CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

ALÂEDDÎN HAREZMÎ

Harezm bölgesi velîlerinden. İsmi Alâeddîn olup, Harezmî nisbesiyle meşhûrdur. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. On üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda yaşadığı tahmin edilmektedir.

Hayâtı hakkında pek az bilgi bulunan Alâeddîn Harezmî hazretleri, Harezm bölgesinde yaşadı. Anadolu taraflarına da geldi. İlmiyle, irfânıyla ve güzel ahlâkıyla insanlara örnek olup, İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâ ve âhiret seâdetine kavuşmaları için çalıştı. Büyük âlim İmâm-ı Yâfiî onu görüp, sohbette bulunduğunu bildirmiştir.

Şeyh Alâeddîn Harezmî, ilmiyle amel eden velî bir zât idi. Allahü teâlânın emirlerine ve Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine çok bağlı idi. Haram ve şüphelilerden şiddetle sakınırdı. Günlerce oruç tutar, geceler boyunca ibâdet ederdi. On beş sene boyunca sırtını yere koyarak uyumamıştı. Nice günler geçerdi de ağzına bir lokma koymazdı. Bir parça kurumuş ekmekle iktifâ ederdi.

Hac ibâdetini yapmak üzere gittiği Mekke-i mükerremede İmâm-ı Yâfiî ile karşılaştı. İmâm-ı Yafiî şöyle naklediyor:

"Minâ'da bulunduğum sırada yanımda bir mikdâr et vardı. Bizimle birlikte yemesi için Alâeddîn Harezmî'ye ısrâr ettik, yemedi. Ancak şiddetli ısrârımız karşısında dayanamayıp bizi kırmamak için çok az bir parça yedi."

İmâm-ı Yâfiî, Şeyh Alâeddîn Harezmî'nin şöyle naklettiğini bildirdi:

"Anadolu sâhillerinden bir yerde idim. Ramazân-ı şerîf bayramı erişti. Bayram namazı için müslümanların köylerinden birisine vardım. Namazı kıldım, müminlerle bayramlaştıktan sonra kaldığım yere döndüm. Bir de baktım, kaldığım evde biri namaz kılıyor. Fakat evin kapısı açılmadığı gibi, evin önündeki kum üzerinde de bir iz yoktu. Bu zât nereden girdi diye kendi kendime düşündüm. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra o kimse feryâd ederek ağladı. Ben kendi kendime; "Bayram günüdür, bu zâta ne ikrâm edeyim!.." diye düşünürken, bana yönelip dedi ki:

"Ey Alâeddîn! Benim için düşünme. Allahü teâlânın gâib hazînesinde senin bilmediğin hususlar vardır. Eğer yanında su varsa getir." dedi. Su getirmek üzere kalktım. İbrikle suyu getirdiğim zaman o zâtın yanındaki tabakta yiyecek bir şeyler gördüm. Bu kaplarda ekseriyetle bâdem içi vardı. Tabakları önüne ittim. O zât bâdemi önüme döktü. Ayağa kalkarak bâdem içinden bir mikdarını bana verdi. Ben o bâdemden az bir kısmını yedim. O ise bir veya iki bâdem yedi. Bana bu yiyeceklerin hazır oluşu garib geldi. O zât bana; "Bu hâle şaşma. Allahü teâlânın öyle kulları vardır ki, nerede olursa olsun her ne dilerse bulurlar." dedi. Bu sözler karşısında merâkım daha da arttı. Kendi kendime; "Bu zât büyük bir kimsedir. Onunla kardeş olmayı isteyeyim." dedim. Daha bir şey söylemeden;

"Acele etme, inşâallah yine geleceğim." dedi ve birden kayboldu. Şevval ayının yedinci gecesi tekrar geldi, benimle kardeşlik akdeyleyip gitti.

 

KAYNAKLAR

1) Nefehâtü'l-Üns; s.756

2) Nesâyimü'l-Mehabbe min Şemâyimi'l-Fütüvve; s.380