CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

OSMAN NÛRAKÛBÎ

Evliyânın meşhurlarından. Nûrakûb denilen yerde yaşamıştır. Doğum ve vefât târihi bilinmemekte olup, on sekizinci asrın sonlarında yaşamıştır. Önce zâhirî ilim tahsîli ile meşgûl oldu ve tahsîlini tamamladıktan sonra tasavvufta yetişmek için Halvetî tarîkatı şeyhlerinden Şeyh Şâkir nâmında bir zâta talebe oldu. Şâkir Efendinin sohbetlerinde yetişmekte iken bu hocası vefât etti. Bunun üzerine Edirne’de Kâdirî yolunun rehberlerinden Şeyh Abdülkâdir hazretlerine talebe oldu. Bu zâtın sohbetlerinde kemâle erip, icâzet almakla şereflendi. Memleketi Nûrakûb’da insanları irşâd ile vazîfelendirildi. Bir müddet insanlara dîni anlatıp, öğreterek bu bilgilere uymalarını sağladı. Bu hizmetinden sonra Anadolu’ya seyâhate çıktı. Anadolu’ya gelince, Nakşibendî yolunda olan bir zâta misâfir olmuştu. Misâfir olduğu zâtın Lemeât-ı Nakşibend adlı eserini kopye etmek, yazmak istedi. Bu işle meşgûl iken, Nakşibendiyye yolunun büyüklerinin sırasıyla isimlerini ve hayatlarını okudukça; “Benim baştan beri bu yola arzum vardır. İlk niyetim bu yola girmekti. Acabâ beni bu yolun müntesibleri arasına kabûl ederler mi? Yoksa mahrum mu kalırım?” diye düşünerek çok mahzun oldu. O gece gördüğü bir rüyâ üzerine misâfir olduğu zâta talebe olarak Nakşibendî yolunda da yetişti. İcâzet alıp memleketine döndü. Bundan sonra dersleriyle, sohbetleriyle ve hizmetleriyle tanınan çok meşhur bir kimse oldu. Huzûrunda pekçok insan toplanır, sohbetini dinlerlerdi.

Bir kerâmeti şöyle nakledilmiştir: Bir gün bulunduğu beldenin ileri gelenlerinden birinin evine gitmişti. O kimse çok kibirli birisi olduğundan, Şeyh Osman Efendiye hiç alâka ve iltifât göstermedi. Hattâ pencereden dışarıya bakmaya başladı. Şeyh Osman Efendi ise bir köşede oturup bekledi. Kibirli ev sâhibi bir ara dönüp arkasına baktı. Odanın üç köşesinde Şeyh Osman Efendi sûretinde üç ayrı zât oturuyordu. Çok şaşırıp, bu nasıl bir hâldir, diye düşünürken, tekrar bakınca Şeyh Osman Efendiyi yalnız bir halde yerinde oturuyor gördü. Birdenbire toparlandı. Onun velî bir zât olduğunu anlayıp çok hürmet ve iltifât gösterdi. Sevenleri arasına katıldı. Şeyh Osman Efendinin ve talebelerinin pekçok hizmetinin görülmesine ihtiyaçlarının giderilmesine vesîle oldu.

Şeyh Osman Efendinin kabri Nûrakûb’da dergâhının içindedir. Çok ziyâret edilir.

 

KERÂMET ve MENKÎBELERİ

ZİFİRİ KARANLIK

Nakledilir ki: Çok karanlık bir gecede talebesinden biri ile câmiye gidiyordu. Hava yağmurlu ve zifiri karanlık idi. Talebesi elinde bir fener tutuyor ve bu fenerin aydınlığında gidiyorlardı. Yolda şiddetli yağmur sebebiyle fener söndü. Yürümek imkânsız gibiydi. Bu zor durum karşısında talebesine şu feneri bana ver bakalım, diyerek sönmüş feneri eline aldı. Feneri eline alır almaz, fener yanmaya ve etrâfı aydınlatmaya başladı. Böylece yürüyüp câmiye gittiler.

 

KAYNAKLAR

1) Bahr-ul-Velâye, Süleymâniye Kütüphânesi, H.Hüsnü Kısmı, No: 5799, v.474a