10. HAYIRLI İŞLERE KOŞMAK
HAYIRLI İŞLERE
KOŞMAK VE HAYRA YÖNELMİŞ KİŞİYİ CİDDİ VE TEREDDÜTSÜZ ŞEKİLDE ONU
İŞLEMEYE TEŞVİK ETMEK
•
“Hayır işlerinde yarışın!”
Bakara sûresi (2), 148
•
“Rabbinizin mağfiretine ve takvâ sahipleri
için hazırlanmış olan göklerle yer genişliğindeki cennete koşun!”
Âl-i İmrân sûresi (3), 133 |
١٠- باب في المبادرة إلى الخيرات
وحثِّ من توجه لخير على الإقبال عليه بالجد من غير تردد
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَات }
[ البقرة : ١٤٨ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ
رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ
لِلْمُتَّقِينَ }
[ آل عمران : ١٣٣ ]
. |
|
88. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Yararlı işler görmekte acele ediniz.
Zira yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi birtakım fitneler
ortalığı kaplayacaktır. O zamanda insan, mü’min olarak sabahlar,
kâfir olarak geceler; mü’min olarak geceler, kâfir olarak
sabahlar. Dinini küçük bir dünyalığa satar.”
Müslim, Îmân 186. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fiten 30, Zühd 3;
İbn Mâce, İkâme 78 |
٨٨-
وأما الأحاديث : فالأولُ : عن أبي هريرة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( بَادِرُوا بِالأعْمَال فتناً كقطَعِ
اللَّيْلِ المُظْلِمِ ، يُصْبحُ الرَّجُلُ مُؤْمِناً وَيُمْسِي
كَافِراً ، وَيُمْسِي مُؤمِناً ويُصبحُ كَافِراً ، يَبيعُ دِينَهُ
بعَرَضٍ مِنَ الدُّنيا ) رواه
مسلم . |
|
89. Ebû Sirve’a (veya
Serve’a) Ukbe İbn Hâris radıyallahü anh
şöyle dedi:
Bir keresinde
Medine’de Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
arkasında ikindi namazı kılmıştım.
Resûlüllah selâm verip namazı bitirdi ve sür’atle
yerinden kalktı, safları yararak hanımlarından birinin odasına
gitti. Cemaat, Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’in bu
telaşından endişe ettiler.
Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem kısa sürede döndü, kendisinin bu acele davranışından
dolayı meraklanmış olduklarını gördü ve şöyle buyurdu:
“Odamızda birazcık altın -veya gümüş-
olduğunu hatırladım da beni hayırda acele etmekten alıkoymasını
istemedim ve derhal dağıtılmasını emrettim.”
Buhârî, Ezân 158, el-Amel
fi’s-salât 18; Nesâî, Sehv 104
Buhârî’nin bir başka
rivayetinde bu ifade şu şekildedir:
“Odada, sadaka (olarak dağıtılacak) bir
miktar altın -veya gümüş- bırakmıştım. Onun gece evde kalmasını
uygun görmedim.”
Buhârî, Zekât 20 |
٨٩-
الثَّاني : عن أبي سِروْعَة - بكسر
السين المهملة وفتحها - عُقبةَ بن الحارث
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
صَلَّيتُ وَرَاءَ النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم بالمَدِينَةِ العَصْرَ ، فَسَلَّمَ ثُمَّ
قَامَ مُسْرِعاً ، فَتَخَطَّى رِقَابَ النَّاسِ إِلَى بعْضِ حُجَرِ
نِسَائِهِ ، فَفَزِعَ النَّاسُ مِنْ سُرْعَتِهِ ، فَخَرَجَ عَلَيهمْ
، فَرأى أنَّهمْ قَدْ عَجبُوا مِنْ سُرعَتهِ ،
قَالَ :
( ذَكَرتُ شَيئاً مِنْ تِبرٍ عِندَنَا
فَكَرِهتُ أنْ يَحْبِسَنِي فَأمَرتُ بِقِسْمَتِهِ ) رواه
البخاري .
وفي رواية لَهُ: ( كُنتُ خَلَّفتُ في
البَيْتِ تِبراً مِنَ الصَّدَقةِ فَكَرِهتُ أنْ أُبَيِّتَهُ ).
( التِّبْرُ ) : قِطَعُ ذَهَبٍ
أَوْ فِضَّةٍ . |
|
90. Câbir
radıyallahü anh şöyle dedi:
Uhud Savaşı’nda
bir adam Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e:
- Eğer
öldürülürsem, nerede olurum? diye sordu.
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem de:
- “Cennet’te” cevabını verdi.
Bunun üzerine
adam, (yemekte olduğu) elindeki hurmaları fırlatıp attı; harbe
daldı ve şehid düşünceye kadar savaştı.
Buhârî, Meğâzî 17;
Müslim, İmâre 143. Ayrıca bk.
Nesâî, Cihâd 31 |
٩٠-
الثالث : عن جابر
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رجل للنبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم يَومَ أُحُد : أَرَأيتَ إنْ قُتِلتُ فَأَيْنَ أَنَا ؟
قَالَ :
( في الجنَّةِ ) فَأَلْقَى
تَمَرَاتٍ كُنَّ في يَدِهِ ، ثُمَّ قَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ .
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
91. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e bir
adam geldi ve şöyle dedi:
- Ey Allah’ın
elçisi! Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür?
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem de
şöyle buyurdu:
- “Güçlü-kuvvetliyken, sıhhatin
yerindeyken, cimriliğin üzerinde, fakir düşmekten endişe
etmekteyken, daha büyük zengin olmayı düşlerken verdiğin sadakanın
sevabı daha büyüktür. (Bu işi) can boğaza gelip de “falana şu
kadar”, “filana bu kadar” demeye bırakma. Zaten o mal vârislerden
şunun veya bunun olmuştur.”
Buhârî, Zekât 11, Vasâyâ 17;
Müslim, Zekât 92 |
٩١-
الرابع : عن أبي هريرة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
جاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
يَا رسولَ اللّه ، أيُّ الصَّدَقَةِ أعْظَمُ أجْرَاً ؟
قَالَ :
( أنْ تَصَدَّقَ وَأنتَ صَحيحٌ شَحيحٌ ،
تَخشَى الفَقرَ وتَأمُلُ الغِنَى ، وَلاَ تُمهِلْ حَتَّى
إِذَا بَلَغتِ الحُلقُومَ قُلْتَ لِفُلان كذا ولِفُلانٍ كَذا ، وقَدْ
كَانَ لِفُلانٍ ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
.
( الحُلقُومُ )
: مَجرَى النَّفَسِ . وَ( المَرِيءُ )
: مجرى الطعامِ والشرابِ . |
|
92. Enes
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Uhud
Savaşı’nda eline bir kılıç alıp:
- “Bunu benden kim almak ister?”
diye sordu.
Mücahidlerin
her biri ellerini uzatıp:
- “Ben, ben”
diye cevap verdiler.
Nebi
sallallahu aleyhi ve sellem bu
defa:
- “Hakkını vermek şartıyla onu kim
alır?” buyurdu.
Bunun üzerine
hemen herkes duraladı; fakat Ebû Dücâne
radıyallahü anh:
- Hakkını
vermek şartıyla ben alıyorum! dedi, aldı ve onunla müşriklerin
kellelerini ikiye ayırdı.
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 128 |
٩٢-
الخامس : عن أنس
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ رسول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
أخذ سيفاً يَومَ أُحُدٍ ،
فَقَالَ :
( مَنْ يَأخُذُ منِّي هَذَا ؟ )
فَبَسطُوا أيدِيَهُمْ كُلُّ إنسَانٍ مِنْهُمْ يقُولُ : أَنَا أَنَا .
قَالَ :
( فَمَنْ يَأخُذُهُ بحَقِّه ؟ )
فَأَحْجَمَ القَومُ فَقَالَ أَبُو دُجَانَةَ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنا آخُذُهُ
بِحَقِّهِ ، فأخذه فَفَلقَ بِهِ هَامَ المُشْرِكِينَ . رواه
مسلم .
اسم أبي دجانةَ : سماك بن خَرَشة . قوله :
( أحجَمَ القَومُ ) : أي توقفوا .
وَ( فَلَقَ بِهِ ) : أي شق .
( هَامَ المُشرِكينَ ) : أي
رُؤُوسَهم . |
|
93. Zübeyr İbn Adî şöyle
dedi:
Enes İbn Mâlik
radıyallahü anh’e gittik ve
Haccâc’ın zulmünden şikâyet ettik. Enes şöyle dedi:
- “Rabbinize
kavuşana kadar sabredin; zira her gelen gün, geçmiş günden daha
kötü olacaktır. Ben bunu
Peygamberimiz’den duydum.”
Buhârî, Fiten 6 |
٩٣-
السادس : عن الزبير بن عدي ،
قَالَ :
أتينا أنسَ بن مالك رَضِيَ اللّه عَنْهُ
فشكونا إِلَيْه مَا نلقى مِنَ الحَجَّاجِ .
فَقَالَ :
( اصْبرُوا ؛ فَإنَّهُ لا يَأتي زَمَانٌ
إلاَّ والَّذِي بَعدَهُ شَرٌّ مِنهُ حَتَّى تَلقَوا رَبَّكُمْ )
سَمِعتُهُ مِنْ نَبِيِّكُمْ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم . رواه البخاري
. |
|
94. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Yedi (engelleyici) şey(gelme)den önce
iyi işler yapmakta acele ediniz. Yoksa gerçekten siz, unutturan
fakirlik, azdıran zenginlik, (her şeyi) bozup perişan eden
hastalık, saçma-sapan konuşturan ihtiyarlık, ansızın geliveren
ölüm, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccâl, belâsı en
müthiş ve en acı olan kıyametten başka bir şey mi beklediğinizi
sanıyorsunuz?”
Tirmizî, Zühd 3 |
٩٤-
السابع : عن أبي هريرة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( بادِرُوا بِالأَعْمَالِ سَبْعاً ، هَلْ
تَنْتَظِرُونَ إلاَّ فَقراً مُنسياً ، أَوْ غِنىً مُطغِياً ، أَوْ
مَرَضاً مُفسِداً ، أَوْ هَرَماً مُفْنداً ، أَوْ مَوتاً مُجْهزاً ،
أَوْ الدَّجَّالَ فَشَرُّ غَائِبٍ يُنْتَظَرُ ، أَوْ السَّاعَةَ
فالسَّاعَةُ أدهَى وَأَمَرُّ ) رواه
الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن ) . |
|
95. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Hayber
Savaşı’nda şöyle buyurdu:
“Bu sancağı, Allah’ı ve Resûlünü seven,
Allah’ın fethi kendisine nasip edeceği bir yiğide vereceğim.”
Ömer
radıyallahü anh demiştir ki,
“Emirliği o günkü kadar hiçbir zaman arzu etmedim. Beni çağırır
ümidiyle Resûlüllah’a
kendimi göstermeye çalıştım durdum.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Ali
İbn Ebû Tâlib’i çağırdı, sancağı ona teslim etti ve şöyle buyurdu:
- “Yürü, Allah fethi müyesser kılıncaya
kadar sağa-sola bakınma!”
Ali derhal
hareket etti, sonra durdu ve arkasına dönmeden (gözlerini hedeften
ayırmadan) seslendi:
- Ey Allah’ın
elçisi, onlarla ne (yapmaları) için savaşayım?
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- “Onlarla, Allah’tan başka ilâh
olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet
getirmelerine kadar savaş. Bunu yaptıkları an, -dinin yasaklarını
çiğnemedikçe- kanlarını ve mallarını senden korumuş olurlar. Asıl
hesapları(nı görmek ise) Allah’a aittir.”
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 33.
Ayrıca bk. Buharî, Fezâilü’l-ashâb 9 |
٩٥-
الثامن : عَنْهُ : أن رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ يَومَ خيبر : ( لأُعْطِيَنَّ هذِهِ
الرَّايَةَ رَجُلاً يُحِبُّ اللّه وَرَسُولَهُ يَفتَحُ اللّه عَلَى
يَدَيهِ ) قَالَ عُمَرُ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ : مَا أحبَبْتُ الإِمَارَة إلاَّ يَومَئِذٍ ،
فَتَسَاوَرتُ لَهَا رَجَاءَ أنْ أُدْعَى لَهَا ، فَدَعا رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم عليّ
بن أبي طالب رَضِيَ اللّه عَنْهُ
فَأعْطَاهُ إيَّاهَا ، وَقالَ :
( امْشِ وَلا تَلتَفِتْ حَتَّى يَفتَح
اللّه عَلَيكَ ) فَسَارَ عليٌّ شيئاً ثُمَّ وَقَفَ ولم يلتفت
فصرخ : يَا رَسُول اللّه ، عَلَى ماذا أُقَاتِلُ النّاسَ ؟
قَالَ :
( قاتِلْهُمْ حَتَّى يَشْهَدُوا أنْ لا إله
إلاَّ اللّه ، وَأنَّ مُحَمداً رسولُ اللّه ، فَإِذَا فَعَلُوا فقَدْ
مَنَعوا مِنْكَ دِمَاءهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ إلاَّ بحَقِّهَا ،
وحسَابُهُمْ عَلَى اللّه ) رواه
مسلم .
( فَتَسَاوَرْتُ )
هُوَ بالسين المهملة : أي وثبت متطلعاً . |