26. ZULÜM
ZULMÜN
HARAMLIĞI VE HAKSIZ OLARAK ELDE EDİLEN ŞEYLERİ SAHİPLERİNE GERİ
VERME GEREĞİ
•
“Zâlimlerin hiçbir dostu ve sözü
dinlenecek şefaatçısı yoktur.” Mü’min sûresi (40), 18
•
“Zulmedenlerin yardımcısı olmaz.”
Hac sûresi (22), 71 |
٢٦- باب تحريم الظلم والأمر بردِّ المظالم
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلا
شَفِيعٍ يُطَاعُ }
[ غافر :١٨ ]،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ }
[ الحج :٧١ ]
.
وأمّا الأحاديث فمنها : حديث أبي ذر رَضِيَ
اللّه عَنْهُ المتقدم في آخر باب المجاهدة . |
|
204.
Câbir radıyallahü anh’ den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü
zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır.
Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri
helâk etmiş, onları birbirlerinin haksız yere kanlarını dökmeye,
haramlarını helâl saymaya sevketmiştir.”
Müslim, Birr 56 |
٢٠٤-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( اتَّقُوا الظُّلْمَ ؛ فَإنَّ الظُّلْمَ
ظُلُمَاتٌ يَوْمَ القِيَامَةِ . وَاتَّقُوا الشُّحَّ ؛ فَإِنَّ
الشُّحَّ أهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ . حَمَلَهُمْ عَلَى أنْ
سَفَكُوا دِمَاءهُمْ ، وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ ) رواه
مسلم . |
|
205.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kıyamet
gününde, haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz
koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacaktır.”
Müslim, Birr 60. Ayrıca bk.
Tirmizî, Kıyâmet 2 |
٢٠٥-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أن رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( لَتُؤَدُّنَّ الحُقُوقَ إِلَى أهْلِهَا
يَومَ القِيَامَةِ ، حَتَّى يُقَادَ للشَّاةِ الجَلْحَاءِ
مِنَ الشَّاةِ القَرْنَاءِ ) رواه مسلم
. |
|
206.
İbn Ömer radıyallahü anhümâ
şöyle dedi:
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem
aramızda iken Vedâ haccı’ndan söz ediyorduk, ama Vedâ haccı’nın ne
olduğunu bilmiyorduk. Nihayet,
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem Allah’a hamd ve senada bulundu, sonra da
deccâldan bahsederek onun hakkında uzunca bilgi verdi. Şunları
söyledi:
“Allahü teâlâ’nın gönderdiği her
peygamber, ümmetini deccâl konusunda uyarmıştır. Nuh ve ondan
sonraki peygamberler, ümmetlerini bu konuda uyarıp sakındırdılar.
Şüphesiz ki o sizin aranızda çıkarsa, onun durumu ve hali size
gizli kalmaz. Rabbinizin tek gözü kör olmadığı size gizli kalan,
bilmediğiniz bir şey değildir. Deccalin ise, sağ gözü kör olup,
sanki salkımından dışarı fırlamış yaş bir üzüm tanesi gibidir.
Uyanık olunuz! Allahü teâlâ birbirinizin kanlarını ve mallarını,
şu ayınızda bugününüzü haram kıldığı gibi, birbirinize haram
kılmıştır. Dikkat ediniz, sizlere tebliğ ettim mi?”
Ashâb-ı kirâm:
- Evet tebliğ
ettin, dediler. Peygamberimiz:
–“Allahım! Şahit ol” diye üç defa
tekrarladı. Sonra da:
“Size yazık olur, bakınız, sakın benden
sonra birbirinizin boynunu vurup da küffara dönmeyiniz”
buyurdular.
Buhârî, Meğâzî 77. Bir bölümü
için bk. Müslim, Îmân 274,
Fiten 100 |
٢٠٦-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ، قال
: كُنَّا نَتَحَدَّثُ عَنْ حَجَّةِ الوَدَاعِ ، والنَّبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
بَيْنَ أظْهُرِنَا ، وَلا نَدْرِي مَا حَجَّةُ الوَدَاعِ حَتَّى
حَمِدَ اللّه رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم وَأثْنَى عَلَيهِ ثُمَّ ذَكَرَ المَسْيحَ
الدَّجَّال فَأطْنَبَ في ذِكْرِهِ ،
وَقَالَ :
( مَا بَعَثَ اللّه مِنْ نَبيٍّ إلاَّ
أنْذَرَهُ أُمَّتَهُ أنْذَرَهُ نُوحٌ وَالنَّبِيُّونَ مِنْ بَعْدِهِ
، وَإِنَّهُ إنْ يَخْرُجْ فِيكُمْ فَما خَفِيَ عَليْكُمْ مِنْ شَأنِه
فَلَيْسَ يَخْفَى عَليْكُم ، إنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بأعْوَرَ وإنَّهُ
أعْوَرُ عَيْنِ اليُمْنَى ، كَأنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ .
ألا إنَّ اللّه حَرَّمَ عَلَيْكُمْ دِمَاءكُمْ وَأمْوَالَكُمْ
كحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا ، في بلدكم هذا ، في شَهْرِكُمْ هَذَا ،
ألا هَلْ بَلّغْتُ ؟ )
قالُوا :
نَعَمْ ،
قَالَ :
( اللّهمَّ اشْهَدْ )
ثلاثاً ( وَيْلَكُمْ - أَوْ وَيْحَكُمْ - ،
انْظُروا : لا تَرْجعُوا بَعْدِي كُفّاراً يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ
رِقَابَ بَعْضٍ ) رواه البخاري
، وروى مسلم بعضه . |
|
207.
Âişe ’ dan rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kim bir karış mikdarı bir yere haksız
olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.”
Buhârî, Mezâlim 13,
Bed’ül-halk 2; Müslim, Müsâkât 139-142. Ayrıca bk.
Tirmizî, Diyât 21 |
٢٠٧-
وعن عائشة رضي اللّه عنها : أن
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( مَنْ ظَلَمَ قيدَ شِبْرٍ مِنَ الأرْضِ ،
طُوِّقَهُ مِنْ سبْعِ أرَضينَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
208.
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahü anh’
den rivayet edildiğine göre
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu:
“Hiç şüphesiz Allah zâlime mühlet verir.
Onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez.” Sonra şu
âyet-i kerîmeyi okudu:
“Rabbin, zâlim bir kasaba halkını
yakalarken işte böyle yakalar. O’nun yakalaması gerçekten çok acı
ve çetindir.” [Hûd sûresi (11), 102].
Buhârî, Tefsîru sûre (11);
Müslim, Birr 61. Ayrıca bk.
Tirmizî Tefsîru sûre (11);
İbn Mâce, Fiten 22 |
٢٠٨-
وعن أَبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ اللّه لَيُمْلِي
لِلظَّالِمِ ، فَإِذَا أخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ ) ، ثُمَّ
قَرَأَ : { وكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا
أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ }
[ هود : ١٠٢]
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
209.
Muâz radıyallahü anh şöyle
dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem beni
(yönetici olarak Yemen’e) gönderdi ve şunları söyledi:
“Sen kitap ehli olan bir topluma
gidiyorsun, Onları, Allah’dan başka ilah olmadığına ve benim
Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik etmeye dâvet et. Eğer onlar, bu
dâvete uyup itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine her bir gün ve
gecede beş vakit namazı kesin olarak farz kıldığını bildir. Şayet
buna da itaat ederlerse, Allahü teâlâ’nın, zenginlerinden alınıp
fakirlerine verilmek üzere, kendilerine zekâtı mutlak surette farz
kıldığını bildir. Buna da itaat edip uydukları takdirde, onların
mallarının en gözde ve kıymetli olanlarını almaktan sakın.
Mazlumun bedduasını almaktan da son derece çekin, çünkü onun
bedduası ile Allah arasında bir perde yoktur.”
Buhârî, Zekât 41, 63, Meğâzî
60, Tevhîd 1; Müslim, Îmân 29,
31. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât
5; Tirmizî, Zekât 6;
Nesâî, Zekât 46;
İbn Mâce, Zekât 1 |
٢٠٩-
وعن معاذ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
بَعَثَنِي رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
( إنَّكَ تَأتِي قَوْماً مِنْ أهلِ
الكِتَابِ فَادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أنْ لا إلَهَ إلاَّ اللّه ،
وَأنِّي رسولُ اللّه ، فَإنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذلِكَ ، فَأعْلِمْهُمْ
أنَّ اللّه قَدِ افْتَرضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَواتٍ في كُلِّ
يَوْمٍ وَلَيلَةٍ ، فَإِنْ هُمْ أطَاعُوا لِذَلِكَ ، فَأعْلِمْهُمْ
أنَّ اللّه قَدِ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً تُؤخَذُ مِنْ
أغْنِيَائِهِمْ فَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ ، فَإنْ هُمْ أطَاعُوا
لِذَلِكَ ، فَإِيَّاكَ وَكَرَائِمَ أمْوَالِهِمْ ، وَاتَّقِ
دَعْوَةَ المَظْلُومِ ؛ فإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَها وَبَيْنَ اللّه
حِجَابٌ ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
210.
Ebû Humeyd Abdurrahman İbn Sa’d es-Sâidî
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, Ezd
kabilesinden İbn Lütbiyye denilen bir adamı zekât toplamak üzere
görevlendirmişti. Bu zât vazifesini yapıp
Resûlüllah’ın huzuruna
gelince:
Şu mallar
sizindir, şunlar da bana hediye edilenlerdir, dedi. Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
minberde ayağa kalkdı ve Allah’a hamd ü senâdan sonra şöyle
buyurdu:
“Size söyleyeceğime gelince: Allahü
teâlâ’nın benim idareme verdiği işlerden birine sizlerden birini
görevli tayin ediyorum, sonra da o kişi dönüp geliyor ve bana
diyor ki:
Şunlar size ait olanlardır; şunlar da
bana hediye edilenler.
Eğer o kişi sözünde doğru ise, babasının
veya anasının evinde otursaydı da kendisine hediyesi gelseydi ya!
Allah’a yemin ederim ki, sizden biriniz haksız olarak bir şey
alırsa, kıyamet gününde o aldığı şeyi yüklenmiş vaziyette Allah’ın
huzuruna çıkar. Ben sizden herhangi birinizin, Allah’ın huzuruna
böğüren bir deve veya bir inek yahut da meleyen bir koyun
yüklenmiş vaziyette mi çıkacağınızı kesinlikle bilemem.”
Sonra
Resûlüllah koltuklarının
altının beyazı görülecek kadar ellerini yukarıya kaldırıp:
“Allahım! Tebliğ ettim mi?”
buyurdu.
Buhârî, Hiyel 15, Zekât 3,
Hibe 17, Cihâd 189, Eymân 3, Ahkâm 24;
Müslim, İmâre 26-27. Ayrıca bk. Ebû Davûd, İmâre 11;
Nesâî, Zekât 6 |
٢١٠-
وعن أبي حُمَيدٍ عبد الرحمان بن سعد السَّاعِدِي
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
اسْتَعْمَلَ النَّبيُّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم رَجُلاً مِنَ الأزْدِ يُقَالُ لَهُ : ابْنُ
اللُّتْبِيَّةِ عَلَى الصَّدَقَةِ ، فَلَمَّا قَدِمَ ،
قَالَ :
هَذَا لَكُمْ ، وَهَذَا أُهْدِيَ إِلَيَّ ، فَقَامَ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم عَلَى
المِنْبَرِ فَحَمِدَ اللّه وَأثْنَى عَلَيهِ ، ثُمَّ
قَالَ :
( أمَّا بَعدُ ، فَإِنِّي أسْتَعْمِلُ
الرَّجُلَ منْكُمْ عَلَى العَمَلِ مِمَّا وَلاَّنِي اللّه ، فَيَأتِي
فَيَقُولُ : هَذَا لَكُمْ وَهَذا هَدِيَّةٌ أُهْدِيتْ إلَيَّ ، أفَلا
جَلَسَ في بيت أبِيهِ أَوْ أُمِّهِ حَتَّى تَأتِيَهُ هَدِيَّتُهُ إنْ
كَانَ صَادِقاً ، واللّه لا يَأخُذُ أحَدٌ مِنْكُمْ شَيئاً بِغَيرِ
حَقِّهِ إلاَّ لَقِيَ اللّه تَعَالَى ، يَحْمِلُهُ يَوْمَ
القِيَامَةِ، فَلا أعْرِفَنَّ أحَداً مِنْكُمْ لَقِيَ اللّه يَحْمِلُ
بَعيراً لَهُ رُغَاءٌ، أَوْ
بَقَرَةً لَهَا خُوَارٌ ، أَوْ
شَاةً تَيْعَرُ ) ثُمَّ رفع يديهِ حَتَّى رُؤِيَ بَيَاضُ إبْطَيْهِ ،
فَقَالَ :
( اللّهمَّ هَلْ بَلَّغْتُ )
ثلاثاً مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
211.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’
den rivayet edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı,
namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün
bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin.
Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm mikdarınca
sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şâyet iyilikleri
yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak
onun üzerine yükletilir.”
Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48 |
٢١١-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلمَةٌ لأَخِيه
، مِنْ عِرضِهِ أَوْ مِنْ شَيْءٍ ، فَلْيَتَحَللّه مِنْهُ اليَوْمَ
قبْلَ أنْ لاَ يَكُونَ دِينَار وَلاَ دِرْهَمٌ ؛ إنْ كَانَ لَهُ
عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلمَتِهِ ، وَإنْ لَمْ
يَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ
عَلَيهِ ) رواه البخاري . |
|
212.
Abdullah İbn Amr İbn Âs
radıyallahü anhümâ’ dan rivayet edildiğine göre,
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Müslüman, dilinden ve elinden
müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın
yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.”
Buhârî, Îmân 4-5, Rikâk 26;
Müslim, Îmân 64-65. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cihâd 2;
Tirmizî, Kıyâmet 52, Îmân 12;
Nesâî, Îmân 8, 9, 11 |
٢١٢-
وعن عبد اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( المُسْلِمُ منْ سَلِمَ المُسْلِمُونَ
مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ ، وَالمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى
اللّه عَنْهُ ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ . |
|
213.
Abdullah İbn Amr İbn Âs
radıyallahü anhüma şöyle dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’in
seferde bazı yükleme hizmetlerini gören ve kendisine
Kirkire denilen bir adam vardı.
Adam öldü. Bunun üzerine Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“O cehennemdedir” buyurdu.
Sahâbe gelip
adamın evindeki eşyalarına baktılar; ganimet malından çaldığı bir
abâ buldular.
Buhârî, Cihâd 190. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Cihâd 34 |
٢١٣-
وعنه رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كَانَ عَلَى ثَقَل النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ كِرْكِرَةُ ، فَمَاتَ ،
فَقَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( هُوَ في النَّارِ )
فَذَهَبُوا يَنْظُرُونَ إِلَيْه ، فَوَجَدُوا عَبَاءةً قَدْ غَلَّهَا
. رواه البخاري . |
|
214.
Ebû Bekre Nüfey’ İbn Hâris
radıyallahü anh’ den rivayet edildiğine göre,
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri
yarattığı günkü şekliyle dönmektedir. Bir yıl on iki aydır.
Bunlardan dördü haram olan aydır. Üçü birbiri ardınca gelen,
zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân
arasında bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb
ayıdır.” Peygamberimiz:
- “Bu hangi aydır?” diye sordu.
Biz:
- Allah ve
Resûlü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine
Hazret-i Peygamber sustu. O
kadar ki, biz aya başka bir ad vereceğini zannettik.
-“Bu ay zilhicce değil mi?” dedi,
biz:
- Evet, dedik.
- “Bu hangi beldedir?” diye
sordu, biz:
- Allah ve
Resulü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine
Hazret-i Peygamber bir süre
sustu. Biz, bu şehre başka bir ad vereceğini zannettik:
- “Burası Belde-i Haram (Mekke) değil
mi?” dedi, biz:
- Evet, dedik.
- “Bu hangi gün?” diye sordu,
biz:
- Allah ve
Resûlü daha iyi bilir, dedik. Bir müddet sustu. Öyle ki biz o güne
başka bir ad vereceğini zannettik.
- “Bugün kurban günü değil mi?”
dedi, biz:
- Evet, diye
cevap verdik. Sonra Resulullah sözlerine şöyle devam etti:
“Şüphesiz ki, sizin kanlarınız,
mallarınız, ırz ve namusunuz, şeref ve haysiyetiniz, şu gününüzün,
şu beldenizin ve şu ayınızın haram olduğu gibi, birbirinize haram
kılınmıştır. Rabbinize kavuşacaksınız ve o size amellerinizi
soracak. Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vurarak kâfirlere
dönmeyiniz. Dikkat ediniz! Burada bulunanlar bulunmayanlara
sözlerimi ulaştırsın. Umulur ki, sözlerim kendilerine ulaştırılan
bazı kimseler, sözümü işiten bazı kimselerden daha iyi anlayıp
koruyabilirler.” Hazret-i
Peygamber, sonra:
- “Dikkat edin, tebliğ ettim mi?”
diye sordu, biz:
- Evet, diye
cevap verdik. Resûl-i Ekrem:
- “Allahım! Şahit ol” buyurdular.
Buhârî, Hac 132;
Müslim, Kasâme 29 |
٢١٤-
وعن أَبي بكْرة نُفَيْع بن الحارث رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( إنَّ الزَّمَانَ قَدِ اسْتَدَارَ
كَهَيْئَته يَوْمَ خَلَقَ اللّه السَّمَاوَاتِ وَالأَرضَ : السَّنَةُ
اثْنَا عَشَرَ شَهْرَاً ، مِنْهَا أرْبَعَةٌ حُرُمٌ : ثَلاثٌ
مُتَوالِياتٌ : ذُو القَعْدَة ، وذُو الحِجَّةِ ، وَالمُحَرَّمُ ،
وَرَجَبُ مُضَرَ الَّذِي بَيْنَ جُمَادَى وَشعْبَانَ ، أيُّ
شَهْر هَذَا ؟ ) قُلْنَا : اللّه وَرَسُولُهُ أعْلَمُ ، فَسَكَتَ
حَتَّى ظَننَّا أنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ ،
قَالَ :
( ألَيْسَ ذَا الحِجَّةِ ؟ )
قُلْنَا : بَلَى .
قَالَ :
( فَأيُّ بَلَد هَذَا ؟ ) قُلْنَا :
اللّه ورَسُولُهُ أعْلَمُ ، فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أنَّهُ
سَيُسَمِّيهِ بِغَيرِ اسْمِهِ .
قَالَ :
( ألَيْسَ البَلْدَةَ ؟ ) قُلْنَا :
بَلَى .
قَالَ :
( فَأيُّ يَوْم هَذَا ؟ ) قُلْنَا :
اللّه ورَسُولُهُ أعْلَمُ ، فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أنَّهُ
سَيُسَمِّيهِ بغَيرِ اسْمِهِ .
قَالَ :
( ألَيسَ يَوْمَ النَّحْرِ ؟ )
قُلْنَا : بَلَى .
قَالَ :
( فَإنَّ دِمَاءكُمْ وَأمْوَالَكُمْ
وَأَعْرَاضَكُمْ عليكم حَرَامٌ ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا في
بَلَدِكُمْ هَذَا في شَهْرِكُمْ هَذَا ، وَسَتَلْقُونَ رَبَّكُمْ
فَيَسْألُكُمْ عَنْ أعْمَالِكُمْ ، ألا فَلا تَرْجعوا بعدي كُفّاراً
يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْض ، ألا لَيُبَلِّغ الشَّاهِدُ
الغَائِبَ ، فَلَعَلَّ بَعْضَ مَنْ يَبْلُغُهُ أنْ يَكُونَ أوْعَى
لَهُ مِنْ بَعْض مَنْ سَمِعَهُ ) ، ثُمَّ
قَالَ :
( إلاَّ هَلْ بَلَّغْتُ ، ألاَ هَلْ
بَلَّغْتُ ؟ ) قُلْنَا : نَعَمْ .
قَالَ :
( اللّهمَّ اشْهَدْ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
215.
Ebû Ümâme İyâs İbn Sa’lebe el-Hârisî
radıyallahü anh’ den rivayet
edildiğine göre Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yemin ederek bir müslümanın hakkını
alan kimseye, Allah cehennemi vâcip kılar, cenneti de haram eder.”
Bir adam dedi
ki:
- Ya
Resûlallah! Şayet o küçük ve değersiz bir şey ise?
Bunun üzerine
Peygamberimiz:
“Misvak ağacından bir dal bile olsa
böyledir” buyurdu.
Müslim, Îmân 218. Ayrıca bk.
Nesâî, Kudât 30;
İbn Mâce, Ahkâm 8 |
٢١٥-
وعن أَبي أمامة إياس بن ثعلبة الحارثي
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَن اقْتَطَعَ حَقَّ امْرىء مُسْلِم
بيَمينه ، فَقدْ أوْجَبَ اللّه لَهُ النَّارَ ، وَحَرَّمَ عَلَيهِ
الجَنَّةَ ) فَقَالَ رَجُلٌ : وإنْ كَانَ شَيْئاً يَسيراً يَا
رَسُول اللّه ؟
فَقَالَ :
( وإنْ قَضيباً مِنْ أرَاك ) رواه
مسلم . |
|
216.
Adî İbn Amîre radıyallahü anh
şöyle dedi:
Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’ in
şöyle buyurduğunu duydum:
“Mal tahsili için memur tayin ettiğimiz
bir kimse, bizden bir iğneyi veya ondan daha küçük bir şeyi
gizlese, bu hıyanet olur ve o şeyi kıyamet günü getirir.”
Bunun üzerine
ensardan siyah tenli bir adam ayağa kalktı, -ben sanki onu görüyor
gibiyim-:
– Ya
Resûlallah! Benden görevlendirmeni geri al, dedi.
Peygamberimiz:
– “Sana
ne oldu?” buyurdu. Adam:
– Senin
söylediklerini işittim, dedi.
Peygamber efendimiz:
– “Ben
o sözü şimdi de söylüyorum: Sizden kimi mâlî bir göreve tayin
edersek, o malın azını da çoğunu da getirsin. O maldan kendisine
verileni alır, yasaklanandan ise vazgeçer.”
Müslim, İmâre 30. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Akdiye 5 |
٢١٦-
وعن عَدِيّ بن عَميْرَةَ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
سمعت رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( مَنِ
اسْتَعْمَلْنَاهُ مِنْكُمْ عَلَى عَمَل ، فَكَتَمَنَا مِخْيَطاً
فَمَا فَوْقَهُ ، كَانَ غُلُولاً يَأتِي به يَومَ القِيَامَةِ )
فَقَامَ إليه رَجُلٌ أسْوَدُ مِنَ الأنْصَارِ ، كَأنِّي أنْظُرُ
إِلَيْهِ ،
فَقَالَ :يَا
رَسُول اللّه ، اقْبَلْ عَنِّي عَمَلَكَ ،
قَالَ :
( وَمَا لَكَ ؟ )
قَالَ :
سَمِعْتكَ تَقُولُ كَذَا وكَذَا،
قَالَ :
( وَأَنَا أقُولُه الآنَ : مَنِ
اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلَى عَمَلٍ فَلْيَجِيءْ بقَليله وَكَثيره ، فَمَا
أُوتِيَ مِنْهُ أخَذَ ، وَمَا نُهِيَ عَنْهُ انْتَهَى ) رواه
مسلم . |
|
217.
Ömer İbn Hattâb radıyallahü anh
şöyle dedi:
Hayber Gazvesi
günü idi. Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’in
ashabından bir grup geldi ve:
– Falanca
şehittir, falanca da şehittir, dediler.
Sonra bir
adamın yanından geçtiler:
– Falanca kimse
de şehittir, dediler. Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem:
– “Hayır,
ben onu, ganimetten çaldığı bir hırka -veya bir abâ- içinde
cehennemde gördüm” buyurdu.
Müslim, Îmân 182. Ayrıca bk. Dârimî, Siyer 48 |
٢١٧-
وعن عمر بن الخطاب رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
لَمَّا كَانَ يَوْمُ خَيبَر أقْبَلَ نَفَرٌ مِنْ أصْحَابِ النَّبيِّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فقَالُوا
: فُلاَنٌ شَهِيدٌ ، وفُلانٌ شَهِيدٌ ، حَتَّى مَرُّوا عَلَى
رَجُلٍ ، فقالوا : فُلانٌ شَهِيدٌ .
فَقَالَ النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( كَلاَّ ، إنِّي
رَأيْتُهُ في النَّار في بُرْدَةٍ غَلَّهَا -
أَوْ عَبَاءة - ) رواه
مسلم . |
|
218.
Ebû Katâde Hâris İbn Rib’î
radıyallahü anh’ den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem
ashâbın arasında ayağa kalkarak, onlara, Allah yolunda cihadın ve
Allah’a imanın amellerin en üstünü olduğundan bahsetti. Ashâbdan
bir kişi ayağa kalkarak:
- Ya
Resûlallah! Eğer ben Allah yolunda öldürülürsem, bu şehitlik benim
günahlarıma keffâret olur mu, ne dersiniz? diye sordu. Bunun
üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem:
“Evet, eğer sabrederek, karşılığını
sadece Allah’tan umarak, cepheden kaçmaksızın Allah yolunda
öldürülürsen, günahlarına keffâret olur” buyurdu.
Sonra
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem :
–
“Nasıl demiştin?” diye sordu.
Adam:
- Eğer ben
Allah yolunda öldürülürsem, bu şehitlik benim günahlarıma keffâret
olur mu, ne dersiniz? demiştim.
Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
–
“Evet, eğer sen sabrederek, ecrini sadece
Allah’tan bekleyerek ve cepheden kaçmaksızın, Allah yolunda
öldürülürsen, günahlarına keffâret olur. Ancak borçların bunun
dışındadır. Bunu bana Cibrîl söyledi” buyurdu.
Müslim, İmâre 117 |
٢١٨-
وعن أَبي قتادة الحارث بن ربعي رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ، عن رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : أَنَّهُ قَامَ فيهم، فَذَكَرَ
لَهُمْ أنَّ الجِهَادَ في سبيلِ اللّه، وَالإِيمَانَ باللّه أفْضَلُ
الأعْمَالِ ، فَقَامَ رَجُلٌ ،
فَقَالَ :
يَا رَسُولَ اللّه ، أرَأيْتَ إنْ قُتِلْتُ في سبيلِ اللّه ،
تُكَفَّرُ عَنّي خَطَايَايَ ؟ فَقَالَ لَهُ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( نَعَمْ، إنْ قُتِلْتَ في سبيلِ اللّه،
وَأنْتَ صَابرٌ مُحْتَسِبٌ، مُقْبِلٌ غَيرُ مُدْبر ) ثُمَّ
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( كَيْفَ قُلْتَ ؟ )
قَالَ :
أرَأيْتَ إنْ قُتِلْتُ في سبيلِ اللّه ، أتُكَفَّرُ عَنّي خَطَايَايَ
؟ فَقَالَ لَهُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : ( نَعمْ ،
وَأنْتَ صَابرٌ مُحْتَسِبٌ ، مُقْبِلٌ غَيرُ مُدْبِرٍ ، إلاَّ
الدَّيْنَ ؛ فإنَّ جِبريلَ
قَالَ لي ذلِكَ)
رواه مسلم . |
|
219.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Müflis kimdir, biliyor musunuz?”
diye sordu. Ashâb:
- Bizim
aramızda müflis, parası va malı olmayan kimsedir, dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet
günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna
zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını
döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna
verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak
sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme
atılan kimsedir” buyurdular.
Müslim, Birr 59. Ayrıca bk.
Tirmizî, Kıyâmet 2 |
٢١٩-
وعن أبي هُريرةَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( أتدرونَ مَنِ المُفْلِسُ ؟ )
قالوا :
المفْلسُ فِينَا مَنْ لا دِرهَمَ لَهُ ولا مَتَاع ،
فَقَالَ :
( إنَّ المُفْلسَ مِنْ أُمَّتي مَنْ يأتي
يَومَ القيامَةِ بصلاةٍ وصيامٍ وزَكاةٍ ، ويأتي وقَدْ شَتَمَ هَذَا ،
وقَذَفَ هَذَا ، وَأَكَلَ مالَ هَذَا ، وسَفَكَ دَمَ هَذَا ،
وَضَرَبَ هَذَا ، فيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ ، وهَذَا مِنْ
حَسناتهِ ، فإنْ فَنِيَتْ حَسَناتُه قَبْل أنْ يُقضى مَا عَلَيهِ ،
أُخِذَ منْ خَطَاياهُم فَطُرِحَتْ عَلَيهِ ، ثُمَّ طُرِحَ في
النَّارِ ) رواه مُسلم . |
|
220.
Ümmü Seleme radıyallahü anhâ’
dan rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu:
“Ben sadece bir beşerim. Sizler bana
yargılanmak üzere geliyorsunuz. Belki sizin biriniz, delilini
getirmekte diğerinizden daha becerikli ve daha üstün anlatımlı
olabilir. Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehinde hüküm
veririm. Kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem, ona
cehennemden bir parça ayırmış olurum.”
Buhârî, Şehâdât 27, Hıyel 10,
Ahkâm 20; Müslim, Akdiye 4.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Akdiye 7,
Edeb 87; Tirmizî, Ahkâm, 11,18;
Nesâî, Kudât 12,33;
İbn Mâce, Ahkâm 5 |
٢٢٠-
وعن أم سلمة رضي اللّه عنها : أنَّ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( إنَّمَا أنا بَشَرٌ ، وَإنَّكُمْ
تَخْتَصِمُونَ إلَيَّ ، وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أنْ يَكُونَ ألْحَنَ
بِحُجّتِهِ مِنْ بَعْضٍ ، فأَقْضِيَ لَهُ بِنَحْوِ مَا أسْمعُ ،
فَمَنْ قَضَيتُ لَهُ بِحَقِّ أخِيهِ فَإِنَّما أقطَعُ لَهُ قِطعةً
مِنَ النَّارِ ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ .
( ألْحَن )
أي : أعلم . |
|
221.
İbn Ömer radıyallahü anhümâ’
dan rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu:
“Haram kan dökmediği müddetçe mü’min,
Allah’ın rahmetini ummaya devam eder.”
Buhârî, Diyât 1 |
٢٢١-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم :( لَنْ يَزَالَ المُؤْمِنُ
في فُسْحَةٍ مِنْ دِينهِ مَا لَمْ يُصِبْ دَماً حَرَاماً )
رواه البخاري . |
|
222.
Hamza’nın eşi Havle Binti Sâmir el-Ensârîye
radıyallahü anhümâ şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’ in
şöyle buyurduğunu işittim:
“Şüphesiz ki, haksız olarak Allah’ın
malını kullanan kimseler, kıyamet gününde cehennemi hak ederler.”
Buhârî, Hums 7 |
٢٢٢-
وعن خولة بنتِ عامر الأنصارية ، وهي امرأة حمزة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ وعنها ،
قَالَتْ :
سمعت رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( إنَّ رِجَالاً
يَتَخَوَّضُونَ في مَالِ اللّه بغَيرِ حَقٍّ ، فَلَهُمُ
النَّارُ يَومَ القِيَامَةِ ) رواه
البخاري . |
|