CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

ÂMİR BİN ABDULLAH ANBERÎ

Tâbiînden ve evliyânın meşhurlarından. Sahâbî olduğuna dâir rivâyetler de vardır. İsmi Âmir bin Abdullah bin Abdülkays et-Temîmî el-Basrî'dir. Künyesi, Ebû Amr'dır. Bâzı Kaynaklarda da Ebû Abdullah künyesiyle ve Âmir bin Abdülkays ismiyle geçmektedir. Benî Temîm kabîlesinin Benî Anber koluna mensub olduğundan Anberî nisbesiyle anılmaktadır. Doğum târihi belli değildir. 674 (H.55) senesinde Kudüs'te vefât etti. Eshâb-ı kirâmdan hazret-i Ömer'i, hazret-i Osman'ı ve Abdullah bin Mes'ûd gibi büyükleri gördü. Hazret-i Ömer'den ve Selmân-ı Fârisî'den hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden, Hasan-ı Basrî ve Muhammed bin Sîrîn rivâyette bulunmuşlardır.

Âmir bin Abdullah, hazret-i Ömer'in halîfeliği sırasında Medâin ve Tüster'in fethine katıldı. Sonra da Basra'ya yerleşti. Basra'da vâli Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den kırâat ilmini öğrendi. Kendisi de ders verir, vaktinin çoğunu Kur'ân-ı kerîm ve kırâat ilmini öğretmekle geçirirdi. Ayrıca yapılan savaşlara katılır, cihâd ederdi. Savaşa çıktıkları zaman arkadaşlarının hizmetini, müezzinliği o yapardı. Ayrıca arkadaşlarına mümkün olan her ikrâmı yapmaya çalışırdı. Bu üç hususu kendisinin yapmasını şart koşar, kabûl edenlerle yol arkadaşı olurdu. Yaşayışı gâyet sâdeydi. Az yer ve çok ibâdet ederdi. Hiç evlenmemişti. Hâli bir yerden bir yere gitmek üzere olan yolcu gibi olup, dünyâya rağbet etmezdi. Geceleri namaz kılar, gündüz oruç tutardı. Namaza durduğu zaman şeytan gelip secde edeceği yere uzanırdı. Bunun farkına varıp şeytanı secde yerinden eliyle kovardı. O namaz kılarken şeytan yılan şeklinde gelip gömleğinin içine girer, kolundan çıkardı. Bu hali görenler hayret edip, namazdan sonra, yanına yaklaşıp, yılanı niçin kovmadığını sorarlardı. O ise; "Vallahi ben namaza durduktan sonra koynuma girip gömleğimin kolundan çıktığını söylediğiniz bu yılandan hiç haberim yok, farkında değilim. Allahü teâlâdan başkasından korkmaktan Allah'dan utanırım." derdi.

Bir gün bir kâfile ile yolculuğa çıkmıştı. Epey yol aldıktan sonra karşılarına korkunç bir arslan çıkıverdi. Yolcular korku ve şaşkınlık içinde donakaldılar. Dehşete ve telâşa düştüler. Onların bu hâlini görüp ne oldu size? diye sorunca, kendilerine doğru yaklaşmakta olan arslanı gösterdiklerinde, arslana yaklaşıp ağzını tuttu. Aslan onu görünce sâkinleşti hareketsiz bir halde durdu. Kervandakiler oradan geçip gittiler. Sonra arslanı bıraktı. Hiç kimse zarar görmedi.

Kışın şiddetli soğuklarda abdest alacağı zaman soğuk su, sıcak su olurdu. Biri bir şey hediye ettiği zaman alıp cebine kor, karşılaştığı herkese verir ve o hiç eksilmezdi.

Son derece kanâatkâr ve merhamet sâhibi idi. Garibleri, özürlü ve delileri toplar onlara yemek yedirir, ikrâmda bulunurdu. Bunlar yemeği, ikrâmı ne bilir diyenlere; "Allahü teâlânın bilmesi kâfidir." cevâbını verirdi. Bir ibriği vardı. Abdest almak isteyince ibrikten su akardı. Acıkınca da aynı ibrikten süt akardı. "Dünyâda gam ve kederler var. Âhirette ise hesab ve Cehennem var! İnsan nasıl rahat ve ferahlık içinde olabilir! Mal, kadın, uyku ve yemek dünyâ lezzetleridir. İlk ikisine ihtiyâcım yok, uyku ve yemeğe gelince onları da gayretimle yenmeğe çalışacağım." buyururdu.

Vefâtına sebeb olan hastalığa tutulduğu zaman; "Niçin ağlıyorsun, ölümden mi korkuyorsun?" dediler. "Benden daha çok ağlamaya lâyık kim var? Dünyâ hırsıyla veya ölüm korkusuyla ağlamıyorum. Fakat yolun uzunluğundan ve azığın azlığından ağlıyorum. Gecelerimi hep Cennet'e kavuşma ümidiyle ve Cehennem'e düşme korkusuyla geçirdim. Şimdi hangisine gideceğimi bilmiyorum! Sıcak günlerde oruç tutmaktan, uzun gecelerde namaz kılmaktan mahrum kalacağım için ağlıyorum. Çünkü dünyâ, kederler, üzüntüler yeridir. Âhiret ise, cezâ ve mükâfat yeridir."

Buyurdu ki: Kalbimde Allahü teâlânın sevgisi, muhabbeti yerleştikten sonra başıma gelen şeylere aldırmam. Bu muhabbet olduktan sonra günüm nasıl geçerse geçsin, nasıl sabahlarsam sabahlayayım umurumda değil!..

Duâ isteyen birine; "Allahü teâlâya itâat et, emirlerine uy, sonra duâ et, kabûl eder." dedi.

 

KERÂMET VE MENKÎBELERİ

DÜNYÂYA DALAN

Âmir bin Abdullah'a; dünyâya dalan, keyfine düşkün olan ehl-i hevâ için ne dersin diye sorulunca; "Onlar hakkında ne söylememi istersiniz. Eshâb-ı kirâmdan biriyle görüşüp, sohbet ettim. Şöyle söyledi: "Bize bildirildi ki, kıyâmet günü îmânı en nurlu olanlar dünyâda iken nefsini şiddetle hesâba çekenlerdir. Dünyâya dalarak çok sevinenler, kıyâmet gününde üzüntüsü en şiddetli olacak olanlardır. Dünyâda çok gülenler, kıyâmet günü çok ağlarlar. Yine bize bildirildi ki, Allahü teâlâ emir ve yasaklar bildirdi. Emirlere uyup yasaklardan sakınanlar Cennet'e girer. Emirleri yapıp yasaklardan sakınmayan ve sonra da tövbe eden, azapla ve korkularla karşılaşır sonra Cennet'e girer. Emirlere uyup, yasaklardan sakınmayan ve bunda ısrar edip bu hâl üzere ölenleri ise, Allahü teâlâ dilerse affeder, dilerse azâb eder."

 

KAYNAKLAR

1) Hilyet-ül-Evliyâ; c.2, s.87

2) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c.7, s.103

3) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.51

4) Tehzîbü't-Tehzîb; c.5, s.77

5) El-A'lâm; c.3, s.252