1. CİHÂDIN VÂCİPLERİ VE FAZÎLETİ
•
"Allah'a ortak koşan müşrikler nasıl
sizinle topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın.
Bilesiniz ki, Allah günahlardan korunanlarla beraberdir."
Tevbe sûresi (9), 36
•
"Hoşunuza gitmese de savaş size farz
kılındı. Bazan hoşunuza gitmeyen bir şey sizin hakkınızda daha
hayırlı olabilir. Hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötü
olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir." Bakara sûresi
(2), 216
•
"Gerek hafif gerek ağır silahlı olarak hep
birlikte savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda
cihâd edin." Tevbe sûresi (9), 41
•
"Allah, mü'minlerden mallarını ve
canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın
almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve
öldürülürler. Bu, Tevrat, İncil ve Kur'an'da sabit Allah'ın bir
va'didir. Allah'tan başka verdiği sözde duran ve yerine getiren
kim vardır? Öyleyse O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişe
sevinin. Gerçekten bu büyük başarıdır." Tevbe sûresi
(9), 111
•
"İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde
oturanlar ile, mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihâd edenler
bir olmaz. Allah, mallarıyla canlarıyla cihâd edenleri, derece
bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de
güzellik vadetmiştir ama mücâhidleri, oturanlardan çok daha büyük
ecirle üstün kılmıştır. Kendi katından onlara büyük mertebeler,
bağış ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışlayıcı ve
esirgeyicidir." Nisâ sûresi (4), 95-96
•
"Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan
kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne
inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad
edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu
takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar
akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte
en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var:
Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Mü'minleri bunlarla müjdele."
Saf sûresi (61), 10-13 |
١- باب وجوب الجهاد وفضل الغدوة والروحة
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَقَاتِلُوا المُشْرِكِينَ كَافَّةً
كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً وَاعْلَمُوا أنَّ اللّه مَعَ
المُتَّقِينَ }
[ التوبة : ٣٦ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ كُتِبَ عَلَيْكُمُ القِتَالُ وَهُوَ
كُرْهٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ
وَعَسَى أَنْ تُحِبُّوا شَيْئاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّه
يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ }
[ البقرة : ٢١٦ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ انْفِرُوا خِفَافاً وَثِقَالاً
وَجَاهِدُوا بأَمْوَالِكُمْ وَأنْفُسِكُمْ في سَبِيلِ اللّه }
[ التوبة : ٤١ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ إنَّ اللّه اشْتَرَى مِنَ المُؤْمِنِينَ
أنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ
فِي سَبِيلِ اللّه فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ
حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالإنْجِيلِ وَالقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى
بِعَهْدِهِ مِنَ اللّه فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي
بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الفَوْزُ العَظِيمُ }
[ التوبة : ١١١ ]
،
و قال اللّه تَعَالَى :
{ لاَ يَسْتَوِي القَاعِدُونَ مِنَ
المُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ وَالمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ
اللّه بِأَمْوَالِهِمْ وَأنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّه المُجَاهِدِينَ
بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ عَلَى القَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلاً
وَعَدَ اللّه الحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّه المُجَاهِدِينَ عَلَى
القَاعِدِينَ أجْراً عَظِيماً دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً
وَرَحْمَةً وَكَانَ اللّه غَفُوراً رَحِيماً }
[ النساء : ٩٥-٩٦ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ يَا أيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ
أدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ ألِيمٍ
تُؤْمِنُونَ بِاللّه وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّه
بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إنْ كُنْتُمْ
تَعْلَمُونَ يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ
تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً في
جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الفَوْزُ العَظِيمُ وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا
نَصْرٌ مِن اللّه وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ المُؤمِنينَ }
[ الصف : ١٠- ١٣ ]
. والآيات في الباب كثيرةٌ مشهورةٌ .
وأما الأحاديث في فضل الجهاد فأكثر من أنْ تحصر ، فمن ذلك : |
|
1286. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e:
–Hangi amel
daha faziletlidir? diye soruldu.
–"Allah'a ve Resûlüne inanmak"
buyurdu.
–Sonra hangisi?
denildi.
–"Allah yolunda cihad etmek"
karşılığını verdi.
–Bundan sonra
hangisi? denilince:
–"Allah katında makbul olan hactır"
buyurdular.
Buhârî, Îmân 18, Hac 4, Tevhîd
47; Müslim, Îmân 135. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 22;
Nesâî, Hac 4, Cihâd 17 |
١٢٨٦-
عن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
سُئِلَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : أيُّ العَمل أفْضَلُ ؟
قَالَ :
( إيمَانٌ بِاللّه وَرَسُولِهِ )
قيلَ : ثُمَّ مَاذَا ؟
قَالَ :
( الجهادُ في سَبيلِ اللّه ) قِيلَ
: ثُمَّ مَاذَا ؟
قَالَ :
( حَجٌّ مَبْرُورٌ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1287. İbn Mes'ûd
radıyallahü anh şöyle dedi:
–Yâ Resûlallah!
Hangi amel Allah'a daha sevimlidir? dedim,
–"Vaktinde kılınan namaz"
buyurdu.
–Sonra
hangisidir? diye sordum,
–"Ana babaya iyilik etmek"
diye cevap verdi.
–Ondan sonra
hangisidir? dedim,
–"Allah yolunda cihad etmek"
buyurdular.
Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1,
Edeb 1, Tevhîd 48; Müslim, Îmân
137-139. Ayrıca bk. Tirmizî,
Salât 14, Birr 2; Nesâî,
Mevâkît 51 |
١٢٨٧-
وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قُلْتُ : يَا رسولَ اللّه ، أيُّ العَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللّه
تَعَالَى ؟
قَالَ :
( الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا )
قُلْتُ : ثُمَّ أيُّ ؟
قَالَ :
( بِرُّ الوَالِدَيْنِ ) قلتُ :
ثُمَّ أيُّ ؟
قَالَ :
( الجِهَادُ في سَبيلِ اللّه )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1288. Ebû Zer
radıyallahü anh şöyle dedi:
–Yâ Resûlallah!
Hangi amel daha faziletlidir? diye sordum,
–"Allah'a
iman ve Allah yolunda cihaddır" buyurdular.
Buhârî, Itk 2, Keffârât 6;
Müslim, Îmân 136. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Itk 4 |
١٢٨٨-
وعن أَبي ذرّ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قُلْتُ : يَا رسول اللّه ، أيُّ العَمَلِ أفْضلُ ؟
قَالَ :
( الإيمَانُ بِاللّه ، وَالجِهَادُ في
سَبِيلهِ ) متفقٌ عَلَيْهِ
. |
|
1289. Enes
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah yolunda yapılan bir sabah ve
akşam yürüyüşü, hiç şüphesiz dünyadan ve dünya varlıklarından daha
hayırlıdır."
Buhârî, Cihâd 5, Rikâk 2;
Müslim, İmâre 112-115. Ayrıca
bk. Tirmizî, Fezâilu'l-cihâd
17, 26; Nesâî, Cihâd 11, 12 |
١٢٨٩-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ
رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( لَغَدْوَةٌ في سَبيلِ اللّه ، أَوْ
رَوْحَةٌ ، خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1290. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, bir adam
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem' e gelerek:
–İnsanların
hangisi daha üstündür? diye sordu. Peygamberimiz:
–"Allah yolunda canıyla ve malıyla cihad
eden kimse" buyurdu. Adam:
–Sonra kimdir?
diye sordu. Efendimiz:
–"Bir vadiye çekilip Allah'a ibadet eden
ve insanları şerrinden uzak tutan kimse" buyurdular.
Buhârî, Cihâd 2, Rikâk 34;
Müslim, İmâre 122-123. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 5;
Tirmizî, Fezâilu'l-cihâd 24;
Nesâî, Cihâd 7;
İbn Mâce, Fiten 13 |
١٢٩٠-
وعن أَبي سعيدٍ الخدريِّ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
أَتَى رَجُلٌ رسولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
أيُّ النَّاسِ أفْضَلُ ؟
قَالَ :
( مُؤْمنٌ يُجَاهِدُ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ
في سَبيلِ اللّه )
قَالَ :
ثُمَّ مَنْ ؟
قَالَ :
( مُؤْمِنٌ في شِعبٍ مِنَ الشِّعَابِ
يَعْبُدُ اللّه ، وَيَدَعُ النَّاسَ مِنْ شَرِّهِ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1291. Sehl İbn Sa'd
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah yolunda bir gün hudut nöbeti
tutmak, dünyadan ve dünya üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır.
Sizden birinizin kamçısının cennetteki yeri, dünyadan ve dünya
üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır. Kulun Allahü teâlâ'nın
yolunda akşamleyin veya sabah erken vakitteki yürüyüşü de dünyadan
ve dünya üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır."
Buhârî, Cihâd 6, 73, Bed'ü'l-halk
8, Rikâk 2; Müslim, İmâre
113-114. Ayrıca bk. Tirmizî,
Fezâilü'l-cihâd 17, 25, Tefsîru sûre (3) 22;
İbn Mâce, Zühd 39 |
١٢٩١-
وعن سهل بن سعد رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( رِبَاطُ يَوْمٍ فِي سَبِيلِ اللّه خَيْرٌ
مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا ، وَمَوْضِعُ سَوْطِ أَحَدِكُمْ
مِنَ الجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا ،
وَالرَّوْحَةُ يَرُوحُهَا العَبْدُ في سَبِيلِ اللّه تَعَالَى ، أَوْ
الغَدْوَةُ ، خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1292. Selmân
radıyallahü anh,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'i
şöyle buyururken işittim demiştir:
"Bir gün ve bir gece hudut nöbeti
tutmak, gündüzü oruçlu gecesi ibadetli geçirilen bir aydan daha
hayırlıdır. Şayet kişi bu nöbet esnasında vazife başında iken
ölürse, yapmakta olduğu işin ecri ve sevabı kıyamete kadar devam
eder, şehid olarak rızkı da devam eder ve kabirdeki sorgu
meleklerinden güven içinde olur."
Müslim, İmâre 163. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 2;
Nesâî, Cihâd 39;
İbn Mâce, Cihâd 7 |
١٢٩٢-
وعن سَلمَانَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( رِبَاطُ يَوْمٍ
وَلَيْلَةٍ خَيْرٌ مِنْ صِيَامِ شَهْرٍ وَقِيَامِهِ ، وَإنْ مَاتَ
جَرَى عَلَيْهِ عَمَلُهُ الَّذِي كَانَ يَعْمَلُ ، وَأُجْرِيَ
عَلَيْهِ رِزْقُهُ ، وَأَمِنَ الفَتَّانَ ) رواه
مسلم . |
|
1293. Fadâle İbn Ubeyd
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Hudutta Allah yolunda nöbet tutanlar
dışında her ölenin ameli sona erdirilir. Hudutta nöbet tutarken
ölenin yaptığı işlerin sevabı kıyamet gününe kadar artarak devam
eder, kabirdeki imtihanda da güvenlik içinde olur."
Ebû Dâvûd, Cihâd 15;
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 2 |
١٢٩٣-
وعن فَضَالَةَ بن عُبَيْد رَضِيَ اللّه
عَنْهُ : أنَّ رسول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( كُلُّ مَيِّتٍ يُخْتَمُ عَلَى عَمَلِهِ
إِلاَّ المُرَابِطَ فِي سَبيلِ اللّه ، فَإنَّهُ يُنْمى لَهُ عَمَلهُ
إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ ، وَيُؤَمَّنُ فِتْنَةَ القَبْرِ )
رواه أَبُو داود والترمذي
، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
1294. Osman
radıyallahü anh 'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah yolunda hudutta bir gün nöbet
tutmak, başka yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlıdır."
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 26.
Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 39 |
١٢٩٤-
وعن عثمان رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( رِبَاطُ يَوْمٍ
في سَبيلِ اللّه ، خَيْرٌ مِنْ ألْفِ يَوْمٍ فِيمَا سِوَاهُ مِنَ
المَنَازِلِ ) رواه الترمذي
، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
1295. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh 'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allahü teâlâ kendi yolunda cihada çıkan
kimseye, onu sadece benim yolumda cihad, bana îman, benim
resullerimi tasdîk yola çıkarmıştır, buyurarak kefil olur. Allah,
o kimseyi şehid olursa cennete koymaya, gazi olursa manevî ecre ve
dünyalık ganimete kavuşmuş olarak, evine döndürmeye kefil
olmuştur. Muhammed'in canını kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin
ederim ki, Allah yolunda açılan bir yara, kıyamet gününde açıldığı
gündeki şekliyle gelir: Rengi kan rengi, kokusu misk kokusudur.
Muhammed'in canını kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin ederim
ki, eğer müslümanlara zor gelmeseydi, Allah yolunda cihada çıkan
hiçbir seriyyenin arkasında asla oturup kalmazdım. Fakat maddî güç
bulamıyorum ki onları sevkedeyim, onlar da bu gücü bulamıyorlar.
Benden ayrılıp geride kalmak ise onlara zor geliyor. Muhammed'in
canını elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda cihad
edip öldürülmeyi, sonra cihad edip yine öldürülmeyi, sonra tekrar
cihad edip tekrar öldürülmeyi çok arzu ederdim."
Müslim, İmâre 103. Ayrıca bk.
Buhârî, Cihâd 7(Hadisin kısa
bir bölümü); Nesâî, Îmân 24 |
١٢٩٥-وعن
أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( تَضَمَّنَ اللّه لِمَنْ
خَرَجَ في سَبيلِهِ ، لا يُخْرِجُهُ إِلاَّ جِهَادٌ في سَبيلِي ،
وَإيمَانٌ بِي ، وَتَصْدِيقٌ بِرُسُلِي ، فَهُوَ عَلَيَّ ضَامِنٌ أنْ
أُدْخِلَهُ الجَنَّةَ ، أَوْ أُرْجِعَهُ إِلَى مَنْزِلهِ الَّذِي
خَرَجَ مِنْهُ بِمَا نَالَ مِنْ أجْرٍ ، أَوْ غَنيمَةٍ . وَالَّذِي
نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ ، مَا مِنْ كَلْمٍ يُكْلَمُ في سَبيلِ
اللّه ، إِلاَّ جَاءَ يَوْمَ القِيَامَةِ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ كُلِم
؛ لَوْنُهُ لَوْنُ دَمٍ ، وَرِيحُهُ ريحُ مِسْكٍ . وَالَّذِي نَفْسُ
مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ ، لَوْلاَ أنْ يَشُقَّ عَلَى المُسْلِمِينَ مَا
قَعَدْتُ خِلاَفَ سَرِيَّةٍ تَغْزُو في سَبيلِ اللّه أبداً ، وَلكِنْ
لاَ أجِدُ سَعَةً فأحْمِلُهُمْ وَلاَ يَجِدُونَ سَعَةً ، وَيَشُقُّ
عَلَيْهِمْ أنْ يَتَخَلَّفُوا عَنِّي . وَالَّذِي نَفْس مُحَمَّدٍ
بِيَدِهِ ، لَوَدِدْتُ أنْ أغْزُوَ في سَبيلِ اللّه ، فَأُقْتَلَ ،
ثُمَّ أغْزُوَ فَأُقْتَلَ ، ثُمَّ أغْزُوَ فَأُقْتَلَ ) رواه
مسلم ، وروى
البخاري بعضه .
( الكَلْمُ )
: الجَرْحُ . |
|
1296. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahü anh 'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah yolunda yaralanan bir kimse,
kıyamet gününde yarasından kan akarak Allah'ın huzuruna gelir.
Renk, kan rengi, koku ise misk kokusudur."
Buhârî, Cihâd 10, Zebâih 31;
Müslim, İmâre 105. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fezâilu'l-cihâd 21;
Nesâî, Cihâd 27 |
١٢٩٦-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا مِنْ مَكْلُومٍ
يُكْلَم في سَبيِلِ اللّه إِلاَّ جَاءَ يَومَ القِيَامةِ ،
وَكَلْمُهُ يدْمِي : اللَّوْنُ لَوْنُ دَمٍ ، وَالرِّيحُ ريحُ مِسكٍ
) متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1297. Muâz
radıyallahü anh 'den rivayet
edildiğine göre, Nebiy-yi Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Müslümanlardan bir şahıs, deve
sağılacak kadar bir süre Allah yolunda cihad ederse, cennet onun
hakkı olur. Allah yolunda yaralanan veya bir sıkıntıya düşen
kimse, kıyamet gününde yaralandığı gün gibi kanlar içinde Allah'ın
huzuruna gelir. Kanının rengi zağferân gibi kıpkırmızı, kokusu da
misk kokusu gibidir."
Ebû Dâvûd, Cihâd 40;
Tirmizî, Fezâilu'l-cihâd 21.
Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 25 |
١٢٩٧-
وعن معاذٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن
النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قَالَ :
( مَنْ قَاتَلَ في سَبِيلِ اللّه من رَجُلٍ
مُسْلِمٍ فُوَاقَ نَاقَةٍ ، وَجَبَتْ لَهُ الجَنَّةُ ، وَمَنْ جُرِحَ
جُرْحاً في سَبِيلِ اللّه أَوْ نُكِبَ نَكْبَةً فَإنَّهَا تَجِيءُ
يَوْمَ القِيَامَةِ كَأَغزَرِ مَا كَانَتْ : لَونُها الزَّعْفَرَانُ
، وَريحُها كَالمِسْكِ ) رواه
أَبُو داود والترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) . |
|
1298. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in
ashâbından bir kişi, içinde tatlı su gözesi bulunan bir dağ
yolundan geçmişti. Burası çok hoşuna gitti ve:
–Keşke
insanlardan ayrılıp şu dağ kısığında otursam. Ama
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'den
izin almadan bunu asla yapmam, dedi. Sonra arzusunu
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e
anlattı. Peygamberimiz:
–"Böyle bir şey yapma. Çünkü sizden
birinizin Allah yolunda çalışıp gayret sarfetmesi, evinde oturup
yetmiş sene namaz kılmasından daha faziletlidir. Allah'ın sizi
bağışlamasını ve cennete koymasını istemez misiniz? O halde Allah
yolunda cihada çıkınız. Kim devenin sağılacağı kadar bir süre
Allah yolunda cihad ederse, mutlaka cennete girer"
buyurdu.
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 17 |
١٢٩٨-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
مَرَّ رَجُلٌ مِنْ أصْحَابِ رسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم بِشِعبٍ فِيهِ عُيَيْنَةٌ مِنْ
مَاءٍ عَذْبَة ، فَأعْجَبَتْهُ ،
فَقَالَ :
لَو اعْتَزَلْتُ النَّاسَ فَأقَمْتُ في هَذَا الشِّعْبِ ، وَلَنْ
أفْعَلَ حَتَّى أسْتَأْذِنَ رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فذكَرَ ذَلِكَ لرسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
( لاَ تَفعلْ؛ فَإنَّ مُقامَ أَحَدِكُمْ في
سَبيلِ اللّه أفْضَلُ مِنْ صَلاَتِهِ في بَيْتِهِ سَبْعِينَ عَاماً،
أَلاَ تُحِبُّونَ أنْ يَغْفِرَ اللّه لَكُمْ ، وَيُدْخِلَكُمُ
الجَنَّةَ ؟ أُغْزُوا في سَبيلِ اللّه ، من قَاتَلَ في سَبِيلِ اللّه
فُوَاقَ نَاقَةٍ وَجَبَتْ لَهُ الجَنَّةُ ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) .
وَ( الفُوَاقُ ) : مَا بَيْنَ
الحَلْبَتَيْنِ . |
|
1299. Yine
Ebû Hüreyre radıyallahü anh
şöyle dedi:
Resûl-i Ekrem Efendimiz'e:
–Yâ Resûlallah!
Allah yolunda cihada denk hangi iş vardır? denildi.
–"Ona denk bir iş bulamazsınız"
buyurdu. İki veya üç defa aynı soruyu tekrarladılar;
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem de her
defasında "Ona denk bir iş
bulamazsınız" cevabını tekrarladı. Daha sonra şöyle
buyurdu:
"Allah yolunda cihad eden kimsenin
benzeri, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan, Allah'ın
âyetlerine hakkıyla itâat eden ve Allah yolunda cihad eden kimse,
cepheden dönünceye kadar, namaza ve oruca hiç bir şekilde ara
vermeyen kimsenin benzeridir."
Buhârî, Cihâd 1;
Müslim, İmâre 110. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 1;
Nesâî, Cihâd 17
Buhârî'nin rivayeti şöyledir:
Bir adam:
–Yâ Resûlallah!
Bana cihada denk bir iş gösterseniz? dedi.
Resûl-i Ekrem:
–"Cihada denk olacak bir iş bulamıyorum
ki" buyurdu; sonra da şöyle devam etti:
"Allah yolunda cihad eden kimse yola
çıktığında, sen de mescidine girip hiç ara vermeden namaz kılmaya,
hiç iftar etmeden oruç tutmaya güç yetirebilir misin?"
Soruyu soran kişi:
–Buna kim güç
yetirebilir ki? dedi.
Buhârî, Cihâd 1 |
١٢٩٩-
وعنه ،
قَالَ :
قيل : يَا رسولَ اللّه ، مَا يَعْدلُ الجهادَ في سَبِيلِ اللّه ؟
قَالَ :
( لاَ تَسْتَطِيعُونَهُ )
فَأعَادُوا عَلَيْهِ مَرَّتَيْنِ أَوْ
ثَلاَثاً كُلُّ ذَلِكَ يَقُولُ : ( لاَ
تَسْتَطِيعُونَهُ ) ! ثُمَّ
قَالَ :
( مَثَلُ المُجَاهِدِ فِي سَبيلِ اللّه
كَمَثلِ الصَّائِمِ القَائِمِ القَانتِ بآياتِ اللّه لا يَفْتُرُ
مِنْ صِيَامٍ ، وَلاَ صَلاَةٍ ، حَتَّى يَرْجِعَ المُجَاهِدُ في
سَبِيلِ اللّه ) متفقٌ عَلَيْهِ
، وهذا لفظ مسلمٍ .
وفي رواية البخاري : أنَّ
رَجُلاً
قَالَ :
يَا رسول اللّه ، دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ يَعْدِلُ الجِهَادَ ؟
قَالَ :
( لاَ أجِدُهُ ) ثُمَّ
قَالَ :
( هَلْ تَسْتَطِيعُ إِذَا خَرَجَ
المُجَاهِدُ أنْ تَدْخُلَ مَسْجِدَكَ فَتقومَ وَلاَ تَفْتُرَ ،
وَتَصُومَ وَلاَ تُفْطِرَ ) ؟
فَقَالَ :
وَمَنْ يَسْتَطِيعُ ذَلِكَ ؟! . |
|
1300. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"İnsanların en hayırlı geçim yolu
tutanlarından biri, Allah yolunda atının dizginine yapışıp, onun
üzerinde âdeta uçan kimsedir. Düşman geldiğine dair bir ses veya
düşman üzerine hücum feryadı işittiğinde, düşmanın bulunması
muhtemel yerlere atının üzerinde uçarcasına saldırıp, öldürmeyi ve
ölmeyi göze alır. Bir diğeri de, bir tepenin başında veya bir
vadinin içinde koyuncuklarının arasında namazını kılan, zekâtını
veren ve kendisine ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet eden
kimsedir. İnsanlardan ancak bu şekilde yaşayan kimseler
hayırdadır."
Müslim, İmâre 125. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Fiten 13 |
١٣٠٠-
وعنه : أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( مِنْ خَيْرِ مَعَاشِ النَّاسِ لَهُمْ ،
رَجُلٌ مُمْسِكٌ عِنَانَ فَرَسِهِ في سَبِيلِ اللّه ، يَطِيرُ عَلَى
مَتْنِهِ ، كُلَّمَا سَمِعَ هَيْعَةً
أَوْ فَزْعَةً طَارَ عَلَيْهِ
يَبْتَغِي القَتْلَ وَالمَوْتَ مَظَانَّهُ
أَوْ رَجُلٌ في غُنَيْمَةٍ في رَأسِ شَعَفَةٍ مِنْ هَذَا
الشَّعَفِ ، أَوْ بَطْنِ وَادٍ مِن
الأَوْدِيَةِ ، يُقِيمُ الصَّلاَةَ ، وَيُؤتي الزَّكَاةَ ،
وَيَعْبُدُ رَبَّهُ حَتَّى يَأتِيَهُ اليَقِينُ ، لَيْسَ مِنَ
النَّاسِ إِلاَّ في خَيْرٍ ) رواه مسلم
. |
|
1301. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah yolunda cihad edenler için Allah
Taâlâ cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası yerle
gök arası kadardır."
Buhârî, Cihâd 4, Tevhîd 22.
Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 18 |
١٣٠١-
وعنه : أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( إنَّ في الجنَّةِ مِئَةَ دَرَجَةٍ
أعَدَّهَا اللّه لِلْمُجَاهِدِينَ في سَبِيلِ اللّه مَا بَيْنَ
الدَّرَجَتَيْنِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأرْضِ ) رواه
البخاري . |
|
1302. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a,
resûl olarak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e inanıp razı
olan kimse cenneti hak eder." Bu söz Ebû Saîd'in çok
hoşuna gitti ve:
–Yâ Resûlallah!
Bu sözü bana tekrarlasanız, dedi. Peygamber Efendimiz sözünü
tekrarladı; sonra da şöyle buyurdu:
"Bir başka haslet daha vardır ki, onun
sayesinde Allah kulunu cennette yüz derece yükseltir. Her bir
derecenin arası da yerle gök arası kadardır." Ebû Saîd:
–O haslet
nedir, yâ Resûlallah? diye sordu. Hazret-i Peygamber:
"Allah yolunda cihad, Allah yolunda
cihaddır" buyurdu.
Müslim, İmâre 116. Ayrıca bk.
Nesâî, Cihâd 18 |
١٣٠٢-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ رَسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَنْ رَضِيَ بِاللّه رَبّاً ،
وَبِالإسْلاَمِ ديناً ، وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولاً ، وَجَبَتْ لَهُ
الجَنَّةُ ) ، فَعَجِبَ لَهَا أَبُو سَعيدٍ ،
فَقَالَ :
أَعِدْهَا عَلَيَّ يَا رسولَ اللّه ، فَأَعَادَهَا عَلَيْهِ ، ثُمَّ
قَالَ :
( وَأُخْرَى يَرْفَعُ اللّه بِهَا العَبْدَ
مِئَةَ دَرَجَةٍ في الجَنَّةِ ، مَا بَيْنَ كُلِّ دَرَجَتَينِ كَمَا
بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأرْضِ )
قَالَ :
وَمَا هيَ يَا رسول اللّه ؟
قَالَ :
( الجِهَادُ في سَبِيلِ اللّه ، الجهَادُ
في سَبيلِ اللّه ) رواه مسلم
. |
|
1303. Ebû Bekr İbn Ebû Mûsa
el-Eş'arî şöyle dedi:
Babam Ebû Mûsa
radıyallahü anh'i düşmanın
karşısında durup:
Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'i:
"Şüphesiz cennet kapıları kılıçların
gölgeleri altındadır" derken işittim. Bunun üzerine
üstü başı perişan biri ayağa kalkıp:
–Ey Ebû Mûsa!
Bu sözü Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
söylerken sen mi işittin? diye sordu. Ebû Mûsa:
–Evet, ben
işittim, cevabını verdi. Bunu duyan adam, arkadaşlarının yanına
dönüp:
–"Sizleri
selâmlıyorum" dedi ve kılıcının kınını kırıp attı. Sonra elinde
kılıcıyla düşmanın üzerine yürüdü ve ölünceye kadar düşmanla
savaştı.
Müslim, İmâre 146. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 23 |
١٣٠٣-
وعن أَبي بكر بن أَبي موسى الأشعريِّ ،
قَالَ :
سَمِعْتُ أَبي رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، وَهُوَ بَحَضْرَةِ العَدُوِّ ، يقول : قَالَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( إنَّ أبْوَابَ الجَنَّةِ تَحْتَ ظِلاَلِ
السُّيُوفِ ) فَقَامَ رَجُلٌ رَثُّ الهَيْئَةِ ،
فَقَالَ :
يَا أَبَا مُوسَى أأنْتَ سَمِعْتَ رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم يقول
هَذَا ؟
قَالَ :
نَعَمْ ، فَرَجَعَ إِلَى أصْحَابِهِ ،
فَقَالَ :
أقْرَأُ عَلَيْكُم السَّلاَمَ ، ثُمَّ كَسَرَ جَفْنَ سَيْفِهِ
فَألْقَاهُ ، ثُمَّ مَشَى بِسَيْفِهِ إِلَى العَدُوِّ فَضَربَ بِهِ
حَتَّى قُتِلَ . رواه مسلم . |
|
1304. Ebû Abs Abdurrahman İbn
Cebr radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu
aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
"Allah yolunda ayakları tozlanan bir
kula cehennem ateşi dokunmaz."
Buhârî, Cihâd 16. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 7;
Nesâî, Cihâd 9 |
١٣٠٤-
وعن أَبي عبسٍ عبد الرحمان بن جَبْرٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( ما اغْبَرَّتْ قَدَمَا
عَبْدٍ في سَبيلِ اللّه فَتَمَسَّهُ النَّارُ ) رواه
البخاري . |
|
1305. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah korkusundan ağlayan bir kimse,
sağılan süt tekrar memeye girmedikçe cehenneme girmez. Allah
yolundaki cihadın tozu ile cehennem dumanı bir kulun üzerinde
birleşmez."
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 8.
Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 8;
Nesâî, Cihâd 8 |
١٣٠٥-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لاَ يَلِجُ النَّارَ
رَجُلٌ بَكَى مِنْ خَشْيةِ اللّه حَتَّى يَعُودَ اللَّبَنُ في
الضَّرْعِ ، وَلاَ يَجْتَمِعُ عَلَى عَبْدٍ غُبَارٌ في سَبيلِ اللّه
وَدُخَانُ جَهَنَّمَ ) رواه
الترمذي ، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
1306. İbn Abbâs
radıyallahü anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"İki göze cehennem ateşi dokunmaz: Allah
korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyerek
geceleyen göz."
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 12 |
١٣٠٦-
وعن ابن عباس رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( عَيْنَانِ لاَ
تَمسُّهُمَا النَّارُ : عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللّه ،
وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ في سَبيلِ اللّه ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) . |
|
1307. Zeyd İbn Hâlid
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kim Allah yolunda cihada gidecek bir
gaziyi donatır, cihad için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılarsa,
bizzat cihada gitmiş gibi sevap kazanır. Cihada giden gazinin
arkada bıraktığı ailesine güzelce bakıp onların ihtiyaçlarını
karşılayan da bizzat cihad yapmış gibi sevap kazanır."
Buhârî, Cihâd 38;
Müslim, İmâre 135-136. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 20;
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 6;
Nesâî, Cihâd 44 |
١٣٠٧-
وعن زيد بن خالد رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَنْ جَهَّزَ غَازياً في سَبيلِ اللّه
فَقَدْ غَزَا، وَمَنْ خَلَفَ غَازياً في أهْلِهِ بِخَيْرٍ فَقَدْ
غَزَا ) متفقٌ عَلَيْهِ. |
|
1308. Ebû Ümâme
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Sadakaların en faziletlisi Allah
yolunda kurulan bir çadırın gölgesi, Allah yolundaki bir mücâhide
verilen hizmetçi ve Allah yolunda bağışlanmış bir erkek devedir."
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 5 |
١٣٠٨-
وعن أَبي أُمَامَة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أفْضَلُ الصَّدَقَاتِ
ظِلُّ فُسْطَاطٍ في سَبِيلِ اللّه وَمَنيحَةُ خَادِمٍ في سَبِيلِ
اللّه ، أَوْ طَرُوقَةُ فَحلٍ في سَبِيلِ اللّه ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن صحيح ) . |
|
1309. Enes
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Eslem kabilesinden bir delikanlı:
–Yâ Resûlallah!
Ben cihada katılmak istiyorum, fakat savaşabilmem için gereken
malzemeyi temin edecek durumda değilim, dedi. Peygamber Efendimiz:
–"Filân adama git. O, cihada katılmak
üzere hazırlanmıştı; fakat hastalandı" buyurdu.
Delikanlı Hazret-iPeygamber'in dediği kişiye gidip:
–Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem sana
selâm ediyor ve savaşa gitmek için hazırladığın malzemeleri bana
vermeni söylüyor, dedi. Bunun üzerine adam hanımına seslenerek:
–Hanım! Savaş
için hazırladığım şeyleri bu delikanlıya ver; onlardan hiçbir şey
alıkoyma. Allah hakkı için onlardan hiçbir şey bırakma ki,
berekete nail olasın, dedi.
Müslim, İmâre 134 |
١٣٠٩-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن
فَتَىً مِنْ أسْلَمَ ،
قَالَ :
يَا رسولَ اللّه ، إنِّي أُرِيدُ الغَزْوَ وَلَيْسَ مَعِيَ مَا
أَتَجهَّزُ بِهِ ،
قَالَ :
( ائْتِ فُلاناً فَإنَّهُ قَدْ كَانَ
تَجَهَّزَ فَمَرِضَ ) فَأتَاهُ،
فَقَالَ :
إنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم يُقْرِئُكَ السَّلاَمَ ، ويقول : أعْطِني الَّذِي
تَجَهَّزْتَ بِهِ .
قَالَ :
يَا فُلاَنَةُ ، أعْطِيهِ الَّذِي كُنْتُ تَجَهَّزْتُ بِهِ ، وَلاَ
تَحْبِسِي عَنْهُ شَيْئاً ، فَوَاللّه لاَ تَحْبِسِي مِنْهُ شَيْئاً
فَيُبَارَكَ لَكِ فِيهِ . رواه مسلم
. |
|
1310. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Benî
Lihyân üzerine asker gönderdi ve:
“İki erkekten biri cihada gitsin; elde
edilecek sevap ikisi arasında ortaktır" buyurdu.
Müslim, İmâre 137
Müslim'in bir rivayeti de
şöyledir:
"İki kişiden biri cihada çıksın"
buyurdu; sonra da oturanlara şöyle dedi:
"Sizden hanginiz cihada çıkanın ailesi
ve malı hakkında hayırla davranıp onun yerini tutarsa, cihada
gidenin yarı ecri kadar ona da sevap verilir."
Müslim, İmâre 138 |
١٣١٠-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بَعَثَ إِلَى بَنِي لَحْيَانَ،
فَقَالَ :
( لِيَنْبَعِثْ مِنْ كُلِّ رَجُلَيْنِ
أحَدُهُمَا ، وَالأجْرُ بَيْنَهُمَا ) رواه
مسلم .
وفي روايةٍ لَهُ : ( لِيَخْرُجَ مِنْ كُلِّ
رَجُلَيْنِ رَجُلٌ ) ثُمَّ قَالَ للقاعد :
( أيُّكُمْ خَلَفَ الخَارِجَ في أهْلِهِ
وَمَالِهِ بِخيْرٍ كَانَ لَهُ مِثْلُ نِصْفِ أجْرِ الخَارِجِ )
. |
|
1311. Berâ
radıyallahü anh şöyle dedi:
Tepeden tırnağa
silâhlı bir adam Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem'e
geldi ve:
–Yâ Resûlallah!
Sizinle birlikte önce savaşa mı katılayım, yoksa müslüman mı
olayım? dedi. Resûl-i Ekrem:
–"Önce müslüman ol, sonra savaş"
buyurdu. Bunun üzerine adam müslüman oldu, sonra savaştı ve
neticede şehit oldu. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
–"Az çalıştı, çok kazandı"
buyurdu.
Buhârî, Cihâd 13;
Müslim, İmâre 144 |
١٣١١-
وعن البَراءِ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
أتَى النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
رَجُلٌ مُقَنَّعٌ بالحَدِيدِ ،
فَقَالَ :
يَا رسولَ اللّه ، أُقَاتِلُ أَوْ
أُسْلِمُ ؟
قَالَ :
( أسْلِمْ ، ثُمَّ قَاتِلْ ) .
فَأسْلَمَ ، ثُمَّ قَاتَلَ فَقُتِلَ . فَقَالَ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( عَمِلَ قَلِيلاً وَأُجِرَ كَثِيراً )
متفقٌ عَلَيْهِ. وهذا لفظ
البخاري . |
|
1312. Enes
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem
şöylebuyurdu:
"Cennete giren hiçbir kimse,
yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi
arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle
tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister."
Bir rivayette:
"Şehitliğin faziletini gördüğü için" denilir.
Buhârî, Cihâd 21;
Müslim, İmâre 109. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 13, 25 |
١٣١٢-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ
النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( مَا أَحَدٌ يَدْخُلُ الجَنَّةَ يُحِبُّ
أنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا وَلَهُ مَا عَلَى الأرْضِ مِنْ شَيْءٍ
إِلاَّ الشَّهِيدُ ، يَتَمَنَّى أنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا ،
فَيُقْتَلَ عَشْرَ مَرَّاتٍ ؛ لِمَا يَرَى مِنَ الكَرَامَةِ )
.
وفي رواية : ( لِمَا يَرَى مِنْ فَضْلِ
الشَّهَادَةِ ) متفقٌ عَلَيْهِ
. |
|
1313. Abdullah İbn Amr İbn Âs
radıyallahü anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Şehidin kul borcu dışındaki bütün
günahlarını Allah bağışlar."
Müslim, İmâre 119 |
١٣١٣-
وعن عبدِ اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما : أنَّ رسولَ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( يَغْفِرُ اللّه لِلْشَّهِيدِ كُلَّ
شَيْءٍ إِلاَّ الدَّيْنَ ) . رواه
مسلم .
وفي روايةٍ له : ( القَتْلُ في سبيلِ اللّه
يُكَفِّرُ كُلَّ شيءٍ إلاَّ الدَّيْن ) . |
|
1314. Ebû Katâde
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ashâb
arasında ayağa kalktı ve "Allah
yolunda cihad ve Allah'a iman etmek amellerin en faziletlisidir"
diye hatırlattı. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp:
–Yâ Resûlallah!
Şayet Allah yolunda öldürülürsem, bu benim günahlarıma kefâret
olur mu? diye sordu. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ona:
–"Evet, şayet sen sabrederek, ecrini de
sadece Allah'tan bekleyerek, cepheden kaçmaksızın düşmana karşı
koyup Allah yolunda öldürülürsen, günahlarına kefâret olur"
buyurdu. Sonra Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
–"Nasıl demiştin?" diye
sordu. Adam:
–Şayet ben
Allah yolunda öldürülürsem günahlarıma kefâret olur mu? diye
sözünü tekrarladı. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ona:
–"Evet, şayet sen sabrederek, ecrini
sadece Allah'tan bekleyerek, cepheden kaçmaksızın düşmana karşı
koyup Allah yolunda öldürülürsen, günahlarına kefâret olur. Ancak
borçların bunun dışındadır. Bunu bana Cibrîl söyledi"
buyurdu.
Müslim, İmâre 117. Ayrıca bk.
Tirmizî, Cihâd 32 |
١٣١٤-
وعن أَبي قتادة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قَامَ فِيهِم فَذَكَرَ أنَّ الجِهَادَ في سَبيلِ
اللّه ، وَالإيمَانَ بِاللّه ، أفْضَلُ الأعْمَالِ ، فَقَامَ رَجُلٌ
،
فَقَالَ :
يَا رسولَ اللّه ، أرأيْتَ إنْ قُتِلْتُ في سَبيلِ اللّه ،
أتُكَفَّرُ عَنِّي خَطَايَايَ ؟ فَقَالَ لهُ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( نَعَمْ ، إنْ قُتِلْتَ في سَبيلِ اللّه
وَأنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ ، مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ ) ،
ثُمَّ قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : ( كيْفَ قُلْتَ
؟ )
قَالَ :
أرَأيْتَ إنْ قُتِلْتُ في سَبيلِ اللّه ، أتُكَفَّرُ عَنِّي
خَطَايَايَ ؟ فَقَالَ رسول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : ( نَعَمْ
، وَأنْتَ صَابرٌ مُحْتَسِبٌ ، مُقْبِلٌ غَيرُ مُدْبِرٍ ، إِلاَّ
الدَّيْنَ فَإنَّ جِبْريلَ
قَالَ لِي ذَلِكَ )
رواه مسلم . |
|
1315. Câbir
radıyallahü anh şöyle dedi:
Bir adam:
–Yâ Resûlallah!
Eğer Allah yolunda öldürülürsem ben nerede olacağım, dedi.
Resûl-i Ekrem:
–"Cennette" diye cevap verdi.
Bunun üzerine adam elinde bulunan hurmaları attı, sonra düşmanla
savaştı ve neticede şehit düştü.
Müslim, İmâre 143 . Ayrıca bk.
Buhârî, Meğâzî 17;
Nesâî, Cihâd 31 |
١٣١٥-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَجُلٌ : أيْنَ أنَا يَا رسول اللّه إنْ قُتِلْتُ ؟
قَالَ :
( في الجَنَّةِ ) فَألْقَى
تَمَرَاتٍ كُنَّ فِي يَدِهِ ، ثُمَّ قَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ . رواه
مسلم . |
|
1316. Enes
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
ashabı yola çıktı ve müşriklerden önce Bedir'e vardılar. Müşrikler
de geldiler. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Sizden hiçbiriniz, ben başında
olmadıkça herhangi bir şey yapmasın". Sonra müşrikler
yaklaştı; bunun üzerine Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
"Genişliği göklerle yer arası kadar olan
cennete girmek üzere ayağa kalkınız!" buyurdu. Enes der
ki:
Ensardan Umeyr
İbn Hümâm radıyallahü anh:
–Yâ Resûlallah!
Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet mi? diye sordu.
Peygamberimiz:
–"Evet" buyurdu. Umeyr:
–Ne iyi, ne
âlâ! dedi. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
–"Niye öyle söyledin?" diye
sordu. Umeyr:
–Allah'a yemin
ederim ki, yâ Resûlallah, cennet ehlinden olmayı istediğim için
öyle söyledim, başka maksadım yok, dedi.
Resûl-i Ekrem:
–"Şüphesiz sen cennetliksin"
buyurdu. Umeyr, bu söz üzerine torbasından bir kaç hurma çıkartıp
onları yemeye başladı. Sonra:
–Eğer şu
hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam, bu gerçekten uzun bir
hayattır, diyerek elindeki hurmaları attı, sonra şehit oluncaya
kadar müşriklerle savaştı.
Müslim, İmâre 145. Ayrıca bk.
Ahmed İbn Hanbel, Müsned, III,
137 |
١٣١٦-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
انْطَلَقَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم وَأصْحَابُهُ حَتَّى سَبَقُوا المُشْرِكِينَ
إِلَى بَدْرٍ ، وَجَاءَ المُشْرِكُونَ ، فَقَالَ رَسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( لاَ يَقْدمَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ إِلَى
شَيْءٍ حَتَّى أكُونَ أنَا دُونَهُ ) . فَدَنَا المُشْرِكُونَ
، فَقَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : ( قُومُوا إِلَى
جَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّماوَاتُ وَالأرْضُ )
قَالَ :
يَقُولُ عُمَيْرُ بن الحُمَامِ الأنْصَارِيُّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : يَا رسولَ
اللّه ، جَنَّةٌ عَرْضُهَا السَّماوَاتُ وَالأرْضُ ؟
قَالَ :
( نَعَمْ )
قَالَ :
بَخٍ بَخٍ ؟ فَقَالَ رسولُ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : ( مَا
يَحْمِلُكَ عَلَى قَولِكَ بَخٍ بَخٍ ؟ )
قَالَ :
لاَ وَاللّه يَا رَسُولَ اللّه إِلاَّ رَجَاءَ أَنْ أَكُونَ مِنْ
أهْلِهَا ،
قَالَ :
( فَإنَّكَ مِنْ أهْلِهَا )
فَأخْرَجَ تَمَرَاتٍ مِنْ قَرَنِهِ ، فَجَعَلَ يَأكُلُ مِنْهُنَّ ،
ثُمَّ
قَالَ :
لَئِنْ أَنَا حَييتُ حَتَّى آكُلَ تَمَرَاتِي هذِهِ إنّهَا لَحَياةٌ
طَوِيلَةٌ ، فَرَمَى بِمَا كَانَ مَعَهُ مِنَ التَّمْرِ ، ثُمَّ
قَاتَلَهُمْ حَتَّى قُتِلَ . رواه مسلم
.
( القَرَن )
بفتح القاف والراء : هُوَ جُعْبَةُ النشَّابِ . |
|
1317. Yine Enes
radıyallahü anh şöyle dedi:
Birtakım
kimseler Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem'e gelerek, bize Kur'an'ı ve Sünnet'i öğretecek
insanlar gönderseniz, dediler.
Resûl-i Ekrem, içlerinde dayım Harâm'ın da bulunduğu,
ensârdan kendilerine kurrâ denilen yetmiş kişiyi onlara gönderdi.
Bunlar Kur'an okuyor, geceleri onu aralarında müzakere edip
öğreniyorlardı. Gündüzleri ise su getirip mescide koyuyorlar, odun
toplayıp onu satıyor, bedeliyle de Suffe ehline ve fakirlere
yiyecek satın alıyorlardı. İşte
Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem onlara bu kişileri göndermişti. Fakat gidecekleri
yere varmadan önlerine çıktılar ve onları öldürdüler. Onlar
(öldürülmeden önce):
–Allahım! Bizim
haberimizi Peygamberimiz'e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden
razı olduk; sen de bizden razı oldun, dediler.
Bir adam,
yaklaşıp Enes'in dayısı Harâm'a mızrağını sapladı, hatta vücudunun
bir tarafından öbür tarafına geçirdi. Bunun üzerine Harâm:
–Kâbe'nin
Rabbine yemin ederim ki, cenneti kazandım gitti, dedi. Bu olay
üzerine Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
"Şüphesiz ki din kardeşleriniz
öldürüldüler. Onlar hem de şöyle dediler: Allahım! Bizim
haberimizi Peygamberimiz'e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden
razı olduk; sen de bizden razı oldun" buyurdu.
Buhârî, Cihâd 9, Meğâzî 28;
Müslim, İmâre 147 |
١٣١٧-
وعنه ،
قَالَ :
جَاءَ نَاسٌ إِلَى النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم أن ابْعَثْ مَعَنَا رِجَالاً يُعَلِّمُونَا
القُرْآنَ وَالسُّنَّةَ ، فَبَعَثَ إلَيْهِمْ سَبْعِينَ رَجُلاً مِنَ
الأنْصَارِ يُقَالُ لَهُمْ : القُرّاءُ ، فِيهِم خَالِي حَرَامٌ ،
يَقْرَؤُونَ القُرْآنَ ، وَيَتَدَارَسُونَ بِاللَّيْلِ
يَتَعَلَّمُونَ ، وَكَانُوا بِالنَّهَارِ يَجِيئُونَ بِالمَاءِ،
فَيَضَعُونَهُ في المَسْجِدِ ، وَيَحْتَطِبُونَ فَيَبِيعُونَهُ ،
وَيَشْتَرُونَ بِهِ الطَّعَامَ لأَهْلِ الصُّفَّةِ ، وَلِلفُقَرَاءِ
، فَبَعَثَهُمُ النَّبيُّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَعَرَضُوا لَهُمْ فَقَتَلُوهُمْ قَبْلَ
أنْ يَبْلغُوا المَكَانَ ، فَقَالُوا :
اللّهمَّ بَلِّغْ عَنَّا نَبِيَّنَا أنَّا قَدْ لَقِينَاكَ فَرضِينَا
عَنْكَ وَرَضِيتَ عَنَّا ، وَأتَى رَجُلٌ حَراماً خَالَ أنَسٍ مِنْ
خَلْفِهِ ، فَطَعَنَهُ بِرُمْحٍ حَتَّى أنْفَذَه ، فَقَالَ حَرَامٌ :
فُزْتُ وَرَبِّ الكَعْبَةِ ، فَقَالَ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( إنَّ إخْوَانَكُمْ قَدْ قُتِلُوا
وَإنَّهُمْ
قَالُوا : اللّهمَّ بَلِّغْ عَنَّا نَبِيَّنَا أنَّا قَدْ لَقِينَاكَ
فَرَضِينَا عَنْكَ وَرَضِيتَ عَنَّا )
متفقٌ عَلَيْهِ ، وهذا لفظ
مسلم . |
|
1318. Yine Enes
radıyallahü anh şöyle dedi:
Amcam Enes İbn
Nadr radıyallahü anh Bedir
Savaşı'na katılmamıştı. Bu ona çok ağır geldi. Bu sebeple:
–Yâ Resûlallah!
Müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah Taâlâ
müşriklerle yapılacak bir savaşta beni bulundurursa, neler
yapacağımı muhakkak Allah görür, dedi.
Uhud Savaşı'nda
müslüman safları dağılınca, Enes İbn Nadr –arkadaşlarını
kastederek–Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı özür beyan
ederim, dedi. –Müşrikleri kestederek de–, bunların yaptıklarından
da uzak olduğumu arzederim, deyip ilerledi. Derken Sa'd İbn Muâz
ile karşılaştı ve:
–Ey Sa'd İbn
Muâz! İşte cennet. Nadr'ın Rabbine yemin ederim ki, Uhud'un
yakınlarından ben onun kokusunu alıyorum, dedi. Sa'd (bu olayı
anlatırken):
–Ben onun
yaptığını yapmaya güç yetiremedim, yâ Resûlallah! dedi. Hadisin
ravisi Enes, amcasıyla ilgili olayı şöyle anlatır:
Amcamı şehit
edilmiş olarak bulduk. Vücudunda seksenden fazla kılıç darbesi,
mızrak yarası ve ok izi vardı. Müşrikler ona müsle yapmış,
uzuvlarını kesmişlerdi. Bu sebeple onu hiç kimse tanıyamadı.
Sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıyabildi.
Enes, biz şu
âyetin amcam ve onun gibiler hakkında inmiş olduğu görüşündeyiz,
dedi:
"Mü'minler içinde öyle yiğit erkekler
vardır ki, Allah'a verdikleri sözlerinde durdular. Onlardan kimi
ahdini yerine getirdi (çarpışıp şehit düştü), kimi de sırasını
bekliyor. Bunlar sözlerini asla değiştirmemişlerdir" [Ahzâb
sûresi (33), 23].
Buhârî, Cihâd 12;
Müslim, İmâre 148. Ayrıca bk.
Tirmizî, Tefsîr 34 |
١٣١٨-
وعنه ،
قَالَ :
غَابَ عَمِّي أنسُ بنُ النَّضْرِ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ عن قِتَالِ بَدْرٍ ،
فَقَالَ :
يَا رسولَ اللّه ، غِبْتُ عَنْ أوَّلِ قِتَالٍ قَاتَلْتَ
المُشْرِكِينَ ، لَئِنِ اللّه أشْهَدَنِي قِتَالَ المُشْرِكِينَ
لَيَرَيَنَّ اللّه مَا أصْنَعُ . فَلَمَّا كَانَ يَومُ أُحُدٍ
انْكَشَفَ المُسْلِمُونَ
فَقَالَ :
اللّهمَّ إنِّي اعْتَذِرُ إلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هؤُلاءُ -
يعني : أصْحَابَهُ - وَأبْرَأُ
إلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هؤُلاءِ - يَعنِي
: المُشْرِكِينَ - ثُمَّ تَقَدَّمَ فَاسْتَقْبَلَهُ سَعْدُ بنُ
مُعَاذٍ
فَقَالَ :
يَا سَعَدَ بنَ مُعَاذٍ ، الجَنَّةَ وَرَبِّ النَّضْرِ ، إنِّي أجِدُ
ريحَهَا مِنْ دُونِ أُحُدٍ ! فَقَالَ سَعْدٌ : فَمَا اسْتَطَعْتُ يَا
رسولَ اللّه مَا صَنَعَ ! قَالَ أنسٌ : فَوَجدْنَا بِهِ بِضعاً
وَثَمَانِينَ ضَربَةً بِالسَّيْفِ ، أَوْ
طَعْنَةً برُمح أَوْ رَمْيةً
بِسَهْمٍ ، وَوَجَدْنَاهُ قَدْ قُتِلَ وَمَثَّلَ بِهِ المُشْرِكُونَ
، فَمَا عَرَفَهُ أحَدٌ إِلاَّ أُخْتُهُ بِبَنَانِهِ . قَالَ أنسٌ :
كُنَّا نَرَى - أَوْ نَظُنُّ - أنَّ
هذِهِ الآية نَزَلتْ فِيهِ وَفي أشْبَاهِهِ :
{ مِنَ المُؤمِنينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا
عَاهَدُوا اللّه عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ }
[ الأحزاب : ٢٣ ]
إِلَى آخرها . متفقٌ عَلَيْهِ ، وَقَدْ سبق في باب المجاهدة . |
|
1319. Semüre
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Bu gece rüyamda iki adam gördüm. Yanıma
gelip beni bir ağaca çıkardılar, sonra da bir eve götürdüler. O
ev, şimdiye kadar benzerini görmediğim güzellik ve değerde idi.
Sonra o iki kişi bana:
Bu eşsiz ev, şehitler sarayıdır, dedi."
Buhârî, Cihâd 4, Cenâiz 93 |
١٣١٩-
وعن سَمُرَة رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( رَأيْتُ اللَّيْلَةَ
رَجُلَيْنِ أتيَانِي ، فَصَعِدَا بِي الشَّجرةَ فَأدْخَلاَنِي دَاراً
هِيَ أحْسَنُ وَأَفضَلُ ، لَمْ أَرَ قَطُّ أحْسَنَ مِنْهَا ، قالا :
أمَّا هذِهِ الدَّارُ فَدَارُ الشُّهَدَاءِ ) . رواه
البخاري ، وَهُوَ بعض من حديث
طويل فِيهِ أنواع من العلم سيأتي في باب تحريم الكذب إنْ شاء اللّه
تَعَالَى . |
|
1320. Enes
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Ümmü Hârise İbn Sürâka diye bilinen Ümmü Rübeyyi'
Binti Berâ, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem'e
geldi ve:
–Yâ Resûlallah!
Bana Hârise'den haber verir misiniz? –Hârise Bedir Savaşı'nda
şehit düşmüştü–. Eğer cennette ise sabredeceğim; böyle değilse ona
ağlamaya çalışacağım, dedi. Peygamber Efendimiz:
–"Ey Ümmü Hârise! Şüphesiz cennetin
içinde cennetler vardır; senin oğlun bunların en yücesi olan
Firdevs cennetindedir" buyurdu.
Buhârî, Cihâd 14. Ayrıca bk.
Buhârî, Meğâzî 9, Rikâk 51;
Tirmizî, Tefsîru sûre(23) |
١٣٢٠-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ
أمَّ الرُّبيعِ بنتَ البَرَاءِ وهي أُمُّ حَارِثة بن سُرَاقَةَ ،
أتَتِ النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، فَ
قَالَتْ :
يَا رسولَ اللّه ، ألاَ تُحَدِّثُنِي عَنْ حَارِثَةَ - وَكَانَ
قُتِلَ يَوْمَ بَدْرٍ - فَإنْ كَانَ في الجَنَّةِ صَبَرْتُ ، وَإنْ
كَانَ غَيْرَ ذَلِكَ اجْتَهَدْتُ عَلَيْهِ في البُكَاءِ ،
فَقَالَ :
( يَا أُمَّ حَارِثَةَ إنَّهَا جِنَانٌ في
الجَنَّةِ ، وَإنَّ ابْنَكِ أصابَ الفِرْدَوْسَ الأَعْلَى )
رواه البخاري . |
|
1321. Câbir İbn Abdullah
radıyallahü anhümâ şöyle dedi:
Babamın müsle
yapılmış cesedi getirilip Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem'in
önüne konuldu. Yüzünü açmak üzere gittim, fakat oradaki topluluk
bana engel oldu. Bunun üzerine Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem:
"Melekler ara vermeksizin onu
kanatlarıyla gölgelendiriyorlar" buyurdu.
Buhârî, Cenâiz 3, 35, Cihâd
20, Meğâzî 26; Müslim,
Fezâilü's-sahâbe 129-130. Ayrıca bk.
Nesâî, Cenâiz 12, 13 |
١٣٢١-
وعن جابر بن عبد اللّه رضي اللّه عنهما
،
قَالَ :
جِيءَ بِأَبِي إِلَى النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، قَدْ مُثِّلَ بِهِ ، فَوُضِعَ بَيْنَ
يَدَيْهِ ؛ فَذَهَبْتُ أكْشِفُ عَنْ وَجْهِهِ فَنَهَانِي قَوْمِي ،
فَقَالَ النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا زَالتِ
المَلائِكَةُ تُظِلُّهُ بِأَجْنِحَتِهَا )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1322. Sehl İbn Huneyf
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah Taâlâ'dan bütün kalbiyle şehitlik
dileyen bir kimse, yatağında ölse bile, Allah ona şehitlik
mertebesine ulaştırır."
Müslim, İmâre 157. Ayrıca bk.
Nesâî, Cihâd 36;
İbn Mâce, Cihâd 15 |
١٣٢٢-
وعن سهل بن حنيف رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم
قَالَ :
( مَنْ سَألَ اللّه تَعَالَى الشَّهَادَةَ
بِصِدْقٍ بَلَّغَهُ اللّه مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ ، وَإنْ مَاتَ
عَلَى فِرَاشِهِ ) رواه مسلم
. |
|
1323. Enes
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Şehitliği gönülden arzu eden bir kimse,
şehit olmasa bile sevabına nâil olur."
Müslim, İmâre 156 |
١٣٢٣-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ طَلَبَ
الشَّهَادَةَ صَادِقاً أُعْطِيَهَا ولو لَمْ تُصِبْهُ ) رواه
مسلم . |
|
1324. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Sizden biriniz karıncanın ısırmasından
ne kadar acı duyarsa, şehit olan kimse de ölümden ancak o kadar
acı duyar."
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 26.
Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 35;
İbn Mâce, Cihâd 16 |
١٣٢٤-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا يَجِدُ الشَّهِيدُ
مِنْ مَسِّ القَتْلِ إِلاَّ كَمَا يَجِدُ أَحَدُكُمْ مِنْ مَسِّ
القَرْصَةِ ) رواه الترمذي
، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
1325. Abdullah İbn Ebû Evfâ
radıyallahü anhümâ' dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
düşmanla karşılaştığı günlerden birinde güneş batıya meyledinceye
kadar bekledi. Sonra ashâbın arasında ayağa kalktı ve:
"Ey müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı
temenni etmeyiniz; Allah'tan afiyet dileyiniz. Fakat düşmanla
karşılaşınca da sabrediniz. Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi
altındadır" buyurdu.
Resûl-i Ekrem sonra sözüne devamla şöyle dua etti:
"Ey Kur'an'ı indiren, bulutları
gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah'ım!
Şu düşmanları perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl."
Buhârî, Cihâd 112;
Müslim, Cihâd 20. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cihâd 89 |
١٣٢٥-
وعن عبد اللّه بن أَبي أوْفَى رضي اللّه
عنهما : أنَّ رسولَ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم في بَعْضِ أيَّامِهِ الَّتي لَقِيَ
فِيهَا العَدُوَّ انْتَظَرَ حَتَّى مَالَتِ الشَّمْسُ ، ثُمَّ قَامَ
في النَّاسِ
فَقَالَ :
( أَيُّهَا النَّاسُ ، لا تَتَمَنَّوا
لِقَاءَ العَدُوِّ، وَاسْأَلُوا اللّه العَافِيَةَ، فَإذَا
لَقِيتُموهُمْ فَاصْبِروا ؛ وَاعْلَمُوا أنَّ الجَنَّةَ تَحْتَ
ظِلاَلِ السُّيُوفِ ) ثُمَّ
قَالَ :
( اللّهمَّ مُنْزِلَ الكِتَابِ ، وَمُجْرِيَ السَّحَابِ ، وَهَازِمَ
الأحْزَابِ ، أهْزِمْهُمْ وَانْصُرْنَا عَلَيْهِمْ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1326. Sehl İbn Sa'd
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"İki dua reddolunmaz veya pek nadir
reddolunur: Bunlar ezan okunurken yapılan dua ile savaş anında
düşmanla boğaz boğaza gelindiği sırada yapılan duadır."
Ebû Dâvûd, Cihâd 39 |
١٣٢٦-
وعن سهل بن سعد رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( ثِنْتَانِ لاَ
تُرَدَّانِ، أَوْ قَلَّمَا تُرَدَّانِ: الدُّعَاءُ عِنْدَ النِّدَاءِ
وَعِنْدَ البَأسِ حِيْنَ يُلْحِمُ بَعْضُهُم بَعضَاً ) رواه
أَبُو داود بإسناد صحيح . |
|
1327. Enes
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem gazâya
çıktığı zaman şöyle dua ederdi:
"Allahümme ente adudî ve nasîrî, bike
ehûlü ve bike esûlü ve bike ukâtilü: Allah'ım! Benim
dayanağım ve yardımcım sadece sensin. Senin sayende hareket
ediyorum; senin yardımın sayesinde düşmana hücum ediyorum; senin
verdiğin güç ve kuvvet sayesinde düşmanla savaşıyorum."
Ebû Dâvûd, Cihâd 90;
Tirmizî, Da'avât 121 |
١٣٢٧-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كَانَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم إِذَا غَزَا ،
قَالَ :
( اللّهمَّ أنْتَ عَضْديِ وَنَصِيرِي ، بِكَ أَحُولُ ، وَبِكَ
أَصُولُ ، وَبِكَ أُقَاتِلُ )
رواه أَبُو داود والترمذي
، وقال :
( حديث حسن ) . |
|
1328. Ebû Mûsâ
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem bir
topluluktan endişe duyduğu zaman şöyle dua ederdi:
"Allahümme innâ nec‘alüke fî nühûrihim
ve ne‘ûzü bike min şürûrihim: Allahım! Senin korumanı
onlara karşı siper ediniyoruz. Onların şerlerinden sana
sığınıyoruz."
Ebû Dâvûd, Vitir 30 |
١٣٢٨-
وعن أَبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ النبيَّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم كَانَ إِذَا خَافَ قَوماً ،
قَالَ :
( اللّهمَّ إنَّا نَجْعَلُكَ في نُحُورِهِمْ ، وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ
شُرُورِهمْ )
رواه أَبُو داود بإسناد صحيح . |
|
1329. İbn Ömer
radıyallahü anhümâ' dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kıyamet gününe kadar atların alınlarına
hayır düğümlenmiştir."
Buhârî, Cihâd 43, Menâkıb 28;
Müslim, İmâre 96-99, Zekât 25.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 41;
İbn Mâce, Cihâd 14, Ticârât 29 |
١٣٢٩-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما : أنَّ
رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قَالَ :
( الخَيْلُ مَعقُودٌ في نَوَاصِيهَا
الخَيْرُ إِلَى يَومِ القِيَامَةِ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1330. Urve el-Bârikî
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kıyamet gününe kadar atların alınlarına
hayır, yani ecir ve ganimet düğümlenmiştir." |
١٣٣٠-
وعن عروة البارِقِيِّ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم
قَالَ :
(الخَيْلُ مَعقُودٌ في نَوَاصِيهَا
الخَيْرُ إِلَى يَومِ القِيَامَةِ : الأجْرُ ، وَالمَغْنَمُ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1331. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kim Allah'a gerçekten inanarak ve
va'dine gönülden bağlanarak O'nun yolunda cihad etmek için at
beslerse, o atın yediği, içtiği, gübresi ve bevli kıyamet gününde
o kimsenin sevapları arasında olacaktır."
Buhârî, Cihâd 45. Ayrıca bk.
Nesâî, Hayl 11 |
١٣٣١-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ احْتَبَسَ فَرَساً
فِي سَبِيلِ اللّه ، إيمَانَاً بِاللّه ، وَتَصْدِيقَاً بِوَعْدِهِ ،
فَإنَّ شِبَعَهُ ، وَرَيَّهُ ورَوْثَهُ ، وَبَوْلَهُ في مِيزَانِهِ
يَوْمَ القِيَامَةِ ) رواه
البخاري . |
|
1332. Ebû Mes'ûd
radıyallahü anh şöyle dedi:
Bir adam,
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem'e
yularlanmış bir deve getirdi ve:
– Bunu Allah
yolunda bağışladım, dedi.
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem:
"Bunun karşılığı olarak sana kıyamet
gününde hepsi yularlanmış yedi yüz deve verilecektir"
buyurdu.
Müslim, İmâre 132. Ayrıca bk.
Nesâî, Cihâd 46 |
١٣٣٢-
وعن أَبي مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم بِنَاقةٍ مَخْطُومَةٍ
فَقَالَ :
هذِهِ في سَبيلِ اللّه ، فَقَالَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( لَكَ بِهَا يَوْمَ القِيَامَةِ
سَبْعُمئَةِ نَاقَةٍ كُلُّهَا مَخْطُومَةٌ ) رواه
مسلم . |
|
1333. Kendisine Ebû Suâd, Ebû
Esed, Ebû Âmir, Ebû Amr, Ebü'l-Esved veya Ebû Abs de denilen, Ebû
Hammâd Ukbe İbn Âmir el-Cühenî
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem' i
minberde:
"Düşmanlarınız için elinizden geldiği,
gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayınız. Dikkat ediniz! Kuvvet
atmaktır; kuvvet atmaktır; kuvvet atmaktır" buyururken
işittim.
Müslim, İmâre 167.
Ebû Dâvûd, Cihâd 23;
Tirmizî, Tefsîru sûre(8) 5;
İbn Mâce, Cihâd 19 |
١٣٣٣-
وعن أَبي حمادٍ - ويقال : أَبُو سعاد ، ويقال : أَبُو أسدٍ ، ويقال :
أَبُو عامِر ، ويقال : أَبُو عمرو ، ويقال : أَبُو الأسود ، ويقال :
أَبُو عبسٍ - عُقبة بن عامِر الجُهَنيِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم وَهُوَ عَلَى المِنْبَرِ ، يقول :
( {
وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ }
، أَلاَ إنَّ القُوَّةَ الرَّميُ ، ألاَ إنَّ القُوَّةَ الرَّمْيُ ،
ألاَ إنَّ القُوَّةَ الرَّمْيُ ) رواه
مسلم . |
|
1334. Yine Ukbe İbn Âmir
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Yakında size bir çok yerlerin fethi
nasip olacaktır. Allah size yeter. Sizden biriniz oklarıyla tâlim
yapmaktan bıkıp usanmasın."
Müslim, İmâre 168. Ayrıca bk.
Ahmed İbn Hanbel, Müsned, IV,
157 |
١٣٣٤-
وعنه ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( سَتُفْتَحُ
عَلَيْكُمْ أَرْضُونَ ، وَيَكْفِيكُمُ اللّه ، فَلاَ يَعْجِز
أَحَدُكُمْ أنْ يَلْهُوَ بِأَسْهُمِهِ ) رواه
مسلم . |
|
1335. Yine Ukbe İbn Âmir
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kim atıcılık öğrenir de sonra onu
terkederse bizden değildir (veya muhakkak isyan etmiştir)."
Müslim, İmâre 169. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cihâd 23;
Nesâî, Hayl 8;
İbn Mâce, Cihâd 19 |
١٣٣٥-
وعنه: أنَّه
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ عُلِّمَ الرَّمْيَ
، ثُمَّ تَرَكَهُ ، فَلَيْسَ مِنَّا ، أَوْ فَقَدْ عَصَى )
رواه مسلم . |
|
1336. Yine Ebû Hammâd Ukbe
İbn Âmir radıyallahü anh'den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allahü teâlâ bir ok sebebiyle üç
kimseyi cennete koyar: Hayır ve sevap umarak o oku yapan
sanatkârı, bu oku Allah yolunda atanı, oku atana yardımcı olanı.
Atıcılık ve binicilik öğreniniz. Atıcılık öğrenmeniz binicilik
öğrenmenizden bana göre daha sevimlidir. Kim kendisine atıcılık
öğretildikten sonra ondan yüz çevirirse, Allah'ın kendisine ihsan
ettiği nimete karşı şükrünü terketmiş veya küfrân-ı nimet etmiş
olur."
Ebû Dâvûd, Cihâd 23. Ayrıca
bk. Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd
11; Nesâî, Hayl 8 |
١٣٣٦-
وعنه رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رَسُولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : ( إنَّ
اللّه يُدْخِلُ بِالسَّهْمِ الوَاحِدِ ثَلاَثَةَ نَفَرٍ الجَنَّةَ :
صَانِعَهُ يَحْتَسِبُ في صَنْعَتِهِ الخَيْرَ ، وَالرَّامِي بِهِ ،
ومُنْبِلَهُ .وَارْمُوا وَارْكَبُوا ، وَأنْ تَرْمُوا أحَبُّ إليَّ
مِنْ أنْ تَرْكَبُوا . وَمَنْ تَرَكَ الرَّمْيَ بَعْدَ مَا عُلِّمَهُ
رَغْبَةً عَنْهُ فَإنَّهَا نِعْمَةٌ تَرَكَهَا )
أَوْ
قَالَ :
( كَفَرَهَا ) رواه
أَبُو داود . |
|
1337. Seleme İbn Ekva‘
radıyallahü anh şöyle dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem atış
müsabakası yapan bir topluluğa uğradı ve:
"Ey İsmâiloğulları! Atınız; çünkü
babanız İsmâil de atıcı idi" buyurdu.
Buhârî, Cihâd 78, Enbiyâ 12,
Menâkıb 4. Ayrıca bk. İbn Mâce,
Cihâd 19 |
١٣٣٧-
وعن سَلَمة بن الأكَوعِ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
مَرَّ النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم عَلَى نَفَرٍ يَنْتَضِلُونَ ،
فَقَالَ :
( ارْمُوا بَنِي إسمعِيلَ فَإنَّ أَبَاكُمْ
كَانَ رَامِياً ) رواه البخاري
. |
|
1338. Amr İbn Abese
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kim Allah yolunda bir ok atarsa, onun
bu hareketi bir köleyi âzat etme sevabına denktir."
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 11;
Ebû Dâvûd, Itk 14. Ayrıca bk.
Nesâî, Cihâd 26;
İbn Mâce, Cihâd 19 |
١٣٣٨-
وعن عمرو بن عبسة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول :( مَنْ رَمَى
بِسَهمٍ في سَبيلِ اللّه فَهُوَ لَهُ عِدْلُ مُحَرَّرَةٍ )
رواه أَبُو داود والترمذي
، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
1339. Ebû Yahyâ Hureym İbn
Fâtik radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah yolunda malını harcayana,
harcadığının yedi yüz misli ecir verilir."
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 4.
Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 45 |
١٣٣٩-
وعن أَبي يحيى خُرَيْم بن فاتِكٍ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم :( مَنْ أنْفَقَ نَفَقَةً
في سَبيلِ اللّه كُتِبَ لَهُ سَبْعُمِئَةِ ضِعْفٍ ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) . |
|
1340. Ebû Saîd
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Bir kul Allah yolunda bir gün oruç
tutarsa, bu oruç sebebiyle Cenâb-ı Hak onun yüzünü yetmiş senelik
mesâfeden cehennem ateşinden uzaklaştırır."
Buhârî, Cihâd 36;
Müslim, Sıyâm 167-168. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 3;
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 3;
Nesâî, Sıyâm 44;
İbn Mâce, Sıyâm 34 |
١٣٤٠-
وعن أَبي سعيد رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا مِنْ عَبْدٍ
يَصُومُ يَوْماً فِي سَبيلِ اللّه إِلاَّ بَاعَدَ اللّه بِذلِكَ
اليَوْمِ وَجهَهُ عَنِ النَّارِ سَبْعِينَ خَرْيفاً )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1341. Ebû Ümâme
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Bir kimse Allah yolunda bir gün oruç
tutarsa, Cenâb-ı Hak onunla cehennem arasında yerle gök
genişliğinde bir hendek açar."
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 3 |
١٣٤١-
وعن أَبي أُمَامَة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( مَنْ صَامَ يَوْماً في سَبيلِ اللّه
جَعَلَ اللّه بَيْنَهُ وَبَيْنَ النَّارِ خَنْدَقاً كما بَيْنَ
السَّمَاءِ والأَرْضِ ) رواه
الترمذي ، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
1342. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kim gazâ etmeden ve gönlünde gazâ etme
arzusu taşımadan vefat ederse, bir tür nifak üzere ölür."
Müslim, İmâre 158.Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cihâd 18;
Nesâî, Cihâd 2 |
١٣٤٢-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ مَاتَ وَلَمْ
يَغْزُ ، وَلَمْ يُحَدِّثْ نَفْسَهُ بالغَزْوِ ، مَاتَ عَلَى
شُعْبَةٍ مِنَ النِّفَاقِ ) رواه
مسلم . |
|
1343. Câbir
radıyallahü anh şöyle dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem ile
bir gazvede beraberdik. Resûl-i
Ekrem şöyle buyurdu:
"Şüphesiz Medine'de birtakım insanlar
var ki, siz bir yolda yürür veya bir vadiyi geçerken sanki sizinle
beraberdirler. Onları hastalık alıkoymuştur."
Müslim, İmâre 159. Ayrıca bk.
Buhârî, Meğâzî 81;
Ebû Dâvûd, Cihâd 19;
İbn Mâce, Cihâd 6
Bir rivayette
şöyledir: "Onları geçerli mazeretleri
alıkoymuştur."
Buhârî, Cihâd 35
Bir
başka rivayette
ise şöyledir: "Onlar sevapta size
ortak olurlar."
Müslim, İmâre 159. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Cihâd 6 |
١٣٤٣-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ،
قَالَ: كنا مَعَ النبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم، في غَزاةٍ فقالَ:
( إنَّ بِالمَدِينَةِ لَرِجَالاً مَا سِرْتُمْ مَسِيراً ، وَلاَ
قَطَعْتُمْ وَادِياً إِلاَّ كَانُوا مَعَكُمْ، حَبَسَهُمُ المَرَضُ )
.
وفي رواية : ( حَبَسَهُمُ العُذْرُ )
.
وفي رواية : ( إِلاَّ شَرَكُوكُمْ في
الأجْرِ ) رواه البخاري
من رواية أنس ، ورواه مسلم من
رواية جابر واللفظ لَهُ . |
|
1344. Ebû Mûsâ
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem' in
yanına bir bedevî geldi ve:
–Yâ Resûlallah!
Bir adam ganimet için savaşıyor; bir başkası kendinden bahsedilsin
diye savaşıyor; bir diğeri de kahramanlıktaki yerini göstermek
için savaşıyor.
Bir rivayete
göre: Kahramanlık taslamak için ve ırkının üstünlüğünü göstermek
için savaşıyor.
Bir başka
rivayete göre: Gazabından dolayı savaşıyor! Şimdi kim Allah
yolundadır? diye sordu. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
–"Kim Allah'ın dini daha yüce olsun diye
savaşırsa, sadece o Allah yolundadır" buyurdu.
Buhârî, Cihâd 15;
Müslim, İmâre 149-151. Ayrıca
bk. Buhârî, İlm 45, Humus 10,
Tevhîd 28; Ebû Dâvûd, Cihâd 24;
Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 16;
Nesâî, Cihâd 21;
İbn Mâce, Cihâd 13 |
١٣٤٤-
وعن أَبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ:
أنَّ أعرابياً أتى النبيَّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم، فَقَالَ:
يَا رسولَ اللّه، الرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِلْمَغْنَمِ ، وَالرَّجُلُ
يُقَاتِلُ لِيُذْكَرَ ، وَالرَّجُلُ يُقَاتِلُ ليُرَى مَكَانُهُ ؟
وفي رواية : يُقَاتِلُ شَجَاعَةً ، وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً .
وفي رواية : يُقَاتِلُ غَضَباً ، فَمَنْ في سبيل اللّه ؟ فقالَ رسولُ
اللّه : ( مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ
اللّه هِيَ العُلْيَا ، فَهُوَ في سَبيلِ اللّه )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1345. Abdullah İbn Amr İbn Âs
radıyallahü anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Cihada çıkan bir birlik veya seriyye
savaşır, ganimet alır ve ölümden kurtulursa, ecirlerinin üçde
ikisini önceden peşinen almış olurlar. Bir birlik veya seriyye
cihada çıkar, ganimet elde edemez, şehit olur veya yaralı
dönerlerse onların ecirleri ahirette tam olarak verilir."
Müslim, İmâre 154. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cihâd 12;
Nesâî, Cihâd 15;
İbn Mâce, Cihâd 13 |
١٣٤٥-
وعن عبد اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا مِنْ غَازِيَةٍ ،
أَوْ سَرِيّةٍ تَغْزُو ، فَتَغْنَمُ وَتَسْلَمُ ، إِلاَّ كَانُوا
قَدْ تَعَجَّلُوا ثُلُثَيْ أُجُورهُمْ ، وَمَا مِنْ غَازِيَةٍ أَوْ
سَرِيّةٍ تُخْفِقُ وَتُصَابُ إِلاَّ تَمَّ لَهُمْ أجُورهُمْ )
رواه مسلم . |
|
1346. Ebû Ümâme
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, sahâbeden bir adam:
–Yâ Resûlallah!
Seyahata çıkmam için bana izin ver, dedi. Bunun üzerine
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem:
–"Şüphesiz ki ümmetimin seyahati Azîz ve
Celîl olan Allah yolunda cihada çıkmaktır" buyurdu.
Ebû Dâvûd, Cihâd 6 |
١٣٤٦-
وعن أَبي أُمَامَة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رجلاً ،
قَالَ :
يَا رسولَ اللّه ، ائْذَنْ لي في السِّيَاحَةِ فَقَالَ النبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( إنَّ سِيَاحَةَ أُمَّتِي الجِهَادُ في
سَبيلِ اللّه عزَّ وجَلَّ ) رواه
أَبُو داود بإسنادٍ جيدٍ . |
|
1347. Abdullah İbn Amr İbn Âs
radıyallahü anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Gazve dönüşü de sevap açısından gazveye
gidiş gibidir."
Ebû Dâvûd, Cihâd 7. Ayrıca bk.
Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II,
174 |
١٣٤٧-
وعن عبد اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما ، عن النبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( قَفْلَةٌ كَغَزْوَةٍ ) رواه
أَبُو داود بإسنادٍ جيدٍ .
( القَفْلَةُ )
: الرُّجُوعُ ، وَالمراد : الرُّجُوعُ مِنَ الغَزْوِ بَعدَ فَرَاغِهِ
؛ ومعناه : أنه يُثَابُ في رُجُوعِهِ بعد فَرَاغِهِ مِنَ الغَزْوِ . |
|
1348. Sâib İbn Yezîd
radıyallahü anh şöyle dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem Tebük
Gazvesi' nden dönünce, sahâbe-i kirâm kendisini karşılamaya
çıkmıştı. Ben de Resûl-i Ekrem'i
çocuklarla birlikte Seniyyetü'l-vedâ'da karşılamıştım.
Ebû Dâvûd, Cihâd 176. Ayrıca
bk. Tirmizî, Cihâd 38
Buhârî'nin rivayeti şöyledir:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem' i
karşılamak üzere çocuklarla birlikte Seniyyetü'l-vedâ'ya gittik.
Buhârî, Cihâd 196 |
١٣٤٨-
وعن السائب بن يزيد رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
لَمَّا قَدِمَ النبيُّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم مِنْ غَزْوَةِ تَبُوك تَلَقَّاهُ النَّاسُ ،
فَتَلَقّيتُهُ مَعَ الصِّبْيَانِ عَلَى ثَنيَّةِ الوَدَاعِ . رواه
أَبُو داود بإسنادٍ صحيح بهذا
اللفظ .
ورواه البخاري قَالَ: ذَهَبنا
نَتَلَقَّى رسولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم، مَعَ الصِّبْيَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ
الوَدَاعِ. |
|
1349. Ebû Ümâme
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Kim gazâya çıkmaz veya gazâya çıkan bir
mücâhidi techiz etmez ya da cihada çıkan gazinin aile fertlerine
hayırla muamele etmezse, Allahü teâlâ o kimseyi kıyamet gününden
önce büyük bir belâya uğratır."
Ebû Dâvûd, Cihâd 17. Ayrıca
bk. İbn Mâce, Cihâd 5 |
١٣٤٩-
وعن أَبي أُمَامَة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( مَنْ لَمْ يَغْزُ ، أَوْ يُجَهِّزْ
غَازِياً ، أَوْ يَخْلُفْ غَازياً في أهْلِهِ بِخَيرٍ ، أصَابَهُ
اللّه بِقَارعَةٍ قَبْلَ يَوْمِ القِيَامَةِ ) رواه
أَبُو داود بإسناد صحيح . |
|
1350. Enes
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Müşriklere karşı mallarınızla,
canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz."
Ebû Dâvûd, Cihâd 18. Ayrıca
bk. Nesâî, Cihâd 2, 48 |
١٣٥٠-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ
النَّبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( جَاهِدُوا المُشْرِكِينَ بِأَمْوَالِكُمْ
وَأنْفُسِكُمْ وَألْسِنَتِكُمْ ) رواه
أَبُو داود بإسنادٍ صحيح . |
|
1351. Ebû Hakîm de denilen
Ebû Amr Nu'mân İbn Mukarrin radıyallahü
anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
bir arada bulundum. Gündüzün evvelinde harbe başlamadığı zaman,
savaşı güneşin öğleden sonra batı tarafa yöneldiği, rüzgârların
esip ilâhî yardımın ineceği vakte kadar ertelerdi.
Ebû Dâvûd, Cihâd 111;
Tirmizî, Siyer 46. Ayrıca bk.
Buhârî, Cizye 1 |
١٣٥١-
وعن أَبي عمرو - ويقالُ : أَبُو حكيمٍ - النُّعْمَانِ بن مُقَرِّن
رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
شَهِدْتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، إِذَا لَمْ يُقَاتِلْ من أوَّلِ النَّهَارِ أخَّرَ
القِتَالَ حَتَّى تَزُولَ الشَّمْسُ، وَتَهُبَّ الرِّيَاحُ،
وَيَنْزِلَ النَّصْرُ . رواه أَبُو داود
والترمذي،
وقال : (
حديث حسن صحيح ) . |
|
1352. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh' den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Düşmanla karşılaşmayı temenni
etmeyiniz. Karşılaştığınız zaman da sabır ve sebat gösteriniz."
Buhârî, Cihâd 112;
Müslim, Cihâd 20. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cihâd 89 |
١٣٥٢-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لاَ تَتَمَنَّوْا
لِقَاءَ العَدُوِّ ، وَاسْأَلُوا اللّه العَافِيَةَ ، فَإذَا
لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1353. Ebû Hüreyre ve Câbir
radıyallahü anhümâ' dan rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Harp hileden ibarettir."
Buhârî, Cihâd 157, Menâkıb 25,
İstitâbe 6; Müslim, Cihâd 17,
18. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd
92, Sünnet 28; Tirmizî, Cihâd
5; İbn Mâce, Cihâd 28 |
١٣٥٣-
وعنه وعن جابرٍ رضي اللّه عنهما :
أنَّ النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( الحَرْبُ خَدْعَةٌ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |