16. SÜNNETİ KORUMAK SÜNNETİ VE
SÜNNETİN ORTAYA KOYDUĞU EDEPLERİ KORUMAK
•
“Peygamber size ne verirse onu alın, neyi
yasaklarsa ondan da sakının.” Haşr sûresi (59), 7
•
“Resûlüllah, nefsinin arzû ve istekleri
doğrultusunda konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine
vahyedilenlerden başka bir şey değildir.” Necm sûresi
(53), 3-4
•
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana
uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”
Âl-i İmrân sûresi (3), 31
•
“Sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü
umanlar, Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın peygamberinde en
mükemmel örnek vardır.” Ahzâb sûresi (33), 21
•
“Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar
aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin
verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla
teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” Nisâ sûresi (4),
65
•
“Ey iman
edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden
olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde
anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve âhiret gününe gerçekten
inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resûlüne götürün. Bu, daha iyidir ve
sonuç bakımından da daha güzeldir.” Nisâ sûresi (4), 59
•
“Kim Resûle itaat ederse, Allah’a itaat
etmiş olur. Kim de yüz çevirirse,
biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.” Nisâ sûresi
(4), 80
•
“Şüphesiz ki sen doğru yola, Allah’ın
yoluna götürüyorsun. Göklerde ve
yerde bulunanların sahibi olan Allah'ın yoluna götürüyorsun. İyi
bilin ki bütün işler sonunda yalnız Allah'a dönecektir.”
Şûrâ sûresi (42), 52-53
•
“Allah Resûlü’nün emrine aykırı
davrananlar, kendilerine bir belânın çarpmasından, yahut acı bir
azabın uğramasından sakınsınlar.” Nûr sûresi (24), 63
•
“Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve
hikmeti hatırlayın. Şüphe yok ki
Allah lütuf sahibidir ve her şeyden haberdardır.” Ahzâb
sûresi (33), 34 |
١٦- باب في الأمر بالمحافظة عَلَى السنة وآدابها
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ
وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا }
[ الحشر : ٧ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ
إِلا وَحْيٌ يُوحَى }
[ النجم :٣-٤]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّه
فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّه وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ }
[ آل عمران : ٣١ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللّه
أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللّه وَالْيَوْمَ الآخِر }
[ الأحزاب :٢١ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى
يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي
أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً }
[ النساء : ٦٥ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ
فَرُدُّوهُ إِلَى اللّه وَالرَّسُولِ }
[ النساء : ٥٩ ]
قَالَ العلماء : معناه إِلَى الكتاب والسُنّة ،
وَقالَ تَعَالَى :
{ مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ
اللّه }
[ النساء :٨٠ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ
مُسْتَقِيمٍ صِراطِ اللّه }
[ الشورى : ٥٢-٥٣ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ
أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ
أَوْ
يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ }
[ النور : ٦٣ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ
مِنْ آيَاتِ اللّه وَالْحِكْمَةِ }
[ الأحزاب : ٣٤ ]
، والآيات في الباب كثيرة . |
|
157. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivâyet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Herhangi bir konuyu size emredip
yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden
önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı
münakaşaya dalmaları helâk etti. Size herhangi bir şeyi
yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi
emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz.”
Buhârî, İ’tisâm 2;
Müslim, Hac 412, Fezâil
130-131. Ayrıca bk. Tirmizî,
İlim 17; Nesâî, Hac 1;
İbn Mâce, Mukaddime 1 |
١٥٧-
وَأَما الأحاديث : فالأول : عن أبي هريرةَ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن النَّبيّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( دَعُونِي مَا تَرَكْتُكُمْ ، إِنَّمَا
أهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ كَثْرَةُ سُؤالِهِمْ واخْتِلافُهُمْ
عَلَى أنْبيَائِهِمْ ، فَإِذَا نَهَيْتُكُمْ عَنْ شَيْء
فَاجْتَنِبُوهُ ، وَإِذَا أمَرْتُكُمْ بأمْرٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا
اسْتَطَعْتُمْ ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ . |
|
158. Ebû Necih İrbâz İbn
Sâriye radıyallahü anh şöyle dedi:
“Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bize
çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi,
gözler yaşardı. Bizler:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne
benziyor, bari bize bir tavsiyede bulun, dedik. Bunun üzerine:
– “Size, Allah’a çok saygı duymanızı,
başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat
etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat
sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize
gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi
Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı
sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bid’atlardan şiddetle
kaçınınız. Çünkü her bid’at dalâlettir, sapıklıktır”
buyurdular.
Ebû Dâvûd, Sünnet 5; Tirmizi,
İlim 16. Ayrıca bk. İbn Mâce,
Mukaddime 6 |
١٥٨-
الثاني : عن أَبي نَجيحٍ العِرباضِ بنِ سَارية
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
وَعَظَنَا رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم مَوعظةً بَليغَةً وَجِلَتْ مِنْهَا
القُلُوبُ ، وَذَرَفَتْ مِنْهَا العُيُونُ ، فَقُلْنَا : يَا رسولَ
اللّه ، كَأَنَّهَا مَوْعِظَةُ مُوَدِّعٍ فَأوْصِنَا ،
قَالَ :
( أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللّه ،
وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَإنْ تَأمَّر عَلَيْكُمْ عَبْدٌ حَبَشِيٌّ
، وَإِنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ فَسَيَرَى اختِلافاً كَثيراً ،
فَعَليْكُمْ بسُنَّتِي وسُنَّةِ الخُلَفاءِ الرَّاشِدِينَ
المَهْدِيِيِّنَ عَضُّوا عَلَيْهَا بالنَّواجِذِ ، وَإِيَّاكُمْ
وَمُحْدَثَاتِ الأُمُورِ ؛ فإنَّ كلَّ بدعة ضلالة ) رواه
أَبُو داود والترمذي
، وَقالَ :
( حديث حسن صحيح ) .
( النَّواجذُ )
بالذال المعجمةِ : الأنيَابُ ، وَقِيلَ : الأضْراسُ . |
|
159. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivâyet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“İstemeyenler dışında, ümmetimin tamamı
cennete girer” buyurdu. Bunun üzerine:
- Ey Allah’ın
elçisi, cennete girmeyi kim istemez ki? denildi.
Peygamber Efendimiz:
– “Bana itaat edenler cennete girer,
bana karşı gelenler cenneti istememiş demektir”
buyurdu.
Buhârî, İ’tisâm 2 |
١٥٩-
الثَّالثُ : عَنْ أَبي هريرةَ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ : أنَّ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( كُلُّ أُمَّتِي يَدخُلُونَ الجَنَّةَ
إلاَّ مَنْ أبَى ) . قيلَ : وَمَنْ يَأبَى يَا رَسُول اللّه ؟
قَالَ :
( مَنْ أَطَاعَنِي دَخَلَ الجَنَّةَ ،
وَمَنْ عَصَانِي فَقَدْ أبَى ) رواه
البخاري . |
|
160. Ebû
Müslim (veya Ebû İyâs) Seleme
İbn Amr İbn Ekvâ radıyallahü anh’ın
naklettiğine göre, bir adam Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem’ in yanında sol eliyle yemek
yedi. Peygamber Efendimiz
adama:
– “Sağ elinle ye” buyurdu.
Adam:
– Bir türlü
yapamıyorum, dedi. Bunun üzerine
Peygamberimiz:
– “Yapamaz ol” diye beddua
etti.
Çünkü adamın
Resûl-i Ekrem’i dinlememesi, kibrinden dolayı idi. Bu beddua
üzerine, adam elini ağzına götüremez oldu.
Müslim, Eşribe 107. Ayrıca bk.
Buhârî, Et’ime 2;
Ebû Dâvûd, Et’ime 19;
Tirmizî, Et’ime 47;
İbn Mâce, Et’ime 8 |
١٦٠-
الرابع : عن أَبي مسلم ، وقيل :
أَبي إياس سَلمة بنِ عمرو بنِ الأكوع
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ رَجُلاً أَكَلَ عِنْدَ رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
بِشِمَالِهِ ،
فَقَالَ :
( كُلْ بِيَمِينكَ )
قَالَ :
لا أسْتَطيعُ .
قَالَ :
( لا استَطَعْتَ ) مَا مَنَعَهُ
إلاَّ الكِبْرُ فمَا رَفَعَهَا إِلَى فِيهِ . رواه
مسلم . |
|
161. Ebû Abdullah Nu’mân İbn
Beşîr radıyallahü anhümâ’dan
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da
Allahü teâlâ sizin aranıza düşmanlık, buğz ve kalblerinize ihtilâf
koyar da birbirinizden yüz çevirirsiniz.”
Buhârî, Ezân 71;
Müslim, Salât 127. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Salât 93;
Tirmizî, Mevâkît 53; İbn Mace,
İkâme 50
Müslim’in bir başka rivâyeti
şöyledir:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem sanki
okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizim buna
alıştığımızı görünceye kadar böyle yapmaya devam etti. Kendisi bir
gün namaza çıktı ve namaz kıldıracağı yerde durdu. Tam tekbir
almak üzere iken göğsü saf hizasından dışarı çıkmış bir adam
gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Ey Allah’ın kulları! Ya saflarınızı
düzeltirsiniz, ya da Allahü teâlâ sizin aranıza düşmanlık, buğz ve
kalblerinize ihtilâf koyar da birbirinize yüz çevirirsiniz.”
Müslim, Salât 128 |
١٦١-
الخامس : عن أَبي عبدِ اللّه النعمان بن بشير
رَضيَ اللّه عنهما ،
قَالَ :
سمعت رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( لَتُسَوُّنَّ
صُفُوفَكُمْ ، أَوْ لَيُخَالِفَنَّ اللّه بَيْنَ وُجُوهِكُمْ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية لمسلم : كَانَ رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
يُسَوِّي صُفُوفَنَا حتى كأنَّما يُسَوِّي بِهَا القِدَاحَ حَتَّى
إِذَا رَأَى أَنَّا قَدْ عَقَلْنَا عَنْهُ . ثُمَّ خَرَجَ يَوماً
فقامَ حَتَّى كَادَ أنْ يُكَبِّرَ فرأَى رَجلاً بَادياً صَدْرُهُ ،
فَقَالَ :
( عِبَادَ اللّه ، لَتُسَوُّنَّ
صُفُوفَكُمْ أَوْ لَيُخَالِفَنَّ اللّه بَيْنَ وُجُوهِكُمْ )
. |
|
162. Ebû Mûsâ
radıyallahü anh şöyle dedi:
Medine’de bir
ev, geceleyin ev halkı ile birlikte yanmıştı. Durum
Peygamber Efendimiz’e haber
verilince:
– “Ateş size düşmandır. Uyuyacağınız
zaman onu söndürünüz” buyurdular.
Buhârî, İsti’zan 49 ;
Müslim, Eşribe 101. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb, 46 |
١٦٢-
السادس : عن أَبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
احْتَرقَ بَيْتٌ بالمَدِينَةِ عَلَى أهْلِهِ مِنَ اللَّيلِ ،
فَلَمَّا حُدِّثَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم بشَأنِهِمْ ،
قَالَ :
( إنَّ هذِهِ النَّارَ عَدُوٌّ لَكُمْ ،
فَإِذَا نِمْتُمْ ، فَأطْفِئُوهَا عَنْكُمْ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
163. Yine
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahü
anh’den rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allah’ın benimle göndermiş olduğu
hidâyet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun
yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu
emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde
tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları
faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve
ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer
daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak arazidir. Ne
su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı
olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilim kendisine
fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile, buna başını
kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidâyeti
kabul etmeyen kimsenin benzeridir.”
Buhârî, İlim 20;
Müslim, Fezâil 15 |
١٦٣-
السابع : عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ مَثَلَ مَا
بَعَثَنِي اللّه بِهِ مِنَ الهُدَى والعِلْم كَمَثَلِ غَيثٍ أَصَابَ
أرْضاً فَكَانَتْ مِنْهَا طَائِفةٌ طَيِّبَةٌ ، قَبِلَتِ المَاءَ
فَأَنْبَتَتِ الكَلأَ والعُشْبَ الكَثِيرَ ، وَكَانَ مِنْهَا
أَجَادِبُ أمسَكَتِ المَاء فَنَفَعَ اللّه بِهَا النَّاسَ
فَشَربُوا مِنْهَا وَسَقُوا وَزَرَعُوا ، وَأَصَابَ طَائفةً مِنْهَا
أخْرَى إنَّمَا هِيَ قيعَانٌ لا تُمْسِكُ مَاءً وَلاَ تُنْبِتُ كَلأً
، فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَقُهَ في دِينِ اللّه وَنَفَعَهُ بمَا
بَعَثَنِي اللّه بِهِ فَعَلِمَ وَعَلَّمَ ، وَمَثَلُ مَنْ لَمْ
يَرْفَعْ بِذَلِكَ رَأساً وَلَمْ يَقْبَلْ هُدَى اللّه الَّذِي
أُرْسِلْتُ بِهِ ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
.
( فَقُهَ )
بضم القافِ عَلَى المشهور وقيل بكسرِها : أي صار فقيهاً . |
|
164. Câbir
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp
da, ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca,
onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi
ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim
elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.”
Müslim, Fezâil 19. Ayrıca bk.
Buhârî, Rikâk 26;
Tirmizî, Edeb 82 |
١٦٤-
الثامن : عن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَثَلِي وَمَثَلُكُمْ
كَمَثَلِ رَجُلٍ أوْقَدَ نَاراً فَجَعَلَ الجَنَادِبُ والفَرَاشُ
يَقَعْنَ فِيهَا وَهُوَ يَذُبُّهُنَّ عَنْهَا ، وَأَنَا آخذٌ
بحُجَزكُمْ عَنِ النَّارِ ، وَأنْتُمْ تَفَلَّتونَ مِنْ يَدَيَّ
) رواه مسلم .
( الجَنَادِبُ )
: نَحوُ الجرادِ وَالفَرَاشِ ، هَذَا هُوَ المَعْرُوف الَّذِي يَقَعُ
في النَّارِ . وَ( الحُجَزُ ) :
جَمْعُ حُجْزَة وَهِيَ مَعْقدُ الإزَار وَالسَّراويل . |
|
165. Câbir
radıyallahü anh’den rivâyet
olunduğuna göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
parmakları yalamayı, yemek tabağını silmeyi emretti ve:
“Sizler, gerçekten bereketin hangisinde
olduğunu bilemezsiniz” buyurdu.
Müslim’in bir başka rivayeti
şöyledir:
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sizden birinizin lokması düştüğünde
hemen onu alsın ve üzerine yapışanları temizleyip yesin, onu
şeytana bırakmasın. Parmaklarını yalamadıkça da elini mendile
silmesin. Çünkü o kimse, bereketin yemeğin neresinde olduğunu
bilemez.”
Yine
Müslim’e ait bir diğer rivâyet
şöyledir:
Peygamberimiz şöyle
buyurmuşlardır:
“Şüphesiz şeytan sizden birinizin her
işinde hazır olur. Hatta yemeği esnasında bile yanında bulunur.
Sizin birinizin lokması düşerse, üzerine yapışanları temizleyip
yesin. Lokmasını şeytana bırakmasın.”
Müslim, Eşribe 133-135. |
١٦٥-
التاسع : عَنْهُ : أنَّ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم أَمَرَ بِلَعْقِ الأَصَابِعِ
وَالصَّحْفَةِ ،
وَقَالَ :
( إنَّكُمْ لا تَدْرونَ في أَيِّها
البَرَكَةُ ) رواه مسلم .
وفي رواية لَهُ : ( إِذَا وَقَعَتْ
لُقْمَةُ أَحَدِكُمْ فَلْيَأخُذْهَا ، فَليُمِطْ مَا كَانَ بِهَا
مِنْ أذىً ، وَلْيَأكُلْهَا وَلاَ يَدَعْهَا لِلشَّيطَانِ ، وَلا
يَمْسَحْ يَدَهُ بالمنْدِيلِ حَتَّى يَلْعَقَ أصَابعَهُ فَإِنَّهُ
لاَ يَدْرِي في أيِّ طَعَامِهِ البَرَكَةُ ) .
وفي رواية لَهُ : ( إنَّ الشَّيطَانَ
يَحْضُرُ أَحَدَكُمْ عِنْدَ كُلِّ شَيءٍ مِنْ شَأنِهِ ، حَتَّى
يَحْضُرَهُ عِنْدَ طَعَامِهِ ، فَإذَ سَقَطَتْ مِنْ أَحَدِكُمْ
اللُّقْمَةُ فَليُمِطْ مَا كَانَ بِهَا مِنْ أذَىً ، فَلْيَأكُلْهَا
وَلاَ يَدَعْهَا لِلشَّيطَانِ ) . |
|
166. İbn Abbâs
radıyallahü anhümâ şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, va’z
etmek üzere aramızda doğrulup ayağa kalktı ve şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Şüphesiz ki siz yalınayak,
çıplak ve sünnetsiz olarak Allah’ın huzuruna toplanacaksınız. ‘İlk
defa yoktan var ettiğimiz gibi yeniden yaratacağız, bu
va’dimizdir. Biz gerçekten bunu yapmaya muktediriz’
[Enbiyâ sûresi (21), 104]. Haberiniz
olsun! Kıyamet günü insanların ilk giydirileni İbrahim
aleyhisselâm’dır. Haberiniz olsun!
Ümmetimden bir takım kimseler getirilip sol tarafa, cehennem
tarafına sevk edileceklerdir. Ben:
– Ey Rabbim! Bunlar benim ashâbım, benim
ümmetim, derim. Bunun üzerine:
- Sen, bunların senden sonra ne
bid’atler ortaya çıkarıp ne kötülükler yaptıklarını bilmezsin,
denir. Bunun üzerine ben, sâlih kul İsâ
aleyhisselâm’ın dediği gibi derim:
“Ben aralarında bulunduğum sürece
durumlarını gözettim; fakat sen beni öldürüp aralarından alınca,
onların denetleyicisi ve gözetleyeni sadece sen oldun. Sen her
şeye hakkıyla şâhitsin. Onları cezalandıracaksan şüphesiz ki onlar
senin kullarındır. Eğer onları bağışlayacaksan, mutlak güçlü ve
hikmet sahibi ancak sensin” [Mâide sûresi (5),
117-118].
Bunun üzerine bana şöyle denilir:
Gerçekten
onlar,
sen
kendilerinden
ayrıldığından
beri,
topukları üzerinde
geri
dönüp,
dindarlıktan
dinsizliğe
yönelmeye devam ettiler.”
Buhârî, Enbiyâ 8, Rikâk 45;
Müslim, Cennet 58. Ayrıca bk,
Tirmizî, Kıyâmet 3;
Nesâî, Cenâiz 119 |
١٦٦-
العاشر : عن ابن عباس رضي اللّه عنهما
،
قَالَ :
قَامَ فِينَا رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم بِمَوعِظَةٍ ،
فَقَالَ :
( يَا أيُّهَا النَّاسُ ، إنَّكُمْ
مَحْشُورونَ إِلَى اللّه تَعَالَى حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً
{ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ
وَعْداً عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ }
[ الأنبياء: ١٠٣ ]
ألا وَإنَّ أَوَّلَ الخَلائِقِ يُكْسى يَومَ القِيَامَةِ إبراهيمُ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، ألا وَإِنَّهُ سَيُجَاءُ بِرجالٍ
مِنْ أُمَّتي فَيُؤخَذُ بِهِمْ ذَاتَ الشَّمالِ ، فَأَقُولُ : يَا
رَبِّ أصْحَابِي . فَيُقَالُ : إنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا أحْدَثُوا
بَعْدَكَ . فَأقُولُ كَما قَالَ العَبدُ الصَّالِحُ :
{ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيداً مَا دُمْتُ فِيهِمْ }
إِلَى قولِهِ :
{ العَزِيزُ الحَكِيمُ }
[ المائدة : ١١٧ - ١١٨]
فَيُقَالُ لِي : إنَّهُمْ لَمْ يَزَالُوا مُرْتَدِّينَ عَلَى
أعْقَابِهِمْ مُنْذُ فَارَقْتَهُمْ
) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
( غُرْلاً )
: أي غَيرَ مَخْتُونِينَ . |
|
167. Ebû Saîd Abdullah İbn
Mugaffel radıyallahü anh şöyle
dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem sapan
taşı atmayı yasakladı ve:
“Sapan taşı av avlamaz, düşman öldürmez.
Sadece göz çıkarır ve diş kırar” buyurdu.
Buhârî, Edeb 122;
Müslim, Sayd 54. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Diyât 19, Edeb 166;
Nesâî, Kasâme 40; İbn Mace,
Sayd 11
Müslim’in bir başka rivâyeti
şöyledir:
İbn Mugaffel’in
yakınlarından biri sapanla taş atmıştı. İbn Mugaffel o kimseyi
sapanla taş atmaktan nehyetti ve kendisine şunları söyledi:
Şüphesiz
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
sapanla taş atmayı yasakladı ve:
–“Bununla av avlanılmaz”
buyurdu.Bu adam daha sonra yine atınca, İbn Mugaffel şunları
söyledi:
–Ben sana
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
bundan nehyettiğini haber veriyorum, sen ise aynı şeyi yapıyorsun.
Eğer bunu bir daha yapacaksan, seninle asla konuşmayacağım.
Müslim, Sayd 56 |
١٦٧-
الحادي عشر : عن أَبي سعيد عبد اللّه بن مُغَفَّلٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
نَهَى رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم عَنِ الخَذْفِ ، وقالَ :
( إنَّهُ لاَ يَقْتُلُ الصَّيْدَ ، وَلاَ
يَنْكَأُ العَدُوَّ ، وإنَّهُ يَفْقَأُ العَيْنَ ، وَيَكْسِرُ
السِّنَّ ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية : أنَّ قَريباً لابْنِ مُغَفَّل خَذَفَ فَنَهَاهُ ،
وَقالَ : إنَّ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم نَهَى
عَن الخَذْفِ ،
وَقَالَ :
( إنَّهَا لاَ تَصِيدُ صَيداً )
ثُمَّ عادَ ،
فَقَالَ :
أُحَدِّثُكَ أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم نَهَى عَنْهُ ، ثُمَّ عُدْتَ تَخذفُ !؟ لا
أُكَلِّمُكَ أَبَداً . |
|
168. Âbis İbn Rabîa şöyle
dedi:
Ben, Ömer İbn
Hattâb’ın Hacerülesved’i öptüğünü gördüm. O esnada diyordu ki:
Ben senin taş
olduğunu, bir fayda ve zarar veremeyeceğini biliyorum. Şâyet
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’ in
seni öptüğünü görmeseydim, ben de öpmezdim.
Buhârî, Hac 50;
Müslim, Hac 251 |
١٦٨-
وعَن عابس بن رَبيعة ،
قَالَ :
رَأيْتُ عُمَرَ بن الخطاب رَضِيَ اللّه
عَنْهُ يُقَبِّلُ الحَجَرَ -
يَعْنِي : الأسْوَدَ - وَيَقُولُ : إني أَعْلَمُ أنَّكَ
حَجَرٌ مَا تَنْفَعُ وَلاَ تَضُرُّ ، وَلَولا أنِّي رَأيْتُ رسولَ
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
يُقَبِّلُكَ مَا قَبَّلْتُكَ .
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|