108. BULAŞICI HASTALIK OLAN YERDEN
DIŞARI KAÇMANIN VE BÖYLE BİR YERE GİRMENİN MEKRUH OLDUĞU
•
"Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır;
sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile." Nisâ sûresi
(4), 78
•
"Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye
atmayınız." Bakara sûresi (2), 195 |
١٠٨- باب كراهة الخروج من بلد وقع فيها الوباء فراراً منه وكراهة
القدوم عليه
قال اللّه تعالى
: { أَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ
المَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فِي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ }
[ النساء : ٧٨ ]
.
وقال تعالى :
{ وَلاَ تُلْقُوا بِأيْدِيكُمْ إلَى
التَّهْلُكَةِ }
[ البقرة : ١٩٥ ]
. |
|
1792. İbn Abbâs
radıyallahu anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre, Ömer İbn Hattâb
radıyallahu anh Şam'a doğru yola çıktı. Serg denilen yere
varınca, kendisini orduların başkomutanı Ebû Ubeyde İbn Cerrâh ile
komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve Şam'da vebâ
hastalığı başgösterdiğini ona haber verdiler. İbn Abbâs'ın
dediğine göre, Hazret-i Ömer ona:
– Bana ilk
muhacirleri çağır, dedi; ben de onları çağırdım. Ömer, onlarla
istişare etti ve Şam'da vebâ salgını bulunduğunu kendilerine
bildirdi. Onlar, nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf
ettiler. Bazıları:
– Sen belirli
bir iş için yola çıktın; geri dönmeni uygun bulmuyoruz, dediler.
Bazıları da:
– Halkın kalanı
ve Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in
ashabı senin yanındadır. Onları bu vebânın üstüne sevketmenizi
uygun görmüyoruz, dediler. Bunun üzerine Hazret-i Ömer:
– Yanımdan
uzaklaşınız, dedi. Daha sonra:
– Bana ensarı
çağır, dedi; ben de onları çağırdım. Fakat onlar da muhacirler
gibi ihtilâfa düştüler. Hazret-i Ömer:
– Siz de
yanımdan gidiniz, dedi. Sonra:
– Bana
Mekke'nin fethinden önce Medine'ye hicret etmiş olan ve burada
bulunan Kureyş muhacirlerinin yaşlılarını çağır, dedi. Ben onları
çağırdım; onlardan iki kişi bile ihtilaf etmedi ve:
– Halkı geri
döndürmeni ve bu vebânın üzerine onları götürmemeni uygun
görüyoruz, dediler. Bunun üzerine Hazret-i Ömer insanlara seslendi
ve:
– Ben
sabahleyin hayvanın sırtındayım, siz de binin, dedi. Ebû Ubeyde
İbn Cerrâh radıyallahu anh:
– Allah'ın
kaderinden mi kaçıyorsun? dedi. Hazret-i Ömer:
– Keşke bunu
senden başkası söyleseydi ey Ebû Ubeyde! dedi. Ömer, Ebû Ubeyde'ye
muhalefet etmek istemezdi. Sözüne şöyle devam etti:
– Evet Allah'ın
kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin, senin
develerin olsa da iki tarafı olan bir vadiye inseler, bir taraf
verimli diğer taraf çorak
olsa, verimli yerde otlatsan Allah'ın kaderiyle otlatmış; çorak
yerde otlatsan yine Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?
İbn Abbâs der
ki:
– O sırada,
birtakım ihtiyaçlarını karşılamak için ortalarda görünmeyen
Abdurrahman İbn Avf radıyallahu anh
geldi ve:
– Bu hususta
bende bilgi var; Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'i:
"Bir yerde vebâ olduğunu işittiğinizde
oraya girmeyiniz. Bir yerde vebâ ortaya çıkar, siz de orada
bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız"
buyururken işitmiştim, dedi.
Bunun üzerine
Ömer radıyallahu anh Allah'a hamd
etti ve oradan ayrılıp yola koyuldu.
Buhârî, Tıb 30;
Müslim, Selâm 98 |
١٧٩٢-
وعن ابن عباس رضي اللّه عنهما :
أنَّ عمرَ بن الخطاب رَضِيَ اللّه عَنْهُ
خرج إلى الشَّامِ حَتَّى إذا كَانَ بسَرْغَ لَقِيَهُ أُمَرَاءُ
الأَجْنَادِ - أَبُو عُبَيْدَةَ بنُ الجَرَّاحِ وأصْحَابُهُ -
فَأخْبَرُوهُ أنَّ الوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّامِ . قَال ابن عباس
: فقال لي عمر : ادْعُ لِي المُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ ،
فَدَعَوْتُهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ وَأخْبَرَهُمْ أنَّ الوَبَاءَ قَدْ
وَقَعَ بالشَّامِ ، فَاخْتَلَفُوا ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ : خَرَجْتَ
لأَمْرٍ ، وَلاَ نَرَى أنْ تَرْجِعَ عَنْهُ . وَقَالَ بَعضهم :
مَعَكَ بَقِيَّةُ النَّاسِ وأصْحَابُ رسُولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
وَلاَ نَرَى أنْ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الوَبَاء .
فقال :
ارْتَفِعُوا عَنِّي . ثُمَّ
قَالَ :
ادْعُ لِي الأَنْصَارَ ، فَدَعَوْتُهُمْ ، فَاسْتَشَارَهُمْ ،
فَسَلَكُوا سَبيلَ المُهَاجِرينَ ، وَاخْتَلَفُوا كاخْتِلاَفِهِمْ ،
فقال :
ارْتَفِعُوا عَنِّي . ثُمَّ
قَالَ :
ادْعُ لِي مَنْ كَانَ هاهُنَا مِنْ مَشْيَخَةِ قُريشٍ مِنْ
مُهَاجِرَةِ الفَتْحِ ، فَدَعَوْتُهُمْ ، فَلَمْ يَخْتَلِفْ عَلَيْهِ
مِنْهُمْ رَجُلاَنِ ، فَقَالُوا :
نَرَى أنْ تَرْجِعَ بِالنَّاسِ ، وَلاَ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا
الوَبَاءِ ، فَنَادَى عُمَرُ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ في النَّاسِ : إنِّي مُصَبحٌ عَلَى ظَهْرٍ ،
فَأَصْبِحُوا عليْهِ ، فقال أبو عبيدة بن الجراح
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أفِراراً
مِنْ قَدَرِ اللّه ؟ فقالَ عُمرُ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ : لو غَيْرُكَ قَالَهَا يا أبا عبيدَةَ ! -
وَكَانَ عُمَرُ يَكْرَهُ خِلاَفَهُ - نَعَمْ ، نَفِرُّ مِنْ قَدَرِ
اللّه إلى قَدَرِ اللّه ، أرَأيْتَ لَو كَانَ لَكَ إبِلٌ ،
فَهَبَطَتْ وَادِياً لَهُ عُدْوَتَانِ ، إحْدَاهُمَا خَصْبَةٌ ،
وَالأُخْرَى جَدْبَةٌ ، أَلَيسَ إنْ رَعَيْتَ الخصْبَةَ رَعَيْتَهَا
بِقَدَرِ اللّه ، وَإنْ رَعَيْتَ الجَدْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ
اللّه ؟
قَالَ :
فَجَاءَ عَبدُ الرَّحمانِ بنُ عَوفٍ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ، وَكَانَ مُتَغَيِّباً في بَعْضِ حاجَتِهِ ،
فقالَ :
إنَّ عِنْدِي من هَذَا علماً ، سَمِعْتُ رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم يقولُ
: ( إِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بأرْضٍ فَلاَ
تَقْدِمُوا عَلَيْهِ ، وَإِذَا وَقَعَ بِأرْضٍ وَأنْتُمْ بِهَا فَلاَ
تَخْرُجُوا فِراراً مِنْهُ ) فحمِدَ اللّه تَعَالَى عمرُ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ وانصَرَفَ .
متفق عَلَيْهِ .
و( العُدْوَة ) : جانِب الوادِي . |
|
1793. Üsâme
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Bir yerde bulaşıcı hastalık ortaya
çıktığını duyduğunuz zaman oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde
bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkarsa, oradan da çıkmayınız."
Buhârî, Tıb 30;
Müslim, Selâm 100 |
١٧٩٣-
وعن أسامة بن زيد رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( إِذَا سَمِعْتُمُ الطَّاعُونَ
بِأَرْضٍ ، فَلاَ تَدْخُلُوهَا ، وَإِذَا وَقَعَ بِأرْضٍ ، وأنْتُمْ
فِيهَا ، فَلاَ تَخْرُجُوا مِنْهَا ) .
متفق عَلَيْهِ . |