13. HAYIR YOLLARININ SAYISIZLIĞI
•
“Her ne hayır işlerseniz, Allah onu
mutlaka bilir.” Bakara sûresi (2), 215
•
“Ne iyilik ederseniz Allah onu bilir.”
Bakara sûresi (2), 197
•
“Kim zerre kadar hayır işlerse, onu(n
karşılığını) görür.” Zilzâl sûresi (99), 7
•
“İyilik işleyenin faydası kendisinedir.”
Câsiye sûresi (45), 15 |
١٣- باب في بيان كثرة طرق الخير
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ
اللّه بِهِ عَلِيمٌ }
[ البقرة :٢١٥ ]،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ
اللّه }
[ البقرة :١٩٧]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ
خَيْراً يَرَهُ }
[ الزلزلة : ٧ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِهِ }
[ الجاثـية : ١٥]
والآيات في الباب كثيرة .
وأما الأحاديث فكثيرة جداً وهي غيرُ منحصرةٍ فنذكُرُ طرفاً مِنْهَا : |
|
118. Ebû Zer Cündeb İbn
Cünâde radıyallahü anh şöyle dedi:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Hangi amel daha üstündür? dedim.
- “Allah’a
iman ve Allah yolunda cihaddır” buyurdu. Ben:
- Hangi (esir
veya) köle (yi âzat etmek) daha faziletlidir? dedim.
-
“Sahiplerine göre en kıymetli ve bedeli en yüksek olanı”
buyurdu.
- (Cihad ve
köle âzâdını) yapamazsam? dedim.
- “(Bir)
iş yapana yardım edersin veya işini beceremeyenin işini görürsün”
buyurdu.
- Ey Allah’ın
Resûlü! Bunlardan hiçbirini yapamazsam? dedim.
- “İnsanlara
zarar vermezsin. Zira bu da kendi kendine iyilik etmen demektir”
buyurdu.
Buhârî, Itk 2;
Müslim, Îmân 136 |
١١٨-
الأول: عن أبي ذر جُنْدبِ بنِ جُنَادَةَ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، قَالَ: قُلْتُ : يَا رسولَ اللّه، أيُّ
الأعمالِ أفْضَلُ ؟
قَالَ :
( الإيمانُ باللّه وَالجِهادُ في سَبيلِهِ
) . قُلْتُ : أيُّ الرِّقَابِ أفْضَلُ ؟
قَالَ :
( أنْفَسُهَا عِنْدَ أهلِهَا
وَأكثَرهَا ثَمَناً ) . قُلْتُ : فإنْ لَمْ أفْعَلْ ؟
قَالَ :
( تُعِينُ صَانِعاً أَوْ تَصْنَعُ
لأَخْرَقَ ) . قُلْتُ : يَا رَسُول اللّه ، أرأيْتَ إنْ
ضَعُفْتُ عَنْ بَعْضِ العَمَلِ ؟
قَالَ :
( تَكُفُّ شَرَّكَ عَنِ النَّاسِ ؛
فإنَّهَا صَدَقَةٌ مِنْكَ عَلَى نَفْسِكَ )
مُتَّفَقٌ عليه .
( الصَّانِعُ )
بالصاد المهملة هَذَا هُوَ المشهور ، وروي
( ضائعاً ) بالمعجمة : أي ذا ضِياع مِنْ فقرٍ
أَوْ عيالٍ ونحوَ ذلِكَ ،
( وَالأَخْرَقُ ) : الَّذِي لا
يُتقِنُ مَا يُحَاوِل فِعلهُ . |
|
119. Yine Ebû Zer
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Her
birinizin her bir eklemi (ve kemiği) için bir sadaka gerekir.
Binaenaleyh her tesbih sadakadır, her hamd sadakadır, her tehlil
sadakadır, her tekbir sadakadır. İyiliği tavsiye etmek sadakadır,
kötülükten sakındırmak sadakadır. Kulun kuşluk vakti kılacağı iki
rek’at namaz bütün bunları karşılar.”
Müslim, Müsâfirîn 84, Zekât
56. Ayrıca bk. Buhârî Sulh 11,
Cihâd 72, 128; Ebû Dâvûd,
Tatavvu’ 12, Edeb 160 |
١١٩-
الثاني : عن أبي ذر أيضاً رَضِيَ اللّه
عَنْهُ : أنَّ رسول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( يُصْبحُ عَلَى كُلِّ سُلامَى منْ
أَحَدِكُمْ صَدَقةٌ : فَكُلُّ تَسبيحَةٍ صَدَقَةٌ ، وَكُلُّ
تَحمِيدةٍ صَدَقَة ، وَكُلُّ تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةٌ ، وَكُلُّ
تَكبيرَةٍ صَدَقَةٌ ، وَأمْرٌ بِالمعرُوفِ صَدَقةٌ ، ونَهيٌ عَنِ
المُنْكَرِ صَدَقةٌ ، وَيُجزِىءُ مِنْ ذلِكَ رَكْعَتَانِ يَركَعُهُما
مِنَ الضُّحَى ) رواه مسلم
.
( السُّلامَى )
بضم السين المهملة وتخفيف اللام وفتح الميم : المفصل . |
|
120. Yine Ebû Zer
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ümmetimin iyi-kötü bütün amelleri bana
gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren
şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum. Kötü amelleri
arasında da mescidde temizlenmeden bırakılmış balgamı gördüm.”
Müslim, Mesâcid 57. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb 7 |
١٢٠-
الثالث : عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( عُرِضَتْ عَلَيَّ
أعْمَالُ أُمَّتِي حَسَنُهَا وَسَيِّئُهَا فَوَجَدْتُ في مَحَاسِنِ
أعْمَالِهَا الأذَى يُمَاطُ عَنِ الطَّريقِ ، وَوَجَدْتُ في
مَسَاوِىءِ أعمَالِهَا النُّخَاعَةُ تَكُونُ في المَسْجِدِ لا
تُدْفَنُ ) رواه مسلم . |
|
121. Ebû Zer
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre bazı insanlar:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Zenginler bütün sevapları alıp götürüyorlar. Zira bizler
gibi namaz kılıyor, bizler gibi oruç tutuyor ve ayrıca mallarının
fazlasından da sadaka veriyorlar, dediler.
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah
size sadaka verme imkânı bahşetmedi mi (sanıyorsunuz)? Her tesbih
sadaka, her tekbir sadaka, her tahmid sadaka, her tehlil
sadakadır. İyiliği emretmek sadaka, kötülükten sakındırmak
sadakadır. Hatta (her) birinizin eşiyle yatması bile sadakadır”
buyurdu.
- Ey Allah’ın
Resûlü, cinsel arzusunu tatmin eden birine bundan da mı sevap var?
dediler. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Bu istek ve ihtiyacını haram yoldan
giderseydi, günah olmayacak mıydı? Helâl ve meşrû yoldan
gidermesinde de elbette sevap vardır” buyurdu.
Müslim, Zekât 53, Mesâcid 142 |
١٢١-
الرابع : عَنْهُ : أنَّ ناساً
قالوا :
يَا رَسُولَ اللّه ، ذَهَبَ أهلُ الدُّثُور بالأُجُورِ ، يُصَلُّونَ
كَمَا نُصَلِّي ، وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ ، وَيَتَصَدَّقُونَ
بِفُضُولِ أمْوَالِهِمْ ،
قَالَ :
( أَوَلَيسَ قَدْ جَعَلَ اللّه لَكُمْ مَا
تَصَدَّقُونَ بِهِ : إنَّ بِكُلِّ تَسْبِيحَةٍ صَدَقةً ، وَكُلِّ
تَكبيرَةٍ صَدَقَةً ، وَكُلِّ تَحمِيدَةٍ صَدَقَةً ، وَكُلِّ
تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةً ، وَأمْرٌ بالمَعْرُوفِ صَدَقَةٌ ، وَنَهيٌ
عَنِ المُنْكَرِ صَدَقَةٌ ، وفي بُضْعِ أَحَدِكُمْ صَدَقَةٌ )
قالوا :
يَا رسولَ اللّه ، أيَأتِي أَحَدُنَا شَهْوَتَهُ وَيَكُونُ لَهُ
فِيهَا أجْرٌ ؟
قَالَ :
( أرَأيتُمْ لَوْ وَضَعَهَا في حَرامٍ
أَكَانَ عَلَيهِ وِزرٌ ؟ فكذَلِكَ إِذَا وَضَعَهَا في الحَلالِ كَانَ
لَهُ أَجْرٌ ) رواه مسلم
.
( الدُّثُورُ )
بالثاء المثلثة : الأموال وَاحِدُهَا : دثْر . |
|
122. Ebû Zer
radıyallahü anh şöyle dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem bana
(hitaben) buyurdu ki:
“Din
kardeşini güler yüzle karşılamak gibi (tabiî) bir iyiliği bile
sakın küçük görme!”
Müslim, Birr 144. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Libâs 24;
Tirmizî, Et’ime 30 |
١٢٢-
الخامس : عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ لي النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لا تَحْقِرنَّ مِنَ
المَعرُوفِ شَيئاً وَلَوْ أنْ تَلقَى أخَاكَ بِوَجْهٍ طَليقٍ )
رواه مسلم . |
|
123. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İnsanların
her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir. İki kişi arasında
adâletle hükmetmen sadakadır. Bineğine binmek isteyene yardım
ederek bindirmen yahut yükünü bineğine yüklemen sadakadır. Güzel
söz sadakadır. Namaz için mescide giderken attığın her adım bir
sadakadır. Gelip geçenlere eziyet veren şeyleri yoldan gidermen de
sadakadır.”
Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72,
128; Müslim, Zekât 56. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 12,
Edeb 160
Aynı hadisi
Müslim’in Hazret-i Âişe’den
rivayetine göre Âişe radıyallahü anhâ,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
“Gerçek şu ki, her insanın vücudunda 360
eklem (ve kemik) bulunmaktadır. Kim bu eklem sayısı kadar Allahü
ekber, elhamdülillah, lâ ilâhe illallah der, Allah’dan bağışlanma
diler, insanların yolu üzerinden taş, diken veya kemik gibi
şeyleri kaldırır, iyiliği emreder veya kötülükten nehyeder ise, o
günü kendisini cehennemden uzaklaştırmış olarak geçirir.”
Müslim, Zekât 54 |
١٢٣-
السادس : عن أبي هريرةَ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( كُلُّ سُلامَى مِنَ
النَّاسِ عَلَيهِ صَدَقَةٌ ، كُلَّ يَومٍ تَطلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ :
تَعْدِلُ بَينَ الاثْنَينِ صَدَقةٌ ، وتُعِينُ الرَّجُلَ في
دَابَّتِهِ ، فَتَحْمِلُهُ عَلَيْهَا أَوْ تَرفَعُ لَهُ عَلَيْهَا
مَتَاعَهُ صَدَقَةٌ ، وَالكَلِمَةُ الطَيِّبَةُ صَدَقَةٌ ، وبكلِّ
خَطْوَةٍ تَمشيهَا إِلَى الصَّلاةِ صَدَقَةٌ ، وتُميطُ الأذَى عَنِ
الطَّريقِ صَدَقَةٌ ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ .
ورواه مسلم أيضاً من رواية عائشة
رَضي اللّه عنها ،
قَالَتْ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّهُ خُلِقَ كُلُّ
إنْسان مِنْ بَنِي آدَمَ عَلَى سِتِّينَ وثلاثمئة مفْصَل ، فَمَنْ
كَبَّرَ اللّه ، وحَمِدَ اللّه ، وَهَلَّلَ اللّه ، وَسَبَّحَ اللّه
، وَاسْتَغْفَرَ اللّه ، وَعَزَلَ حَجَراً عَنْ طَريقِ النَّاسِ ،
أَوْ شَوْكَةً ، أَوْ عَظماً عَن طَريقِ النَّاسِ ، أَوْ أمَرَ
بمَعْرُوف ، أَوْ نَهَى عَنْ منكَر ، عَدَدَ السِّتِّينَ
والثَّلاثِمئَة فَإنَّهُ يُمْسِي يَومَئِذٍ وقَدْ زَحْزَحَ نَفسَهُ
عَنِ النَّارِ ) . |
|
124. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sabah veya akşam camiye giden kimseye,
her gidişi için Allah cennette bir ikram hazırla(tı)r.”
Buhârî, Ezân 37;
Müslim, Mesâcid 285 |
١٢٤-
السابع : عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَنْ غَدَا إِلَى المَسْجِد أَوْ رَاحَ
، أَعَدَّ اللّه لَهُ في الجَنَّةِ نُزُلاً كُلَّمَا غَدَا أَوْ
رَاحَ ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
.
( النُّزُلُ )
: القوت والرزق وما يُهيأُ للضيف . |
|
125. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ey
müslüman hanımlar! Hiç bir komşu hanım, bir koyun paçası bile
olsa, komşusuna
vereceğini
küçük gör(üp vermemezlik et)mesin.”
Buhârî, Hibe 1, Edeb 30;
Müslim, Zekât 90. Ayrıca bk.
Tirmizî, Velâ 6 |
١٢٥-
الثامن : عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يَا نِسَاءَ
المُسْلِمَاتِ ، لاَ تَحْقِرنَّ جَارَةٌ لِجَارَتِهَا وَلَوْ
فِرْسِنَ شاةٍ ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ .
قَالَ الجوهري : الفرسِن منَ البَعيرِ كالحَافِرِ مِنَ الدَّابَةِ
قَالَ :
وَرُبَّمَا اسْتُعِيرَ في الشَّاةِ . |
|
126. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivâyet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İman yetmiş (veya altmış) küsur
özelliktir (şu’bedir). En yükseği, ‘Allah’tan başka ilâh yoktur’
demek; en aşağısı ise, eziyet veren şeyleri yoldan kaldırmaktır.
Hayâ da imanın bir bölümüdür.”
Müslim, Îmân 58. Ayrıca bk.
Buhârî, Îmân 3;
Ebû Dâvûd, Sünnet 14;
Nesâî, Îmân 16;
Tirmizî, Birr 80; Îmân 16;
İbn Mâce, Mukaddime 9 |
١٢٦-
التاسع : عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( الإيمانُ بِضْعٌ وَسَبعُونَ أَوْ بِضعٌ
وسِتُونَ شُعْبَةً : فَأفْضَلُهَا قَولُ : لا إلهَ إلاَّ اللّه ،
وَأَدْنَاهَا إمَاطَةُ الأذَى عَنِ الطَّريقِ ، والحياءُ شُعبَةٌ
مِنَ الإيمان ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ .
( البِضْعُ )
من ثلاثة إِلَى تسعة بكسر الباء وقد تفتح. وَ(
الشُّعْبَةُ ) : القطعة. |
|
127. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- “Vaktiyle
bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu ve içine indi;
su alıp dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek, dili bir karış
dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu.
Adam kendi kendine “bu köpek de tıpkı benim gibi pek susamış”
deyip hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurdu ve mesti ağzına
alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı. Onun bu hareketinden
Allahü teâlâ hoşnut oldu ve adamı bağışladı.”
Sahâbîler:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı? dediler.
Resûl-i Ekrem:
– “Her
canlı sebebiyle sevap vardır” buyurdu.
Buhârî, Müsâkât 9, Mezâlim 23,
Edeb 27; Müslim, Selâm 153.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 44;
İbn Mâce, Edeb 8
Buhârî’nin bir başka
rivayetinde “Allah ondan memnun oldu
ve onu bağışlayıp cennetine koydu” beyânı yer
almaktadır.
Buhârî ve
Müslim’in diğer bir
rivâyetlerinde de şöyle denilmektedir:
“Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek
bir kuyunun etrafında dolaşıp duruyordu. İsrailoğullarından fâhişe
bir kadın onu gördü; hemen çizmesini çıkardı ve onunla köpek için
kuyudan su çekerek onu suladı. Bu yüzden o kadın bağışlandı.”
Buhârî, Enbiyâ 54;
Müslim, Selâm 155 |
١٢٧-
العاشر : عَنْهُ : أنَّ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( بَينَما رَجُلٌ يَمشي بِطَريقٍ اشْتَدَّ
عَلَيهِ العَطَشُ ، فَوَجَدَ بِئراً فَنَزَلَ فِيهَا فَشربَ ، ثُمَّ
خَرَجَ فإذَا كَلْبٌ يَلْهَثُ يأكُلُ الثَّرَى مِنَ العَطَشِ
، فَقَالَ الرَّجُلُ : لَقَدْ بَلَغَ هَذَا الكَلْبُ مِنَ العَطَشِ
مِثلُ الَّذِي كَانَ قَدْ بَلَغَ مِنِّي فَنَزَلَ البِئْرَ فَمَلأَ
خُفَّهُ مَاءً ثُمَّ أمْسَكَهُ بفيهِ حَتَّى رَقِيَ ، فَسَقَى
الكَلْبَ ، فَشَكَرَ اللّه لَهُ ، فَغَفَرَ لَهُ )
قالوا :
يَا رَسُول اللّه ، إنَّ لَنَا في البَهَائِمِ أَجْراً ؟
فقَالَ :
( في كُلِّ كَبِدٍ رَطْبَةٍ أجْرٌ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية للبخاري :
( فَشَكَرَ اللّه لَهُ ، فَغَفَرَ لَهُ ،
فأدْخَلَهُ الجَنَّةَ ) وفي رواية لهما :
( بَيْنَما كَلْبٌ يُطِيفُ بِرَكِيَّةٍ
قَدْ كَادَ يقتلُهُ العَطَشُ إِذْ رَأَتْهُ بَغِيٌّ مِنْ
بَغَايَا بَنِي إسْرَائِيل ، فَنَزَعَتْ مُوقَها فَاسْتَقَتْ لَهُ
بِهِ فَسَقَتْهُ فَغُفِرَ لَهَا بِهِ ) .
( المُوقُ )
: الخف . وَ( يُطِيفُ ) : يدور حول
( رَكِيَّةٍ ) : وَهِي البئر . |
|
128. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Müslümanları
rahatsız eden yol üstündeki bir ağacı kesen bir kişiyi cennet
nimetleri içinde yüzer gördüm.”
Müslim, Birr 129
Bir başka
rivayette (Müslim, Birr 128)
şöyle buyurulmaktadır:
“Adamın biri, yol üzerinde bir ağaç dalı
gördü ve ‘Allah’a yemin ederim ki, bunu müslümanları rahatsız
etmemesi için buradan kaldıracağım’ dedi (kaldırdı ve) bu yüzden
cennete konuldu.”
Buhârî (Ezân 32, Mezâlim 28)
ve Müslim’in (Birr 127, İmâre
164) müşterek bir rivayetlerinde de şöyle buyurulmaktadır:
“Bir adam yolda yürürken yol üzerinde
bir diken dalı buldu ve onu yoldan uzaklaştırdı. Bu sebeple Allah
ondan hoşnut oldu ve onu bağışladı.” |
١٢٨-
الحادي عشر : عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( لَقدْ رَأيْتُ رَجُلاً يَتَقَلَّبُ في
الجَنَّةِ في شَجَرَةٍ قَطَعَهَا مِنْ ظَهْرِ الطَرِيقِ كَانَتْ
تُؤذِي المُسْلِمِينَ ) رواه
مسلم .
وفي رواية : ( مَرَّ رَجُلٌ بِغُصْنِ
شَجَرَةٍ عَلَى ظَهرِ طَرِيقٍ ،
فَقَالَ : وَاللّه لأُنْحِيَنَّ هَذَا عَنِ المُسْلِمينَ لا
يُؤذِيهِمْ ، فَأُدخِلَ الجَنَّةَ )
.
وفي رواية لهما : ( بَيْنَمَا رَجُلٌ
يَمْشي بِطَريقٍ وَجَدَ غُصْنَ شَوكٍ عَلَى الطريقِ فأخَّرَه
فَشَكَرَ اللّه لَهُ ، فَغَفَرَ لَهُ ) . |
|
129. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir
kişi güzelce abdest alır, cuma namazına gider, hutbeyi ses
çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük
daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla
oynarsa, abesle iştiğal etmiş olur.”
Müslim, Cuma 27. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Salât 203;
Tirmizî, Cuma 5;
İbn Mâce, İkâme 62, 81 |
١٢٩-
الثاني عشر : عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ تَوَضَّأَ
فَأَحْسَنَ الوُضُوءَ ، ثُمَّ أَتَى الجُمعَةَ فَاسْتَمَعَ وَأنْصَتَ
غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْن الجُمُعَةِ وَزِيادَةُ ثَلاثَةِ
أيَّامٍ ، وَمَنْ مَسَّ الحَصَا فَقَدْ لَغَا ) رواه
مسلم . |
|
130. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir
müslüman (veya mü’min) abdest aldığı zaman, yüzünü yıkarken
gözleriyle işlediği günahlar abdest suyu (veya suyun son damlası)
ile dökülür gider. Ellerini yıkadığında elleri ile işlediği
günahlar abdest suyu (veya suyun son damlası) ile dökülür (öyle ki
kişi bütün günahlardan arınır ve tertemiz olur). Ayaklarını
yıkadığında da, ayaklarıyla işlediği günahları abdest suyu (veya
suyun son damlaları) ile akıp gider. Nihayet o müslüman
günahlarından tamamıyla arınmış olur.”
Müslim, Tahâret 32. Ayrıca bk
Tirmizî, Tahâret 2 |
١٣٠-
الثالث عشر : عَنْهُ : أنَّ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( إِذَا تَوَضَّأ العَبْدُ المُسْلِمُ ،
أَو المُؤمِنُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ
خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَينيهِ مَعَ المَاءِ ، أَوْ مَعَ
آخِرِ قَطْرِ المَاءِ ، فَإِذا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يَدَيهِ
كُلُّ خَطِيئَة كَانَ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ المَاءِ ، أَوْ مَعَ
آخِرِ قَطْرِ المَاءِ ، فَإِذَا غَسَلَ رِجْلَيهِ خَرَجَتْ كُلُّ
خَطِيئَةٍ مشتها رِجْلاَهُ مَعَ المَاء أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ
المَاءِ حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيّاً مِنَ الذُّنُوبِ ) رواه
مسلم . |
|
131. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Büyük günahlardan kaçınılması halinde,
beş vakit namaz, iki cuma ve iki ramazan, aralarında (işlenecek
küçük) günahlara kefârettir.”
Müslim, Tahâret 16 |
١٣١-
الرابع عشر : عَنْهُ ، عن رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( الصَّلَوَاتُ الخَمْسُ ، وَالجُمُعَةُ
إِلَى الجُمُعَةِ ، وَرَمَضَانُ إِلَى رَمَضَانَ مُكَفِّراتٌ لِمَا
بَيْنَهُنَّ إِذَا اجْتُنِبَتِ الكَبَائِرُ ) رواه
مسلم . |
|
132. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Allahü teâlâ’nın hataları bağışlamasına
ve dereceleri yükseltmesine vesile olan iyilik ve hayırları size
açıklayayım mı?” diye sordu.
Ashâb-ı kirâm:
- Evet,
(açıkla) ey Allah’ın Resûlü! dediler. Hazret-i
Peygamber:
-
“Meşakkatli de olsa abdesti tam almak,
mescidlere doğru adımları çoğaltmak, namazdan sonra gelecek namazı
beklemek... İşte sizin ribâtınız (hudut gözcülüğünüz)”
buyurdu.
Müslim, Tahâret 41. Ayrıca bk.
Tirmizî, Tahâret 39;
Nesâî, Tahâret 180;
İbn Mâce, Tahâret 49, Mesâcid
14, Cihâd 41 |
١٣٢-
الخامس عشر : عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( ألا أَدُلُّكُمْ عَلَى
مَا يَمْحُو اللّه بِهِ الخَطَايَا وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ ؟ )
قَالُوا :
بَلَى ، يَا رسولَ اللّه ،
قَالَ :
( إِسْبَاغُ الوُضُوءِ عَلَى المَكَارِهِ
، وَكَثْرَةُ الخُطَا إِلَى المَسَاجِدِ ، وَانْتِظَارُ الصَّلاةِ
بَعْدَ الصَّلاةِ فَذلِكُمُ الرِّبَاطُ ) رواه
مسلم . |
|
133. Ebû Mûsâ el-Eş’arî
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kim
iki serinlik namazını kılarsa, cennete girmiş demektir.”
Buhârî, Mevâkîtü’s-salât 26;
Müslim, Mesâcid 215. |
١٣٣-
السادس عشر : عن أبي موسى الأشعرِيِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ صَلَّى
البَرْدَيْنِ دَخَلَ الجَنَّةَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
( البَرْدَانِ )
: الصبح والعصر . |
|
134. Yine Ebû Mûsâ el-Eş’arî
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir
kimse hastalanması veya (cihad ve hayır için) yola çıkması
sebebiyle, yapageldiği nâfile ibadetlerini ifâ edemezse, ona
evinde sıhhatli iken yaptığı amellerin sevabı yazılır.”
Buhârî, Cihâd 134. |
١٣٤-
السابع عشر : عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إِذَا مَرِضَ العَبْدُ
أَوْ سَافَرَ كُتِبَ لَهُ مِثْلُ مَا كَانَ يَعْمَلُ مُقِيماً
صَحِيحاً ) رواه البخاري
. |
|
135. Câbir İbn Abdullah
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Her meşrû ve güzel iş sadakadır.”
Buhârî,
Edeb
33;
Müslim, Zekât 53.
Ayrıca bk.
Ebû
Dâvûd, Edeb
60;
Tirmizî, Birr 45 |
١٣٥-
الثامن عشر : عن جَابرٍ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( كُلُّ مَعْرُوفٍ
صَدَقَةٌ ) رواه البخاري
، ورواه مسلم مِنْ رواية
حُذَيفة رَضِيَ اللّه عَنْهُ . |
|
136. Câbir İbn Abdullah
radıyallahü anh’den rivâyet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Herhangi
bir müslümanın diktiği ağaçtan yenen şey onun için sadakadır.
Çalınan şey de sadakadır; eksiltilen de onun için sadakadır.”
Müslim, Müsâkât 7
Müslim’in bir başka
rivâyetinde (Müsâkât 10) şöyle buyurulur:
“Müslüman bir kişi bir ağaç diker de
ondan insan, hayvan veya kuş yerse, bu yenen şey kıyamet gününe
kadar o müslüman için sadaka olur.”
Yine
Müslim’in bir rivâyetinde de
(Müsâkât 9, 12) şöyle buyurulmaktadır:
“Bir müslüman bir ağaç diker veya ekin
eker de ondan bir insan veya kurt-kuş yerse, bu o müslüman için
sadaka olur.”
Buhârî (Hars 1, Edeb 27) ve
Müslim bu son hadisi Enes İbn
Mâlik’ten rivâyet etmişlerdir. |
١٣٦-
التاسع عشر : عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا مِنْ مُسْلِمٍ
يَغْرِسُ غَرْساً إلاَّ كَانَ مَا أُكِلَ مِنْهُ لَهُ صَدَقَةً ،
وَمَا سُرِقَ مِنهُ لَهُ صَدَقَةً ، وَلاَ يَرْزَؤُهُ أَحَدٌ إلاَّ
كَانَ لَهُ صَدَقَةً ) رواه مسلم
.
وفي رواية لَهُ : ( فَلاَ يَغْرِسُ
المُسْلِمُ غَرْساً فَيَأْكُلَ مِنْهُ إنْسَانٌ وَلاَ دَابَّةٌ وَلاَ
طَيْرٌ إلاَّ كَانَ لَهُ صَدَقة إِلَى يَومِ القِيَامةِ ).
وفي رواية لَهُ : ( لاَ يَغرِسُ مُسْلِمٌ
غَرساً ، وَلاَ يَزرَعُ زَرعاً ، فَيَأكُلَ مِنهُ إنْسَانٌ وَلاَ
دَابَةٌ وَلاَ شَيءٌ ، إلاَّ كَانَتْ لَهُ صَدَقَةً ) .
وروياه جميعاً من رواية أنس رَضِيَ اللّه
عَنْهُ .
قوله :
( يَرْزَؤُهُ ) أي ينقصه . |
|
137. Câbir İbn Abdullah radıyallahü anh
şöyle dedi:
Selime oğulları
oymağı Mescid-i Nebevî’nin yakınına taşınmak istediler. Durum,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
ulaşınca onlara:
- “Duyduğuma
göre mescidin yakınına göçetmek istiyormuşsunuz, (öyle mi?)”
diye sordu. Onlar:
- Evet, ey
Allah’ın Resûlü, buna gerçekten niyet ettik, dediler.
Bunun üzerine
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
Ey Selime oğulları! Yerinizde kalın ki,
adımlarınız(ın sevabı) yazılsın. Yerinizde kalın ki,
adımlarınız(ın sevabı) yazılsın!” buyurdu.
Müslim, Mesâcid 280. Ayrıca bk.
Tirmizî, Tefsîru sûre (36), 1
Bir başka
rivayette (Müslim, Mesâcid 279)
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
“Her adım karşılığında size bir derece
vardır” buyurmuştur.
Buhârî bu hadisi Enes İbn
Mâlik’ten bu mânaya gelecek şekilde rivâyet etmiştir (bk. Ezân 33;
Medîne 11). |
١٣٧-
العشرون : عَنْهُ ،
قَالَ :
أراد بنو سَلِمَةَ أَن يَنتقِلوا قرب المسجِدِ فبلغ ذلِكَ رسولَ
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، فَقَالَ لهم : ( إنَّهُ قَدْ بَلَغَني
أنَّكُمْ تُرِيدُونَ أنْ تَنتَقِلُوا قُربَ المَسجِد ؟ ) فقالُوا
: نَعَمْ ، يَا رَسُول اللّه قَدْ أَرَدْنَا ذلِكَ .
فَقَالَ :
( بَنِي سَلِمَةَ ، دِيَارَكُمْ ، تُكْتَبْ
آثَارُكُمْ ، ديَارَكُمْ تُكْتَبْ آثَارُكُمْ ) رواه
مسلم .
وفي روايةٍ : ( إنَّ بِكُلِّ خَطوَةٍ
دَرَجَةً ) رواه مسلم .
رواه البخاري أيضاً بِمَعناه
مِنْ رواية أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ
.
وَ( بَنُو سَلِمَةَ ) بكسر اللام :
قبيلة معروفة مِنَ الأنصار رضي اللّه عَنْهمْ ، وَ(
آثَارُهُمْ ) : خطاهُم . |
|
138. Ebü’l-Münzir Übey İbn
Kâ’b radıyallahü anh şöyle dedi:
Bir adam vardı
-ki ben mescide ondan daha uzak(ta oturan) bir başkasını
tanımıyorum-. Bu kişi cemaatle namazı hiç kaçırmazdı. Kendisine:
- Bir eşek
alsan da hava karanlık ve sıcak olduğunda ona binsen! dediler
(veya ben dedim).
Adam şöyle
cevap verdi:
- Evimin,
mescidin yanıbaşında olması beni hiç de memnun etmez. Çünkü ben
mescide gidiş ve evime dönüşümün adıma (ecir olarak) yazılmasını
diliyorum.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem de
ona;
-
“Bunların hepsinin sevabını Allah, senin
için derleyip topladı” buyurdu.
Müslim, Mesâcid 278
Aynı hadisin
bir başka rivayetinde Hazret-i
Peygamber:
- “Allah’tan
beklediğin, sana verilmiştir” buyurdu. |
١٣٨-
الحادي والعشرون : عن أبي المنذِر أُبيِّ بنِ كَعْب
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كَانَ رَجُلٌ لا أعْلَمُ رَجلاً أبْعَدَ مِنَ المَسْجِدِ مِنْهُ ،
وَكَانَ لاَ تُخْطِئُهُ صَلاةٌ ، فَقيلَ لَهُ
أَوْ فَقُلْتُ لَهُ : لَوِ
اشْتَرَيْتَ حِمَاراً تَرْكَبُهُ في الظَلْمَاء وفي الرَّمْضَاء ؟
فَقَالَ :
مَا يَسُرُّنِي أنَّ مَنْزِلي إِلَى جَنْبِ المَسْجِدِ إنِّي أريدُ
أنْ يُكْتَبَ لِي مَمشَايَ إِلَى المَسْجِدِ وَرُجُوعِي إِذَا
رَجَعْتُ إِلَى أهْلِي ، فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( قَدْ جَمَعَ اللّه لَكَ ذلِكَ كُلَّهُ )
رواه مسلم .
وفي رواية : ( إنَّ لَكَ مَا احْتَسَبْتَ )
.
( الرَّمْضَاءُ )
: الأرْضُ التي أصابها الحر الشديد . |
|
139. Ebû Muhammed Abdullah
İbn Amr İbn’l-Âs radıyallahü anhümâ’dan
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kırk
sevap vardır ki bunların en üstünü, birisine sağması için ödünç
olarak sütlü bir keçi vermektir. Kim, sevabını umarak ve
hakkındaki vaadlere inanarak bu kırk hayırdan birini işlerse,
Allah onu, bu sebeple cennete koyar.”
Buhârî, Hibe 35. Ayrıca bk,
Ebû Dâvûd, Zekât 42 |
١٣٩-
الثاني والعشرون : عن أبي محمد عبدِ اللّه بنِ عمرو بن العاصِ
رَضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أرْبَعُونَ خَصْلَةً :
أعْلاَهَا مَنيحَةُ العَنْزِ ، مَا مِنْ عَامِلٍ يَعْمَلُ بِخَصْلَة
مِنْهَا ؛ رَجَاءَ ثَوَابِهَا وتَصْدِيقَ مَوْعُودِهَا ، إلاَّ
أدْخَلَهُ اللّه بِهَا الجَنَّةَ ) رواه
البخاري .
( المَنيحَةُ )
: أنْ يُعْطِيَهُ إِيَّاهَا لِيَأكُلَ لَبَنَهَا ثُمَّ يَرُدَّهَا
إِلَيْهِ . |
|
140. Adî İbn Hâtim
radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre “Nebi
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken dinledim” demiştir:
“Yarım
hurma ile de olsa, cehennemden korunmaya bakın!”
Buhârî, Edeb 34, Zekât 10,
Rikak 51, Tevhîd 36; Müslim,
Zekât 66-70. Ayrıca bk. Tirmizî,
Kıyâmet 1, Zühd 37; Nesâî,
Zekât 63-64; İbn Mâce,
Mukaddime 13, Zekât 28
Buhârî (Zekât 10, Rikak 31,
Tevhid 36) ve Müslim’in (Zekât
97) Adî İbn Hâtim’den bir başka rivayetlerinde,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allah, sizin her biriniz ile
tercümansız konuşacaktır. Kişi sağ tarafına bakacak, âhirete
gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecektir. Soluna bakacak,
âhirete gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecektir. Önüne
bakacak, karşısında cehennemden başka bir şey göremeyecektir. O
halde artık bir hurmanın yarısı ile de olsa, kendinizi cehennem
ateşinden koruyun. Bunu da bulamayan, güzel bir söz ile kendisini
korusun.” |
١٤٠-
الثالث والعشرون : عن عَدِي بنِ حَاتمٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
سمعت النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( اتَّقُوا
النَّارَ وَلَوْ بشقِّ تَمْرَةٍ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية لهما عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا مِنْكُمْ مِنْ
أَحَدٍ إلاَّ سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ لَيْسَ بَينَهُ وَبَيْنَهُ
تَرْجُمَانٌ ، فَيَنْظُرُ أَيْمَنَ مِنْهُ فَلاَ يَرَى إلاَّ مَا
قَدَّمَ ، وَيَنْظُرُ أَشْأَمَ مِنْهُ فَلاَ يَرى إلاَّ مَا قَدَّمَ
، وَيَنظُرُ بَيْنَ يَدَيهِ فَلاَ يَرَى إلاَّ النَّار تِلقَاءَ
وَجْهِهِ ، فَاتَّقُوا النَّارَ وَلَو بِشِقِّ تَمْرَةٍ ، فَمَنْ
لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ ) . |
|
141. Enes İbn Mâlik
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü teâlâ, yemek yedikten veya bir
şey içtikten sonra kendisine hamdeden kuldan hoşnut olur.”
Müslim, Zikir 89. Ayrıca bk,
Tirmizî, Et’ime 18 |
١٤١-
الرابع والعشرون : عن أنس رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ اللّه لَيَرْضَى
عَنِ العَبْدِ أنْ يَأكُلَ الأَكْلَةَ ، فَيَحمَدَهُ عَلَيْهَا ،
أَوْ يَشْرَبَ الشَّرْبَةَ ، فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا ) رواه
مسلم .
وَ( الأَكْلَةُ ) بفتح الهمزة :
وَهيَ الغَدْوَةُ أَو العَشْوَةُ . |
|
142. Ebû Mûsâ (el-Eş’arî)
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve
sellem (bir keresinde):
- “Sadaka
vermek her müslümanın görevidir” buyurdu.
- Sadaka
verecek bir şey bulamazsa? dediler.
- “Amelelik
yapar, hem kendisine faydalı olur, hem de tasadduk eder”
buyurdu.
- Buna gücü
yetmez (veya iş bulamaz) ise? dediler.
- “Darda
kalana, ihtiyaç sahibine yardım eder” buyurdu.
- Buna da gücü
yetmezse? dediler.
- “İyilik
yapmayı tavsiye eder” buyurdu.
- Bunu da
yapamazsa? dediler.
- “Kötülük
yapmaktan uzak durur. Bu da onun için sadakadır”
buyurdu.
Buhârî, Zekât 30, Edeb 33;
Müslim, Zekât 55 |
١٤٢-
الخامس والعشرون : عن أَبي موسى رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، قَالَ :(
عَلَى كلّ مُسْلِمٍ
صَدَقَةٌ )
قَالَ :
أرأيتَ إنْ لَمْ يَجِدْ ؟
قَالَ :
( يَعْمَلُ بِيَدَيْهِ فَيَنْفَعُ نَفْسَهُ
وَيَتَصَدَّقُ )
قَالَ :
أرأيتَ إن لَمْ يَسْتَطِعْ ؟
قَالَ :
( يُعِينُ ذَا الحَاجَةِ المَلْهُوفَ
)
قَالَ :
أرأيتَ إنْ لَمْ يَسْتَطِعْ ،
قَالَ :
( يَأمُرُ بِالمعْرُوفِ أوِ الخَيْرِ )
قَالَ :
أرَأيْتَ إنْ لَمْ يَفْعَلْ ؟
قَالَ :
( يُمْسِكُ عَنِ الشَّرِّ ، فَإِنَّهَا
صَدَقَةٌ ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
|