|
144. Enes İbn Mâlik
radıyallahü anh şöyle dedi:
Peygamber Efendimizin
nâfile ibadetlerini öğrenmek üzere, sahâbeden üç kişilik bir grup,
Peygamber hanımlarının
evlerine geldiler. Kendilerine Efendimiz’in ibadetleri
bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve
- Allah’ın
Resûlü nerede biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki
günahları bağışlanmıştır, dediler. İçlerinden biri:
- Ben ömrümün
sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım, dedi. Bir
diğeri:
- Ben de
hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün
geçirmeyeceğim, dedi. Üçüncü sahâbî de:
- Ben de sağ
olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim, diye
söz verdi. Bir müddet sonra
Peygamberimiz onların yanına geldi ve kendilerine
şunları söyledi:
- “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz?
Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en
çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazan oruç
tutuyor, bazan tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor, hem de
uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren
kimse benden değildir.”
Buhârî, Nikâh 1;
Müslim, Nikâh 5. Ayrıca bk.
Nesâî, Nikâh 4 |
١٤٤-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
جَاءَ ثَلاثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أزْوَاجِ النَّبيّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبيّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَلَمَّا أُخْبِروا كَأَنَّهُمْ
تَقَالُّوهَا وَقَالُوا : أَيْنَ
نَحْنُ مِنَ النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم وَقدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ
ذَنْبِهِ وَمَا تَأخَّرَ . قَالَ أحدُهُم : أمَّا أنا فَأُصَلِّي
اللَّيلَ أبداً . وَقالَ الآخَرُ : وَأَنَا أصُومُ الدَّهْرَ
أَبَداً وَلا أُفْطِرُ . وَقالَ الآخر : وَأَنا أعْتَزِلُ النِّسَاءَ
فَلاَ أتَزَوَّجُ أبَداً . فجاء رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم إليهم
،
فَقَالَ :
( أنْتُمُ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا
وَكَذَا ؟ أَمَا واللّه إنِّي لأخْشَاكُمْ للّه ، وَأَتْقَاكُمْ لَهُ
، لَكِنِّي أصُومُ وَأُفْطِرُ ، وأُصَلِّي وَأَرْقُدُ ،
وَأَتَزَوَّجُ النِّساءَ ، فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي
فَلَيْسَ مِنِّي ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
. |
|
146. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’dan rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Din kolaylıktır. Dini aşmak isteyen
kimse, ona yenik düşer. O halde, orta yolu tutunuz, en iyiyi
yapmaya çalışınız, o zaman size müjdeler olsun; günün
başlangıcından, sonundan ve bir miktar da geceden faydalanınız.”
Buhârî, Îmân 29. Ayrıca bk.
Nesâî, Îmân 28
Buhârî’nin bir başka rivayeti
şöyledir:
“Orta yolu tutunuz, amellerinizi
mükemmelleştirmeye ve Allah’a yakın olmaya gayret ediniz.
Sabahleyin, öğle ile akşam arası çalışınız. Bir parça da geceden
faydalanınız. Aman acelesiz gidin, telaşsız gidin ki, menzilinize,
varacağınız hedefe ulaşasınız.”
Buhârî, Rikâk 18 |
١٤٦-
عن أَبي هريرةَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( إنَّ الدِّينَ يُسْرٌ ، وَلَنْ يُشَادَّ
الدِّيْنُ إلاَّ غَلَبَهُ ، فَسَدِّدُوا وَقَارِبُوا وَأبْشِرُوا ،
وَاسْتَعِينُوا بِالغَدْوَةِ وَالرَّوْحَةِ وَشَيءٍ مِنَ الدُّلْجَةِ
) رواه البخاري .
وفي رواية لَهُ : ( سَدِّدُوا وَقَارِبُوا
، وَاغْدُوا وَرُوحُوا ، وَشَيءٌ مِنَ الدُّلْجَةِ ، القَصْدَ
القَصْدَ تَبْلُغُوا ) .
قوله :
( الدِّينُ ) : هُوَ مرفوع عَلَى
مَا لَمْ يسم فاعله . وروي منصوباً وروي (
لن يشادَّ الدينَ أحدٌ ) . وقوله
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : (
إلا غَلَبَهُ ) : أي غَلَبَهُ الدِّينُ وَعَجَزَ ذلِكَ
المُشَادُّ عَنْ مُقَاوَمَةِ الدِّينِ لِكَثْرَةِ طُرُقِهِ . وَ(
الغَدْوَةُ ) : سير أولِ النهارِ . وَ(
الرَّوْحَةُ ) : آخِرُ النهارِ . وَ(
الدُّلْجَةُ ) : آخِرُ اللَّيلِ .
وهذا استعارة وتمثيل ، ومعناه : اسْتَعِينُوا عَلَى طَاعَةِ اللّه
عزَّ وجَلَّ بِالأَعْمَالِ في وَقْتِ نَشَاطِكُمْ وَفَرَاغِ
قُلُوبِكُمْ بِحَيثُ تَسْتَلِذُّونَ العِبَادَةَ ولا تَسْأَمُونَ
وتبلُغُونَ مَقْصُودَكُمْ ، كَمَا أنَّ المُسَافِرَ الحَاذِقَ يَسيرُ
في هذِهِ الأوْقَاتِ ويستريح هُوَ وَدَابَّتُهُ في غَيرِهَا فَيَصِلُ
المَقْصُودَ بِغَيْرِ تَعَب ، واللّه أعلم . |
|
150. Ebû Cühayfe Vehb İbn
Abdullah radıyallahü anh şöyle
dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem,
Selmân ile Ebü’d-Derdâ’yı kardeş yapmıştı. Bu sebeple Selmân,
Ebü’d-Derdâ’yı ziyaret ederdi. Bir ziyaret esnasında onun hanımı
Ümmü’d-Derdâ’yı oldukça eskimiş elbiseler içinde gördü. Ona:
- Bu halin ne?
diye sorunca, kadın:
- Kardeşin
Ebü’d-Derdâ dünya malı ve zevklerine önem vermez, dedi. O esnada
Ebü’d-Derdâ eve geldi ve hazırlattığı yemeği Selmân’a ikram edip:
- Buyurun,
yemeğinizi yiyin, ben oruçluyum, dedi. Selmân:
- Sen yemedikçe
ben de yemem, diye karşılık verdi. Bunun üzerine Ebü’d-Derdâ
sofraya oturup yemek yedi. Gece olunca Ebü’d-Derdâ teheccüd namazı
kılmaya hazırlandı. Selmân ona:
- Uyu dedi.
Ebü’d-Derdâ uyudu, bir müddet sonra tekrar kalkmaya davrandı.
Selmân yine:
- Uyu, diyerek
onu kaldırmadı. Gecenin sonlarına doğru Selmân:
- Şimdi kalk,
dedi ve her ikisi birlikte namaz kıldılar. Sonra Selmân,
Ebü’d-Derdâ’ya şöyle dedi:
- Senin
üzerinde Rabbinin hakkı vardır, nefsinin hakkı vardır, ailenin
hakkı vardır. Hak sahiplerinin her birine haklarını ver.
Sonra
Ebü’d-Derdâ, Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’e
gidip olup biteni anlattı. Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem:
– “Selmân doğru söylemiş”
buyurdu.
Buhârî, Savm 51, Edeb 86. |
١٥٠-
وعن أبي جُحَيْفَة وَهْب بنِ عبد اللّه
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
آخَى النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بَيْنَ سَلْمَانَ وَأَبي الدَّرْداءِ ، فَزارَ
سَلْمَانُ أَبَا الدَّرداءِ فَرَأى أُمَّ الدَّرداءِ مُتَبَذِّلَةً ،
فَقَالَ :
مَا شَأنُكِ ؟
قَالَتْ :
أخُوكَ أَبُو الدَّردَاءِ لَيْسَ لَهُ حَاجَةٌ في الدُّنْيَا ،
فَجاءَ أَبُو الدَّرْدَاءِ فَصَنَعَ لَهُ طَعَاماً ، فَقَالَ لَهُ :
كُلْ فَإِنِّي صَائِمٌ ،
قَالَ :
مَا أنا بِآكِلٍ حَتَّى تَأكُلَ فأكل ، فَلَمَّا كَانَ اللَّيلُ
ذَهَبَ أَبُو الدَّردَاءِ يَقُومُ فَقَالَ لَهُ : نَمْ ، فنام ،
ثُمَّ ذَهَبَ يَقُومُ فَقَالَ لَهُ : نَمْ . فَلَمَّا كَانَ من آخِر
اللَّيلِ قَالَ سَلْمَانُ : قُم الآن ، فَصَلَّيَا جَمِيعاً فَقَالَ
لَهُ سَلْمَانُ : إنَّ لِرَبِّكَ عَلَيْكَ حَقّاً ، وَإِنَّ
لِنَفْسِكَ عَلَيكَ حَقّاً ، وَلأَهْلِكَ عَلَيكَ حَقّاً ، فَأعْطِ
كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ ، فَأَتَى النَّبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
فَذَكَرَ ذلِكَ لَهُ فَقَالَ النَّبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : (
صَدَقَ سَلْمَانُ ) رواه البخاري
. |
|
151. Ebû Muhammed Abdullah
İbn Amr İbn Âs radıyallahü anhümâ
şöyle dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’e
benim şöyle dediğim haber verilmiş:
Allah’a yemin
ederim ki, yaşadığım sürece gündüzleri muhakkak oruç tutup,
geceleri de ibâdet ve tâatle uyanık geçireceğim. Bunun üzerine
Resûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem bana:
– “Bunları söyleyen sen misin?”
diye sordu. Ben de kendisine:
– Anam babam
sana feda olsun, ya Resûlallah! Evet, ben böyle söylemiştim,
dedim. Buyurdular ki:
– “Sen buna güç yetiremezsin. Hem oruç
tut, hem iftar et; hem uykunu al, hem ibadet et; her aydan üç gün
oruç tut; çünkü her iyiliğe on misli ecir ve sevap vardır. Bu ise
bütün zamanını oruçlu geçirmek gibidir.” Bunun üzerine
ben:
– Bunun daha
çoğunu yapmaya gücüm yeter, dedim.
Peygamber Efendimiz:
– “O halde bir gün oruç tut, iki gün
tutma” buyurdu. Ben:
- Ama ben
bundan daha fazlasını yapabilirim, deyince Resûl-i Ekrem:
– “Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün
tutma; bu Dâvûd aleyhisselâm’ın orucu olup, oruçların en
ölçülü olanıdır” buyurdular.
Bir başka
rivayette: “Bu, oruçların en
faziletlisidir” şeklindedir. Ben:
- Bundan daha
faziletlisine de gücüm yeter, dedim.
Peygamberimiz:
– “Bundan daha faziletlisi yoktur”
buyurdu.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
tavsiye etmiş olduğu, ayda üç gün orucu kabul etmem, bana ehlimden
ve malımdan daha sevimli olacakmış.
Bir rivayete
göre:
“Senin gündüzleri oruçlu, geceleri
uyanık geçirdiğin bana haber verilmedi mi sanıyorsun?”
buyurmuştu. Ben de:
– Elbette haber
verilmiştir, yâ Resûlallah! dedim. Bunun üzerine:
– “Böyle yapma, bazı kere oruç tut,
bazan tutma; gece hem uyu, hem de teheccüde kalk. Şüphesiz senin
üzerinde vücudunun hakkı vardır, iki gözünün hakkı vardır,
hanımının hakkı vardır, ziyaretçilerinin hakkı vardır. Şüphesiz
her aydan üç gün oruç tutman sana yeter. Çünkü senin için her
iyiliğin on misli karşılığı vardır; bu da bütün zamanının oruçlu
olması demektir.” Abdullah der ki:
– Ben
artırdıkça iş aleyhime döndü. Sonra ben:
– Yâ
Resûlallah! Ben kendimde güç ve kuvvet buluyorum, dedim.
Buyurdular ki:
– “O halde Allah’ın Nebisi Dâvûd’un
orucunu tut, daha fazlasını yapma.”
– Dâvûd orucu
nedir? diye sordum.
– “Senenin yarısını oruçlu geçirmektir”
buyurdu.
Abdullah
yaşlandıktan sonra:
– Keşke
Allah’ın Resûlü’nün ruhsatını kabul etmiş olsaydım, der dururdu.
Bir başka
rivayet şöyledir:
– “Senin bütün günleri oruçlu
geçirdiğinden ve her gece Kur’an’ı okuduğundan haberdar olmadığımı
mı sanıyorsun?” Bunun üzerine ben:
– Elbette
haberdarsındır, yâ Resûlallah! Fakat ben bununla sadece hayra
ulaşmayı diliyorum, dedim.
Peygamber Efendimiz:
– “Allah’ın Nebîsi Dâvûd’un orucunu tut,
çünkü o insanların en çok ibadet edeni idi. Ayda bir defa da
Kur’an’ı hatmet” buyurdu.
Ben ise:
- Ya
Resûlallah! Benim bundan daha fazlasına gücüm yeter, dedim.
Peygamberimiz:
– “O halde yirmi günde bir hatmet”
buyurdu. Ben yine:
– Ya
Resûlallah! Bundan daha fazlasını yapabilirim, dedim. O:
– “Öyleyse on günde bir hatmet”
buyurdu. Ben tekrar:
– Bundan daha
fazlasına gücüm yeter, yâ Nebîyyallah! diye ısrar edince:
– “Şu halde yedi günde bir hatim yap,
artık bunun üzerine artırma” buyurdular. Ben
artırdıkça, aleyhime artırıldı.
Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem bana dedi ki:
– “Şüphesiz ki sen bilmiyorsun, belki
ömrün uzun olur?”
Abdullah İbn
Amr der ki:
–
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’ in
bana söylediği hale döndüm. İhtiyarlayınca, onun ruhsatını kabul
etmiş olmayı çok arzu ettim.
Bir başka
rivayette ise şöyledir:
“Senin çocuklarının da senin üzerinde
hakları vardır.”
Bir diğer
rivayette:
“Bütün zamanını oruçlu geçirenin orucu
yoktur.” Bu sözünü üç defa tekrarladı.
Bir diğer
rivayette:
“Allah’a en sevimli olan oruç, Dâvûd
aleyhisselâm’ın orucudur.
Allah’a en sevimli namaz da Dâvûd aleyhisselâm’ın
namazıdır. Dâvûd aleyhisselâm gecenin yarısını uyuyarak
geçirir, sonra üçte birinde namaz için kalkar, altıda birinde yine
uyurdu. Bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Düşmanla
karşılaştığında kaçmazdı.”
Başka bir
rivayet de şu şekildedir:
Abdullah şöyle
demiştir:
Babam beni
soyca üstün bir hanımla evlendirdi. Zaman zaman gelininin yanına
gelir gider, ona beni sorarmış. O da dermiş ki:
- O ne iyi
erkektir, evine geldiğimden beri yatağıma ayak basmadı, ne halde
olduğumu da araştırmadı.
Vaziyet böyle
devam edip gidince, babam durumu
Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem’e anlatmış,
Peygamberimiz:
– “Onu benimle görüştür”
buyurmuş. Daha sonra ben Resûl-i Ekrem ile karşılaştım. Bana:
– “Nasıl oruç tutuyorsun?”
diye sordu. Ben de:
– Her gün,
dedim. Sonra:
– “Nasıl hatim yapıyorsun?”
dedi. Ben:
– Her gece,
diye cevap verdim.
Abdullah İbn
Amr daha önce geçen konuşmalarının benzerini anlattı. O, geceleyin
rahat etmek için, okuduğu Kur’an’ın yedide birini, gündüz aile
fertlerinden birine okuyup dinletirdi. Güçlü ve kuvvetli olmak
istediğinde, bir kaç gün oruç tutmazdı. Sonra oruç tutmadığı
günleri sayar, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’e
verdiği sözden caymış olmamak için, tutamadığı günler kadar orucu
kazâ ederdi.
Buhârî,
Savm 55, 56, 57, Teheccüd 7, Enbiyâ 37, Nikâh 89;
Müslim, Sıyâm 181-193 |
١٥١-
وعن أَبي محمد عبدِ اللّه بنِ عَمْرو بن العاصِ
رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
أُخْبرَ النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم أنِّي أقُولُ : وَاللّه لأَصُومَنَّ النَّهَارَ ،
وَلأَقُومَنَّ اللَّيلَ مَا عِشْتُ . فَقَالَ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( أنتَ الَّذِي تَقُولُ ذلِكَ ؟ )
فَقُلْتُ لَهُ : قَدْ قُلْتُهُ بأبي أنْتَ وأمِّي يَا رسولَ اللّه .
قَالَ :
( فَإِنَّكَ لاَ تَسْتَطِيعُ ذلِكَ فَصُمْ
وَأَفْطِرْ ، وَنَمْ وَقُمْ ، وَصُمْ مِنَ الشَّهْرِ ثَلاثةَ أيَّامٍ
، فإنَّ الحَسَنَةَ بِعَشْرِ أمْثَالِهَا وَذَلكَ مِثلُ صِيامِ
الدَّهْرِ ) قُلْتُ : فَإِنِّي أُطيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذلِكَ ،
قَالَ :
( فَصُمْ يَوماً وَأَفْطِرْ يَوْمَيْنِ )
قُلْتُ : فَإنِّي أُطِيقُ أفضَلَ مِنْ ذلِكَ ،
قَالَ :
( فَصُمْ يَوماً وَأفْطِرْ يَوماً فَذلِكَ
صِيَامُ دَاوُد صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، وَهُوَ أعْدَلُ
الصيامِ ) .
وفي رواية : ( هُوَ أفْضَلُ الصِّيامِ )
فَقُلْتُ : فَإِنِّي أُطيقُ أفْضَلَ مِنْ ذلِكَ ، فَقَالَ رسولُ
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( لا أفضَلَ مِنْ ذلِكَ ) ،
وَلأنْ أكُونَ قَبِلْتُ الثَّلاثَةَ الأَيّامِ الَّتي قَالَ رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
أحَبُّ إليَّ مِنْ أهْلي وَمَالي .
وفي رواية : ( أَلَمْ أُخْبَرْ أنَّكَ
تَصُومُ النَّهَارَ وتَقُومُ اللَّيلَ ؟ ) قُلْتُ : بَلَى ،
يَا رَسُول اللّه ،
قَالَ :
( فَلاَ تَفْعَلْ : صُمْ وَأَفْطِرْ ،
وَنَمْ وَقُمْ ؛ فإنَّ لِجَسَدِكَ عَلَيْكَ حَقّاً ، وَإِنَّ
لِعَيْنَيكَ عَلَيْكَ حَقّاً ، وَإِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقّاً ،
وَإِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقّاً ، وَإنَّ بِحَسْبِكَ أنْ
تَصُومَ في كُلِّ شَهْرٍ ثَلاثَةَ أيَّامٍ ، فإنَّ لَكَ بِكُلِّ
حَسَنَةٍ عَشْرَ أمْثَالِهَا ، فَإِنَّ ذلِكَ صِيَامُ الدَّهْر )
فَشَدَّدْتُ فَشُدِّدَ عَلَيَّ ، قُلْتُ : يَا رَسُول اللّه ، إنِّي
أجِدُ قُوَّةً ،
قَالَ :
( صُمْ صِيَامَ نَبيِّ اللّه دَاوُد وَلاَ
تَزد عَلَيهِ ) قُلْتُ : وَمَا كَانَ صِيَامُ دَاوُد ؟
قَالَ :
( نِصْفُ الدَّهْرِ ) فَكَانَ عَبدُ
اللّه يقول بَعدَمَا كَبِرَ : يَا لَيتَنِي قَبِلْتُ رُخْصَة رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
.
وفي رواية : ( أَلَمْ أُخْبَرْ أَنَّكَ
تَصُومُ الدَّهرَ ، وَتَقْرَأُ القُرآنَ كُلَّ لَيْلَة ؟ )
فقلت : بَلَى ، يَا رَسُول اللّه ، وَلَمْ أُرِدْ بذلِكَ إلاَّ
الخَيرَ ،
قَالَ :
( فَصُمْ صَومَ نَبيِّ اللّه دَاوُد ،
فَإنَّهُ كَانَ أعْبَدَ النَّاسِ ، وَاقْرَأ القُرْآنَ في كُلِّ
شَهْر ) قُلْتُ : يَا نَبيَّ اللّه ، إنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ
مِنْ ذلِكَ ؟
قَالَ :
( فاقرأه في كل عشرين ) قُلْتُ :
يَا نبي اللّه ، إني أطيق أفضل من ذلِكَ ؟
قَالَ :
( فَاقْرَأهُ في كُلِّ عَشْر )
قُلْتُ : يَا نبي اللّه ، إنِّي أُطيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذلِكَ ؟
قَالَ :
( فاقْرَأهُ في كُلِّ سَبْعٍ وَلاَ تَزِدْ
عَلَى ذلِكَ ) فشدَّدْتُ فَشُدِّدَ عَلَيَّ وَقالَ لي
النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( إنَّكَ لا تَدرِي لَعَلَّكَ يَطُولُ
بِكَ عُمُرٌ )
قَالَ :
فَصِرْتُ إِلَى الَّذِي قَالَ لي النَّبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم . فَلَمَّا كَبِرْتُ وَدِدْتُ
أنِّي كُنْتُ قَبِلتُ رُخْصَةَ نَبيِّ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم .
وفي رواية : ( وَإِنَّ لِوَلَدِكَ عَلَيْكَ
حَقّاً ) .
وفي رواية : ( لاَ صَامَ مَنْ صَامَ
الأَبَدَ ) ثلاثاً .
وفي رواية : ( أَحَبُّ الصِيَامِ إِلَى
اللّه تَعَالَى صِيَامُ دَاوُد ، وَأَحَبُّ الصَّلاةِ إِلَى اللّه
تَعَالَى صَلاةُ دَاوُدَ : كَانَ ينام نصف الليل ، ويقوم ثلثه ،
وينام سدسه ، وكان يصوم يوماً ويفطر يوماً ، وَلاَ يَفِرُّ إِذَا
لاقَى ) .
وفي رواية قال : ( أنْكَحَني أَبي امرَأةً
ذَاتَ حَسَبٍ وَكَانَ يَتَعَاهَدُ كنَّتَهُ
�-
أي : امْرَأَةَ وَلَدِهِ - فَيَسْأَلُهَا عَنْ بَعْلِهَا . فَتقُولُ
لَهُ : نِعْمَ الرَّجُلُ مِنْ رَجُلٍ لَمْ يَطَأْ لَنَا فِرَاشاً ،
وَلَمْ يُفَتِّشْ لَنَا كَنَفاً
مُنْذُ أتَيْنَاهُ . فَلَمَّا طَالَ ذلِكَ عَلَيهِ ذَكَرَ ذلك
للنَّبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
فَقَالَ :
( القِنِي بِهِ ) فَلَقيتُهُ بَعد
ذلك ،
فَقَالَ :
( كَيْفَ تَصُومُ ؟ ) قُلْتُ :
كُلَّ يَومٍ ،
قَالَ :
( وَكَيْفَ تَخْتِمُ ؟ ) قُلْتُ :
كُلَّ لَيْلَةٍ ، وَذَكَرَ نَحْوَ مَا سَبَقَ ، وَكَانَ يَقْرَأُ
عَلَى بَعْضِ أهْلِهِ السُّبُعَ الَّذِي يَقْرَؤُهُ ، يَعْرِضُهُ
مِنَ النَّهَارِ ليَكُونَ أخفّ عَلَيهِ باللَّيلِ ، وَإِذَا أَرَادَ
أنْ يَتَقَوَّى أفْطَرَ أيَّاماً وَأحْصَى وَصَامَ مِثْلَهُنَّ
كرَاهِيَةَ أنْ يَترُكَ شَيئاً فَارَقَ عَلَيهِ النَّبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم .
كل هذِهِ الرواياتِ صحيحةٌ ، مُعظمُها في الصحيحين ، وقليل مِنْهَا
في أحدِهِما . |
|
152.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
kâtiplerinden Ebû Rib’î Hanzala İbn Rebî‘ el-Üseydî şöyle
demiştir:
Ebû Bekir
benimle karşılaştı ve bana:
- Nasılsın, ey
Hanzala? diye sordu. Ben de:
- Hanzala
münafık oldu, dedim. Ebû Bekir:
- Sübhânellah,
sen ne diyorsun? dedi. Ben cevaben dedim ki:
- Bizler,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
yanında bulunuyoruz. Bize cennet ve cehennemden bahsediyor, sanki
gözlerimizle görüyormuşuz gibi oluyoruz. Onun huzurundan ayrılıp
çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce, çok şeyi
unutuyoruz.
Ebû Bekir
radıyallahü anh dedi ki:
- Allah’a yemin
ederim ki, biz de benzeri şeylerle karşı karşıyayız. Ben ve Ebû
Bekir birlikte yola düştük ve
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem’ in huzuruna girdik. Ben:
- Ya
Resûlallah! Hanzala münafık oldu, dedim.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem :
– “Bu ne demek?” dedi. Ben:
- Ya
Resûlallah! Senin yanında bulunuyoruz, bize cennet ve cehennemden
bahsediyorsun; sanki onları gözümüzle görüyor gibi oluyoruz. Senin
huzurundan çıkıp da çoluk çocuğumuzun yanına ve işimizin başına
dönünce, çoğunu unutuyoruz, dedim. Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem :
- “Nefsimi gücü ve kudretiyle elinde
bulunduran Allah’a yemin ederim ki, şayet siz, benim yanımda
bulunduğunuz hâl üzere devam edip zikir üzere olabilseydiniz,
yataklarınızda ve yollarınızda melekler sizinle musafaha
ederlerdi. Fakat ey Hanzala, bir saatinizi ibadete, bir saatinizi
de dünya işlerinize ayırınız” buyurdu ve bu sözünü üç
defa tekrarladı.
Müslim, Tevbe 12-13. Ayrıca
bk. Tirmizî, Kıyâmet 59 |
١٥٢-
وعن أبي رِبعِي حنظلة بنِ الربيعِ الأُسَيِّدِيِّ الكاتب أحدِ كتّاب
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
لَقِيَنِي أَبُو بَكر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
فَقَالَ :
كَيْفَ أنْتَ يَا حنْظَلَةُ ؟ قُلْتُ : نَافَقَ حَنْظَلَةُ !
قَالَ :
سُبْحَانَ اللّه مَا تَقُولُ ؟! قُلْتُ : نَكُونُ عِنْدَ رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
يُذَكِّرُنَا بالجَنَّةِ وَالنَّارِ كأنَّا رَأيَ عَيْنٍ فإِذَا
خَرَجْنَا مِنْ عِنْدِ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم عَافَسْنَا الأَزْواجَ وَالأَوْلاَدَ
وَالضَّيْعَاتِ نَسينَا كَثِيراً ، قَالَ أَبُو بكر
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : فَوَاللّه
إنَّا لَنَلْقَى مِثْلَ هَذَا ، فانْطَلَقْتُ أَنَا وأبُو بَكْر
حَتَّى دَخَلْنَا عَلَى رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم . فقُلْتُ : نَافَقَ حَنْظَلَةُ يَا
رَسُول اللّه ! فَقَالَ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : ( وَمَا
ذَاكَ ؟ ) قُلْتُ : يَا رَسُول اللّه ، نَكُونُ عِنْدَكَ
تُذَكِّرُنَا بِالنَّارِ والجَنَّةِ كأنَّا رَأيَ العَيْن فإِذَا
خَرَجْنَا مِنْ عِنْدِكَ عَافَسْنَا الأَزْواجَ وَالأَوْلاَدَ
وَالضَّيْعَاتِ نَسينَا كَثِيراً . فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( وَالَّذِي نَفْسي بِيَدِهِ ، لَوْ
تَدُومُونَ عَلَى مَا تَكُونونَ عِنْدِي ، وَفي الذِّكْر ،
لصَافَحَتْكُمُ الملائِكَةُ عَلَى فُرُشِكُمْ وَفي طُرُقِكُمْ ،
لَكِنْ يَا حَنْظَلَةُ سَاعَةً وسَاعَةً ) ثَلاَثَ مَرَات .
رواه مسلم .
قولُهُ :
( رِبْعِيٌّ ) بِكسر الراء . وَ(
الأُسَيِّدِي ) بضم الهمزة وفتح السين وبعدها ياء مكسورة
مشددة . وقوله :
( عَافَسْنَا ) هُوَ بِالعينِ
والسينِ المهملتين أي : عالجنا ولاعبنا . وَ(
الضَّيْعاتُ ) : المعايش . |