CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

VÂNÎ MEHMED EFENDİ

Hünkâr şeyhi denmekle meşhur velî. İsmi Mehmed'dir. Peygamber efendimizin soyundan olup seyyiddir. Aslen Van'ın Hoşab (Güzelsu) kasabasındandır. Babası Vânî Bistâm Efendidir. Van'da doğmuş olup, doğum târihi bilinmemektedir. Babasından dolayı Vânîzâde, kendisi Van'da doğduğu için de Vânî nisbetleri ile meşhûr oldu. 1685 (H.1096) târihinde Bursa yakınlarında Kestel köyünde vefât edip, orada kendi yaptırdığı câminin girişine defnedildi.

Vânî Seyyid MehmedEfendi, ilk tahsîline Van'da başladı. Doğunun belli başlı ilim merkezlerini dolaştı. Gence, Karabağ ve Tebriz gibi bâzı beldelerde ilim tahsîl etti. Nûreddîn Şirvânî'den Halvetî yolunun tasavvuf bilgilerini öğrenip kemâle geldi.Daha çok tefsîr, hadîs, fıkıh ve târih bilgileri üzerinde çalışan, edebiyât ve belâgatta yükselen Mehmed Efendi, Erzurum'a yerleşti. Câmilerde vâz ve nasîhatler ederek, insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi. Erzurum'da bulunduğu sırada evlenip çoluk çocuk sâhibi oldu. Sonra yetişen iki kızından birini talebelerinden Şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendiye, diğerini de, yine talebelerinden Bursa Sultâniyesi müderrislerinden Mustafa Efendiye verdi. Bu dâmâdı daha sonra "Vânîdâmâdı" diye tanındı.

Bilgisi ve hitâbetiyle, herkesin hayranlığına mazhar olan Mehmed Efendi, Erzurum beylerbeyi Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa ile sohbet edip, nasîhatlerde bulundu. Fâzıl Ahmed Paşanın babasının vefâtı üzerine sadrâzam tâyin olunarak İstanbul'a çağrılmasından sonra,MehmedEfendinin nâmı İstanbul'da da duyulmaya başladı.Pâdişâh Dördüncü MehmedHanın emriyle İstanbul'a çağrıldı. Pâdişâh hocası (Hünkâr şeyhi) ve Yeni Câmide ilk kürsü vâizi oldu. Şehzâde Mustafa'nın da hocalığını yaptı. Pâdişâh vâizi olunca, şehzâde Mustafa'nın terbiyesini, talebesi ve dâmâdı Feyzullah Efendiye bıraktı. Pâdişâh hocası olmasından dolayı "Şeyh Mehmed" nâmıyla anılmaya başlanan Mehmed Efendinin Yeni Câmi kürsüsünden ettiği vâzlar, büyük îtibâr gördü. Zühd ve takvâsı, dünyâya ehemmiyet vermeyip, Allahü teâlâdan çok korkması, îtibârını yükseltti. Vâz ve nasîhatleri pek tesirli oldu. 1665 senesinde bâzı sahte tarîkatçıların çığırdan çıkan, zaman zaman İslâmiyetin dışına taşan hâl ve hareketlerinin durdurulması için ferman çıkarttı. Zamânında Sabatay Sevi adında bir haham kendisinin Mesih olduğuna dâir bir takım sapık fikirler ileri sürmüştü. Bir ihbâr üzerine yakalanıp Edirne'ye getirildi. Edirne sarayında Şeyhülislâm Minkarizâde Yahyâ Efendi ve Sultanın imâmı Vânî Mehmed Efendiden müteşekkil bir dîvân kuruldu.Pâdişâhın bitişik odadan tâkib ettiği görüşmeler sonunda Sabatay kendisinin müslüman olduğunu söyledi ve dönme olduğunu îlân etti. Onun müslüman olmuş görünmesiyle ilgili olarak Vânî MehmedEfendi; "Bu adamın müslümanlığı kalbî hisler ve ihlâs ile kabûl ettiğine kâni değilim. Fakat dînimiz şüpheyi reddeder ve kişinin îmânı üzerinde hüküm ancak cenâb-ı Hakk'ındır. Bu îtibârla ihlâs ile müslüman olmasını niyâzdan başka bir şey yapamam." diyerek İslâmiyetin hükümlerine bağlı olduğunu gösterdi.

Vânî MehmedEfendi 1683 senesinde Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki İkinci Viyana Seferine ordu şeyhi olarak katıldı.Seferden sonra Bursa yakınlarındaki Kestel köyüne gönderildi. İstanbul'da boğazda kendi adıyla anılan Vanîköy'de bir câmi ve medrese yaptırdığı gibi, Kestel'de de büyük bir câmi ve mektep yaptırdı. Ömrünü orada tamamladı.

Vânî Mehmed Efendinin vakfiyesi özetle şöyledir: "Hamdü senâ Allahü teâlâya mahsustur. O'nun Resûlü'ne salât ve selâm ederim. Kullarına rahmetini ihsân etmekle kalplerini nûrlandırmış ve bunlar arasında zenginleri de hayır yapmak, kendilerine ihsân ettiği mallarını sırfAllahü teâlâdan sevâb umarak ve rızâsına tâlib olarak herkese faydalı şeyleri vakfetmekle seçip ayırmış ve cömert zenginlere dünyânın ve dünyâ zevklerinin fânî, geçici, âhiretin ve onun nişanlarının bâkî, kalıcı olduğunu ilhâm buyurmuştur.

Cenâb-ı Hak insanı şu fânî dünyâda, bâkî ve ebedî olan âhirete azık toplamak için yarattı. Dünyâda yarattığı cevher ve mâdenleri ve mallarını da, Cennet'in yüksek makamlarını onlarla elde etmek için bu hikmetle yaratıp îcâd etti. Dünyânın yokluğa gidişi ve âhiretin bâkî ve ebediyete mazhâr olduğu, Kur'ân-ı kerîmde bildirildi. Sonra âhiret için azık tedârik etmek ve muhtâc olanlara yardım husûsunda teşvikte bulunuldu. Mescid yapanlar ve tâmir edenlerin fazîletleri bildirildi. Gam ve endişenin insanları sardığı bir günde ümmetine şefkat buyuracak olan Peygamber efendimiz, birçok hadîs-i şerîfleri ile evkafın menfaatlerinden haber verdi.

Bundan sonra kardeşlerim ve sevdiklerim: Biliniz ki, günâhı çok ve ayakların toprağı olarak şu sahifeleri karalayan ve suçunu, kusûrunu îtirâf eden ve Rabbin rahmetini ve yardımını uman Van'da doğan Bursa'da oturan Muhammed bin Molla Bistam bin Molla Rüstem bin Şeyh Halil şöyle der: Tefekkür ederek dünyânın karar yeri olmadığını ve insanın elde ettiği malların ancak günâh ve zarardan ibâret bulunduğunu ve âhiret için dünyâ servetlerine dalıp infak ve tasadduk yönünden geçmenin mutlaka kötü bir alışkanlıktan ibâret olduğunu anlayınca, Bursa'da Kestel Karyesinde cenâb-ı Hakk'ın bana ihsân ettiği mal ile içinde müslümanların her namazı ve bilhassa Cumâ ve bayram namazlarını edâ etmeleri için bir mescid ve câmi yaptırdım.

Ey Rabbim! Kulunu bu mübârek binâların inşâsına muvaffak kıldığın gibi, bunların güzelce kabûlünü ve bereketini de ihsân eyle. Rızâna yakın olarak dîninin ihyâsına sebep kıl."

Pekçok talebe yetiştiren Vanî Mehmed Efendi, birçok kıymetli eser kaleme aldı. Arâis-ül-Kur'ân, Hülâsât-üt-Tefâsîr, Risâle-i Mebde' vel-Me'âd, A'mâl-ül-Yevm vel-Leyl adlı eserleri yanında devlet büyüklerine gönderdiği nasîhat mektuplarını ihtivâ eden bir de münşeâtı vardır. Eserleri çeşitli kütüphânelerde mevcuttur.

 

KAYNAKLAR

1) Târih-i Râşid; c.1, s.483

2) Güldeste-i Riyâz-ı İrfân; s.409

3) Osmanlı Müellifleri; c.2, s.50

4) Kâmûs-ül-A'lâm; s.4679

5) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s.1159

6) Vekâyi-ül-Fudelâ, Üniversite Kütüphânesi, Türkçe Yazmalar Bölümü, No: 3216, c.2, v.218a

7) Hadîkat-ül-Cevâmi'; c.2, s.168

8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.16, s.245