CŻLD       ALFABE       KONU       KABR-Ż ŽERŻFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

BÂKILLÂNÎ

Büyük İslām ālimi ve velī. İsmi Muhammed bin Tayyib bin Muhammed bin Cāfer'dir. Künyesi Ebū Bekr, lakabı Bākıllānī el-Eş'arī'dir. Aslen Basralı olup, doğum tārihi bilinmemektedir. 1013 (H.403) senesinde Bağdāt'ta vefāt etti. Bağdāt'ta kādılık ve Sağra'da kādılkudātlık vazīfesi yapması sebebiyle Kādı ünvānıyla da meşhūrdur. Babası veya dedesi bakla ticāretiyle meşgūl olduğu iēin ona önce İbn-i Bākıllānī sonradan da Bākıllānī lakabı verildi. Bākıllānī bakla vs. satan mānāsında kullanılmıştır.

Bākıllānī, ilim tahsīline Basra'da başladı. Zamānında Basra'da bulunan meşhūr ālimlerden ders aldı. Bilhassa kelām ilminde meşhūr ālim oldu. Kelām ilmini ītikādda iki mezheb imāmından biri olan Ebü'l-Hasan Eş'arī hazretlerinin talebelerinden olan İbn-i Mücāhid et-Tāī'den ve Ebü'l-Hasan el-Bāhilī'den öğrendi.Ebū Abdullah eş-Şīrāzī'den usūl, İbn-i Ebū Zeyd el-Kayravānī'den ve Ebū Bekr el-Ebherī'den fıkıh ilmini öğrendi. İbn-i Sem'un'dan da ahlāk ilmini öğrendi. Basra'da tahsilini tamamladıktan sonra, genē yaşta önemli bir ilim merkezi olan Bağdāt'a gitti. Tahsiline orada devām etti ve zamānın meşhūr ālimlerinden ilim öğrendi. Ebū Bekr bin Mālik el-Katīī, Ebū Muhammed ibni Māsī, Dārekutnī, Ebū Ahmed Hüseyin bin Ali Nişābūrī'den hadīs-i şerīf dinledi. Bağdāt'ta tahsīlini tamamlayıp Basra'ya döndü.

Basra Cāmiinde ders vermeye başladı. O sırada bulunduğu bölgede oldukēa yaygın ve tesirli olan bātınī ve şiī fırkalarının ileri gelen bilginleri ile yaptığı münāzaralarda muhāliflerini ağır yenilgilere uğrattı. Ehl-i sünnet ītikādını anlatıp yaydı.

Bākıllānī, Büveyhīler zamānında Şiraz'da Adudüddevle'nin huzūrunda aēılan münāzaralarda Eshāb-ı kirām düşmanlarına ve Mu'tezileye karşı Ehl-i sünneti savunmak üzere ēağırılmıştı. Bu münāzarada muhāliflere karşı o kadar tesirli oldu ki, şiī olan Adüdüddevle onu takdīr edip, sevdi ve oğlu Simnānüddevle'yi yetiştirmesi iēin onu vazīfelendirdi.

Bu arada elēi olarak Bizans'a gitti ve elēilik vazīfesinden sonra Bağdāt'ta, Ukbera veSağra'da kādılık ve kādılkudātlık vazīfesi yaptı. Büveyhī hükümdārı Adūdüddevle'nin ölümünden sonra, Bağdāt'ta Mansūr Cāmiinde ders vermeye başladı. Onun derslerine Irak şehirlerinden, Endülüs'ten, Horasan'dan ve İslām dünyāsının her tarafından pekēok talebe geldi. Ondan Ehl-i sünnet ītikādını öğrenip, ilimde yetiştiler. Ebū Cāfer es-Simnānī, Ali bin Muhammed el-Harbī, Ebū Abdullah el-Ezdī, Ebū Abdurrahmān es-Sülemī, Ebü'l-Kāsım es-Sayrāfī, Ebū Zer el-Hirevī, Ebū Hātim el-Kazvīnī yetiştirdiği yüzlerce talebeden bāzılarıdır.

İlimdeki şöhreti yayılıp, hükümdar ve emīrler tarafından da büyük ītibār görmüştür. Ayrıca Rafizīlere, Mūtezileye, Cehmiyeye, Hāricīlere karşı reddiyeler yazarak onların sapık fikirlerini ēürütüp, Ehl-i sünnet ītikādının yayılmasına ēok hizmet etti. Geceleri ēok ibādet eder ve ilmī meseleler yazar, sabahleyin talebelerine yazdıklarını okutup yeniden gözden geēirirdi.

Bākıllānī, İmām-ı Eş'arī hazretlerinin talebeleri zincirinden olup, İmām-ı Eş'arī hazretlerinin bildirdiği ītikād bilgilerini yaymış, genişce izāh etmiş ve bu hususta kitaplar yazmıştır. Bu bakımdan, kelām ilminde önemli bir yeri vardır.

Bu sebeple kendisine hicrī dördüncü asrın müceddidi denilmiştir.

Ebū Bekr Harezmī şöyle demiştir. "Bağdāt'ta kitap yazan her zāt, Bakıllānī'nin eserlerinden nakiller yapmıştır. Çünkü o herkesin kabūl ettiği, pek ēok ilimde büyük bir ālim idi. Ali bin Muhammed Harbī de şöyle demiştir; "Kādı Ebū Bekr Bākıllānī, yazdığı eserlerini kısaltmak istedi. Fakat ilminin ve ezberlediği meselelerin ēokluğu sebebiyle bunu yapması mümkün olmadı. Muhāliflerine karşı bir eser yazmak isteyen her ālim, bunu yazarken muhāliflerinin eserini okumuştur. Bākıllānī ise, muhāliflerine reddiye yazarken, onların eserlerini gözden geēirmeğe ihtiyaē duymazdı. Çünkü muhāliflerinin fikirlerini gāyet iyi biliyordu."

Ebū Abdullah Muhammed bin Abdullah Beydāvī şöyle anlatmıştır:

"Bir rüyā görmüştüm. Rüyāmda ders verdiğim mescidime girdim. Mihrābda bir zāt oturuyor, bir başka zāt da ondan ders alıyordu. Ona karşı Kur'ān-ı kerīm okuyordu. Öylesine güzel okuyordu ki, bu okuyan ve okutan kimdir acabā dedim. Bana denildi ki; mihrābda oturan, Resūlullah efendimizdir. Huzūrunda okuyan da Bākıllānī'dir. Resūlullah ona dīnimizi öğretiyor..."

Bākıllānī vefāt edince, cenāze namazını oğlu Hasan kıldırdı. Derb-ül-Mecūs denilen yerde defnedildi. Sonra kabri buradan Bāb-ı Harb kabristanına nakledildi. Ubeydullah bin Ahmed bin Ali Mukrī şöyle anlatmıştır: "Ebū Ali bin Şāzān ve Ebū Kāsım Ubeydullah bin Ahmed bin Ahmed bin Osman Sayrafī ile birlikte, Ebū Bekr Bākıllānī'nin kabrini ziyārete gitmiştik. Vefāt edeli bir ay kadar olmuştu. Kabrine vardığımızda orada bir Kur'ān-ı kerīm gördüm. Kur'ān-ı kerīmi elime alıp, yā Rabbī! Ebū Bekr Bākıllānī'nin hāli bu kabirde nasıldır? Şu Kur'ān-ı kerīmde bana beyān buyur, diye duā ettim. Sonra Kur'ān-ı kerīmi aētım. Hūd sūresi 28. āyet-i kerīmesi ēıktı. Bu āyet-i kerīmede, Nūh aleyhisselāmın, kavmine şöyle dediği bildirilmektedir: Meālen; "Ey kavmim! Söyleyin bakayım fikriniz nedir? Eğer ben Rabbimden verilen aēık bir burhan (mūcize) üzerinde isem (Bu benim Peygamber olduğumu doğruluyorsa), bir de Allah bana kendi katından bir Peygamberlik vermiş de, size, onu görecek göz vermemişse, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabūl ettireceğiz."

Bākıllānī hazretlerinin yazdığı eserlerden bāzıları şunlardır:

1) İ'cāz-ül-Kur'ān: Bu eserinde Kur'ān-ı kerīmin büyük bir mūcize olduğu ve īcāzı üzerinde durmuştur. Bu eserinde Peygamber efendimizin Hulefā-i rāşidīnin beliğ ve ifāde tarzı yüksek olan mektuplarını ve hutbelerini, eski şāirlerin ve ediblerin meşhūr şiir ve hutbelerinden seēmeler almıştır. Yazma ve basma nüshaları vardır.

2) Temhīd-ül-Evāil ve Telhīs-üd-Delāil, 3) Menākıb-ül-Eimme gibi eserleri vardır.

 

KERÂMET VE MENKÎBELERİ

İSLÂMIN VAKARI

Zamānın hükümdarı Adudüddevle onu Bizans'a elēi olarak gönderdi. Bizans hükümdārı, kendisine meşhūr bir ālimin elēi olarak geldiğini duyunca, onu makāmına ēağırdı. Yalnız, kendisine müslüman olmadığı iēin elēinin hürmet etmeyeceğini bildiğinden, bir hīle düşündü. Gelen elēinin huzūruna girerken, kendi tebeasının yaptığı gibi yerlere kadar eğilerek girmesini istiyordu. Bunun iēin, ancak eğilerek geēilebilecek üstü kapalı bir yer yaptırdı.

Bākıllānī'nin bu dehliz gibi yoldan makāmına getirilmesini emretti. Bākıllānī'ye, hükümdār seni huzūruna ēağırıyor diyerek, hazırlanan yerden geēirmek istediler. Bākıllānī bu yeri görünce, öne eğilerek girmedi. Ters dönüp, eğildi ve Bizans hükümdārının odasına arka arka yürüyüp girdi. Girince doğrulup, yönünü hükümdāra döndü. Bu hareketi gören Bizans hükümdārı ēok şaşırıp, heybeti ve vakarı karşısında ezildi.

Bākıllānī hazretleri bir gün, Bizans hükümdārının sarayında, imparator meclisinde papazlarla münāzaraya oturmuştu. Papazlar hazret-i Âişe ile ilgili olan ifk hādisesini konuşmaya başlayınca, Bākıllānī, hazret-i Meryem'i ve hazret-i Âişe'yi kasdederek; "Biri kocasız ēocuklu, bir kocalı ēocuksuz iki mübārek kadının temiz oldukları vahiy ile bildirilmiştir." diyerek karşılık verdi ve papazları susturdu.

 

KAYNAKLAR

1) El-A'lām; c.6, s.176

2) Vefeyāt-ül-A'yān; c.4, s.269

3) Tārih-i Bağdād; c.5, s.379

4) Tebyīn-i Kizb-ül-Müfterī; s.217

5) Şezerāt-üz-Zeheb; c.3, s.169

6) Mu'cem-ül-Müellifīn; c.10, s.109

7) İslām Âlimleri Ansiklopedisi; c.5, s.7