Geri

   

 

 

 

İleri

 

12. ÖMRÜN SONLARINDA HAYRI ARTTIRMAYA TEŞVİK

113. Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah, altmış yıl ömür verdiği kişinin mazeret gösterme imkânını ortadan kaldırmıştır.”

Buhârî, Rikak 5

١٢- باب الحث عَلَى الازدياد من الخير في أواخر العمر

قَالَ اللّه تَعَالَى : { أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَاءكُمُ النَّذِيرُ } [ فاطر : ٣٧ ] قَالَ ابن عباس والمُحَقِّقُونَ : معناه أَو لَمْ نُعَمِّرْكُمْ سِتِّينَ سَنَةً ؟ وَيُؤَيِّدُهُ الحديث الَّذِي سنذْكُرُهُ إنْ شاء اللّه تَعَالَى ، وقيل : معناه ثماني عَشْرَة سَنَةً ، وقيل : أرْبَعينَ سَنَةً ، قاله الحسن والكلبي ومسروق ونُقِلَ عن ابن عباس أيضاً . وَنَقَلُوا أنَّ أَهْلَ المدينَةِ كانوا إِذَا بَلَغَ أَحَدُهُمْ أربْعينَ سَنَةً تَفَرَّغَ للعِبادَةِ ، وقيل : هُوَ البُلُوغُ . وقوله تَعَالَى : { وجَاءكُمُ النَّذِيرُ } قَالَ ابن عباس والجمهور : هُوَ النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، وقيل : الشَّيبُ ، قاله عِكْرِمَةُ وابن عُيَيْنَة وغيرهما . واللّه أعلم .

١١٣- وأما الأحاديث فالأول : عن أبي هريرةَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،

قَالَ : ( أعْذَرَ اللّه إِلَى امْرِئٍ أَخَّرَ أجَلَهُ حَتَّى بَلَغَ سِتِّينَ سَنَةً ) رواه البخاري .

قَالَ العلماء : معناه لَمْ يَتْرُكْ لَهُ عُذراً إِذْ أمْهَلَهُ هذِهِ المُدَّةَ . يقال : أعْذَرَ الرجُلُ إِذَا بَلَغَ الغايَةَ في العُذْرِ .

114. İbn Abbas radıyallahü anhümâ şöyle dedi:

Ömer radıyallahü anh Bedir Harbine iştirak etmiş yaşlı sahâbîlerle beraber beni de istişâre meclisine dahil etti. Sahâbîlerden biri buna içerledi ve Hazret-i Ömer’e:

- Bu, neden bizimle beraber oluyor? Oysa bizim onun yaşıtı çocuklarımız var, dedi. Hazret-i Ömer:

- Bildiğiniz bir sebepten dolayı, diye cevap verdi. Derken birgün beni çağırdı ve büyük sahâbîlerin meclisine aldı. Bana öyle geliyor ki, o gün beni onlara isbat etmek istiyordu. Sahâbîlere:

- “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde...” diye başlayan Nasr sûresi hakkında ne düşünüyorsunuz? diye sordu. Bir kısmı:

- Yardım görüp fetih gerçekleşince Allah’a hamd ve istiğfar etmekle emrolunmaktayız, dedi. Kimi de hiç bir yorum yapmadı. Hazret-i Ömer bu defa bana hitaben:

- Ey İbn Abbas! Sen de böyle mi diyorsun? dedi. Ben:

- Hayır, dedim.

- Peki, ne diyorsun? diye sordu. Ben de:

- Bu sûre, Hazret-i Peygamber’in ecelinin kendisine bildirildiğini ifade etmektedir. “Allah’ın yardımı ve fetih sana gelince - ki, bu senin ecelinin geldiğinin alâmetidir-, Rabbini hamd ile tesbih et, bağışlanma dile. Çünkü o tevbeleri kabul edendir” buyuruluyor, dedim.

Bunun üzerine Hazret-i Ömer:

- Ben de bu sûreden senin dediğinden başkasını anlamıyorum, dedi.

Buhârî, Tefsîru sûre (110), 4; Menâkıb 25. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre (110), 1

١١٤- الثاني : عن ابن عباس رضي اللّه عنهما ،

قَالَ : كَانَ عمر رَضِيَ اللّه عَنْهُ يُدْخِلُنِي مَعَ أشْيَاخِ بَدرٍ فكأنَّ بَعْضَهُمْ وَجَدَ في نفسِهِ ،

فَقَالَ : لِمَ يَدْخُلُ هَذَا معنا ولَنَا أبْنَاءٌ مِثلُهُ ؟! فَقَالَ عُمَرُ : إنَّهُ منْ حَيثُ عَلِمْتُمْ ! فَدعانِي ذاتَ يَومٍ فَأدْخَلَنِي مَعَهُمْ فما رَأيتُ أَنَّهُ دعاني يَومَئذٍ إلاَّ لِيُرِيَهُمْ ،

قَالَ : مَا تقُولُون في قولِ اللّه : { إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّه وَالْفَتْحُ } ؟ [ الفتح : ١ ] فَقَالَ بعضهم : أُمِرْنَا نَحْمَدُ اللّه وَنَسْتَغْفِرُهُ إِذَا نَصَرنَا وَفَتحَ عَلَيْنَا ، وَسَكتَ بَعْضُهُمْ فَلَمْ يَقُلْ شَيئاً . فَقَالَ لي : أَكَذلِكَ تقُول يَا ابنَ عباسٍ ؟ فقلت : لا.

قَالَ : فما تقول ؟ قُلْتُ : هُوَ أجَلُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم أعلَمَهُ لَهُ،

قَالَ : { إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّه وَالْفَتْحُ } وذلك علامةُ أجَلِكَ { فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً } فَقَالَ عمر رَضِيَ اللّه عَنْهُ : مَا أعلم مِنْهَا إلاَّ مَا تقول . رواه البخاري .

115. Âişe radıyallahü anhâ şöyle dedi:

“Allah’ın yardımı erişip fetih gerçekleşince...” âyeti indikten sonra Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem kıldığı her namazda mutlaka “Rabbimiz, seni tenzih ederim, seni hamd ile anarım. Allahım! Beni bağışla ...” derdi.

Buhârî, Ezân 123, 139; Megâzî 5, Tefsîru sûre (110), 1; Müslim, Salât 219, 220

Buhârî’nin Sahîh’i (Ezân 139, Tefsîru sûre (110), 2) ile Müslim’in Sahîh’inde (Salât 217) Âişe radıyallahü anhâ’dan rivayet edilen bir başka hadis de şöyledir:

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rükû ve secdelerinde:

“Allahım! Seni tenzîh ederim. Rabbimiz! Sana hamdederim. Allahım! Beni bağışla!” duasını pek sık tekrarlardı. Bu sözüyle o, Kur’an’a imtisal (ve âyeti fiilen tefsir) ederdi.

Müslim’in rivayetinde de (Salât 218) şöyle denilmektedir:

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem vefatından önce, “Seni hamdinle tesbih ve tenzih eder, bağışını diler, tevbe ederim” duasını sık sık tekrar ederdi.

Hazret-i Âişe diyor ki:

- Ey Allah’ın Resûlü! Yeni yeni söylediğinizi duyduğum bu cümleler nedir? diye sordum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Ümmetimle ilgili olarak benim için bir işaret tayin edilmiştir. Onu gördüğüm zaman bu kelimeleri söylerim. Bu işaret, Nasr sûresi’dir” buyurdu.

Yine Müslim’in bir başka rivayetinde (Salât 220), bu husus şöyle yer almaktadır:

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ben Allah’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim” sözlerini sık sık söyler olmuştu.” Hazret-i Âişe diyor ki:

- “Sübhânallah ve bi hamdihî, estağfirullah ve etûbü ileyh” sözlerini görüyorum ki, pek sık söylüyorsun?” dedim.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Rabbim bana ümmetim içinde bir alâmet göreceğimi bildirdi. Onu gördüğümden bu yana “sübhânellah ve bi hamdihî estağfirullah ve etûbu ileyh” sözünü çok söylerim. Ben o alâmeti, Mekke’nin fethine işaret eden “Allah’ın yardımı ulaşıp Fetih gerçekleşince ve insanların grup grup Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü Allah tevbeleri çok çok kabul edendir” (meâlindeki Nasr) sûresi’nde gördüm,” buyurdu.

١١٥- الثالث : عن عائشة رضي اللّه عنها ،

قَالَتْ : مَا صلّى رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم صلاةً بَعْدَ أنْ نَزَلتْ عَلَيهِ : { إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّه وَالْفَتْحُ } إلاَّ يقول فِيهَا :  ( سُبحَانَكَ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ ، اللّهمَّ اغْفِرْ لي ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .

وفي رواية في الصحيحين عنها : كَانَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم يُكْثِرُ أنْ يقُولَ في ركُوعِه وسُجُودهِ : ( سُبْحَانَكَ اللّهمَّ رَبَّنَا وَبِحَمدِكَ ، اللّهمَّ اغْفِرْ لِي ) ، يَتَأوَّلُ القُرآنَ . معنى : ( يَتَأَوَّلُ القُرآنَ ) أي يعمل مَا أُمِرَ بِهِ في القرآن في قوله تَعَالَى : { فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ } .

وفي رواية لمسلم : كَانَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم يُكثِرُ أنْ يَقُولَ قَبلَ أنْ يَمُوتَ :( سُبحَانَكَ اللّهمَّ وَبِحَ‍مدِكَ أسْتَغْفِرُكَ وَأتُوبُ إلَيْكَ ) . قَالَتْ عائشة : قُلْتُ : يَا رَسُول اللّه ، مَا هذِهِ الكَلِماتُ الَّتي أرَاكَ أحْدَثْتَها تَقُولُهَا ؟

قَالَ : ( جُعِلَتْ لي عَلامَةٌ في أُمَّتِي إِذَا رَأيْتُها قُلتُها { إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّه وَالْفَتْحُ } … إِلَى آخِرِ السورة ) .

وفي رواية لَهُ : كَانَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم يُكثِرُ مِنْ قَولِ : ( سبْحَانَ اللّه وَبِحَمدِهِ أسْتَغفِرُ اللّه وأتُوبُ إِلَيْهِ ) .

قَالَتْ : قُلْتُ : يَا رسولَ اللّه ، أَراكَ تُكثِرُ مِنْ قَولِ سُبحَانَ اللّه وَبِحَمدهِ أسْتَغْفِرُ اللّه وأتُوبُ إِلَيْه ؟

فَقَالَ : ( أخبَرَني رَبِّي أنِّي سَأرَى عَلامَةً في أُمَّتي فإذا رَأيْتُها أكْثَرْتُ مِنْ قَولِ : سُبْحَانَ اللّه وبِحَمدهِ أسْتَغْفرُ اللّه وَأَتُوبُ إِلَيْه فَقَدْ رَأَيْتُهَا: { إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّه وَالْفَتْحُ } فتح مكّة ، { وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللّه أَفْوَاجاً ، فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً } ) .

116. Enes radıyallahü anh şöyle dedi:

“Allahü teâlâ, Peygamber’in vefatından önce vahyi sıklaştırdı. Öyle ki Peygamber aleyhisselâm vahyin en sık geldiği bir sırada vefat etti.”

Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, Tefsîr 2

١١٦- الرابع : عن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،

قَالَ : إنَّ اللّه عزَّ وجَلَّ تَابَعَ الوَحيَ عَلَى رسولِ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم قَبلَ وَفَاتهِ حَتَّى تُوُفِّيَ أكْثَرَ مَا كَانَ الوَحْيَ . مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .

117. Câbir İbn Abdullah radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Her kul öldüğü hal (amel) üzere diriltilir.”

Müslim, Cennet 83

١١٧- الخامس : عن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،

قَالَ : قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : ( يُبْعَثُ كُلُّ عَبْدٍ عَلَى مَا مَاتَ عَلَيهِ ) رواه مسلم .