوْ أقْسَمَ عَلَى اللّه لأَبَرَّهُ ، أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأهْلِ
النَّارِ ؟ كُلُّ عُتُلٍّ جَوّاظٍ مُسْتَكْبِرٍ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
( العُتُلُّ )
: الغَلِيظُ الجَافِي . (وَالجَوَّاظُ )
: بفتح الجيم وتشديد الواو وبالظاء المعجمة: وَهُوَ الجَمُوعُ
المَنُوعُ، وَقِيلَ: الضَّخْمُ المُخْتَالُ في مِشْيَتِهِ، وَقِيلَ:
القَصِيرُ البَطِينُ. |
|
254.
Ebü’l-Abbas Sehl İbn Sa`d es-Sâidî
radıyallahü anh şöyle dedi:
Bir gün
Hazret-i Peygamber’in
yanından bir adam geçti. Resûl-i
Ekrem sallallahu aleyhi ve
sellem yanında oturan kimseye:
- “Şu adam hakkında ne dersin?”
diye sordu. O da:
- Bu zât ileri
gelen hatırlı kişilerden biridir. Vallahi böyle bir adam bir kıza
tâlip olsa evlendirilmeye, birine aracılık yapsa sözü dinlenmeye
lâyıktır, diye cevap verdi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bir
şey söylemedi.
Sonra oradan
biri daha geçti. Peygamber
aleyhisselâm yine yanında oturana:
- “Ya bu adam hakkında ne dersin?”
diye sordu. Bu defa o zât:
- Yâ
Resûlallah! Bu adam fakir müslümanlardan biridir. Bir kıza tâlip
olsa, istediği kız verilmez. Birine aracılık etse, ricası kabul
edilmez. Konuşmaya kalksa, sözü dinlenmez, dedi.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- “Bu sonuncu adam, öteki gibi dünya
dolusu adamdan daha hayırlıdır.”
Buhârî, Nikâh 15, Rikak 16.
Hadis Müslim’de yoktur. Ayrıca
bk. İbn Mâce, Zühd 5 |
٢٥٤-
وعن أَبي عباس سهل بن سعد الساعِدِيِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
مَرَّ رَجُلٌ عَلَى النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَقَالَ لرَجُلٍ عِنْدَهُ جَالِسٌ :
( مَا رَأيُكَ في هَذَا ؟ ) ،
فَقَالَ :
رَجُلٌ مِنْ أشْرَافِ النَّاسِ ، هَذَا واللّه حَرِيٌّ إنْ خَطَبَ
أنْ يُنْكَحَ ، وَإنْ شَفَعَ أنْ يُشَفَّعَ . فَسَكَتَ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
ثُمَّ مَرَّ رَجُلٌ آخَرُ ، فَقَالَ لَهُ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( مَا رَأيُكَ في هَذَا ؟ )
فَقَالَ :
يَا رَسُولَ اللّه ، هَذَا رَجُلٌ مِنْ فُقَراءِ المُسْلِمِينَ
، هَذَا حَرِيٌّ إنْ خَطَبَ أنْ لا يُنْكَحَ ، وَإنْ شَفَعَ أنْ لا
يُشَفَّعَ ، وَإنْ قَالَ أنْ لاَ يُسْمَعَ لِقَولِهِ . فَقَالَ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( هَذَا خَيْرٌ مِنْ مِلءِ الأرْضِ
مِثْلَ هَذَا ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ .
قوله :
( حَرِيٌّ ) هُوَ بفتح الحاءِ وكسر
الراء وتشديد الياءِ : أي حَقيقٌ . وقوله :
( شَفَعَ ) بفتح الفاءِ . |
|
255. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennet ile cehennem münakaşa ettiler.
Cehennem:
- Bende zorbalar ve kibirliler var,
dedi.
Cennet:
- Bende yalnız zayıflar ve yoksullar
var, dedi.
Bunun üzerine Allahü teâlâ onların
çekişmesini şöyle halletti:
- Ey cennet! Sen benim rahmetimsin,
dilediğime seninle merhamet ederim. Ey cehennem! Sen de benim
azâbımsın. Dilediğime seninle azâb ederim. Ben her ikinizi de
dolduracağım.”
Müslim, Cennet 34;
Buhârî, Tefsîru sûre (50), 1,
Tevhîd 25. Ayrıca bk. Tirmizî,
Cennet 22 |
٢٥٥-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( احْتَجَّتِ الجَنَّةُ والنَّارُ ، فقالتِ
النَّارُ : فِيَّ الجَبَّارُونَ وَالمُتَكَبِّرُونَ . وَقَالتِ
الجَنَّةُ : فِيَّ ضُعَفَاءُ النَّاسِ وَمَسَاكِينُهُمْ ، فَقَضَى
اللّه بَيْنَهُمَا : إنَّكِ الجَنَّةُ رَحْمَتِي أرْحَمُ بِكِ مَنْ
أشَاءُ ، وَإنَّكِ النَّارُ عَذَابِي أُعَذِّبُ بِكِ مَنْ أشَاءُ ،
وَلِكلَيْكُمَا عَلَيَّ مِلْؤُهَا ) رواه
مسلم . |
|
257.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, siyah bir kadın - veya siyah bir genç-
Mescid-i Nebevî’yi süpürürdü. Bir ara
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem o
kadını -veya genci- göremeyince onun nerede olduğunu sordu.
- Öldü,
dediler. Hazret-i Peygamber:
- “Bana haber verseydiniz ya!”
buyurdu. Sahâbîler o kadını -veya genci- önemsememişlerdi.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem sözüne
devamla “Bana mezarını gösterin”
buyurdu. Mezarını gösterdiler.
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem onun cenaze namazını kıldıktan sonra şöyle
buyurdu:
“Bu kabirler orada yatanlar için zifirî
karanlıktır. Üzerlerine kılacağım namaz sebebiyle Allahü teâlâ
onların kabirlerini aydınlatır.”
Buhârî, Salât 72, Cenâiz 67;
Müslim, Cenâiz 71. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cenâiz 57;
İbn Mâce, Cenâiz 32 |
٢٥٧-
وعنه : أنَّ امْرَأَةً سَوْدَاءَ كَانَتْ تَقُمُّ المَسْجِدَ ،
أَوْ شَابّاً ، فَفَقَدَهَا ،
أَوْ فَقَدَهُ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَسَأَلَ عَنْهَا ، أو عنه ، فقالوا :
مَاتَ .
قَالَ :
( أَفَلا كُنْتُمْ آذَنْتُمُونِي )
فَكَأنَّهُمْ صَغَّرُوا أمْرَهَا ، أَوْ
أمْرهُ ،
فَقَالَ :
( دُلُّونِي عَلَى قَبْرِهِ )
فَدَلُّوهُ فَصَلَّى عَلَيْهَا ، ثُمَّ
قَالَ :
( إنَّ هذِهِ القُبُورَ مَمْلُوءةٌ
ظُلْمَةً عَلَى أهْلِهَا ، وَإنَّ اللّه تعالى . يُنَوِّرُهَا لَهُمْ
بِصَلاتِي عَلَيْهِمْ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
قوله :
( تَقُمُّ ) هُوَ بفتح التاءِ وضم
القاف : أي تَكْنُسُ . ( وَالقُمَامَةُ )
: الكُنَاسَةُ ، (وَآذَنْتُمُونِي )
بِمد الهمزة : أيْ : أعْلَمْتُمُونِي . |
|
259.
Üsâme radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber
aleyhisselâm şöyle buyurdu:
“Cennetin kapısında durup baktım. Bir de
gördüm ki, içeri girenlerin çoğu yoksullardı. Zenginler ise hesap
görmek için alıkonulmuştu. Cehennemlik olduğu kesinleşenlerin de
ateşe girmesi emrolunmuştu.
Cehennemin de kapısında durup baktım.
Bir de gördüm ki, cehenneme girenlerin çoğu kadınlardı”.
Buhârî, Rikak 51, Nikâh 87;
Müslim, Zikir 93 |
٢٥٩-
وعن أسامة رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن
النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( قُمْتُ عَلَى بَابِ الجَنَّةِ ، فَإِذَا
عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا المَسَاكِينُ ، وَأصْحَابُ الجَدِّ
مَحْبُوسُونَ ، غَيْرَ أنَّ أصْحَابَ النَّارِ قَدْ أُمِرَ بِهِمْ
إِلَى النَّارِ . وَقُمْتُ عَلَى بَابِ النَّارِ فَإِذَا عَامَّةُ
مَنْ دَخَلَهَا النِّسَاءُ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
(وَالْجَدُّ ) : بفتح الجيم :
الحَظُّ وَالغِنَى . وَقوله :
( مَحْبُوسُونَ ) أيْ : لَمْ
يُؤْذَنْ لَهُمْ بَعْدُ في دُخُولِ الجَنَّةِ . |
|
260.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Beşikte sadece
üç kişi konuştu. Bunlardan biri Meryem’in oğlu Hazret-i Îsâ,
diğeri Cüreyc ile macerası olan çocuktur.
Cüreyc ibadete
düşkün bir kimseydi. Bir mâbede yerleşip orada ibadet etmeye
başladı. Birgün annesi geldi:
- Cüreyc! diye
seslendi.
Cüreyc kendi
kendine: “Yâ Rabbî anneme cevap mı versem, yoksa namazıma devam mı
etsem” diye söylendi. Sonra namazına devam etti. Annesi de dönüp
gitti.
Ertesi gün
annesi yine Cüreyc namaz kılarken geldi ve:
- Cüreyc! diye
seslendi.
Cüreyc yine
kendi kendine: “Rabbim! Anneme mi cevap vermeliyim, yoksa namazıma
mı devam etmeliyim” diye söylendi. Sonra namazına devam etti.
Birgün sonra annesi yine Cüreyc namaz kılarken geldi ve:
- Cüreyc! diye
seslendi.
Cüreyc içinden:
“Rabbim! Anneme cevap mı versem, yoksa namazıma devam mı etsem”
diye söylendi. Sonra da namazına devam etti.
Bunun üzerine
annesi:
- Allahım!
Fâhişelerin yüzüne bakmadan onun canını alma! diye beddua etti.
Birgün
İsrailoğulları Cüreyc ve ibadete düşkünlüğü hakkında
konuşuyorlardı. Güzelliği ile meşhur bir fâhişe de oradaydı:
- Eğer
isterseniz ben onu baştan çıkarabilirim, dedi. Vakit kaybetmeden
Cüreyc’in yanına gitti. Fakat Cüreyc onun yüzüne bile bakmadı.
Cüreyc’in
ibadethânesinde yatıp kalkan bir çoban vardı. Kadın onunla ilişki
kurarak çobandan hâmile kaldı. Çocuğunu dünyaya getirince, onun
Cüreyc’den olduğunu ileri sürdü. Bunu duyan halk Cüreyc’in yanına
gelerek onu alaşağı ettiler ve ibadethânesini yıkarak kendisini
dövmeye başladılar. Cüreyc:
- Niçin böyle
davranıyorsunuz? diye sorunca:
- Sen bu fâhişe
ile zina etmişsin ve senin çocuğunu doğurmuş, dediler. Cüreyc:
- Çocuk nerede?
diye sordu. Çocuğu alıp ona getirdiler. Cüreyc: “Yakamı bırakın da
namaz kılayım” dedi. Namazını kılıp bitirince çocuğun yanına geldi
ve karnına dokundu: “Söyle çocuk! Baban kim?” diye sordu.
Çocuk:
- Babam falan
çobandır, diye cevap verdi.
Bunu gören halk
Cüreyc’in ellerine kapanarak öpmeye ve ellerini onun vücuduna
sürerek af dilemeye başladılar:
- Sana altın
bir mâbed yapacağız, dediler. Cüreyc:
- Hayır,
eskiden olduğu gibi yine kerpiçten yapın, dedi. Ona kerpiçten bir
mâbed yaptılar.
(Beşikte
konuşan üçüncü şahsın macerası şöyledir:)
Çocuğun biri
annesini emerken cins bir ata binmiş ve iyi giyinmiş yakışıklı bir
adam oradan geçti. Onu gören anne:
- Allahım!
Benim oğlumu da böyle yap! diye dua etti.
Emmeyi bırakan
çocuk o adama bakarak:
- Allahım! Beni
onun gibi yapma! dedi ve yine emmeye koyuldu.
Ebû Hüreyre der
ki:
- Çocuğun
emmesini anlatırken, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şehâdet parmağını ağzına alıp emişi hâlâ gözümün önündedir.
Resûl-i Ekrem sözüne şöyle
devam etti:
“Câriyenin
birini:
- Zina ettin,
hırsızlık yaptın diye döverek oradan geçirdiler. Câriye ise:
- Bana Allah’ım
yeter; O ne güzel vekildir (hasbiyellâhü ve ni`mel vekîl) diyordu.
Bunu gören
anne:
- Allahım!
Çocuğumu onun gibi yapma! diye dua etti.
Memeyi bırakan
çocuk câriyeye baktı ve:
- Allahım! Beni
onun gibi yap! dedi.
Bunun üzerine
anne ile çocuğu konuşmaya başladılar. Anne:
- Yakışıklı bir
adam geçti. Ben de “Allahım! Benim oğlumu da böyle yap!” diye dua
ettim. Sen ise “Allahım! Beni onun gibi yapma!” dedin. O câriyeyi
zina ettin, hırsızlık yaptın diye döverek götürdüler. Ben
“Allahım! Çocuğumu onun gibi yapma!” diye dua ettim. Sen ise
“Allahım! Beni onun gibi yap!” dedin. Niçin? diye sordu.
Çocuk dedi ki:
- O adam
zâlimin tekiydi. Onun için ben “Allahım! Beni onun gibi zorba
yapma!” diye dua ettim. O câriye zina etmediği hâlde zina ettin
diye dövüyorlardı. Hırsızlık yapmadığı hâlde, hırsızlık yaptın
diyorlardı. Bunun için de “Allahım! Beni onun gibi yap!” diye dua
ettim.
Buhârî, Amel fi’s-salât 7,
Mezâlim 35, Enbiyâ 48, 54; Müslim,
Birr 7, 8 |
٢٦٠-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( لَمْ يَتَكَلَّمْ في المَهْدِ إلاَّ
ثَلاثَةٌ : عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ ، وَصَاحِبُ جُرَيْجٍ ، وَكَانَ
جُرَيْجٌ رَجُلاً عَابِداً ، فَاتَّخَذَ صَوْمَعَةً فَكَانَ فِيهَا ،
فَأَتَتْهُ أُمُّهُ وَهُوَ يُصَلِّي ، فَ
قَالَتْ : يَا جُرَيْجُ ،
فَقَالَ : يَا رَبِّ أُمِّي وَصَلاتِي فَأَقْبَلَ عَلَى صَلاتِهِ
فَانْصَرَفَتْ . فَلَمَّا كَانَ مِنَ الغَدِ أتَتْهُ وَهُوَ يُصَلِّي
، فَ
قَالَتْ : يَا جُرَيْجُ ،
فَقَالَ : أيْ رَبِّ أمِّي وَصَلاتِي ، فَأقْبَلَ عَلَى صَلاتِهِ ،
فَلَمَّا كَانَ مِنْ الغَدِ أتَتْهُ وَهُوَ يُصَلِّي ، فَ
قَالَتْ : يَا جُرَيْجُ ،
فَقَالَ : أيْ رَبِّ أمِّي وَصَلاتِي ، فَأقْبَلَ عَلَى صَلاَتِهِ ،
فَ
قَالَتْ : اللّهمَّ لاَ تُمِتْهُ حَتَّى يَنْظُرَ إِلَى وُجُوهِ
المُومِسَاتِ . فَتَذَاكَرَ بَنُو إسْرائِيل جُرَيْجاً وَعِبَادَتَهُ
، وَكَانَتِ امْرَأةٌ بَغِيٌّ يُتَمَثَّلُ بحُسْنِهَا ، فَ
قَالَتْ : إنْ شِئْتُمْ لأَفْتِنَنَّهُ ، فَتَعَرَّضَتْ لَهُ ،
فَلَمْ يَلْتَفِتْ إِلَيْهَا ، فَأتَتْ رَاعِياً كَانَ يَأوِي إِلَى
صَوْمَعَتِهِ ، فَأَمْكَنَتْهُ مِنْ نَفْسِهَا فَوقَعَ عَلَيْهَا ،
فَحَمَلَتْ ، فَلَمَّا وَلَدَتْ ،
قَالَتْ : هُوَ مِنْ جُريج ، فَأتَوْهُ فَاسْتَنْزَلُوهُ وَهَدَمُوا
صَوْمَعَتَهُ ، وَجَعَلُوا يَضْرِبُونَهُ ،
فَقَالَ : مَا شَأنُكُمْ ؟
قَالُوا : زَنَيْتَ بهذِهِ البَغِيِّ فَوَلَدَتْ مِنْكَ .
قَالَ : أيْنَ الصَّبيُّ ؟ فَجَاؤُوا بِهِ
فَقَالَ : دَعُوني حَتَّى أصَلِّي ، فَصَلَّى فَلَمَّا انْصَرفَ أتَى
الصَّبيَّ فَطَعنَ في بَطْنِهِ ، وَقالَ : يَا غُلامُ مَنْ أبُوكَ ؟
قَالَ : فُلانٌ الرَّاعِي ، فَأَقْبَلُوا عَلَى جُرَيْجٍ
يُقَبِّلُونَهُ وَيَتَمَسَّحُونَ بِهِ ، وَقَالُوا : نَبْنِي لَكَ
صَوْمَعَتَكَ مِنْ ذَهَب .
قَالَ : لاَ ، أعِيدُوهَا مِنْ طِينٍ كَمَا كَانَتْ ، فَفَعلُوا .
وبَينَا صَبِيٌّ يَرْضَعُ منْ أُمِّهِ فَمَرَّ رَجُلٌ رَاكِبٌ عَلَى
دَابَّةٍ فَارِهَةٍ وَشَارَةٍ حَسَنَةٍ ، فَقَالَتْ أُمُّهُ :
اللّهمَّ اجْعَل ابْنِي مِثْلَ هَذَا ، فَتَرَكَ الثَّدْيَ وَأقْبَلَ
إِلَيْهِ فَنَظَرَ إِلَيْهِ ،
فَقَالَ : اللّهمَّ لاَ تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ ، ثُمَّ أقْبَلَ عَلَى
ثَدْيه فَجَعَلَ يَرتَضِعُ )
، فَكَأنِّي أنْظُرُ إِلَى رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم وَهُوَ يَحْكِي ارْتضَاعَهُ
بِأصْبَعِهِ السَّبَّابَةِ في فِيه ، فَجَعَلَ يَمُصُّهَا ،
قَالَ :
( وَمَرُّوا بِجَارِيَةٍ وَهُم
يَضْرِبُونَهَا ، ويَقُولُونَ : زَنَيْتِ سَرَقْتِ ، وَهِيَ تَقُولُ
: حَسْبِيَ اللّه ونِعْمَ الوَكِيلُ . فَقَالَتْ أمُّهُ : اللّهمَّ
لاَ تَجْعَل ابْنِي مِثْلَهَا ، فَتَركَ الرَّضَاعَ ونَظَرَ
إِلَيْهَا ،
فَقَالَ : اللّهمَّ اجْعَلْنِي مثْلَهَا ، فَهُنَالِكَ تَرَاجَعَا
الحَديثَ، فَ
قَالَتْ : مَرَّ رَجُلٌ حَسَنُ الهَيْئَةِ ، فَقُلْتُ : اللّهمَّ
اجْعَلْ ابْنِي مِثْلَهُ ، فَقُلْتَ : اللّهمَّ لاَ تَجْعَلْنِي
مِثْلَهُ ، وَمَرُّوا بهذِهِ الأمَةِ وَهُمْ يَضْرِبُونَهَا
وَيَقُولُونَ : زَنَيْتِ سَرَقْتِ ، فقلتُ : اللّهمَّ لاَ تَجْعَلِ
ابْنِي مِثْلَهَا ، فَقُلْتَ : اللّهمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا ؟!
قَالَ : إنَّ ذلك الرَّجُل كَانَ جَبَّاراً ، فَقُلْتُ : اللّهمَّ لا
تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ ، وَإنَّ هذِهِ يَقُولُونَ : زَنَيْتِ ، وَلَمْ
تَزْنِ وَسَرقْتِ ، وَلَمْ تَسْرِقْ ، فَقُلْتُ : اللّهمَّ
اجْعَلْنِي مِثْلَهَا )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
( المُومسَاتُ )
بِضَمِّ الميمِ الأُولَى ، وَإسكان الواو وكسر الميم الثانية وبالسين
المهملة ؛ وهُنَّ الزَّواني . وَالمُومِسَةُ : الزَّانِيَةُ . وقوله
: ( دَابَّةٌ فَارِهَةٌ )
بِالفَاءِ : أي حَاذِقَةٌ نَفيسةٌ . (
وَالشَّارَةُ ) بالشين المعجمة وتخفيف الرَّاءِ : وَهيَ
الجَمَالُ الظَّاهِرُ في الهَيْئَةِ والمَلبَسِ. ومعنى
( تَراجَعَا الحَديث ) أي : حَدَّثت
الصبي وحَدَّثها، واللّه أعلم. |