1. ALLAH’I ZİKRETMENİN FAZİLETİ VE
ZİKRE TEŞVİK
•
“Allah’ı zikretmek en büyük ibadettir.”
Ankebût sûresi (29), 45
•
“Siz beni anın ki, ben de sizi anayım.”
Bakara sûresi (2), 152
•
“Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak,
ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gafillerden
olma!” A‘râf sûresi (7), 205
•
“Allah’ı çok zikredin ki, kurtuluşa
eresiniz.” Cum‘a sûresi (62), 10
•
“Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar,
mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, kendini Allah’a ibadete veren
erkek ve kadınlar, samimi ve doğru olan erkek ve kadınlar,
mütevâzi ve Allah’a saygılı erkek ve kadınlar, zekât ve sadaka
veren erkek ve kadınlar, oruç tutan erkek ve kadınlar, iffetlerini
koruyan erkek ve kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlar
var ya, işte bütün bunlara Allah mağfiret ve büyük mükâfat
hazırlamıştır.” Ahzâb sûresi (33), 35
•
“Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin.
Sabah akşam O’nu tesbih edin.” Ahzâb sûresi (33), 41-42 |
١- باب فَضلِ الذِّكْرِ وَالحَثِّ عليه
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَلذِكْرُ اللّه أكْبَرُ }
[ العنكبوت : ٤٥ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ فَاذْكُرُونِي أذْكُرْكُمْ }
[ البقرة : ١٥٢ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَاذْكُرْ رَبَّكَ فِي نَفْسِكَ
تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَدُونَ الجَهْرِ مِنَ القَوْلِ بِالغُدُوِّ
والآصَالِ وَلاَ تَكُنْ مِنَ الغَافِلِينَ }
[ الأعراف : ٢٠٥ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَاذْكُرُوا اللّه كَثِيرَاً لَعَلَّكُمْ
تُفْلِحُونَ }
[ الجمعة : ١٠ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ إنَّ المُسْلِمِينَ
وَالمُسْلِمَاتِ
} … إِلَى قَوْله تَعَالَى : {
وَالذَّاكِرِينَ اللّه كَثِيراً وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللّه
لَهُمْ مَغْفِرَةً وَأجْرَاً عَظِيماً }
[ الأحزاب : ٣٥ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا
اللّه ذِكْراً كَثِيراً وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأصِيلاً }
[ الأحزاب : ٤١- ٤٢ ]
الآية . والآيات في الباب كثيرةٌ معلومةٌ . |
|
1409. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Dile hafif, mîzana konduğunda ağır
gelen ve Rahmân olan Allah’ı hoşnut eden iki cümle vardır:
Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhânallahi’l-azîm:
Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan
sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Ben Yüce Allah’ı
ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekrar tenzih ederim”
Buhârî, Daavât 65, Eymân 19,
Tevhîd 58; Müslim, Zikir 31.
Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 60;
İbn Mâce, Edeb 56 |
١٤٠٩-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسُولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( كَلِمَتَانِ
خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ ، ثَقِيلَتَانِ فِي المِيزَانِ ،
حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمانِ : سُبْحَانَ اللّه وَبِحَمْدِهِ ،
سُبْحَانَ اللّه العظيمِ ) .
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1410. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh'den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe
illallahü vallâhü ekber demek, benim için, üzerine güneş doğan her
şeyden daha kıymetlidir.”
Müslim, Zikir 32. Ayrıca bk.
Tirmizî, Daavât 128 |
١٤١٠-
وعنه رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لأَنْ أَقُولَ :
سُبْحَانَ اللّه ؛ وَالحَمْدُ للّه ؛ وَلاَ إلهَ إِلاَّ اللّه ،
وَاللّه أكْبَرُ ، أَحَبُّ إلَيَّ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ
الشَّمْسُ ) . رواه مسلم
. |
|
1411. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğunu söyledi:
“Bir kimse her gün yüz defa, lâ ilâhe
illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve
hüve alâ külli şey’in kadîr,
derse, on köle âzâd etmiş kadar sevap
kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır; bu
zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar.
Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha
faziletli bir iş yapmamış olur”.
Resûl-i Ekrem sözüne şöyle
devam etti: “Bir kimse günde yüz defa
sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü
kadar bile olsa hepsi bağışlanır.
Buhârî, Bed’ü’l-halk 11;
Daavât 64, 65; Müslim, Zikir
28. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât
59, 62; İbn Mâce, Duâ 14 |
١٤١١-
وعنه : أنَّ رسُولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم
قَالَ :
( مَنْ قَالَ لا إلهَ إِلاَّ اللّه
وَحْدَهُ لاَ شَريكَ لَهُ ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ ؛ وَهُوَ
عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ، في يَوْمٍ مِئَةَ مَرَّةٍ كَانَتْ لَهُ
عَدْلَ عَشْرِ رِقَابٍ وكُتِبَتْ لَهُ مِئَةُ حَسَنَةٍ ، وَمُحِيَتْ
عَنْهُ مِئَةُ سَيِّئَةٍ ، وَكَانَتْ لَهُ حِرْزاً مِنَ الشَّيْطَانِ
يَوْمَهُ ذَلِكَ حَتَّى يُمْسِي ، وَلَمْ يَأتِ أَحَدٌ بِأَفْضَلَ
مِمَّا جَاءَ بِهِ إِلاَّ رَجُلٌ عَمِلَ أكْثَرَ مِنْهُ ) .
وقال :
( مَنْ قَالَ سُبْحَانَ اللّه وَبِحَمْدِهِ
، في يَوْمٍ مِئَةَ مَرَّةٍ ، حُطَّتْ خَطَايَاهُ ، وَإنْ كَانَتْ
مِثْلَ زَبَدِ البَحْرِ ) .
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1412. Ebû Eyyûb el-Ensârî
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse on defa, lâ ilâhe illallahü
vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ
külli şey’in kadîr, derse,
İsmâil aleyhisselâm’ın soyundan dört kimseyi hürriyetine
kavuşturmuş gibi sevap kazanır.”
Buhârî, Daavât 64;
Müslim, Zikir 30. Ayrıca bk.
Tirmizî, Daavât 103 |
١٤١٢-
وعن أَبي أيوب الأنصاريِّ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ، عن النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَنْ قَالَ لا إلَهَ إِلاَّ اللّه
وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ ؛ وَلَهُ الحَمْدُ ، وَهُوَ
عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ، عَشْرَ مَرَّاتٍ . كَانَ كَمَنْ
أعْتَقَ أرْبَعَةَ أنْفُسٍ منْ وَلَدِ إسْمَاعِيلَ ) .
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1413. Ebû Zer
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bana:
“Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana
bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı
söz,
sübhânallahi
ve
bi-hamdihî demektir”,
buyurdu.
Müslim, Zikir 85 |
١٤١٣-
وعن أَبي ذَرٍّ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( ألاَ أُخْبِرُكَ
بِأَحَبِّ الكَلاَمِ إِلَى اللّه ؟ إنَّ أَحَبَّ الكَلاَمِ إِلَى
اللّه : سُبْحَانَ اللّه وَبِحَمْدِهِ ) . رواه
مسلم . |
|
1414. Ebû Mâlik el-Eş’arî
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Temizlik imanın yarısıdır. el-Hamdü
lillâh duası mizanı,
sübhânallahi ve’l-hamdü lillâhi
zikri ise yer ile göklerin arasını sevap
ile doldurur.”
Müslim, Tahâret 1. Ayrıca bk.
Tirmizî, Daavât 86 |
١٤١٤-
وعن أَبي مالك الأشعري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( الطُّهُورُ شَطْرُ
الإيمانِ ، وَالحَمْدُ للّه تَمْلأُ المِيزَانَ ، وَسُبْحَانَ اللّه
وَالحَمْدُ للّه تَمْلآنِ - أَوْ تَمْلأُ - مَا بَيْنَ السَّمَاوَاتِ
وَالأرْضِ ) . رواه مسلم
. |
|
1415. Sa‘d İbn Ebû Vakkâs
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir bedevî
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
gelerek:
- Bana
söyleyeceğim bir zikir öğret, dedi.
Resûl-i Ekrem ona şu zikri
okumasını tavsiye etti:
-
“Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke
leh, Allâhü ekber kebîran ve’l-hamdü lillâhi kesîrâ ve
sübhânallâhi Rabbi’l-âlemîn, velâ havle velâ kuvvete illâ
billâhi’l-Azîzi’l-Hakîm: Tek olan Allah’tan başka ilâh ve
O’nun bir eşi ve benzeri de yoktur. Kudreti ve saltanatıyla Allah
en büyüktür. Bitip tükenmeyen hamd O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi
olan Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih
ederim. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Azîz ve
Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”
Bedevî:
- Bunlar Rabbim
için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim?
dedi.
Resûl-i Ekrem:
-
“Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî
verzuknî: Allahım, beni
bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve
bana hayırlı rızık ver, de” buyurdu.
Müslim, Zikir 33-36 |
١٤١٥-
وعن سعد بن أَبي وقاصٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ: جَاءَ أعْرَابيٌّ إِلَى رَسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
عَلِّمْنِي كَلاَماً أقُولُهُ .
قَالَ :
( قُلْ لاَ إلهَ إِلاَّ اللّه وَحْدَهُ لاَ
شَريكَ لَهُ ، اللّه أكْبَرُ كَبِيراً ، وَالحَمْدُ للّه كَثيراً ،
وَسُبْحَانَ اللّه رَبِّ العَالِمينَ ، وَلاَ حَولَ وَلاَ قُوَّةَ
إِلاَّ بِاللّه العَزِيزِ الحَكِيمِ )
قَالَ :
فهؤُلاءِ لِرَبِّي ، فَمَا لِي ؟
قَالَ :
( قُلْ : اللّهمَّ اغْفِرْ لِي ،
وَارْحَمْنِي وَاهْدِنِي ، وَارْزُقْنِي ) . رواه
مسلم . |
|
1416. Sevbân
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem selâm
verip namazdan çıkınca üç defa istiğfâr eder ve “Allâhümme
ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm:
Allahım selâm sensin. Selâmet
ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır
ve bereketi çok olansın” derdi.
Hadisin
râvilerinden biri olan Evzâî’ye:
- İstiğfâr
nasıl yapılır? diye sorulunca:
- Estağfirullah,
estağfirullah demektir, dedi.
Müslim, Mesâcid 135, 136.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 25;
Tirmizî, Salât 108;
Nesâî, Sehv 81, 82;
İbn Mâce, İkame 32 |
١٤١٦-
وعن ثَوبانَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
كَانَ رَسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم إِذَا انْصَرَفَ مِنْ صَلاَتِهِ اسْتَغْفَرَ ثَلاثَاً
،
وَقَالَ :
( اللّهمَّ أنْتَ السَّلاَمُ ، وَمِنْكَ السَّلاَمُ ، تَبَارَكْتَ
يَاذَا الجَلاَلِ وَالإكْرَامِ )
قِيلَ لِلأوْزَاعِيِّ - وَهُوَ أحَدُ رواة الحديث - : كَيْفَ
الاسْتِغْفَارُ ؟
قَالَ :
يقول : أسْتَغْفِرُ اللّه ، أسْتَغْفِرُ اللّه . رواه
مسلم . |
|
1417. Muğîre İbn Şu‘be
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem selâm
verip namazdan çıkınca şu duayı okurdu:
“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke
leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
Allâhümme lâ mâni‘a li-mâ a‘tayte ve lâ mu‘tıye li-mâ mena‘te velâ
yenfeu ze’l-ceddi minke’l-ceddü:
Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız
Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na
mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Allahım! Senin verdiğine
engel olacak, vermediğini de verecek bir kimse yoktur. Senin
lutfun olmadan hiçbir zengine serveti fayda vermez.”
Buhârî, Ezân 155, İ‘tisâm 3,
Kader 12, Daavât 18; Müslim,
Mesâcid 137, 138. Ayrıca bk. Müslim,
Salât 194, 205, 206; Ebû Dâvûd,
Salât 140, Vitir 25; Tirmizî,
Salât 108; Nesâî, Tatbîk 25,
Sehv 85, 89 |
١٤١٧-
وعن المغيرة بن شعبة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم كَانَ إِذَا فَرَغَ مِنَ الصَّلاَةِ وَسَلَّمَ ،
قَالَ :
( لاَ إلهَ إِلاَّ اللّه وَحْدَهُ لاَ
شَرِيكَ لَهُ ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ
شَيْءٍ قَدِيرٌ ، اللّهمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ ، وَلاَ
مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ ، وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الجَدِّ مِنْكَ
الجَدُّ ) . متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1418. Abdullah İbn’z-Zübeyr
radıyallahu anh namazdan sonra
selâm verince her defasında şöyle derdi:
“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke
leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr;
lâ havle velâ kuvvete illâ billâh; lâ ilâhe illallahu velâ na‘büdü
illâ iyyâh; lehü’n-ni‘metü ve lehü’l-fazlu ve lehü’s-senâü’l-hasen;
lâ ilâhe illallahu muhlisîne lehü’d-dîne velev kerihe’l-kâfirûn:
Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız
Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na
mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Günahtan kaçacak güç, ibadet
edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir. Allah’tan
başka ibadete lâyık bir ilâh yoktur. Biz yalnız O’na ibadet
ederiz. Sahip olduğumuz nimet ve lutuf O’nundur. En güzel medh ü
senâ O’na yakışır. Kâfirler hoşlanmasa bile, bütün
samimiyetimizle, Allah’tan başka ilâh yoktur, deriz”.
Abdullah İbn’z-Zübeyr,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
her namazdan sonra bu sözlerle zikrettiğini söyledi.
Müslim, Mesâcid 139, 140.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 25;
Nesâî, Sehv 34 |
١٤١٨-
وعن عبدِ اللّه بن الزُّبَيْرِ رضي اللّه تَعَالَى عنهما أنَّه كَانَ
يَقُولُ دُبُرَ كُلِّ صَلاَةٍ ، حِيْنَ يُسَلِّمُ :
( لاَ إلهَ إِلاَّ اللّه وَحْدَهُ لاَ
شَريكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ
شَيْءٍ قَدِيرٌ . لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللّه ، لاَ
إلهَ إِلاَّ اللّه ، وَلاَ نَعْبُدُ إِلاَّ إيَّاهُ ، لَهُ
النِّعْمَةُ وَلَهُ الفَضْلُ وَلَهُ الثَّنَاءُ الحَسَنُ ، لاَ إلهَ
إِلاَّ اللّه مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الكَافِرُونَ
) قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ : وَكَانَ رَسُولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
يُهَلِّلُ بِهِنَّ دُبُرَ كُلِّ صَلاَةٍ . رواه
مسلم . |
|
1419. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Mekke'den Medine'ye hicret eden müslümanların
fakirleri Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e
gelerek şöyle dediler:
- Varlıklı
müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri
alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar.
Tuttuğumuz oruçları
onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre
yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.
Bunun üzerine
Resûl-i Ekrem onlara:
-
"Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz,
sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar
dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?"
diye sordu.
- Evet, söyle
yâ Resûlallah! dediler.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- "Her namazın ardından otuz üçer defa
Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”
Hadisi Ebû
Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler
bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca
Resûl-i Ekrem şöyle
buyurdu:
“Her birinden otuz üçer defa olmak üzere
sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz."
Buhârî,
Ezân 155;
Daavât 18;
Müslim,
Mesâcid 142. Ayrıca
bk.
Ebû
Dâvûd,
Vitir 24
Müslim’in bir rivayetinde şu
ilâve vardır:
Birkaç gün
sonra fakir muhâcirler Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e
tekrar gelerek:
- Zengin
kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar
da yapıyorlar, dediler.
Bunun
üzerine
Resûlüllah
sallallahu
aleyhi
ve
sellem
şöyle buyurdu:
- "Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir
lutfudur, Allah lutfunu dilediğine verir."
Müslim, Mesâcid 142 |
١٤١٩-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ فُقَراءَ المُهَاجِرِينَ أَتَوْا رسُولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فقالوا
: ذَهَبَ أهْلُ الدُّثورِ بِالدَّرَجَاتِ العُلَى ،
وَالنَّعِيمِ المُقِيمِ ، يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي ، وَيَصُومُونَ
كَمَا نَصُومُ، وَلَهُمْ فَضْلٌ مِنْ أمْوَالٍ ، يَحُجُّونَ ،
وَيَعْتَمِرُونَ ، وَيُجَاهِدُونَ ، وَيَتَصَدَّقُونَ .
فَقَالَ :
( ألاَ أُعَلِّمُكُمْ شَيْئاً تُدْرِكُونَ
بِهِ مَنْ سَبَقَكُمْ ، وَتَسْبَقُونَ بِهِ مَنْ بَعْدَكُمْ ، وَلاَ
يَكُون أَحَدٌ أفْضَل مِنْكُمْ إِلاَّ منْ صَنَعَ مِثْلَ مَا
صَنَعْتُمْ ؟ )
قالوا :
بَلَى يَا رسول اللّه ،
قَالَ :
( تُسَبِّحُونَ ، وَتَحْمَدُونَ ،
وَتُكَبِّرُونَ ، خَلْفَ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاثاً وَثَلاثِينَ )
قَالَ أَبُو صالح الراوي عن أَبي هريرة ، لَمَّا سُئِلَ عَنْ
كَيْفِيَّةِ ذِكْرِهِنَّ
قَالَ :
يقول : سُبْحَان اللّه ، وَالحَمْدُ للّه واللّه أكْبَرُ ، حَتَّى
يَكُونَ مِنهُنَّ كُلُّهُنَّ ثَلاثاً وَثَلاثِينَ .
متفقٌ عَلَيْهِ .
وزاد مسلمٌ في روايته : فَرَجَعَ
فُقَراءُ المُهَاجِرينَ إِلَى رسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فقالوا
: سَمِعَ إخْوَانُنَا أهْلُ الأمْوَالِ بِمَا فَعَلْنَا
فَفَعَلُوا مِثْلَهُ ؟ فَقَالَ رسُولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( ذَلِكَ فَضْلُ اللّه يُؤتِيهِ مَنْ
يَشَاءُ ) .
( الدُّثُورُ )
جمع دَثْر - بفتح الدال وإسكان الثاء المثلثة - وَهُوَ : المال
الكثير . |
|
1420. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Her namazdan sonra kim otuz üç defa
sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber
der, yüze tamamlamak için de lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke
leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr:
Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız
Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na
mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter” derse, günahları deniz
köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.”
Müslim, Mesâcid 146. Ayrıca
bk. Nesâî, Sehv 96 |
١٤٢٠-
وعنه ، عن رسولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَنْ سَبَّحَ اللّه في دُبُرِ كُلِّ
صَلاَةٍ ثَلاثاً وَثَلاثِينَ ، وحَمِدَ اللّه ثَلاثاً وَثَلاَثِينَ ،
وَكَبَّرَ اللّه ثَلاثاً وَثَلاَثِينَ ، وقال تَمَامَ المِئَةِ : لاَ
إلهَ إِلاَّ اللّه وَحدَهُ لا شَريكَ لَهُ ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ
الحَمْدُ ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ، غُفِرَتْ خَطَايَاهُ
وَإنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ البَحْرِ ) . رواه
مسلم . |
|
1421. Kâ‘b İbn Ucre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Farz namazların ardından okunan
zikirleri okuyan -veya bunları yapan- kimse hiçbir zaman zarara
uğramaz. Bunlar otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa
elhamdülillâh, otuz dört defa Allâhü ekber demektir.”
Müslim, Mesâcid 144, 145.
Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 25;
Nesâî, Sehv 92 |
١٤٢١-
وعن كعب بن عُجْرَةَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن رسولِ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ : ( مُعَقِّباتٌ
لاَ يَخِيبُ قَائِلُهُنَّ - أَوْ
فَاعِلُهُنَّ - دُبُرَ كُلِّ صَلاَةٍ مَكْتُوبَةٍ: ثَلاثٌ وَثَلاثونَ
تَسْبِيحَةً. وَثَلاثٌ وثَلاَثونَ تَحْمِيدَةً ، وَأرْبَعٌ
وَثَلاَثونَ تَكْبِيرَةً ) . رواه مسلم. |
|
1422. Sa‘d İbn Ebû Vakkas
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
namazlardan sonra şu duayı okuyarak Allah’a sığınırdı:
“Allâhümme innî eûzü bike mine’l-cübni
ve’l-buhl, ve eûzü bike min en uredde ilâ erzeli’l-ömr, ve eûzü
bike min fitneti’d-dünyâ, ve eûzü bike min fitneti’l-kabr:
Allahım! Korkaklıktan, cimrilikten sana
sığınırım. Erzel-i ömürden sana sığınırım. Dünya fitnesinden sana
sığınırım. Kabir fitnesinden sana sığınırım.”
Buhârî, Cihâd 25, Daavât 37,
41, 44. Ayrıca bk. Müslim,
Zikir 50, 52; Nesâî, İstiâze 5,
6, 27, 39; İbn Mâce, Duâ 3 |
١٤٢٢-
وعن سعد بن أَبي وقاص رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم كَانَ يَتَعَوَّذُ دُبُرَ الصَّلَواتِ بِهؤُلاءِ
الكَلِمَاتِ :
( اللّهمَّ إنِّي أَعوذُ بِكَ مِنَ الجُبْنِ وَالبُخْلِ ، وَأعُوذُ
بِكَ مِنْ أنْ أُرَدَّ إِلَى أَرْذَلِ العُمُرِ ، وَأعُوذُ بِكَ مِنْ
فِتْنَةِ الدُّنْيَا ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ القَبْرِ )
. رواه البخاري . |
|
1423. Muâz
radıyallahu anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem onun
elinden tuttu ve:
“Muâz! Vallahi seni gerçekten seviyorum”
buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti:
“Muâz! Her namazdan sonra şu duayı
mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allâhümme einnî alâ zikrike ve
şükrike ve hüsni ibâdetik:
Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine
şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!.”
Ebû Dâvûd, Vitir 26. Ayrıca
bk. Nesâî, Sehv 60 |
١٤٢٣-
وعن معاذ رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن
رسُولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، أخذ بيده ، وقال :
( يَا مُعَاذُ ، وَاللّه إنِّي لأُحِبُّكَ
)
فَقَالَ :
( أُوصِيكَ يَا مُعَاذُ لاَ تَدَعَنَّ في
دُبُرِ كُلِّ صَلاَة تَقُولُ : اللّهمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ ،
وَشُكْرِكَ، وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ ) . رواه
أَبُو داود بإسناد صحيح . |
|
1424. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Biriniz namazda tahiyyâtı bitirdiği
zaman, dört şeyden Allah’a sığınarak şöyle desin: Allâhümme innî
eûzü bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l-kabr ve min fitneti’l-mahyâ
ve’l-memât ve min şerri fitneti’l-mesîhi’d-deccâl:
Allahım, cehennem azâbından ve kabir
azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, kör deccâlin fitnesine
uğramaktan sana sığınırım.”
Müslim, Mesâcid 128. Ayrıca
bk. Müslim, Mesâcid 130-134;
Ebû Dâvûd, Salât 149, 179;
Nesâî, Sehv 64 |
١٤٢٤-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسُولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( إِذَا تَشَهَّدَ أَحَدُكُمْ
فَلْيَسْتَعِذْ بِاللّه مِنْ أرْبَعٍ ، يقول : اللّهمَّ إنِّي
أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ جَهَنَّمَ ، وَمِنْ عَذَابِ القَبْرِ ،
وَمِنْ فِتْنَةِ المَحْيَا وَالْمَمَاتِ ، وَمِنْ شَرِّ فِتْنَةِ
المَسِيحِ الدَّجَّالِ ) . رواه
مسلم . |
|
1425. Ali
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
namazda, teşehhüd ile selâm arasında yaptığı duayı şöyle diyerek
bitirirdi:
“Allâhümmağfirlî mâ kaddemtü vemâ
ahhartü, vemâ esrartü vemâ a‘lentü, vemâ esraftü, vemâ ente a‘lemü
bihî minnî, ente’l-mukaddimü ve ente’l-muahhir, lâ ilâhe illâ ente:
Allahım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan
sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde
işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne
geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Senden başka ilâh
yoktur.”
Müslim, Müsâfirîn 201, Zikir
70. Ayrıca bk. Buhârî, Teheccüd
1, Daavât 10, Tevhîd 8, 24; Ebû Dâvûd,
Salât 119, Vitir 25; Tirmizî,
Daavât 32 |
١٤٢٥-
وعن عليٍّ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كَانَ رَسُولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ يَكُونُ مِنْ آخِرِ
مَا يَقُولُ بَيْنَ التَّشَهُّدِ وَالتَّسْلِيمِ :
( اللّهمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أخَّرْتُ ، وَمَا
أسْرَرْتُ وَمَا أعْلَنْتُ ، وَمَا أسْرَفْتُ ، وَمَا أنْتَ أعْلَمُ
بِهِ مِنِّي ، أنْتَ الْمُقَدِّمُ ، وَأنْتَ المُؤَخِّرُ ، لا إلهَ
إِلاَّ أنْتَ )
. رواه مسلم . |
|
1426. Âişe
radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem rükû
ve secdede şu duayı çok okurdu:
“Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi-hamdik.
Allâhümm’ağfir lî:
Allahım! Yüce Rabbimiz! Seni ulûhiyyet
makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim.
Allahım! Beni bağışla.”
Buhârî, Ezân 123, 139; Megâzî
5, Tefsîru sûre (110), 1; Müslim,
Salât 217. Ayrıca bk. Müslim,
Salât 218-220; Ebû Dâvûd, Salât
148, 151; Nesâî, Tatbîk, 64, 65 |
١٤٢٦-
وعن عائشة رَضِيَ اللّه عنها ،
قالت :
كَانَ النبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم يُكْثِرُ أنْ يَقُولَ في رُكُوعِهِ
وَسُجُودِهِ : ( سُبْحَانَكَ اللّهمَّ
رَبَّنَا وبِحَمْدِكَ ، اللّهمَّ اغْفِرْ لِي )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1427. Yine Âişe
radıyallahu anhâ’dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem rükû
ve secdede iken:
“Sübbûhün kuddûsün Rabbü’l-melâiketi
ve’r-rûh: Allahım! Sen
ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tamamıyla münezzehsin. Sen
bütün kusurlardan ve noksanlardan tamamıyla arınmışsın,
mukaddessin. Sen meleklerin ve Rûh’un Rabbisin” derdi.
Müslim, Salât 223. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Salât 147;
Nesâî, Tatbîk 11, 75 |
١٤٢٧-
وعنها : أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم كَانَ يقولُ في رُكُوعِهِ وَسُجُودِهِ :
( سبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّ المَلاَئِكَةِ
وَالرُّوحِ ) . رواه مسلم
. |
|
1428. İbn Abbas
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Rükûda âlemlerin Rabbine tâzim ediniz.
Secdede ise dua etmeye çalışınız; çünkü oradaki duanızın kabul
olma şansı daha fazladır.”
Müslim, Salât 207. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Salât 148;
Nesâî, Tatbîk 8, 62 |
١٤٢٨-
وعن ابن عباس رضي اللّه عنهما :
أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( فَأمَّا الرُّكُوعُ فَعَظِّمُوا فِيهِ
الرَّبَّ عزَّ وجَلَّ ، وَأمَّا السُّجُودُ فَاجْتَهِدُوا في
الدُّعَاءِ ، فَقَمِنٌ أنْ يُسْتَجَابَ لَكُمْ ) . رواه
مسلم . |
|
1429. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde
halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!”
Müslim, Salât 215. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Salât 148;
Nesâî, Tatbîk 78 |
١٤٢٩-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( أقْرَبُ مَا يَكُونُ العَبْدُ مِنْ
رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ ، فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ ) . رواه
مسلم . |
|
1430. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
secdede şöyle dua ederdi:
“Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû
ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû:
Allahım! Günahımın hepsini,
küçüğünü, büyüğünü, öncesini, sonrasını, açığını, gizlisini bana
bağışla!”
Müslim, Salât 219. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Salât 148 |
١٤٣٠-
وعنه : أنَّ رسُولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم كَانَ يَقُولُ في سجودِهِ :
( اللّهمَّ اغْفِرْ لي ذَنْبِي كُلَّهُ : دِقَّهُ
وَجِلَّهُ ، وَأَوَّلَهُ وَآخِرَهُ ، وَعَلاَنِيَتَهُ وَسِرَّهُ ) .
رواه مسلم . |
|
1431. Âişe
radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Bir gece
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem’in
yanımda olmadığını farkettim, karanlıkta el yordamıyla bakınmaya
çalıştım. Bir de baktım ki, rükûda -veya secde halinde-:
“Sübhâneke ve bi-hamdik, lâ ilâhe illâ
ente: Ben seni ulûhiyyet
makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim.
Senden başka ibadete lâyık ilâh yoktur” diye
zikrediyor.
Müslim, Salât 221.
Diğer bir
rivayete göre şöyle dedi:
(Onu
araştırırken) elim ayağının tabanına temas etti. Secde vaziyetinde
iki ayağını da dikmiş şöyle diyordu:
“Allâhümme innî eûzü bi-rızâke min
sahatik, ve bi-muâfâtike min ukûbetik, ve eûzü bike minke, lâ uhsî
senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike:
Allahım! Senin gazabından rızâna,
azâbından affına sığınırım. Ben senden sana sığınırım. Ben seni
lâyık olduğun şekilde medh ü senâ edemem. Sen kendini nasıl medh ü
senâ etmişsen öylesin.”
Müslim,
Salât 222. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Salât 148; Nesâî, Tatbîk 71,
İsti‘âze 62 |
١٤٣١-
وعن عائشة رَضِيَ اللّه عنها،
قالت :
افْتَقَدْتُ النَّبيَّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، ذَاتَ لَيْلَةٍ ، فَتَحَسَّسْتُ ، فإذا
هُوَ راكِعٌ - أَوْ سَاجِدٌ - يقولُ
: ( سُبْحَانَكَ وَبِحَمْدِكَ ، لاَ إلهَ
إِلاَّ أنت )
وفي روايةٍ : فَوَقَعَتْ يَدِي عَلَى بَطْنِ قَدَمَيْهِ ، وَهُوَ في
المَسْجِدِ وَهُمَا مَنْصُوبَتَانِ ، وَهُوَ يَقُولُ :
( اللّهمَّ إنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ ، وَبِمعَافَاتِكَ
مِنْ عُقُوبَتِكَ، وأعُوذُ بِكَ مِنْكَ، لاَ أُحْصِي ثَنَاءً
عَلَيْكَ أنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ ).
رواه مسلم . |
|
1432. Sa‘d İbn Ebû Vakkâs
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu
aleyhi
ve
sellem’in yanında
bulunuyorduk. Bize:
-
“Sizden biri her gün bin sevap
kazanmaktan âciz midir?” diye sordu. Yanında
oturanlardan biri:
- Bir kimse her
gün bin sevabı nasıl kazanır? diye sordu.
Resûl-i Ekrem şöyle
buyurdu:
-
“Yüz defa sübhânallah der, ona bin iyilik
yazılır veya bin günahı bağışlanır.”
Müslim, Zikir 37. Ayrıca bk.
Tirmizî, Daavât 58 |
١٤٣٢-
وعن سعد بن أَبي وقاصٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
كنا عِنْدَ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
( أيعجزُ أحَدُكُمْ أنْ يَكْسِبَ في كلِّ
يومٍ ألْفَ حَسَنَةٍ ! ) فَسَأَلَهُ سَائِلٌ مِنْ جُلَسائِهِ
: كَيْفَ يَكْسِبُ ألفَ حَسَنَةٍ ؟
قَالَ :
( يُسَبِّحُ مِئَةَ تَسْبِيحَةٍ فَيُكْتَبُ
لَهُ ألْفُ حَسَنَةٍ ، أَوْ يُحَطُّ عَنْهُ ألفُ خَطِيئَةٍ )
. رواه مسلم .
قَالَ الحُمَيْدِيُّ : كذا هُوَ في كتاب
مسلم :
( أَوْ يُحَطُّ ) قَالَ البَرْقاني : ورواه شُعْبَةُ وأبو
عَوَانَة ، وَيَحْيَى القَطَّانُ ، عن موسى الَّذِي رواه
مسلم من جهتِهِ فقالوا
: ( ويحط ) بغير ألِفٍ . |
|
1433. Ebû Zer
radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Her birinizin her bir eklemi için günde
bir sadaka vermesi gerekir. İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka,
her hamd bir sadaka, her tehlîl (lâ ilâhe illallah
demek) bir sadaka, her tekbîr bir
sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak
sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek`at namaz bunların yerini
tutar."
Müslim, Müsâfirîn 84, Zekât
56. Ayrıca bk. Buhârî, Sulh 11,
Cihâd 72, 128; Ebû Dâvûd,
Tatavvu` 12, Edeb 160 |
١٤٣٣-
وعن أَبي ذر رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( يُصْبحُ عَلَى كُلِّ سُلاَمَى مِنْ
أَحَدِكُمْ صَدَقةٌ : فَكُلُّ تَسْبيحَةٍ صَدَقةٌ ، وَكُلُّ
تَحْميدَةٍ صَدَقَةٌ ، وَكُلُّ تَهْلِيلةٍ صَدَقَةٌ ، وَكُلُّ
تَكْبيرَةٍ صَدَقَةٌ ، وأمْرٌ بالمَعْرُوفِ صَدَقَةٌ ، وَنَهْيٌ عَنِ
المُنْكَرِ صَدَقَةٌ ، وَيجْزئُ مِنْ ذَلِكَ رَكْعَتَانِ
يَرْكَعُهُمَا مِنَ الضُّحَى ) رواه
مسلم . |
|
1434. Mü’minlerin annesi
Cüveyriye Binti’l-Hâris radıyallahu anhâ’dan
rivayet edildiğine göre, Resûl-i
Ekrem sallallahu aleyhi ve
sellem bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, Hazret-i
Cüveyriye namaz kıldığı yerde oturmakta iken erkenden evden çıktı.
Kuşluk vakti tekrar eve döndü. Cüveyriye
radıyallahu anhâ’nın hâlâ yerinde oturmakta olduğunu
görünce:
-
“Yanından ayrıldığımdan beri hep burada
oturup zikirle mi meşgul oldun?” diye sordu. O da:
- Evet, diye
cevap verdi. Bunun üzerine
Peygamber aleyhisselâm
şöyle buyurdu:
-
“Senin yanından ayrıldıktan sonra üç defa
söylediğim şu dört cümle, senin sabahtan beri söylediğin
zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından onlara eşit olur:
Sübhânallâhi ve bi-hamdihî adede
halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî:
Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının
ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı
ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na
hamdederim.”
Müslim, Zikir 79. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Vitir 24
Müslim’in diğer bir rivayeti
şöyledir:
“Sübhânallâhi adede halkıhî,
sübhânallâhi rızâ nefsihî, sübhânallâhi zinete arşihî,
sübhânallâhi midâde kelimâtihî
Müslim, Zikir 79. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb 56
Tirmizî’nin rivayeti ise
şöyledir:
“Sana okuyacağın bir zikir öğreteyim mi?
Sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi adede halkıhî,
sübhânallâhi adede halkıhî; sübhânallahi rızâ nefsihî,
sübhânallahi rızâ nefsihî, sübhânallahi rızâ nefsihî; sübhânallahi
zinete arşihî, sübhânallahi zinete arşihî, sübhânallahi zinete
arşihî; sübhânallahi midâde kelimâtihî, sübhânallahi midâde
kelimâtihî, sübhânallahi midâde kelimâtihî, dersin.”
Tirmizî, Daavât 104. Ayrıca
bk. Nesâî, Sehv 94 |
١٤٣٤-
وعن أم المؤمنين جُويْريَةَ بنت الحارِث
رَضِيَ اللّه عنها: أنَّ النَّبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم خرجَ مِنْ عِنْدِهَا بُكْرَةً
حِيْنَ صَلَّى الصُّبْحَ وَهِيَ في مَسْجِدِها ، ثُمَّ رَجَعَ بَعدَ
أنْ أضْحَى وَهِيَ جَالِسَةٌ ،
فقالَ :
( مَا زِلْتِ عَلَى الحالِ الَّتي
فَارقَتُكِ عَلَيْهَا ؟ )
قالت :
نَعَمْ ، فَقَالَ النَّبيُّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : ( لَقَدْ قُلْتُ
بَعْدَكِ أرْبَعَ كَلِمَاتٍ ثَلاثَ مَرَّاتٍ ، لَوْ وُزِنَتْ بِمَا
قُلْتِ مُنْذُ اليَوْمِ لَوَزَنَتْهُنَّ : سُبْحَانَ اللّه
وَبِحَمْدِهِ عَدَدَ خَلْقِهِ ، وَرِضَا نَفْسِهِ ، وَزِنَةَ
عَرْشِهِ ، وَمِدَادَ كَلِمَاتِهِ ) . رواه
مسلم .
وفي روايةٍ لَهُ : ( سُبْحانَ اللّه عَدَدَ
خَلْقِهِ ، سُبْحَانَ اللّه رِضَا نَفْسِهِ ، سُبْحَانَ اللّه زِنَةَ
عَرْشِهِ ، سُبْحَانَ اللّه مِدَادَ كَلِمَاتِهِ ) .
وفي رواية الترمذي:
( ألا أُعَلِّمُكِ كَلِمَاتٍ
تَقُولِينَهَا؟ سُبحَانَ اللّه عَدَدَ خَلْقِهِ؛ سُبحَانَ اللّه
عَدَدَ خَلْقِهِ ، سُبحَانَ اللّه عَدَدَ خَلْقِهِ ، سُبْحَانَ اللّه
رِضَا نَفْسِهِ ، سُبْحَانَ اللّه رِضَا نَفْسِهِ ، سُبْحَانَ اللّه
رِضَا نَفْسِهِ ، سُبْحَانَ اللّه زِنَةَ عَرْشِهِ ، سُبْحَانَ اللّه
زِنَةَ عَرشِهِ ، سُبْحَانَ اللّه زِنَةَ عَرشِهِ ، سُبْحَانَ اللّه
مِدَادَ كَلِمَاتِهِ ، سُبْحَانَ اللّه مِدَادَ كَلِمَاتِهِ ،
سُبْحَانَ اللّه مِدَادَ كَلِمَاتِهِ ) . |
|
1435. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Rabbini
zikredenle
etmeyenin
farkı, diriyle ölünün farkı
gibidir.”
Buhârî, Daavât 66
Müslim ise bu hadisi şöyle
rivayet etmiştir:
“İçinde Allah’ın anıldığı ev ile
Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.”
Müslim,
Müsâfirîn 211 |
١٤٣٥-
وعن أَبي موسى الأشعري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( مَثَلُ الَّذِي يَذْكُرُ رَبَّهُ
وَالَّذِي لا يَذْكُرُهُ مَثَلُ الحَيِّ وَالمَيِّتِ ) . رواه
البخاري .
ورواه مسلم
فَقَالَ :
( مَثَلُ البَيْتِ الَّذِي يُذْكَرُ اللّه
فِيهِ ، وَالبَيْتِ الَّذِي لا يُذْكَرُ اللّه فِيهِ ، مَثَلُ
الحَيِّ والمَيِّتِ ) . |
|
1436. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü teâlâ şöyle buyuruyor: Ben
kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla
beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız
anarım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha
hayırlı bir topluluk içinde anarım.”
Buhârî, Tevhîd 15;
Müslim, Zikir 2, 19, 50; Tevbe
1. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât
131; İbn Mâce, Edeb 58 |
١٤٣٦-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( يقول اللّه تَعَالَى : أنا عِنْدَ ظَنِّ
عَبْدِي بِي ، وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِي ، فإنْ ذَكَرَنِي في
نَفْسِهِ ، ذَكَرْتُهُ في نَفْسِي ، وإنْ ذَكَرنِي في ملأٍ ذَكرتُهُ
في مَلأٍ خَيْرٍ مِنْهُمْ ) متفق
عَلَيْهِ . |
|
1437. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Müferridler öne geçti” buyurdu. Bunun üzerine
sahâbîler:
- Müferridler
ne demektir, yâ Resûlallah? diye sordular.
Resûl-i Ekrem de:
-
“Allah’ı çok anan erkeklerle kadınlardır”
buyurdu.
Müslim, Zikir 4. Ayrıca bk.
Tirmizî, Daavât 128 |
١٤٣٧-
وعنه
قَالَ :
قَالَ رسُولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( سَبَقَ المُفَرِّدُونَ
)
قالوا :
وَمَا المُفَرِّدُونَ ؟ يَا رسولَ اللّه قَالَ:
( الذَّاكِرُونََ اللّه كثيراً
والذَّاكِرَاتِ ) . رواه مسلم.
وَرُوي : ( المُفَرِّدُونَ ) بتشديد
الراءِ وتخفيفها والمشهُورُ الَّذِي قَالَهُ الجمهُورُ : التَّشْديدُ
. |
|
1438. Câbir
radıyallahu anh,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken dinledim dedi:
“Zikrin en faziletlisi lâ ilâhe
illallah’tır.”
Tirmizî, Daavât 9. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb 55 |
١٤٣٨-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
سَمِعْتُ رسُولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقولُ : (
أفْضَلُ الذِّكْرِ : لا إلهَ إِلاَّ اللّه ) . رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) . |
|
1439. Abdullah İbn Büsr
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem’e
hitâben:
- Yâ
Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya
yapışacağım bir şey söyle, dedi. O da:
-
“Dilin hep Allah’ı zikretsin!”
buyurdu.
Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb 53 |
١٤٣٩-
وعن عبد اللّه بن بسر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رجلاً
قَالَ :
يَا رسولَ اللّه ، إنَّ شَرَائِعَ الإسْلامِ قَدْ كَثُرَتْ عَليَّ ،
فَأَخْبِرْنِي بِشَيءٍ أَتَشَبثُ بِهِ
قَالَ :
( لا يَزالُ لِسَانُكَ رَطباً مِنْ ذِكْرِ
اللّه ) . رواه الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) . |
|
1440. Câbir
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir kimse sübhânallahi ve bi-hamdihî:
Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına
yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim,
derse, cennette onun için bir hurma ağacı
dikilir.”
Tirmizî, Daavât 60. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb 56 |
١٤٤٠-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن
النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( من
قَالَ : سُبْحان اللّه وبِحمدِهِ ، غُرِسَتْ لَهُ نَخْلَةٌ في
الجَنَّةِ )
. رواه الترمذي،
وقال : (
حديث حسن ). |
|
1441. İbn Mes’ûd
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İsrâ gecesinde İbrâhim
aleyhisselâm’a rastladım. Bana şunu
söyledi: Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara
cennetin toprağının çok güzel, suyunun tatlı, arazisinin son
derece geniş ve dümdüz, ağaçlarının da sübhânallahi ve’l-hamdü
lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber’den ibaret olduğunu
haber ver.”
Tirmizî, Daavât 59 |
١٤٤١-
وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لَقِيْتُ إبْرَاهِيمَ
لَيلَةَ أُسْرِيَ بِي ،
فَقَالَ : يَا مُحَمّدُ أقْرِىءْ أُمَّتَكَ مِنِّي السَّلاَمَ ،
وَأَخْبِرْهُمْ أنَّ الجَنَّةَ طَيَّبَةُ التُّرْبَةِ ، عَذْبَةُ
الماءِ ، وأنَّهَا قِيعَانٌ وأنَّ غِرَاسَهَا : سُبْحَانَ اللّه ،
والحَمْدُ للّه ، وَلاَ إلهَ إِلاَّ اللّه ، واللّه أكْبَرُ )
. رواه الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) . |
|
1442. Ebü’d-Derdâ
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
ashâbına:
-
“Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla
yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan
daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu
vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap
getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi? diye
sordu. Onlar da:
- Evet, söyle
dediler. Resûl-i Ekrem
de:
-
“Allahü teâlâ’yı zikretmektir”
buyurdu.
Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Edeb 53 |
١٤٤٢-
وعن أَبي الدرداءِ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسُولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( ألا أُنَبِّئُكُمْ
بِخَيْرِ أعْمالِكُمْ ، وأزْكَاهَا عِنْدَ مَلِيكِكُمْ ، وأرْفَعِهَا
في دَرَجَاتِكُمْ ، وَخَيرٍ لَكُمْ مِنْ إنْفَاقِ الذَّهَبِ
والفِضَّةِ ، وَخَيْرٍ لَكُمْ مِنْ أن تَلْقَوا عَدُوَّكُمْ
فَتَضْرِبُوا أعْنَاقَهُمْ وَيَضْرِبُوا أعْنَاقَكُمْ ؟ )
قَالَوا :
بَلَى ،
قَالَ :
( ذِكر اللّه تَعَالَى ) . رواه
الترمذي ، قَالَ الحاكم أَبُو
عبد اللّه : ( إسناده صحيح ) . |
|
1443. Sa’d İbn Ebû Vakkâs
radıyallahu anh’in rivayet
ettiğine göre, kendisi bir gün
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
beraber, önündeki hurma çekirdekleriyle veya çakıl taşlarıyla
tesbih çeken bir kadının yanına girdi.
Peygamber
aleyhisselâm kadına:
“Bundan daha kolayını -veya daha
faziletlisini- sana haber vereyim mi?” diye sorduktan
sonra şöyle buyurdu: “Sübhânallahi
adede mâ halaka fi’s-semâi ve sübhânallahi adede mâ halaka fi’l-ard
ve sübhânallahi adede mâ beyne zâlike ve sübhânallahi adede mâ
hüve hâlik:
Ben Allah’ı gökyüzünde yarattıkları
sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben
Allah’ı yeryüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan
sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı yerle gök arasında
yarattıkları sayısınca ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh
ederim. Ben Allah’ı bundan sonra yaratacakları sayısınca
ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim,
de. Allahü ekber’i de böyle, elhamdülillâh’ı da böyle, lâ ilâhe
illallah’ı da böyle, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ı da böyle
söylersin.”
Tirmizî, Daavât 113. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Vitir 24 |
١٤٤٣-
وعن سعد بن أَبي وقاص رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، أنَّه دخل مَعَ رسُولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، عَلَى امْرأةٍ وَبَيْنَ يَدَيْها نَوىً -
أَوْ حَصَىً - تُسَبِّحُ بِهِ
فَقَالَ :
( أُخْبِرُكِ بما هُوَ أيْسَرُ عَلَيْكِ
مِنْ هَذَا - أَوْ أفْضَلُ - )
فَقَالَ :
( سُبْحَانَ اللّه عَدَدَ مَا خَلَقَ في
السَّمَاءِ ، وسُبْحَانَ اللّه عَدَدَ مَا خَلَقَ في الأرْضِ ،
وسُبْحَانَ اللّه عَدَدَ مَا بَيْنَ ذَلِكَ ، وسُبحَانَ اللّه عَدَدَ
مَا هز خَالِقٌ ، واللّه أكْبَرُ مِثْلَ ذَلِكَ ، والحَمْدُ للّه
مِثْلَ ذَلِكَ ؛ وَلاَ إلَهَ إِلاَّ اللّه مِثْلَ ذَلِكَ ، وَلاَ
حَولَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللّه مِثْلَ ذَلِكَ ) . رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) . |
|
1444. Ebû Mûsâ
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bana
hitâben:
-
“Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana
bildireyim mi?” buyurdu. Ben de:
- Evet, Yâ
Resûlallah, bildir, dedim. Şöyle buyurdu:
-
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh:
Günahtan kaçacak güç, ibadet
edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”
Buhârî, Megâzî 38, Daavât 50,
Kader 7, Tevhîd 9; Müslim,
Zikir 44-46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Vitir 26; Tirmizî, Daavât 3,
58; İbn Mâce, Edeb 59 |
١٤٤٤-
وعن أَبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ لي رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( ألا أدُلُّكَ عَلَى
كَنْزٍ مِنْ كُنُوزِ الجَنَّةِ ؟ ) فقلت : بلى يَا رسولَ
اللّه
قَالَ :
( لا حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ باللّه )
متفق عَلَيْهِ . |