CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

ALİ BEKKÂ

Evliyânın büyüklerinden. Künyesi Ebü'l-Hasan'dır. Lakabı Bekkâ olup, "çok ağlayan" demektir. 1174 (H.570) senesinde doğdu. 1271 (H.670)de vefât etti. Kudüs civârına yakın bir yerde zaviyesi, tekkesi vardı. Burada bulunur, gelip geçenlere ve ziyâretine gelenlere yardım eder, yiyecek ikrâm ederdi. Hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur. Melik Mensûr Kalevûn, onu çok methederdi. Melik Mensûr'a bütün işlerinde yardımcı olurdu. Birçok meseleyi, ona Allahü teâlânın kendisine haberdar etmesiyle bildirmişti. Hattâ Melik olacağını da önceden işâret etmişti.

Ali Bekkâ hazretlerinin çok ağlamasının ve "Bekkâ" çok ağlayan lakabının verilme sebebi şöyle anlatılır:

Sâlih ve kendisi gibi velî bir arkadaşı vardı. Hâller ve kerâmetler sâhibi idi. Bir defâsında ikisi birlikte Bağdat'tan bir yolculuğa çıkmışlardı. Gidecekleri yer ile Bağdat arası, yürümekle bir senelik yol idi. Onlar, kerâmetleriyle bir senelik yolu bir saatte almışlardı. Bu arkadaşı ona;

"Ben, falan vakitte, falan memlekette öleceğim. O zaman yanımda bulun." diyerek, Ali Bekkâ hazretlerine vasiyet etmişti. Fakat bu arkadaşı, son nefesde îmânsız öldü. Bu hâdise karşısında Ali Bekkâ hazretleri, Allahü teâlânın rızâsına kavuşamamaktan ve son nefes endişesi ile korkarak çok ağlardı. Îmânsız giden arkadaşının hâlini, kendisi şöyle anlattı:

"Söylediği vakit gelince yanına gittim. Hayâtının son anlarını yaşıyor ve can çekişiyordu. Yönünü doğu tarafına dönmüştü. Tutup kıbleye çevirdim. Tekrar doğuya döndü. Tutup yine kıbleye çevirdim. Bu arada gözlerini açıp bana dedi ki:

"Hiç uğraşma, ben bu tarafa dönmüş olarak öleceğim!" Hıristiyan ruhbanlarının söylediği küfür olan, îmânı gideren sözler söylemeye başladı. Dîn-i İslâmdan çıktı. Nihâyet îmânsız öldü. Ölüsünü kaldırıp, oradaki bir kiliseye götürdük. Bir de gördük ki, kilisede bir kalabalık toplanmış ve çok üzgün bir hâlde idiler. Önlerinde yatan bir cenâzenin etrâfında duruyorlardı. "Nedir bu hâl?" dediğimizde;

"Bizim meşhûr bir ruhbanımız vardı, yüz sene yaşadı. Bugün öldü. Fakat, ölmeden önce dînimiz olan hıristiyanlıktan çıktı. Müslüman olduğunu söyledi ve müslüman olarak öldü." dediler. Biz de onlara;

"Bizim elimizdeki cenâze de müslüman idi. Son nefesinde hıristiyanlık dîni üzere öldü ve îmânsız gitti. Siz bunu alın, o, müslüman olarak ölen ruhbanınızın cenâzesini de bize verin." dedik. Bu teklifimizi kabûl ettiler. Biz o müslüman olanın cenâzesini alıp, yıkadık, kefenledik, müslüman mezarlığına defnettik. Onlar da öbürünü alıp, hıristiyan mezarlığına defnettiler. Allahü teâlâdan, son nefesimizde îmân ile gitmeyi nasîb etmesini dileriz, yalvarırız!" âmin.

 

BEYİTLER

SON  NEFES

Hazret-i Ali Bekkâ, insanlara örnektir,

Bekkâ ismi, lügatta, "Çok ağlayan" demektir.

 

Bir hâdise üstüne, pekçok ağladığından,

Ona "Bekkâ" lakabı, verilmişti o zaman.

 

Şöyle ki, sâlihlerden, bir yâren'i var idi,

Hâller ve kerâmetler sâhibi bir velîydi.

 

Onun ile Bağdat'tan, yolculuğa çıktılar,

Bir yıllık mesâfeyi, bir saatte aldılar.

 

Sonra o arkadaşı, dedi: "Ben falan yerde,

Öleceğim falan gün ve falan saatlerde.

 

İstediğim odur ki, tam o vefât ânımda,

Sen de hazır olasın, o gün benim yanımda."

 

O gün ve o saatte, gitti onun yanına,

Hakîkaten gördü ki, az kalmış vefâtına.

 

Lâkin dikkat etti ki, o son anda mâlesef

"Küfür sözler" söylüyor, üzülüp etti esef.

 

Îmânla ölsün diye, çok uğraştı ise de,

Muvaffak olamadı, kâfir öldü yine de.

 

İşte bu hâdiseden, tâ ölünceye kadar,

Ömrü hep ağlamakla, geçmiş idi bu karar.

 

Alıp cenâzesini, vardı bir kiliseye,

Gördü bir topluluğu, merak etti "Ne diye?"

 

Dediler ki: "Bu gece, bizim bir ruhbanımız,

Öldü, lâkin bir şeye, çok sıkıldı canımız,

 

Tam öleceği anda, çıktı kendi dîninden,

"İslâm dîni" üzere, vefât etti âniden."

 

Dedi: "Bu getirdiğim, cenâze de, mâlesef,

Ölürken îmân ile, olamadı müşerref.

 

Alın bu cenâzeyi, onu da verin bana,

Kefenleyip gömeyim, İslâm mezarlığına."

 

Aldı o cenâzeyi, yıkadı, kefenledi,

İslâm mezarlığına, götürüp defn eyledi.

 

Biri, ömrü boyunca, yaşadı dalâlette,

Sonunda îmân edip, kavuştu hidâyete.

 

Biri de, uzun yıllar, mümin idi ve fakat,

En sonunda mâzallah, îmânsız etti vefât.

 

Gerçi bu, istisnâdır, asıl olan her insan,

Nasıl yaşıyor ise, öyle ölür çok zaman.

 

Yâ Rabbî, sen bizleri, ayırma bu îmândan,

Kaydırma kalbimizi, o küfre hiç bir zaman.

 

KAYNAKLAR

1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.178

2) Tabakât-ül-Evliyâ; s.461

3) El-Bidâye ven-Nihâye; c.13, s.262