CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

ÂŞIK PAŞA

Anadolu'da yetişen Türk şâir ve mutasavvıflarının meşhurlarından. İsmi, Ali bin Muhlis bin İlyâs bin Ali Horasânî'dir. Paşa lakabı babasının ilk oğlu olduğundan olup, resmî bir rütbe değildir. 1272 (H.670) târihinde Kırşehir'de doğdu. Babası Muhlis Paşa, âlim, fazîletler sâhibi ve Ehl-i sünnet îtikâdında bir zât idi.

Âşık Paşa din ve tasavvuf bilgilerini Kırşehirli Süleymân Efendi'den öğrendi. Zamânının zâhirî ve bâtınî ilimlerini çok iyi tahsîl etti. Çocukluğundan beri, tasavvuf ehli kimselerin yanlarında bulundu. Dolayısıyla, hayâtı hep evliyâ ile sohbet ederek geçti. Babasının küçük yaşta vefâtı üzerine, dedesinin halîfelerinden Şeyh Osman'ın yanında tahsîline devâm etti. Şeyh Osman, kızı ile evlendirdiği Âşık Paşayı yerine halîfe olarak bıraktı.

Âşık Paşa, kibar, zarîf idi. Dünyâ malına meyletmez, haramlardan şiddetle kaçar, şüpheli korkusuyla mübahları dahî terkederdi. Pekçok talebe yetiştirdi. Devlet işlerinde ehliyet sâhibi olan Âşık Paşa, bir süre Mısır'da elçi olarak bulundu. Mısır dönüşü, 1333 (H.733)'de Kırşehir'de vefât etti. Türbesi, Kırşehir'de müslümanların ziyâretgâhı olup, mîmârî bir şâheserdir.

Orhan Gâzi zamânında şöhret sâhibi olmuştur. En meşhûr eserlerinden olan Garibnâme; muhabbet, mârifet, yâni Allahü teâlânın zâtı ile sıfatları hakkında bilgi sâhibi olmak, rûhun vasıfları ve hasletleri, dînî ve tasavvufî konulara dâir on bâb (kısım) üzerine tertib ettiği kıymetli bir kitaptır. Dîvân-ı Âşık ve Mârifetnâme isimleriyle bilinen Garibnâme, Türk tasavvuf edebiyâtının büyük eserlerindendir. Coşkun bir şiir kitabından çok, mantık ve düşünceye sevk eden öğretici bir eserdir. 1328 yılında yazdığı bu eserin dili oldukça açıktır ve 12.000 beyte yakındır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî'si gibi, aruzun "Fâ'ilâtün fâ'ilâtün Fâi'lün" kalıbıyla yazılmıştır. Şiirlerinde Yûnus ve Mevlânâ'nın tesiri büyüktür.

Risâle-i fî Beyân-is-Semâ isimli mensûr bir eseri de, Manisa'da Murâdiye Kütüphânesinde mevcuttur.

Âşık Paşa, dîni, âlimlerden öğrenmeyi her zaman tavsiye ederdi.Üstâddan öğrenilmeyen ilmin, insana faydası olmayacağını anlatırdı.

 

Bu şerîatdur kim üstâd öğredür,

Resm-ü erkân-ü nişân ad öğredür.

 

Farz-u sünnet bildürür nefse ayân,

Dâvet eyler tâata bellü beyân.

 

Pes bilün üstâd âlimler durur,

Kim şerîat neydüğüni bildürür.

 

Eyle olsa anda key izzet gerek,

Hem edeb erkân u hem hizmet gerek.

 

Kimse kim üstâdına hizmet kıla,

Hiç güman dutman kim ol alkış ala.

 

Hem Çalap hoşnûd ola andan ayân,

Kirtü bilgil bu sözü bellü beyân.

 

Bu dînin emir ve yasaklarını üstâddan öğrenmek lâzımdır. O üstâd; âdet, usûl ve esasları öğretir. Allahü teâlânın emrettiği farzları ve Resûlullah'ın sünnetini bildirir. Nefsi ibâdet etmeye açıkça dâvet eder. Şunu iyi biliniz ki, İslâmiyeti en doğru olarak anlatan, âlim olan üstâdlardır. Bu sebeple onlara karşı çok edepli olmalı, izzet, ikrâm ve hizmette bulunmalıdır. Bir talebe hocasına hizmet ederse, şüphesiz çok duâ alır. Onun duâsı bereketiyle cenâb-ı Hak da, o talebeyi sever. Bu sözümüzün hakîkat olduğunu kabûl etmelidir.

 

Gör ki âlem bir kitabdur mûteber,

Mâni gencinden virür her dem haber.

 

Yazlıdur zerrât-ı âlem harf-be-harf,

Zî-kitâb-ü-zî-lügât zî-nahv-ü-sarf.

 

Değme bir zerrât içinde bir hüner,

Pür maânîdür bu âlem pür hüner.

 

Göz göre kim göre vü akl anlaya

Anlayanlar lâcirem kim tanlaya.

 

Âlemin mûteber bir kitap olduğunu gör. O kitap ki, mânâ hazînesinden dâimâ haber verir. O öyle bir kitaptır ki, içinde lügat, nahiv, sarf ve mârifetler, Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgiler vardır. Âlemde bulunan bütün zerreler harf harf yazılıdır. Bu âlem, görebilenlerin görmesi, aklı olanların anlayıp hayrette kalmaları için mânâlar ve hünerlerle dolu olarak yaratıldı.

 

Dünyâya girmekliğün pes aybı yok,

Gam değil bu dünyâlık olursa çok.

 

İlle dünyâ gönüle yol bulmasun,

Key sakın kim gemiye su dolmasın.

 

Dünyâ ile meşgûl olmak ayıp değildir. Dünyâ malının çok olması üzüntüye sebeb olmamalıdır. Ancak dünyâ sevgisini gönle doldurmak doğru değildir. Kalbi öldüren sevgiden çok sakınmalıdır.

 

KAYNAKLAR

1) Kâmûs-ul-A'lâm; c.4, s.3044

2) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi(Mecdî Efendi); s.22

3) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.109

4) Tâc-üt-Tevârih

5) Menâkıb-ı Kudsiyye

6) History of Ottoman Poetry; c.1, s.167

7) Rehber Ansiklopedisi; c.2, s.44

8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.10, s.12