27. MÜSLÜMANLARIN DOKUNULMAZ
HAKLARI
MÜSLÜMANLARIN
DOKUNULMAZ HAKLARINA SAYGI GÖSTERMEK, HAKLARININ AÇIKLANMASI VE
ONLARA KARŞI ŞEFKAT VE MERHAMETLİ OLMA GEREĞİ
•
“Kim Allah’ın hürmet edilmesini emrettiği
şeylere saygıda bulunursa bu, kendisi için Rabbi nezdinde mutlaka
hayırlıdır.” Hac sûresi (22), 30
•
“Kim Allah’ın işaretlerine saygı
gösterirse, şüphesiz bu kalblerin takvâsındandır.” Hac
sûresi (22), 32
•
“Mü’minlere şefkat ve tevazu kanadını
indir.” Hicr sûresi (15), 88
•
“Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde
bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün
insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa, bütün insanları
yaşatmış gibi olur.” Mâide sûresi (5), 32 |
٢٧- باب تعظيم حرمات المسلمين وبيان حقوقهم
والشفقة عليهم ورحمتهم
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّه
فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه }
[ الحج : ٣٠ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللّه
فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ }
[ الحج : ٣٢ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ }
[ الحجر : ٨٨ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ
أَوْ
فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ
أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً }
[ المائدة : ٣٢ ]
. |
|
223.
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir
parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”
Hazret-i Peygamber bunu
açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek
kenetledi.
Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5;
Müslim, Birr 65. Ayrıca bk.
Tirmizî, Birr 18;
Nesâî, Zekât 67 |
٢٢٣-
وعن أَبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( المُؤْمِنُ للْمُؤْمِنِ
كَالبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضَاً ) وشبَّكَ بَيْنَ
أصَابِعِهِ . مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
. |
|
224.
Ebû Mûsâ radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yanında ok varken mescidlerimize veya
çarşı-pazarımıza uğrayan kimse, müslümanlardan herhangi birine
onlardan bir zarar gelmemesi için, okunun ucunun demirlerini
eliyle tutsun.”
Buhârî, Salât 66, Fiten 7;
Müslim, Birr 120-124. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 65;
Nesâî, Mesâcid 26;
İbn Mâce, Edeb 51 |
٢٢٤-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ مَرَّ في شَيْءٍ
مِنْ مَسَاجِدِنا ، أَوْ أَسْوَاقِنَا ، وَمَعَهُ نَبْلٌ
فَلْيُمْسِكْ ، أَوْ لِيَقْبِضْ عَلَى نِصَالِهَا بكَفّه ؛
أنْ يُصِيبَ أحَداً مِنَ المُسْلِمِينَ
مِنْهَا بِشَيْء ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
. |
|
225.
Numân İbn Beşir radıyallahü anhümâ’
dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Mü’minler birbirlerini sevmekte,
birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda
benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da
bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”
Buhârî, Edeb 27;
Müslim, Birr 66 |
٢٢٥-
وعن النعمان بن بشير رضي اللّه عنهما
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَثَلُ المُؤْمِنينَ في
تَوَادِّهِمْ وتَرَاحُمهمْ وَتَعَاطُفِهمْ ، مَثَلُ الجَسَدِ إِذَا
اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ
والحُمَّى ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
. |
|
226.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh
şöyle dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem, Ali
radıyallahü anh’in oğlu Hasan’ı
öpmüştü. O sırada Akra İbn Hâbis de Peygamberimiz’in yanında
bulunuyordu. Akra:
Benim on tane
çocuğum var, onlardan hiç birini öpmedim, dedi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ona
hayretle bakıp:
“Merhamet etmeyen kimseye merhamet
olunmaz” buyurdular.
Buhârî,
Edeb 18;
Müslim, Fezâil
65. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Edeb 145;Tirmizî,
Birr 12 |
٢٢٦-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَبَّلَ النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم الحَسَنَ بْنَ عَليٍّ رضي اللّه عنهما ، وَعِنْدَهُ
الأَقْرَعُ بْنُ حَابِس ، فَقَالَ الأقْرَعُ : إن لِي عَشرَةً مِنَ
الوَلَدِ مَا قَبَّلْتُ مِنْهُمْ أحَداً . فَنَظَرَ إِلَيْهِ رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
فَقَالَ :
( مَنْ لا يَرْحَمْ لاَ يُرْحَمْ ! )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
227.
Âişe radıyallahü anhâ şöyle
dedi:
Çölde yaşayan
bedevîlerden bir grup Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’ in
huzuruna geldiler ve:
- Siz
çocuklarınızı öpüyor musunuz? diye sordular. Peygamberimiz:
–
“Evet” buyurdu. Onlar:
- Fakat biz,
Allah’a yemin ederiz ki, onları öpmüyoruz, dediler.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
–
“Allah sizin kalblerinizden merhamet
duygusunu çıkarıp almışsa, ben ne yapabilirim ki!” buyurdu.
Buhârî, Edeb 18;
Müslim, Fezâil 164. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb 3 |
٢٢٧-
وعن عائشة رضي اللّه عنها ،
قَالَتْ :
قَدِمَ نَاسٌ مِنَ الأعْرَابِ عَلَى رسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فقالوا
: أتُقَبِّلُونَ صِبْيَانَكُمْ ؟
فَقَالَ :
( نَعَمْ )
قالوا :
لَكِنَّا واللّه مَا نُقَبِّلُ! فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( أَوَ أَمْلِك إنْ كَانَ اللّه نَزَعَ
مِنْ قُلُوبِكُم الرَّحْمَةَ ! )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
228.
Cerîr İbn Abdullah radıyallahü anh’den
rivâyet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İnsanlara merhamet göstermeyen kimseye
Allah da merhamet etmez.”
Buhârî, Edeb 18, Tevhîd 2;
Müslim, Fezâil 66. Ayrıca bk.
Tirmizî, Birr 16, Zühd 48 |
٢٢٨-
وعن جرير بن عبد اللّه رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ لاَ يَرْحَم
النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللّه )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
229.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sizden biriniz, insanlara namaz
kıldırdığı zaman, hafif tutsun. Çünkü onların arasında zayıf,
hasta ve yaşlılar vardır. Herhangi biriniz kendi başına namaz
kıldığında ise dilediği kadar uzatsın.”
Buhârî, İlim 28, Ezân 62;
Müslim, Salât 183-186. Ayrıca
bk. Tirmizî, Salât 61;
Nesâî, İmâmet 35;
İbn Mâce, İkâme 48, 49 |
٢٢٩-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنّ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( إِذَا صَلَّى أحَدُكُمْ للنَّاسِ
فَلْيُخَفِّفْ ، فَإن فيهِم الضَّعِيفَ وَالسَّقِيمَ وَالكَبيرَ ،
وَإِذَا صَلَّى أحَدُكُمْ لِنَفْسِهِ فَلْيُطَوِّل مَا شَاءَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية : ( وذَا الحَاجَةِ ) . |
|
230.
Âişe radıyallahü anhâ şöyle
dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, bir
işi yapmayı çok istediği halde, onu ahali de yapmaya kalkar da
üzerlerine farz kılınır diye korktuğu için, yapmaktan vazgeçerdi.
Buhârî, Teheccüd 5;
Müslim, Müsâfirîn 77. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu‘ 12 |
٢٣٠-
وعن عائشة رضي اللّه عنها ،
قَالَتْ :
إنْ كَانَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم لَيَدَعُ العَمَلَ، وَهُوَ يُحبُّ أنْ
يَعْمَلَ بِهِ؛ خَشْيَةَ أنْ يَعمَلَ بِهِ النَّاسُ فَيُفْرَضَ
علَيْهِمْ. مُتَّفَقٌ عَلَيهِ. |
|
231.
Âişe radıyallahü anhâ şöyle
dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem,
kendilerine acıdığı için, sahâbenin iftar etmeksizin peşpeşe oruç
tutmalarını yasakladı. Onlar:
- Fakat sen
bunu yapıyorsun, dediklerinde:
–
“Ben sizin durumunuzda değilim. Ben,
Rabbim beni yedirmiş ve içirmiş vaziyette geceliyorum”
buyurdular.
Buhârî, Savm 20, 48;
Müslim, Sıyâm 55, 61 |
٢٣١-
وَعَنْهَا رضي اللّه عنها ،
قَالَتْ :
نَهَاهُمُ النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم عنِ الوِصَال رَحمَةً لَهُمْ ، فَقَالُوا
: إنَّكَ تُوَاصِلُ ؟
قَالَ :
( إنّي لَسْتُ كَهَيْئَتِكُمْ ، إنِّي
أبيتُ يُطْعمُني رَبِّي وَيَسقِيني )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
مَعنَاهُ : يَجْعَلُ فِيَّ قُوَّةَ مَنْ أَكَلَ وَشَرِبَ . |
|
232.
Ebû Katâde Hâris İbn Rib’î
radıyallahü anh’ den rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ben, uzatmayı arzu ederek, namaza
dururum da, bir çocuğun ağlamasını işitir, onun annesine güçlük
çıkarıp üzmekten hoşlanmadığım için, namazı kısa keserim.”
Buhârî, Ezân 61, 163. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Salât 123;
İbn Mâce, İkâme 49 |
٢٣٢-
وعن أَبي قَتادةَ الحارثِ بن رِبعِي رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنِّي لأَقُومُ إِلَى
الصَّلاة ، وَأُرِيدُ أنْ أُطَوِّلَ فِيهَا ، فَأسْمَع بُكَاءَ
الصَّبيِّ فَأَتَجَوَّزَ في صَلاتي كَرَاهية أنْ أشُقَّ عَلَى
أُمِّهِ ) رواه البخاري . |
|
233.
Cündüb İbn Abdullah radıyallahü
anh’den rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sabah namazını kılan kimse Allah’ın
himâyesindedir. Allah, bizzat himâyesinde olan bir konuda sizi
sorguya çekmesin. Allah, himâyesindeki bir konudan sorguya çektiği
kimseyi cezalandırır, sonra da onu yüzüstü cehenneme atar.”
Müslim, Mesâcid 262. Ayrıca
bk, Tirmizî, Salât 51, Fiten 6;
İbn Mâce, Fiten 6 |
٢٣٣-
وعن جندب بن عبد اللّه رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ صَلَّى صَلاةَ
الصُّبْحِ فَهُوَ في ذِمَّةِ اللّه فَلاَ يَطْلُبَنَّكُمُ
اللّه مِنْ ذِمَّته بشَيءٍ ، فَإنَّهُ مَنْ يَطْلُبْهُ منْ ذمَّته
بشَيءٍ يُدْركْهُ ، ثُمَّ يَكُبُّهُ عَلَى وَجْهِهِ في نَارِ
جَهَنَّمَ ) رواه مسلم . |
|
234.
Abdulah İbn Ömer radıyallahü
anhümâ’dan rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona
zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman
kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını
giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allahü teâlâ
o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim
bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allahü teâlâ da o
kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”
Buhârî, Mezâlim 3;
Müslim, Birr 58. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî,
Hudûd 3, Birr 19; İbn Mâce,
Mukaddime 17 |
٢٣٤-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما : أنَّ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، قَالَ : ( المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِم ،
لا يَظْلِمهُ ، وَلاَ يُسْلمُهُ . مَنْ كَانَ في حَاجَة أخيه ، كَانَ
اللّه في حَاجَته ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِم كُرْبَةً ، فَرَّجَ
اللّه عَنْهُ بها كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَومِ القِيَامَةِ ، وَمَنْ
سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللّه يَومَ القِيامَةِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
235.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona
hiyânet etmez, yalan söylemez ve yardımı terketmez. Her müslümanın,
diğer müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. Takvâ buradadır. Bir
kimseye şer olarak müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.”
Tirmizî, Birr 18 |
٢٣٥-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم :
( المُسْلِمُ أخُو المُسْلِمُ ، لاَ يَخُونُهُ ، وَلاَ يَكْذِبُهُ ،
وَلاَ يَخْذُلُهُ ، كُلُّ المُسْلِمِ عَلَى المُسْلِم حَرَامٌ
عِرْضُهُ وَمَالهُ وَدَمُهُ ، التَّقْوى هاهُنَا ، بحَسْب امْرىءٍ
مِنَ الشَّرِّ أنْ يَحْقِرَ أخَاهُ المُسْلِم )
رواه الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن ) . |
|
236.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Birbirinizle hasetleşmeyiniz.
Almayacağınız bir malın fiyatını müşteri kızıştırmak için
artırmayınız. Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz. Birbirinize
darılıp yüz çevirmeyiniz. Birinizin satışı üzerine başka biriniz
satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları, böylelikle kardeş olunuz.
Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz,
yardımı kesmez ve onu hakir görmez. –Peygamberimiz üç defa göğsüne
işaret ederek buyurdular ki– Takvâ buradadır. Müslüman kardeşini
hor ve hakir görmesi, bir kimseye şer olarak yeter. Her müslümanın
kanı, malı ve ırzı, başka müslümana haramdır.”
Müslim, Birr 32. Ayrıca bk.
Buhârî, Edeb 57;
Ebû Dâvûd, Edeb 47;
Tirmizî, Birr 24;
İbn Mâce, Duâ 5 (Müslim
rivayeti dışındakiler, Enes İbn Mâlik’ten gelmiştir) |
٢٣٦-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لا تَحَاسَدُوا ، وَلاَ
تَنَاجَشُوا ، وَلاَ تَبَاغَضُوا ، وَلاَ تَدَابَرُوا ، وَلاَ يَبعْ
بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْع بَعْض ، وَكُونُوا عِبَادَ اللّه إخْوَاناً ،
المُسْلِمُ أخُو المُسْلم : لاَ يَظْلِمُهُ ، وَلا يَحْقِرُهُ ،
وَلاَ يَخْذُلُهُ ، التَّقْوَى هاهُنَا - ويشير إِلَى صدره ثلاث
مرات- بحَسْب امْرىءٍ مِنَ الشَّرِّ أنْ يَحقِرَ أخَاهُ المُسْلِمَ
، كُلُّ المُسْلم عَلَى المُسْلم حَرَامٌ ، دَمُهُ ومَالُهُ وعرْضُهُ
) رواه مسلم .
( النَّجْشُ )
: أنْ يزيدَ في ثَمَنِ سلْعَة يُنَادَى عَلَيْهَا في السُّوقِ
وَنَحْوه ، وَلاَ رَغْبَةَ لَهُ في شرَائهَا بَلْ يَقْصدُ أنْ
يَغُرَّ غَيْرَهُ ، وهَذَا حَرَامٌ .
وَ( التَّدَابُرُ ) : أنْ يُعْرضَ
عَنِ الإنْسَان ويَهْجُرَهُ وَيَجْعَلهُ كَالشَيءِ الَّذِي وَرَاء
الظَّهْر وَالدُّبُر . |
|
237.
Enes radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu
ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek
anlamda iman etmiş olmaz.”
Buhârî, Îmân 7;
Müslim, Îmân 71-72. Ayrıca bk.
Tİrmizî, Kıyâmet 59; Nesâî,
Îmân 19, 33; İbn Mâce,
Mukaddime 9 |
٢٣٧-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن
النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( لاَ يُؤمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ
لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لنَفْسِهِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
238.
Enes radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Din kardeşin zalim de mazlum da olsa
ona yardım et.”
Bir adam:
- Ya
Resûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zâlimse nasıl
yardım edeyim, söyler misiniz? dedi. Peygamberimiz:
–
“Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel
olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu.
Buhârî, Mezâlim 4; İkrâh 6.
Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 68 |
٢٣٨-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( انْصُرْ أخَاكَ ظَالماً
أَوْ مَظْلُوماً ) فَقَالَ رجل : يَا رَسُول اللّه ،
أنْصُرُهُ إِذَا كَانَ مَظْلُوماً ، أرَأيْتَ إنْ كَانَ ظَالِماً
كَيْفَ أنْصُرُهُ ؟
قَالَ :
( تحْجُزُهُ - أَوْ تمْنَعُهُ - مِنَ
الظُلْمِ فَإِنَّ ذلِكَ نَصرُهُ ) رواه
البخاري . |
|
239.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı
beştir: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye iştirak
etmek, dâvete icabet etmek, aksırana “yerhamukellah” demek.”
Buhârî, Cenâiz 2;
Müslim, Selâm 4. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Cenâiz 1
Müslim’in bir başka rivayeti
şöyledir:
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı
altıdır: Karşılaştığın zaman selâm ver, seni dâvet ederse git,
senden nasihat isterse nasihat et, aksırınca Allah’a hamdederse
yerhamukellah de, hastalandığında onu ziyaret et, öldüğü zaman
cenazesinin ardından git.”
Müslim, Selâm 5 |
٢٣٩-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( حَقُّ المُسْلِم عَلَى المُسْلِم خَمْسٌ
: رَدُّ السَّلامِ ، وَعِيَادَةُ المَريض ، وَاتِّبَاعُ الجَنَائِزِ
، وَإجَابَةُ الدَّعْوَة ، وتَشْميتُ
العَاطِسِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية لمسلم :
( حَقُّ المُسْلِم عَلَى المُسْلِم ستٌّ :
إِذَا لَقيتَهُ فَسَلِّمْ عَلَيهِ ، وَإِذَا دَعَاكَ فَأجبْهُ ،
وإِذَا اسْتَنْصَحَكَ فَانْصَحْ لَهُ ، وإِذَا عَطَسَ فَحَمِدَ اللّه
فَشَمِّتْهُ ، وَإِذَا مَرِضَ فَعُدْهُ ، وَإِذَا مَاتَ فَاتَّبِعْهُ
) . |
|
240.
Ebû Ümâre Berâ İbn Âzib
radıyallahü anhümâ şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bize
yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı. Bize şunları emretti:
Hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, aksırana “yerhamükellah”
demek, yeminini bozmayıp yemin üzere devam etmek, zulme uğrayana
yardım etmek, dâvet edenin dâvetine katılmak, selâmı
yaygınlaştırmak. Resûlüllah
bize şunları da yasakladı: Altın yüzükler veya yüzük takmak, gümüş
kaptan su içmek, ipek minder kullanmak, ipekten yapılmış elbise
giymek, ince ipek giymek, kalın ipek giymek, hâlis ipek kumaştan
elbise giymek.
Buhârî, Cenâiz 2, Mezâlim 5,
Nikâh 71, Eşribe 28; Müslim,
Libâs 3. Ayrıca bk. Tirmizî,
Edeb 45; Nesâî, Cenâiz 53
Müslim’in bir rivâyetinde:
Yitiği ilân etmek, ilk yedi şey arasında sayılmıştır. |
٢٤٠-
وعن أَبي عُمَارة البراءِ بن عازب رضي
اللّه عنهما ،
قَالَ :
أمرنا رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بسبع ، ونهانا عن سبع : أمَرَنَا بعيَادَة المَرِيض ،
وَاتِّبَاعِ الجَنَازَةِ ، وتَشْمِيتِ العَاطسِ، وَإبْرار المُقْسِم،
ونَصْرِ المَظْلُوم ، وَإجَابَةِ الدَّاعِي ، وَإِفْشَاءِ السَّلامِ
، ونَهَانَا عَنْ خَواتِيمٍ أَوْ
تَخَتُّمٍ بالذَّهَبِ ، وَعَنْ شُرْبٍ بالفِضَّةِ ، وَعَن الميَاثِرِ
الحُمْرِ ، وَعَن القَسِّيِّ ، وَعَنْ لُبْسِ الحَريرِ والإسْتبْرَقِ
وَالدِّيبَاجِ . مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
.
وفي رواية : وَإنْشَادِ الضَّالَّةِ في السَّبْعِ الأُوَل .
( المَيَاثِرُ )
بياء مثَنَّاة قبل الألفِ ، وثاء مُثَلَّثَة بعدها : وهي جَمْعُ
ميثَرة ، وهي شيء يُتَّخَذُ مِنْ حرير وَيُحْشَى قطناً
أَوْ غيره ، وَيُجْعَلُ في
السَّرْجِ وَكُور البَعير يجلس عَلَيهِ الراكب .
( القَسِّيُّ ) بفتح القاف وكسر
السين المهملة المشددة : وهي ثياب تنسج مِنْ حرير وَكتَّانٍ
مختلِطينِ . ( وَإنْشَادُ الضَّالَّةِ )
: تعريفها . |