1. GIYBETİN HARAM OLDUĞU VE DİLİ
KORUMA EMRİ
•
"Biriniz diğerinizi arkasından
çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır
mı? Elbette bundan tiksinirsiniz. O halde Allah'tan korkun.
Şüphesiz Allah tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir."
Hucurât sûresi (49), 12
•
"Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına
düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi, yaptıklarından
sorumludur." İsrâ sûresi (17), 36
•
"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu
gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın." Kaf
sûresi (50), 18 |
١- باب تحريم الغيبة والأمر بحفظ اللسان
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَلاَ يَغْتَبْ بَعضُكُمْ بَعْضاً
أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً
فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّه إنَّ اللّه تَوَّابٌ رَحِيمٌ }
[ الحجرات : ١٢ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ
إنَّ السَّمْعَ وَالبَصَرَ وَالفُؤادَ كُلُّ أُولئِكَ كَانَ عَنْهُ
مَسْئُولاً }
[ الإسراء : ٣٦ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ إِلاَّ لَدَيْهِ
رَقِيبٌ عَتيدٌ }
[ ق : ١٨ ]
.
اعْلَمْ أنَّهُ يَنْبَغِي لِكُلِّ مُكَلَّفٍ أنْ يَحْفَظَ لِسَانَهُ
عَنْ جَميعِ الكَلامِ إِلاَّ كَلاَماً ظَهَرَتْ فِيهِ المَصْلَحَةُ ،
ومَتَى اسْتَوَى الكَلاَمُ وَتَرْكُهُ فِي المَصْلَحَةِ ،
فالسُّنَّةُ الإمْسَاكُ عَنْهُ ، لأَنَّهُ قَدْ يَنْجَرُّ الكَلاَمُ
المُبَاحُ إِلَى حَرَامٍ أَوْ
مَكْرُوهٍ ، وذَلِكَ كَثِيرٌ في العَادَةِ ، والسَّلاَمَةُ لا
يَعْدِلُهَا شَيْءٌ . |
|
1512. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya
hayır söylesin ya da sussun."
Buhârî, Edeb 31, 85, Rikak 23;
Müslim, Îmân 74, Lukata 14.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 123;
Tirmizî, Kıyâmet 50 |
١٥١٢-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم
قَالَ :
( مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّه وَاليَوْمِ
الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْراً أَوْ لِيَصْمُتْ )
متفق عَلَيْهِ .
وهذا صَريحٌ في أنَّهُ يَنْبَغي أنْ لا يَتَكَلَّمَ إِلاَّ إِذَا
كَانَ الكلامُ خَيراً ، وَهُوَ الَّذِي ظَهَرَتْ مَصْلَحَتُهُ ،
ومَتَى شَكَّ في ظُهُورِ المَصْلَحَةِ ، فَلاَ يَتَكَلَّم . |
|
1513. Ebû Mûsâ
radıyallahu anh şöyle dedi:
- Ey Allah'ın
Resûlü! Hangi müslüman en üstündür? diye sordum.
- "Dilinden
ve elinden müslümanların emniyette olduğu kimse"
cevabını verdi.
Buhârî, Îmân 4, 5, Rikak 26;
Müslim, Îmân 64, 65. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cihâd 2; Tirimizî,
Kıyâmet 52, Îmân 12; Nesâî,
Îmân 8, 9, 11 |
١٥١٣-
وعن أَبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قُلْتُ : يَا رسولَ اللّه أَيُّ المُسْلمِينَ أفْضَلُ ؟
قَالَ :
( مَنْ سَلِمَ المُسْلِمُونَ مِنْ
لِسَانِهِ وَيَدِهِ ) متفق
عَلَيْهِ . |
|
1514. Sehl İbn Sa'd
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kim
bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki (üreme)
organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm."
Buhârî, Rikak 23. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 61 |
١٥١٤-
وعن سهل بن سعد ،
قَالَ :
قَالَ رسُولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا
بَيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الجَنَّةَ
) متفق عَلَيْهِ . |
|
1515. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre o, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'i
şöyle buyururken dinlemiştir:
"Kul,
iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden
cehennemin, doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer
gider".
Buhârî, Rikak 23 ;
Müslim, Zühd 49, 50 |
١٥١٥-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّه سمع النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم يقول : ( إنَّ العَبْدَ
لَيَتَكَلَّمُ بالكَلِمَةِ مَا يَتَبَيَّنُ فِيهَا يَزِلُّ بِهَا
إِلَى النَّارِ أبْعَدَ مِمَّا بَيْنَ المَشْرِقِ والمَغْرِبِ )
متفق عَلَيْهِ .
ومعنى : ( يَتَبَيَّنُ ) يُفَكِّرُ
أنَّها خَيْرٌ أم لا . |
|
1516. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Nebî
salallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
"Kul,
Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de
Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını
gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu
bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar."
Buhârî, Rikak 23. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 10;
İbn Mâce, Fiten 12 |
١٥١٦-
وعنه ، عن النبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم
قَالَ :
( إنَّ العَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ
بِالكَلِمَةِ مِنْ رِضْوَانِ اللّه تَعَالَى مَا يُلْقِي لَهَا
بَالاً يَرْفَعُهُ اللّه بِهَا دَرَجاتٍ ، وإنَّ العَبْدَ
لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلَمَةِ مِنْ سَخَطِ اللّه تَعَالَى لا يُلْقِي
لَهَا بَالاً يَهْوِي بِهَا في جَهَنَّمَ ) . رواه
البخاري . |
|
1517. Ebû Abdurrahman Bilâl
İbn'l-Hâris el-Müzenî radıyallahu anh'den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kul,
Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah'ın
rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Halbuki Allah, o söz
sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden
hoşnut olur.
Yine bir kul da Allah'ın gazabını
gerektiren bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah'ın
gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz
sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazap eder."
Muvatta, Kelâm
5; Tirmizî, Zühd 12. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Fiten 12 |
١٥١٧-
وعن أَبي عبد الرحمان بِلالِ بن الحارِثِ المُزَنِيِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ رسول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قَالَ :
( إنَّ الرَّجُلَ لَيَتَكَلَّمُ
بِالكَلِمَةِ مِنْ رِضْوَانِ اللّه تَعَالَى مَا كَانَ يَظُنُّ أنْ
تَبْلُغَ مَا بَلَغَتْ يَكْتُبُ اللّه لَهُ بِهَا رِضْوَانَهُ إِلَى
يَومِ يَلْقَاهُ ، وإنَّ الرَّجُلَ لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلِمَةِ مِنْ
سَخَطِ اللّه مَا كَانَ يَظُنُّ أنْ تَبْلُغَ مَا بَلَغَتْ يَكْتُبُ
اللّه لَهُ بِهَا سَخَطَهُ إِلَى يَوْمِ يَلْقَاهُ ). رواه
مالك في المُوَطَّأ ، والترمذي ،
وقال : (
حديث حسن صحيح ) . |
|
1518. Süfyân İbn Abdullah
radıyallahu anh şöyle dedi:
- Ey Allah'ın
Resûlü! Bana kesinlikle yapmam gereken bir iş söyle dedim.
Efendimiz:
- "Rabbim
Allah'tır de, sonra dosdoğru ol!" buyurdu. Ben:
- Ey Allah'ın
Resûlü! Hakkımda (zararını göreceğimden) en çok endişe ettiğin şey
nedir? dedim. Efendimiz, o güzel dilini eliyle tuttu ve:
- "İşte
budur!" buyurdu.
Tirmizî, Zühd 61; Ayrıca bk.
İbn Mâce, Fiten 12 |
١٥١٨-
وعن سفيان بن عبد اللّه رَضِيَ اللّه
عَنْهُ
قَالَ :
قُلْتُ : يَا رسولَ اللّه حدِّثني بأَمْرٍ أَعْتَصِمُ بِهِ
قَالَ :
( قلْ : رَبِّيَ اللّه ثُمَّ اسْتَقِمْ )
قُلْتُ : يَا رسولَ اللّه ، مَا أخْوَفُ مَا تَخَافُ عَلَيَّ ؟
فَأَخَذَ بِلِسانِ نَفْسِهِ ، ثُمَّ
قَالَ :
( هَذَا ) . رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن صحيح ) . |
|
1519. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ "Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu" dedi:
"Allah'ı
anmaksızın çok konuşmayın. Allah'ın zikri dışında çok söz
söylemek, kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanların ise, Allah'dan
en uzak kimseler olduğu kesindir."
Tirmizî, Zühd 62 |
١٥١٩-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لا تُكْثِرُوا
الكَلاَمَ بِغَيْرِ ذِكْرِ اللّه؛ فَإنَّ كَثْرَةَ الكَلاَمِ
بِغَيْرِ ذِكْرِ اللّه تَعَالَى قَسْوَةٌ لِلقَلْبِ ! وإنَّ أبْعَدَ
النَّاسِ مِنَ اللّه القَلْبُ القَاسِي ) . رواه
الترمذي . |
|
1520. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh, "Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu" demiştir:
"Allah
kimi, iki çenesi ve iki budu arasındakinin şerrinden korursa, o
kişi cennete girer."
Tirmizî, Zühd 61 |
١٥٢٠-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ وَقَاهُ اللّه
شَرَّ مَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ ، وَشَرَّ مَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ دَخَلَ
الجَنَّةَ ) . رواه الترمذي
، وقال :
( حديث حسن ) . |
|
1521. Ukbe İbn Âmir
radıyallahu anh şöyle dedi:
- Ey Allah'ın
Resûlü! Kurtuluş (sebebi) nedir? dedim.
- "Aleyhine
olacak sözlerden dilini tut, evinde kalmayı yeğle, kendi günahın
için pişmanlık duyarak göz yaşı dök!" buyurdu.
Tirmizî, Zühd 61 |
١٥٢١-
وعن عقبة بن عامرٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قُلْتُ : يَا رسولَ اللّه مَا النَّجَاةُ ؟
قَالَ :
( أَمْسِكْ عَلَيْكَ لِسَانَكَ ،
وَلْيَسَعْكَ بَيْتُكَ ، وابْكِ عَلَى خَطِيئَتِكَ ) . رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) . |
|
1522. Ebû Said el-Hudrî
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"İnsan
sabahlayınca, bütün organları dil'e baş vurur ve (âdeta ona) şöyle
derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah'dan kork. Biz ancak
senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen
doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan
çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz."
Tirmizî, Zühd 61 |
١٥٢٢-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قَالَ :
( إِذَا أصْبَحَ ابْنُ آدَمَ ، فَإنَّ
الأعْضَاءَ كُلَّهَا تَكْفُرُ اللِّسانَ ، تَقُولُ : اتَّقِ اللّه
فِينَا ، فَإنَّما نَحنُ بِكَ ؛ فَإنِ اسْتَقَمْتَ اسْتَقَمْنَا ،
وإنِ اعْوَجَجْتَ اعْوَجَجْنَا ) . رواه
الترمذي .
معنى : ( تَكْفُرُ اللِّسَانَ ) :
أيْ تَذِلُّ وَتَخْضَعُ لَهُ . |
|
1523. Muâz İbn Cebel
radıyallahu anh şöyle dedi:
- Ya
Resûlallah! Beni cennete girdirecek, cehennemden uzaklaştıracak
bir iş (amel) söyle bana, dedim.
- "Çok
büyük bir şey istiyorsun. Ancak bu, Allah'ın kolay kıldığı kişi
için pek kolaydır: Hiçbir şeyi ortak koşmadan yalnızca Allah'a
kulluk edersin. Namazı dosdoğru kılarsın. Zekâtı verirsin. Ramazan
orucunu tutarsın. Gücün yeter, imkân bulabilirsen haccedersin"
buyurdu. Sonra sözüne devamla:
"Şimdi sana hayır kapılarını haber
vereyim mi?: Oruç kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi
günahın azâbını söndürür. Kişinin gece yarısı kıldığı namaz da
günahı söndürür" buyurdu.
Bundan sonra
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem "Korkuyla
ve umutla Rablerine kulluk ettikleri için vücutları yataklarından
uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda
harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar
saklandığını hiç kimse bilemez" [Secde sûresi (32), 16,
17] âyetini okudu.
Daha sonra
Resûl-i Ekrem şöyle
buyurdu:
- "Sana
bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim
mi?" Ben:
- Evet,
bildiriniz Ya Resûlallah! dedim.
- "İşin
başı İslâm, direği namaz, doruğu cihaddır" buyurdu.
Sonra:
- "Sana
bütün bunların kıvamının kendisine bağlı olduğu şeyi (can
damarını) bildireyim mi?" dedi.
Ben:
- Evet, bildir
Ya Resûlallah! dedim. Bunun üzerine Hz.
Peygamber dilini tuttu ve:
- "Şunu
koru! buyurdu. Ben:
- Ya
Resûlallah! Biz konuştuklarımızdan da sorgulanacak mıyız? dedim.
- "Annen
yokluğuna yansın ey Muaz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen,
ancak dillerinin ürettikleridir!" buyurdu.
Tirmizî, Îmân 8. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Fiten 12 |
١٥٢٣-
وعن مُعَاذٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قُلْتُ : يَا رَسُولَ اللّه ، أَخْبِرْني بِعَمَلٍ يُدْخِلُني
الجَنَّةَ وَيُبَاعِدُني مِنَ النَّارِ ؟
قَالَ :
( لَقَدْ سَألتَ عَنْ عَظيمٍ ، وإنَّهُ
لَيَسيرٌ عَلَى مَنْ يَسَّرَهُ اللّه تَعَالَى عَلَيْهِ: تَعْبُدُ
اللّه لا تُشْرِكُ بِهِ شَيْئاً ، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ ، وتُؤتِي
الزَّكَاةَ ، وتَصُومُ رَمَضَانَ ، وتَحُجُّ البَيْتَ ) ثُمَّ
قَالَ :
( ألاَ أدُلُّكَ عَلَى أبْوابِ الخَيْرِ ؟
الصَّوْمُ جُنَّةٌ ، وَالصَّدَقَةُ تُطْفِئُ الخَطِيئَةَ كَما
يُطْفِئُ المَاءُ النَّارَ ، وَصَلاَةُ الرَّجُلِ مِنْ جَوْفِ
اللَّيْلِ ) ثُمَّ تَلا : { تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ المَضَاجِعِ } حَتَّى بَلَغَ
{ يَعْمَلُونَ }
[ النور : ١٦ ]
ثُمَّ
قَالَ :
( ألا أُخْبِرُكَ بِرَأسِ الأَمْرِ ،
وَعَمُودِهِ ، وَذِرْوَةِ سِنَامِهِ ) قُلْتُ : بَلَى يَا
رسولَ اللّه ،
قَالَ :
( رَأسُ الأمْر الإسْلامُ ، وَعَمُودُهُ
الصَّلاَةُ ، وَذِرْوَةِ سِنَامِهِ الجِهادُ ) ثُمَّ
قَالَ :
( ألاَ أُخْبِرُكَ بِمِلاكِ ذَلِكَ كُلِّهِ
! ) قُلْتُ : بلَى يَا رَسولَ اللّه ، فَأخَذَ بِلِسانِهِ
وقال : (
كُفَّ عَلَيْكَ هَذَا ) قُلْتُ : يَا رسولَ اللّه وإنَّا
لَمُؤاخَذُونَ بما نَتَكَلَّمُ بِهِ ؟
فقالَ :
( ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ ! وَهَلْ يَكُبُّ
الناسَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ إِلاَّ حَصَائِدُ
أَلْسِنَتِهِمْ ؟ ) . رواه
الترمذي ، وقال :
( حديث حسن صحيح ) ، وَقَدْ سبق
شرحه في باب قبل هَذَا . |
|
1524. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- "Gıybet
nedir, bilir misiniz?"
- Allah ve
Resûlü daha iyi bilir, dediler. Hz.
Peygamber:
- "Gıybet,
din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır"
buyurdu.
- Söylenen
ayıp eğer
o kardeşimde varsa, ne dersiniz?"
diye soruldu.
- "Eğer
söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira
ettin demektir," buyurdu.
Müslim, Birr 70. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Edeb 35;
Tirmizî, Birr 23 |
١٥٢٤-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسُولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ ؟ )
قالوا :
اللّه وَرَسُولُهُ أعْلَمُ ،
قَالَ :
( ذِكْرُكَ أخَاكَ بِما يَكْرَهُ )
قِيلَ : أفَرَأيْتَ إنْ كَانَ في أخِي مَا أقُولُ ؟
قَالَ :
( إنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ ، فقد
اغْتَبْتَهُ ، وإنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدْ بَهَتَّهُ
) رواه مسلم . |
|
1525. Ebû Bekir
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, Vedâ
haccında Mina'da kurban kesme gününde îrad ettiği hutbesinde şöyle
buyurdu:
"Bu
gününüz, bu ayınız ve bu beldeniz saygı değer ve dokunulmaz olduğu
gibi (aranızda) kanlarınız, canlarınız ve namusunuz da saygı değer
ve dokunulmazdır. Tebliğ ettim mi?"
Buhârî, İlim 9, 37, Hac 132,
Tevhîd 24; Müslim, Hac 147,
Kasâme 29,30. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Tatavvu' 10; Tirmizî, Fiten 6;
Nesâî, Kudât 36;
İbn Mâce, Menâsik 76, 84, Fiten
2 |
١٥٢٥-
وعن أَبي بَكْرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رَسُولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قَالَ في خُطْبَتِهِ يَوْمَ النَّحْرِ بِمِنًى في
حَجَّةِ الوَدَاعِ : ( إنَّ دِماءكُمْ ،
وَأمْوَالَكُمْ ، وأعْرَاضَكُمْ ، حَرَامٌ عَلَيْكُمْ كَحُرْمَةِ
يَوْمِكُمْ هَذَا، في شَهْرِكُمْ هَذَا، في بَلَدِكُمْ هَذَا، ألا
هَلْ بَلَّغْتُ ) متفق عَلَيْهِ. |
|
1526. Âişe
radıyallahu anhâ şöyle dedi:
-Ey Allah'ın
Resûlü! Safiyye'nin şöyle şöyle oluşu sana yeter, dedim. -Ravilerden
biri, bu sözle Hz. Âişe'nin, onun kısa boylu oluşunu kastettiğini
söylüyor-. Bunun üzerine Hz.
Peygamber:
- "Ey
Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi onun
suyunu bozardı" buyurdu.
Âişe dedi ki,
ben bir başka gün de kendisine bir insanın durumunu takliden
hikâye etmiştim. Bunun üzerine de Hz.
Peygamber:
- "Bana
dünyanın en kıymetli şeylerini verseler, ben yine de bir insanı
hoşlanmayacağı bir şekilde taklid edip anmayı kesinlikle istemem"
buyurdu.
Ebû Dâvûd, Edeb 35;
Tirmizî, Kıyâmet 51 |
١٥٢٦-
وعن عائشة رَضِيَ اللّه عنها ،
قالت :
قُلْتُ للنبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : حَسْبُكَ مِنْ صَفِيَّةَ كذَا وكَذَا . قَالَ بعضُ
الرواةِ : تَعْنِي قَصيرَةً ،
فقالَ :
( لَقَدْ قُلْتِ كَلِمَةً لَوْ مُزِجَتْ
بِمَاءِ البَحْرِ لَمَزَجَتْهُ ! )
قالت :
وَحَكَيْتُ لَهُ إنْسَاناً
فَقَالَ :
( مَا أُحِبُّ أنِّي حَكَيْتُ
إنْساناً وإنَّ لِي كَذَا وَكَذَا ) . رواه
أَبُو داود والترمذي
، وقال :
( حديث حسن صحيح ) .
ومعنى : ( مَزَجَتْهُ ) خَالَطَتْهُ
مُخَالَطَةً يَتَغَيَّرُ بِهَا طَعْمُهُ
أَوْ رِيحُهُ لِشِدَّةِ نَتْنِها وَقُبْحِهَا . وهذا الحَديثُ
مِنْ أبلَغِ الزَّواجِرِ عَنِ الغِيبَةِ ،
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الهَوَى إنْ هُوَ
إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَى } . |
|
1527. Enes
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Mi'raca
çıkarıldığımda ben bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini
tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim.
- Ey Cebrâil!
Bunlar kimlerdir? diye sordum."
- Bunlar,
(gıybet etmek suretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların
şeref ve namuslarıyla oynayanlardır, cevabını verdi.
Ebû Dâvûd, Edeb 35 |
١٥٢٧-
وعن أنسٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لَمَّا عُرِجَ بي
مَرَرْتُ بِقَومٍ لَهُمْ أظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ يَخْمِشُونَ
وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ فَقُلْتُ : مَنْ هؤُلاءِ يَا جِبرِيلُ ؟
قَالَ : هؤُلاءِ الَّذِينَ يَأكُلُونَ لُحُومَ النَّاسِ ،
وَيَقَعُونَ في أعْرَاضِهِمْ ! )
. رواه أَبُو داود . |
|
1528. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Her
müslümanın öteki müslümana kanı, ırzı (namusu)
ve malı haramdır!"
Müslim, Birr 32. Ayrıca bk.
Tirmizî, Birr 18 |
١٥٢٨-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسُولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم
قَالَ :
( كُلُّ المُسْلِمِ عَلَى المُسْلِمِ
حَرَامٌ : دَمُهُ وَعِرْضُهُ وَمَالُهُ ) . رواه
مسلم . |