CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

ÇELEBİ ABDÜLCELÎL

Mevleviyye tarîkatının Mısır'da yetişen büyüklerinden. Doğum târihi ve yeri belli değildir. On yedinci yüzyılda yaşamıştır. Babası Mevlevî şeyhlerinden Çelebi Alâüddîn Efendidir. Küçük yaştan îtibâren babasından zâhirî ilimleri öğrendi. Sonra dergâhda bir köşeye çekilip devamlı tasavvuf büyüklerinin eserlerini okuyup mütâlaa etmekle vakit geçirdi. Gücü yettiği kadar büyüklerin nasîhat ve tavsiyeleri ile amel etmeye çalıştı. İlim, amel, ihlâs ve ahlâkda zamânının önde gelenlerinden idi. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî hazretlerinin mânevî işâretleri ile Kâhire'deki Mevlevî dergâhına insanlara doğru yolu anlatmakla tâyin olundu. Kâhire'deki mevlevî dergâhı, Câmi-ül-Ezher civârında idi. Ondan önce buranın şeyhi, Şeyh Dîvânî idi. Devlet adamları da sohbetlerine gelir, istifâde ederdi.

Çelebi Abdülcelîl bir gün yolda giderken, Mısır devlet ricâlinden Reşîd Fehhâme ile karşılaştı. Reşîd Fehhâme hemen Çelebi Abdülcelîl'in elini öptü ve evini şereflendirmelerini istedi. Onun ısrarlı arzusu üzerine bu teklifi kabûl eden Çelebi Abdülcelîl Efendi, bu evde üç gün kaldı. Daha sonra; "Misâfirlik üç gündür. Bundan sonra ağırlığı gidermek lâzımdır." buyurması üzerineFehhâme; "Efendim! Misâfirlik başkasının evinde olur. Bu ev mevlevîlerin evidir." dedikten sonra evini mevlevî dervişlerinin kalması için vakfettiğine dâir bir evrakı arz etti.  Çelebi Abdülcelîl onun bu hediyesini kabûl etti.

Çelebi Abdülcelîl Efendi bir gün dergâha gelip Mevlevî tarîkatında talebe olmak isteyen bir kişiyi, terbiye için binbir gün mutfak hizmeti yapmakla vazîfelendirdi. Bunun hikmeti sorulduğunda; "İnsan, yaratılış îcâbı, kendisine hizmet edilmesini sever ve bunu ister. Bu sebeple başkasına hizmet etmek, insanın burnunu yere sürtmekte, nefsinin isteklerini ve gurûrunu kırmakta, kötü sıfatları huyları gidermekte çok tesirlidir. Nefsi ıslâh etmek nâfilelerin en faydalısıdır. Talebeleri terbiyede başka hizmetlerin değil de, yemek pişirme hizmetinin olmasına gelince, bunun sebebi şudur: Hayvânî ve nebâtî gıdâlar, pişirmekle lezzetli olur, kıvâma gelir. Talebe de, yemeklerin pişerek lezzetlenmesinden olgunlaşmasından ibret alır. O da yemek gibi oluncaya kadar, nefsini pişirmeye, mânevî gıdâsını elde etmeye çalışır. Bu çalışması ile günden güne mânen ilerler. İşte, talebeleri terbiyede yemek pişirme hizmetinin seçilmesinin hikmeti onları terbiye ve mânen ilerlemelerini temin etmektir. Talebe bu müddet içerisinde bahsedilen hallere kavuşamazsa, onun işi zordur. Artık hocası ya salıverir, ya ona seyâhati emreder. Yahut orta dereceli talebelerden birinin gözetimine bırakır." buyurdu.

Çelebi Abdülcelîl Efendi, talebeleri ile berâber Nil Nehrinin kenarına gitmişti. Orada oturup sohbet ediyordu. Bu sırada Abdülcelîl Efendiye, Nil Nehrinin suyunun azlığından dolayı ileride kıtlık ve pahalılık olabileceği endişesinden bahsedildi. Bunun üzerine Çelebi Abdülcelîl, talebelerinden birisine bir kasîde okumasını emretti. Kasîde okunurken dinleyenlerde coşma halleri görüldü. Bu sırada Çelebi Abdülcelîl Efendi; "Ey Nil! Sen de şu âşıklar gibi coş." dedi. Allahü teâlânın izni ile Nil'in suyu yavaş yavaş artmaya başladı. Etrâfına taşacağı sırada; "Yeter!" buyurması ile yükselmesi durdu.

Çelebi Abdülcelîl Efendi yirmi sene kadar insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlattı ve onları terbiye etmeye çalıştı. Çelebi Abdülcemîl Efendi, onun terbiyesinde yetişip, evliyâlık derecesine ulaşınca, icâzet vererek yerine geçirdi. Sıla-i rahm için memleketine gitmek üzere bütün talebeleri ve sevdikleri ile helâllaştıktan bir süre sonra vefât etti.

 

KAYNAKLAR

1) Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân; c.1, s.220