11. MÜCÂHEDE
•
“Uğrumuzda mücâhede edenleri yollarımıza
iletiriz. Gerçekten Allah iyilik edenlerle beraberdir.”
Ankebut sûresi (29), 69
•
“Ölüm sana erişinceye kadar Rabbine kulluk
et!” Hicr sûresi (15), 99
•
“Rabbinin adını an, bütün varlığınla
yalnız O’na yönel!” Müzzemmil sûresi (73), 8
•
“Zerre kadar hayır işleyen, onun
karşılığını (mutlaka) görür.” Zelzele sûresi (99), 7
•
“Hayır olarak kendiniz için önceden ne
gönderirseniz, onu Allah katında daha hayırlı ve mükâfatı daha
büyük olarak bulursunuz.” Müzzemmil sûresi (73), 20
•
“Hayır olarak ne yaparsanız Allah onu
bilir.” Bakara sûresi (2), 273 |
١١- باب في المجاهدة
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا
لَنَهْدِينَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللّه لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ }
[ العنكبوت : ٦٩ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ
الْيَقِينُ }
[ الحجر : ٩٩ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ
إِلَيْهِ تَبْتِيلاً }
[ المزمل : ٨ ]
: أي انْقَطِعْ إِلَيْه ،
وَقالَ تَعَالَى :
{ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ
خَيْراً يَرَهُ }
[ الزلزلة : ٧ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَمَا تُقَدِّمُوا لأَنْفُسِكُمْ مِنْ
خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّه هُوَ خَيْراً وَأَعْظَمَ أَجْراً }
[ المزمل : ٢٠ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ
اللّه بِهِ عَلِيمٌ }
[ البقرة : ٢٧٣ ]
والآيات في الباب كثيرة معلومة . |
|
96. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem,
“Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur” dedi:
“Her
kim (ihlâs ile bana kulluk eden)
bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim.
Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli
herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana
(farzlara ilâveten işlediği) nâfile
ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu
sevince de (âdetâ) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli
ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse, onu mutlaka
veririm; bana sığınırsa, onu korurum.”
Buhârî, Rikak 38 |
٩٦-
وأما الأحاديث : فالأول : عن أبي هريرة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ اللّه تَعَالَى
قَالَ : مَنْ عادى لي وَلِيّاً فَقَدْ آذَنْتُهُ بالحَرْبِ ، وَمَا
تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدي بشَيءٍ أَحَبَّ إلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ
عَلَيهِ ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقرَّبُ إلَيَّ بالنَّوافِلِ
حَتَّى أحِبَّهُ ، فَإذَا أَحبَبتُهُ كُنْتُ سَمعَهُ الَّذِي
يَسْمَعُ بِهِ ، وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ ، ويَدَهُ الَّتي
يَبْطِشُ بِهَا ، وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشي بِهَا ، وَإنْ سَأَلَني
أعْطَيْتُهُ ، وَلَئِنِ اسْتَعَاذَنِي لأُعِيذَنَّهُ )
رواه البخاري .
( آذَنتُهُ )
: أعلمته بأني محارِب لَهُ . (
اسْتَعَاذَني ) روي بالنون وبالباءِ . |
|
97. Enes
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’in
Rabbinden rivâyet ettiği bir hadîs-i kudsîde Allahü teâlâ şöyle
buyurmuştur:
“Kul(um)
bana bir karış yaklaştığı zaman, ben ona bir arşın yaklaşırım; o
bana bir arşın yaklaşınca ben ona bir kulaç yaklaşırım; o bana
yürüyerek geldiği zaman, ben ona koşarak varırım.”
Buhârî, Tevhîd 50. Ayrıca bk.
Müslim, Zikir 2, 3, 20-22,
Tevbe 1; Tirmizî, Daavât 131;
İbn Mâce, Edeb 58 |
٩٧-
الثاني : عن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم فيما يرويه عن ربّه عزَّ وجَلَّ ،
قَالَ :( إِذَا تَقَربَ العَبْدُ إلَيَّ
شِبْراً تَقَربْتُ إِلَيْه ذِرَاعاً ، وَإِذَا تَقَرَّبَ إلَيَّ
ذِرَاعاً تَقَربْتُ مِنهُ بَاعاً ، وِإذَا أتَانِي يَمشي أتَيْتُهُ
هَرْوَلَةً ) رواه البخاري
. |
|
98. İbn Abbas
radıyallahü anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu
nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.”
Buhârî, Rikak 1. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 1;
İbn Mâce, Zühd 15 |
٩٨-
الثالث : عن ابن عباس رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( نِعْمَتَانِ مَغبونٌ
فيهما كَثيرٌ مِنَ النَّاسِ : الصِّحَّةُ ، وَالفَرَاغُ )
رواه البخاري . |
|
99. Âişe
radıyallahü anhâ’dan rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem, gece
ayakları şişinceye kadar namazı kılardı. Âişe diyor ki, kendisine:
- Niçin böyle
yapıyorsun (neden bu kadar meşakkate katlanıyorsun) ey Allah’ın
Resûlü? Oysa Allah senin geçmiş ve gelecek hatalarını
bağışlamıştır, dedim.
- “Şükreden bir kul olmayı istemeyeyim
mi?” buyurdu.
Buhârî, Tefsîru sûre (48), 2;
Müslim, Münâfikîn 81. Ayrıca
bk. Buhârî, Teheccüd 6, Rikak
20; Müslim, Münâfikîn 79-80;
Tirmizî, Salât 187;
Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 17;
İbn Mâce, İkâme 200 |
٩٩-
الرابع : عن عائشة رَضي اللّه عنها
: أنَّ النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم كَانَ يقُومُ مِنَ اللَّيلِ حَتَّى تَتَفَطَّرَ
قَدَمَاهُ فَقُلْتُ لَهُ : لِمَ تَصنَعُ هَذَا يَا رسولَ اللّه ،
وَقدْ غَفَرَ اللّه لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا
تَأَخَّرَ ؟
قَالَ :
( أَفَلا أُحِبُّ أنْ أكُونَ عَبْداً
شَكُوراً ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
، هَذَا لفظ البخاري .
ونحوه في الصحيحين من رواية المغيرة بن شعبة . |
|
100. Âişe
radıyallahü anhâ şöyle dedi:
“Ramazan ayının
son on günü gelince, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup
paçaları sıvardı.”
Buhârî, Leyletü’l-kadr 5;
Müslim, İ’tikâf 7. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Ramazan 1;
Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 17;
İbn Mâce, Sıyâm 57 |
١٠٠-
الخامس : عن عائشة رضي اللّه عنها ،
أنَّها
قَالَتْ :
كَانَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم إِذَا دَخَلَ العَشْرُ أَحْيَا اللَّيلَ ، وَأيْقَظَ
أهْلَهُ ، وَجَدَّ وَشَدَّ المِئْزَر .
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
والمراد : العشر الأواخر مِنْ شهر رمضان . و(
المِئْزَرُ ) : الإزار ، وَهُوَ كناية عن اعتزالِ النساءِ .
وقيلَ : المُرادُ تَشْمِيرُهُ للِعِبَادةِ ، يُقالُ : شَدَدْتُ
لِهَذَا الأمْرِ مِئْزَري : أي تَشَمَّرْتُ وَتَفَرَّغْتُ لَهُ . |
|
101. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kuvvetli
mü’min, (Allah katında) zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha
sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sen,
sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah’dan yardım dile ve
asla acz gösterme. Başına bir şey gelirse, “şöyle yapsaydım, böyle
olurdu” diye hayıflanıp durma. “Allah’ın takdiri bu, O, ne dilerse
yapar” de. Zira “eğer şöyle yapsaydım” sözü şeytanı memnun edecek
işlerin kapısını açar.”
Müslim, Kader 34. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Mukaddime 10. |
١٠١-
السادس : عن أبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( المُؤْمِنُ القَوِيُّ
خَيرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللّه مِنَ المُؤْمِنِ الضَّعيفِ وَفي كُلٍّ
خَيرٌ . احْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ ، واسْتَعِنْ بِاللّه
وَلاَ تَعْجَزْ . وَإنْ أَصَابَكَ شَيءٌ فَلاَ تَقُلْ لَوْ أنّي
فَعَلْتُ كَانَ كَذَا وَكَذَا ، وَلَكِنْ قُلْ : قَدرُ اللّه ، وَمَا
شَاءَ فَعلَ ؛ فإنَّ لَوْ تَفْتَحُ عَمَلَ الشَّيطَانِ ) رواه
مسلم . |
|
102. Ebû Hureyre
radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle
kuşatılmış; cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre
sarılmıştır.”
Buhârî, Rikak 28;
Müslim, Cennet 1. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Sünnet 22;
Tirmizî, Cennet 21;
Nesâî, Eymân 3 |
١٠٢-
السابع : عَنْهُ : أنَّ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( حُجِبَتِ النَّارُ بالشَّهَواتِ ،
وَحُجِبَتِ الجَنَّةُ بِالمَكَارِهِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية لمسلم :
( حُفَّتْ ) بدل
( حُجِبَتْ ) وَهُوَ بمعناه : أي
بينه وبينها هَذَا الحجاب فإذا فعله دخلها . |
|
103. Ebû Abdullah Huzeyfe
İbnü’l-Yemân radıyallahü anhümâ
şöyle dedi:
“Bir gece
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’in
arkasında namaz kıldım. Bakara sûresini okumaya başladı. Ben
içimden herhalde yüz âyet okuyunca rükû eder, dedim. O yüz âyetten
sonra da okumaya devam etti. Ben yine içimden bu sûre ile namazı
bitirecek, dedim. O yine devam etti. Bu sûreyi bitirip rükû eder
dedim, etmedi. Nisâ sûresi’ne başladı; onu da okudu. Sonra Âl-i
İmrân sûresi’ne başladı; onu da okudu. Ağır ağır okuyor, tesbih
âyetleri gelince tesbih ediyor, dilek âyeti gelince dilekte
bulunuyor, istiâze âyeti geçince Allah’a sığınıyordu. Sonra rükûa
gitti. “Sübhâne rabbiye’l-azîm
(büyük rabbimi tenzîh ederim)” demeye başladı. Rükûu da
aşağı-yukarı ayakta durduğu kadar uzun oldu. Sonra
“semiallâhu limen hamideh, rabbenâ
leke’l-hamd (Allah, kendisine hamd edeni duyar, hamd
yalnız sanadır ey rabbimiz)” dedi ve kalktı. Hemen hemen rükûuna
yakın uzunca bir süre ayakta durdu. Sonra secdeye vardı ve
“sübhâne rabbiye’l-a’lâ (yüce
rabbimi tenzih ederim)” dedi. Secdesini de aşağı-yukarı kıyâmı
kadar uzattı.”
Müslim, Müsâfirîn 203 |
١٠٣-
الثامن : عن أبي عبد اللّه حُذَيفَةَ بنِ اليمانِ
رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
صَلَّيْتُ مَعَ النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ذَاتَ لَيلَةٍ فَافْتَتَحَ البقَرَةَ ،
فَقُلْتُ : يَرْكَعُ عِنْدَ المئَةِ ، ثُمَّ مَضَى . فَقُلْتُ :
يُصَلِّي بِهَا في ركعَة فَمَضَى، فقُلْتُ : يَرْكَعُ بِهَا ، ثُمَّ
افْتَتَحَ النِّسَاءَ فَقَرَأَهَا ، ثُمَّ افْتَتَحَ آلَ عِمْرَانَ
فَقَرَأَهَا ، يَقرَأُ مُتَرَسِّلاً : إِذَا مَرَّ بآية فِيهَا
تَسبيحٌ سَبَّحَ ، وَإذَا مَرَّ بسُؤَالٍ سَأَلَ ، وَإذَا مَرَّ
بتَعَوُّذٍ تَعَوَّذَ ، ثُمَّ رَكَعَ ، فَجَعَلَ يَقُولُ :
( سُبْحَانَ رَبِّيَ العَظِيمِ )
فَكَانَ رُكُوعُهُ نَحواً مِنْ قِيَامِهِ ، ثُمَّ
قَالَ :
( سَمِعَ اللّه لِمَنْ حَمِدَهُ ، رَبَّنَا
لَكَ الحَمْدُ ) ثُمَّ قَامَ طَويلاً قَريباً مِمَّا رَكَعَ ،
ثُمَّ سَجَدَ ،
فَقَالَ :
( سُبْحَانَ رَبِّيَ الأَعْلَى )
فَكَانَ سُجُودُهُ قَريباً مِنْ قِيَامِهِ . رواه
مسلم . |
|
104. İbn Mes’ûd
radıyallahü anh şöyle dedi:
Bir gece
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
arkasında namaz kıldım. Ayakta o kadar uzun durdu ki, en sonunda,
içimden hoş olmayan bir şey yapmayı bile geçirdim.
- Ne yapmayı
düşündün? dediler.
-
Peygamber’i ayakta bırakıp
oturmayı düşündüm, dedi.
Buhârî, Teheccüd 9;
Müslim, Müsâfirîn 204 |
١٠٤-
التاسع : عن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
صَلَّيْتُ مَعَ النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم لَيلَةً ، فَأَطَالَ القِيامَ حَتَّى
هَمَمْتُ بأمْرِ سُوءٍ ! قيل : وَمَا هَمَمْتَ بِهِ ؟
قَالَ :
هَمَمْتُ أنْ أجْلِسَ وَأَدَعَهُ .
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
105. Enes
radıyallahü anh’den,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Ölüyü
(kabre kadar) üç şey takip eder: Çoluk-çocuğu, malı ve ameli.
Bunlardan ikisi döner, biri kalır. Çoluk-çocuğu ve malı döner,
ameli (kendisiyle) kalır.”
Buhârî, Rikak 42;
Müslim, Zühd 5. Ayrıca bk.Tirmizî,
Zühd 46; Nesâî, Cenâiz 52 |
١٠٥-
العاشر : عن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( يَتْبَعُ المَيتَ ثَلاَثَةٌ : أهْلُهُ
وَمَالُهُ وَعَملُهُ ، فَيَرجِعُ اثنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ :
يَرجِعُ أهْلُهُ وَمَالُهُ ، وَيَبقَى عَملُهُ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
106. İbn Mes’ûd
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennet size, ayakkabınızın bağından
daha yakındır. Cehennem de öyledir.”
Buhârî, Rikak 29. |
١٠٦-
الحادي عشر : عن ابن مسعود رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( الجَنَّةُ أَقْرَبُ
إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ ، وَالنَّارُ مِثلُ
ذلِكَ ) رواه البخاري . |
|
107.
Resûlüllah’ın hizmetkârı
ve Ehl-i suffe’den olan Ebû Firâs Rebîa İbn Ka’b el-Eslemî
radıyallahü anh şöyle dedi:
“Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte gecelerdim. Abdest suyunu ve öteki ihtiyaçlarını ona
getirirdim. Buna karşılık bir keresinde bana:
- “Dile
(benden ne dilersen)” buyurdu. Ben:
- Cennette
seninle beraber olmayı isterim, dedim.
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Başka bir şey istemez misin?”
buyurdu. Ben:
- Benim dileğim
bundan ibarettir, dedim. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Öyleyse çok namaz kılıp secde ederek,
kendin için bana yardımcı ol!” buyurdu.
Müslim, Salât 226. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 22;
Nesâî, Tatbîk 79 |
١٠٧-
الثاني عشر : عن أبي فِراسٍ ربيعةَ بنِ كعبٍ الأسلميِّ خادِمِ رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، ومن أهلِ الصُّفَّةِ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
كُنْتُ أبِيتُ مَعَ رسولِ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم فآتِيهِ بِوَضُوئِهِ وَحَاجَتِهِ ،
فَقَالَ :
( سَلْنِي ) فقُلْتُ : اسْأَلُكَ
مُرَافَقَتَكَ في الجَنَّةِ .
فَقَالَ :
( أَوَ غَيرَ ذلِكَ ) ؟ قُلْتُ :
هُوَ ذَاكَ ،
قَالَ :
( فأَعِنِّي عَلَى نَفْسِكَ بِكَثْرَةِ
السُّجُودِ ) رواه مسلم . |
|
108. Ebû Abdullah (veya Ebû
Abdurrahman) Sevbân radıyallahü anh’den
-ki kendisi Resûlüllah’ın
azadlı kölesidir- rivayet edildiğine göre o “Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken işittim” demiştir:
“Çok
secde etmeye bak! Zira senin Allah için yaptığın her secde
karşılığında Allah seni bir derece yükseltir ve bir hatânı siler.”
Müslim, Salât 225. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 22;
Tirmizî, Salât 169;
Nesâî, Tatbîk 80, 89 |
١٠٨-
الثالث عشر : عن أبي عبد اللّه ، ويقال : أَبُو عبد الرحمان ثوبان
-مولى رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم - رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يَقُولُ : ( عَلَيْكَ
بِكَثْرَةِ السُّجُودِ ؛ فَإِنَّكَ لَنْ تَسْجُدَ للّه سَجْدَةً
إلاَّ رَفَعَكَ اللّه بِهَا دَرجَةً ، وَحَطَّ عَنكَ بِهَا خَطِيئةً
) رواه مسلم . |
|
109. Ebû Safvân Abdullah İbn
Büsr el-Eslemî radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İnsanların
en kârlısı, ömrü uzun, ameli güzel olandır.”
Tirmizî, Zühd 21, 22 |
١٠٩-
الرابع عشر : عن أَبي صَفوان عبد اللّه بنِ بُسْرٍ الأسلمي
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( خَيرُ النَّاسِ مَنْ
طَالَ عُمُرهُ ، وَحَسُنَ عَمَلُهُ ) رواه
الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن ) .
( بُسْر )
بضم الباء وبالسين المهملة . |
|
110. Enes
radıyallahü anh şöyle dedi:
Amcam Enes İbn
Nadr radıyallahü anh Bedir
Savaşı’na katılmamıştı. Bu ona çok ağır geldi. Bu sebeple:
- “Ey Allah’ın
Resûlü! Müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allahü
teâlâ müşriklerle yapılacak bir savaşta beni bulundurursa, neler
yapacağımı elbette Allahü teâlâ görecektir” dedi.
Sonra Uhud
Savaşı’nda müslüman safları dağılınca, -arkadaşlarını kastederek-
“Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı özür beyan ederim” dedi.
Müşrikleri kastederek de “Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu
sana arzederim” deyip ilerledi. Sa’d İbn Muâz ile karşılaştı ve:
- Ey Sa’d!
istediğim cennettir. Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, Uhud’un
eteklerinden beri hep o cennetin kokusunu alıyorum, dedi. Sa’d
(olayı anlatırken) “Ben onun yaptığını yapamadım, ya Resûlallah”
dedi.
Enes
radıyallahü anh devamla şöyle
dedi:
Amcamı şehid
edilmiş olarak bulduk. Vücudunda seksenden fazla kılıç, süngü ve
ok yarası vardı. Müşrikler müsle yapmış, uzuvlarını kesmişlerdi.
Bu sebeple onu kimse tanıyamadı. Sadece kızkardeşi parmak
uçlarından tanıdı.
Enes dedi ki,
biz şu âyetin amcam ve amcam gibiler hakkında inmiş olduğunu
düşünmekteyiz:
“Mü’minler içinde öyle yiğit erkekler
vardır ki, Allah’a verdikleri sözlerinde durdular. Onlardan kimi
ahdini yerine getirdi (çarpıştı, şehid düştü), kimi de sırasını
bekliyor. Bunlar aslâ sözlerini değiştirmemişlerdir”
[Ahzâb sûresi (33), 23].
Buhârî, Cihâd 12;
Müslim, İmâre 148 |
١١٠-
الخامس عشر : عن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
غَابَ عَمِّي أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ عن قِتالِ بدرٍ ،
فَقَالَ :
يَا رسولَ اللّه ، غِبْتُ عَنْ أوّل قِتال قَاتَلْتَ المُشْرِكِينَ ،
لَئِن اللّه أشْهَدَنِي قِتَالَ المُشركِينَ لَيُرِيَنَّ اللّه مَا
أصْنَعُ . فَلَمَّا كَانَ يَومُ أُحُدٍ انْكَشَفَ المُسْلِمونَ
،
فَقَالَ :
اللّهمَّ أعْتَذِرُ إلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هؤُلاءِ -
يعني : أصْحَابهُ - وأبْرَأُ
إلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هؤُلاءِ
�-
يَعني : المُشركِينَ - ثُمَّ
تَقَدَّمَ فَاسْتَقْبَلهُ سَعدُ بْنُ مُعاذٍ ،
فَقَالَ :
يَا سعدَ بنَ معاذٍ ، الجَنَّةُ وربِّ الكعْبَةِ إنِّي أجِدُ ريحَهَا
منْ دُونِ أُحُدٍ . قَالَ سعدٌ : فَمَا اسْتَطَعتُ يَا رسولَ اللّه
مَا صَنَعَ ! قَالَ أنسٌ : فَوَجَدْنَا بِهِ بِضْعاً وَثَمانينَ
ضَربَةً بالسَّيفِ ، أَوْ طَعْنةً
بِرمْحٍ ، أَوْ رَمْيَةً بسَهْمٍ ،
وَوَجَدْنَاهُ قَدْ قُتِلَ وَمَثَّلَ بِهِ المُشْرِكونَ فما عَرَفهُ
أَحَدٌ إلاَّ أُخْتُهُ بِبَنَانِهِ . قَالَ أنس : كُنَّا نَرَى
أَوْ نَظُنُّ أن هذِهِ الآية نزلت
فِيهِ وفي أشباهه : { مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّه عَلَيْهِ }
[ الأحزاب : ٢٣ ]
إِلَى آخِرها . مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
.
قوله :
( لَيُرِيَنَّ اللّه ) روي بضم
الياء وكسر الراء : أي لَيُظْهِرَنَّ اللّه ذلِكَ للنَّاس ، وَرُويَ
بفتحهما ومعناه ظاهر ، واللّه أعلم . |
|
111. Ebû Mes’ûd Ukbe İbn Amr
el-Ensârî el-Bedrî radıyallahü anh
şöyle dedi:
Sadaka âyeti
inince, biz sırtımızla yük taşıyarak, (hammallık yaparak) sadaka
vermeye başladık. Derken bir adam geldi çokca sadaka verdi.
Münâfıklar, “Gösteriş yapıyor” dediler. Bir başkası geldi, bir
ölçek hurma getirdi. Yine münâfıklar, “Allah’ın, bunun bir ölçek
hurmasına ihtiyacı yoktur” dediler. Bunun üzerine,
“Sadakalar hususunda gönülden veren
mü’minleri çekiştiren ve güçlerinin yettiğinden başkasını
bulamayanlarla alay edenler yok mu, Allah onları maskaraya
çevirmiştir. Onlar için acı bir azab vardır” [Tevbe
sûresi (9), 79] âyeti indi.
Buhârî, Zekât 10;
Müslim, Zekât 72 |
١١١-
السادس عشر : عن أبي مسعود عقبة بن عمرو الأنصاري البدري
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
لَمَّا نَزَلَتْ آيةُ الصَّدَقَةِ كُنَّا نُحَامِلُ عَلَى ظُهُورِنَا
، فَجَاءَ رَجُلٌ فَتَصَدَّقَ بِشَيءٍ كَثيرٍ ، فقالوا
: مُراءٍ ، وَجَاءَ رَجُلٌ آخَرُ فَتَصَدَّقَ بِصَاعٍ ، فقالُوا
: إنَّ اللّه لَغَنيٌّ عَنْ صَاعِ هَذَا ! فَنَزَلَتْ :
{ الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لا يَجِدُونَ
إِلاَّ جُهْدَهُمْ }
[ التوبة : ٧٩ ]
. مُتَّفَقٌ عَلَيهِ، هذا لفظ
البخاري.
وَ( نُحَامِلُ ) بضم النون وبالحاء
المهملة : أي يحمل أحدنا عَلَى ظهره بالأجرة ويتصدق بِهَا . |
|
112.
Saîd İbn
Abdülazîz’in Rebîa İbn Yezîd’den; Rebîa’nın Ebû İdrîs
el-Havlânî’den, onun Ebû Zer Cündeb İbn Cünâde
radıyallahü anh’den; Ebû Zer’in
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’den;
onun da Allah Tebâreke ve Teâlâ hazretlerinden rivayet ettiğine
göre Allahü teâlâ şöyle buyurdu:
“Kullarım!
Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram
kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz.
Kullarım! Benim hidâyet ettiklerim
dışında hepiniz sapıtmışsınız. O halde benden hidâyet dileyin ki
sizi doğruya ileteyim.
Kullarım! Benim doyurduklarım hariç,
hepiniz açsınız. Benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım.
Kullarım! Benim giydirdiklerim hariç,
hepiniz çıplaksınız. Benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim.
Kullarım! Siz gece-gündüz günah
işlemektesiniz, bütün günahları afveden de yalnızca benim. Benden
af dileyin ki sizi bağışlayayım.
Kullarım! Bana zarar vermek elinizden
gelmez ki, zarar verebilesiniz. Bana fayda vermeye gücünüz yetmez
ki, fayda veresiniz.
Kullarım! Evveliniz ahiriniz, insanınız
cinleriniz, en müttaki bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip
olsalar, bu benim mülkümde herhangi bir şey arttırmaz.
Kullarım! Evveliniz âhiriniz, insanınız
cinleriniz, en günahkâr bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip
olsalar, bu benim mülkümden en küçük bir şey eksiltmez.
Kullarım! Evveliniz âhiriniz, insanınız
cinleriniz bir yerde toplanıp benden istekte bulunacak olsalar,
ben de her birine istediğini versem, bu benim mülkümden ancak,
iğne denize daldırılıp çıkarıldığında denizden ne kadar
eksiltebilirse işte o kadar azaltır. (Yani hiç bir şey eksiltmez.)
Kullarım! İşte sizin amelleriniz. Onları
sizin için saklar, sonra onları size iâde ederim. Artık kim bir
hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey
bulursa öz nefsinden başka kimseyi ayıplamasın.”
Saîd İbn
Abdülaziz dedi ki, Ebû İdris el-Havlânî bu hadisi rivâyet ettiği
zaman dizleri üzerine çöküverdi.
Müslim, Birr 55 |
١١٢-
السابع عشر : عن سعيد بن عبد العزيز ، عن ربيعة بن يزيد ، عن أَبي
إدريس الخولاني ، عن أبي ذر جندب بن جُنادة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن النَّبيّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم فيما يروي ، عن اللّه تَبَاركَ
وتعالى ، أنَّهُ
قَالَ :
( يَا عِبَادي ، إنِّي حَرَّمْتُ الظُلْمَ
عَلَى نَفْسي وَجَعَلْتُهُ بيْنَكم مُحَرَّماً فَلا تَظَالَمُوا .
يَا عِبَادي ، كُلُّكُمْ ضَالّ إلاَّ مَنْ هَدَيْتُهُ فَاستَهدُوني
أهْدِكُمْ . يَا عِبَادي ، كُلُّكُمْ جَائِعٌ إلاَّ مَنْ أطْعَمْتُهُ
فَاستَطعِمُوني أُطْعِمْكُمْ . يَا عِبَادي ، كُلُّكُمْ عَارٍ إلاَّ
مَنْ كَسَوْتُهُ فاسْتَكْسُونِي أكْسُكُمْ . يَا عِبَادي ، إنَّكُمْ
تُخْطِئُونَ باللَّيلِ وَالنَّهارِ وَأَنَا أغْفِرُ الذُّنُوبَ
جَمِيعاً فَاسْتَغْفِرُوني أغْفِرْ لَكُمْ . يَا عِبَادي، إنَّكُمْ
لَنْ تَبْلُغوا ضُرِّي فَتَضُرُّوني ، وَلَنْ تَبْلُغُوا نَفعِي
فَتَنْفَعُوني . يَا عِبَادي ، لَوْ أنَّ أوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ
وَإِنْسَكُمْ وَجنَّكُمْ كَانُوا عَلَى أتْقَى قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ
مِنْكُمْ مَا زَادَ ذلِكَ في مُلكي شيئاً . يَا عِبَادي ، لَوْ أنَّ
أوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجنَّكُمْ كَانُوا عَلَى
أفْجَرِ قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مِنْكُمْ مَا نَقَصَ ذلِكَ من مُلكي
شيئاً. يَا عِبَادي، لَوْ أنَّ أوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ
وَجنَّكُمْ قَامُوا في صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَسَألُوني فَأعْطَيتُ كُلَّ
إنْسَانٍ مَسْألَتَهُ مَا نَقَصَ ذلِكَ مِمَّا عِنْدِي إلاَّ كما
يَنْقصُ المِخْيَطُ إِذَا أُدْخِلَ البَحْرَ . يَا عِبَادي ،
إِنَّمَا هِيَ أعْمَالُكُمْ أُحْصِيهَا لَكُمْ ثُمَّ أوَفِّيكُمْ
إِيَّاهَا ، فَمَنْ وَجَدَ خَيراً فَلْيَحْمَدِ اللّه وَمَنْ وَجَدَ
غَيْرَ ذلِكَ فَلا يَلُومَنَّ إلاَّ نَفْسَهُ ) .
قَالَ سعيد : كَانَ أَبُو إدريس إِذَا حَدَّثَ بهذا الحديث جَثا
عَلَى رُكبتيه . رواه مسلم .
وروينا عن الإمام أحمد بن حنبل رحمه اللّه ،
قَالَ :
لَيْسَ لأهل الشام حديث أشرف من هَذَا الحديث . |