17. ALLAH’IN HÜKMÜNE BOYUN EĞMEK
ALLAH’IN
HÜKMÜNE BOYUN EĞMENİN KAÇINILMAZ OLDUĞU VE BUNA DAVET EDİLEN,
MA’RÛF İLE EMiR VE MÜNKERDEN NEHiY OLUNAN KİMSENİN NE DEMESİ
GEREKTİĞİ
•
“Hayır, asla! Rabbine yemin ederim ki,
aralarındaki anlaşmazlıklarda seni hakem kabul edip, sonra da
verdiğin hükümden kalplerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam
anlamıyla teslim olmadıkça, iman etmiş sayılmazlar.”
Nisâ sûresi (4), 65
•
“Aralarında hükmetmeleri için Allah’a ve
Resûlü’ne çağırıldıkları zaman, mü’minlerin sözü sadece “işittik
ve itaat ettik” demeleridir. Felâha, kurtuluşa kavuşacak olanlar
işte bunlardır.” Nûr sûresi (24), 51 |
١٧- باب في وجوب الانقياد لحكم اللّه
وما يقوله من دُعِيَ إِلَى ذلِكَ وأُمِرَ بمعروف
أَوْ نُهِيَ عن منكر
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى
يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي
أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً }
[ النساء : ٦٥ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ
إِذَا دُعُوا إِلَى اللّه وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَنْ
يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ }
[ النور : ٥١ ]
.
وفيه من الأحاديث : حديث أَبي هريرة المذكور في أول الباب قبله وغيره
من الأحاديث فِيهِ . |
|
169. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’ e:
“Göklerde ve yerde olanların hepsi
Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de, Allah
sizi o yüzden hesaba çeker ve neticede dilediğini bağışlar,
dilediğine de azâb eder. Allah, her şeye gücü yetendir”
[Bakara sûresi(2), 284] anlamındaki âyet nazil olunca, bu durum
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
ashâbına ağır geldi. Bunun üzerine sahâbe, Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem’in
huzuruna gelerek dizleri üzerine çöküp şöyle dediler:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Biz, namaz, cihad, oruç ve sadaka gibi gücümüz yeten
amellerle mükellef kılınmıştık. Oysa şimdi sana, gönlümüze gelen
ve kalbimizden geçen şeylerden de hesaba çekileceğimize dair bu
âyet nazil oldu; buna güç yetiremiyoruz. Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sizden önce kendilerine kitap verilen
yahudi ve hıristiyanların dediği gibi, işittik ve isyan ettik
demek mi istiyorsunuz? Bilâkis siz, işittik ve itaat ettik. Ey
Rabbimiz! Bizi mağfiret eyle, bizi bağışla, nihayet dönüş sadece
sanadır, deyiniz.”
Sahâbîler bu
sözleri okuyup, dilleri de ona güzelce alışınca, Allah Teâla
peşinden şu âyeti indirdi:
“Resûl, Rabbinden kendisine indirilene
iman etti, mü’minler de iman ettiler. Hepsi, Allah’a, meleklerine,
kitaplarına, resullerine inandılar.
Peygamberleri
arasında hiç bir ayrım yapmayız, dediler. İşittik ve itaat ettik
bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz, dönüş de ancak sanadır dediler”
[Bakara sûresi (2), 285].
Ashâb inen
âyetin gereğini yapıp, bu sözü söylemeye alışınca, Allahü teâlâ
daha önceki âyetin hükmünü neshetti, şu âyeti indirdi:
“Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir
şey teklif etmez. Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına,
kötülük de kendi zararınadır. Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak
bizi sorguya çekme!” Allahü teâlâ:
“Evet” buyurdu. “Ey Rabbimiz, bizden
öncekilere yüklediğin gibi, bize ağır yük yükleme.”
Allahü teâlâ: “Evet” buyurdu. “Ey
Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceği şeyleri de bize taşıtma. Bizi
bağışla, kusurlarımızı yok say, bize acı. Sen mevlâmızsın, o
kâfirler gürûhuna karşı bize yardım et” [Bakara sûresi
(2), 286] Allahü teâlâ: “Evet”
buyurdu. Müslim, Îmân 199 |
١٦٩-
عن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
لَمَّا نَزَلَتْ عَلَى رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : { للّه مَا
فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي
أَنْفُسِكُمْ أَو تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّه }
الآية[
البقرة : ٢٨٣ ]
اشْتَدَّ ذلِكَ عَلَى أصْحَابِ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَأتَوا رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ثُمَّ بَرَكُوا عَلَى الرُّكَبِ ، فَقَالُوا
: أيْ رسولَ اللّه ، كُلِّفْنَا مِنَ الأَعمَالِ مَا نُطِيقُ
: الصَّلاةَ والجِهَادَ
والصِّيامَ والصَّدَقَةَ ، وَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَيْكَ هذِهِ الآيَةُ
وَلا نُطيقُها .قَالَ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : (
أتُرِيدُونَ أنْ تَقُولُوا كَمَا قَالَ أَهْلُ الكتَابَينِ
مِنْ قَبْلِكُمْ: سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا ؟ بَلْ قُولُوا سَمِعنَا
وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ المَصِيرُ ) فَلَمَّا
اقْتَرَأَهَا القومُ ، وَذَلَّتْ بِهَا ألْسنَتُهُمْ أنْزَلَ اللّه
تَعَالَى في إثرِهَا : { آمَنَ الرَّسُولُ
بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ
بِاللّه وَمَلائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لا نُفَرِّقُ بَيْنَ
أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ
رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ }
[ البقرة : ٢٨٥ ]
فَلَمَّا فَعَلُوا ذلِكَ نَسَخَهَا اللّه تَعَالَى ، فَأنزَلَ اللّه
عزَّ وجَلَّ : { لا يُكَلِّفُ اللّه نَفْساً
إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ
رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا
أَوْ
أَخْطَأْنَا }
[ البقرة : ٢٨٦ ]
قَالَ :
نَعَمْ { رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا
إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا }
قَالَ :
نَعَمْ { رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا
طَاقَةَ لَنَا بِه }
قَالَ :
نَعَمْ { وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا
وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ
الْكَافِرِينَ }
قَالَ :
نَعَمْ . رواه مسلم .
. |