37. ZEKÂTIN FAZİLETİ
ZEKÂTIN FARZ
OLDUĞUNU PEKİŞTİRME, FAZİLETİNİ VE HÜKÜMLERİNİ AÇIKLAMA
•
"Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin."
Bakara sûresi (2), 43
•
"Onlara, ancak, dini Allah'ın emrettiği
şekilde yaşayarak ve hanîfler olarak Allah'a kulluk etmeleri,
namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Doğru din de
budur." Beyyine sûresi (98), 5
•
"Onların mallarından sadaka al; bununla
onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin."
Tevbe sûresi (9), 103 |
٣٧- باب تأكيد وجوب الزكاة وبيان فضلها وَمَا يتعلق بِهَا
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَأقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا
الزَّكَاةَ }
[ البقرة : ٤٣ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللّه
مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ
وَيُؤتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ القَيِّمَةِ }
[ البينة :٥ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ خُذْ مِنْ أمْوَالِهِمْ صَدَقَةً
تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا }
[ التوبة : ١٠٣ ]
. |
|
1207. İbn Ömer
radıyallahü anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"İslâm
dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına
ve Muhammed'in Allah'ın resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz
kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak."
Buhârî, Îmân 1, 2; Tefsîru
sûre (2), 30; Müslim, Îmân
19-22. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân
3; Nesâî, Îmân 13 |
١٢٠٧-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما : أنَّ
رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( بُنِيَ الإسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ :
شَهَادَةِ أنْ لاَ إلهَ إِلاَّ اللّه ، وَأنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ
وَرَسُولُهُ ، وَإقَامِ الصَّلاَةِ ، وَإيتَاءِ الزَّكَاةِ ، وَحَجِّ
البَيْتِ ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1208. Talha İbn Ubeydullah
radıyallahü anh şöyle dedi:
Uzaktan sesini
duyup ne dediğini anlayamadığımız saçı başı dağınık Necidli bir
adam Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in
huzuruna geldi. Resulullah'a yaklaştı. Bir de baktık ki, İslâm'ın
ne olduğunu soruyor. Bunun üzerine
Resûl-i Ekrem sallallahu
aleyhi ve sellem:
- "Bir
gün bir gecede beş vakit namaz kılmaktır" buyurdu.
Adam:
- Kılmam
gereken başka namaz var mı? dedi.
- "Hayır
yok! Nâfile olarak kılarsan o başka" buyurdu.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem sözüne
devam ederek:
- "Bir
de ramazan ayı orucunu tutmaktır" buyurdu. Adam yine:
- Tutmam
gereken başka oruç var mı? dedi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz:
- "Hayır
yok. Nâfile olarak tutarsan o başka!" buyurdu.
Râvî Talha
radıyallahü anh diyor ki,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem adama
zekât vermeyi söyledi. Adam:
- Vermem
gereken başka sadaka var mı? dedi.
- "Hayır
yok. Nâfile olarak verirsen o başka" buyurdu.
Bu defa Adam:
- Bu
söylediklerinden ne fazla ne eksik yaparım" diyerek
Resûlüllah'ın huzurundan
ayrıldı.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Eğer
sözüne sahip çıkarsa, kurtuldu gitti" buyurdu.
Buhârî, Îmân 34, Savm 1,
Şehâdât 26, Hiyel 3; Müslim,
Îmân 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Salât 1; Tirmizî, Mevâkît 4;
Sıyâm 1; Nesâî, Sıyâm 1, Îmân
23 |
١٢٠٨-
وعن طَلْحَةَ بن عبيد اللّه رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رسولِ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم مِنْ أَهْلِ نَجْدٍ ثَائِرُ الرَّأسِ
نَسْمَعُ دَوِيَّ صَوْتِهِ ، وَلاَ نَفْقَهُ مَا يَقُولُ ، حَتَّى
دَنَا مِنْ رسولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَإذا هُوَ يَسألُ عَنِ الإسْلاَم ،
فَقَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( خَمْسُ صَلَواتٍ في
اليَوْمِ وَاللَّيْلَةِ )
قَالَ :
هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهُنَّ ؟
قَالَ :
( لاَ ، إِلاَّ أنْ تَطَّوَّعَ )
فَقَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( وَصِيامُ شَهْرِ
رَمَضَانَ )
قَالَ :
هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهُ ؟
قَالَ :
( لاَ ، إِلاَّ أنْ تَطَّوَّعَ )
قَالَ :
وَذَكَرَ لَهُ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم الزَّكَاةَ ،
فَقَالَ :
هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهَا ؟
قَالَ :
( لاَ ، إِلاَّ أنْ تَطَّوَّعَ )
فَأدْبَرَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَقُولُ : وَاللّه لاَ أُزِيدُ عَلَى
هَذَا وَلاَ أنْقُصُ مِنْهُ ، فَقَالَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( أفْلَحَ إنْ صَدَقَ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1209. İbn Abbas
radıyallahü anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem Muaz'ı
Yemen'e (vali ve zekât âmili olarak) göndermiş ve ona şu tâlimâtı
vermiştir:
- "Onları
önce Allah'tan başka tanrı olmadığına ve benim, Allah'ın elçisi
olduğuma şehâdet getirmeye davet et. Eğer bunu itiraf ile sana
itaat ederlerse, Allah'ın, onlara günde beş vakit namazı farz
kıldığını açıkla. Buna da itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp
fakirlerine verilecek olan zekâtı Allah'ın farz kıldığını onlara
bildir."
Buhârî, Zekât 1, Tevhîd 1;
Müslim, Îmân 29. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Zekât 5;
Nesâî, Zekât 46;
İbn Mâce, Zekât 1 |
١٢٠٩-
وعن ابن عباس رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أنَّ النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
بعث مُعاذاً رَضِيَ اللّه عَنْهُ
إِلَى اليَمَنِ ،
فَقَالَ :
( ادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أنْ لاَ إلهَ
إِلاَّ اللّه وَأنِّي رسول اللّه ، فإنْ هُمْ أطَاعُوا لِذلِكَ ،
فَأعْلِمْهُمْ أن اللّه تَعَالَى ، افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ
صَلَواتٍ في كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ ، فَإنْ هُمْ أطَاعُوا لِذلِكَ
، فَأعْلِمْهُمْ أنَّ اللّه افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً تُؤخَذُ
مِنْ أغْنِيَائِهِمْ ، وتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1210. İbn Ömer
radıyallahü anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Allah'tan
başka ilâh olmadığına, Muhammed'in, Allah'ın elçisi olduğuna
şehâdet edinceye, namazı kılıp zekâtı verinceye kadar insanlarla
savaşmam bana emrolundu. Bunları yaparlarsa, -İslâm'ın hakkı olan
hadler hariç- canlarını, mallarını benden korumuş olurlar. Gerçek
durumlarının hesabını görmek ise Allah'a kalmıştır."
Buhârî, Îmân 17, 28, Salât 28,
Zekât 1, İ'tisâm, 2, 28; Müslim,
Îmân 33-36. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Cihâd 95; Tirmizî, Tefsîru sûre
(88); Nesâî, Zekât 3;
İbn Mâce, Fiten 1-3 |
١٢١٠-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أُمِرْتُ أنْ أُقَاتِلَ
النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أنْ لاَ إلهَ إِلاَّ اللّه، وَأنَّ
مُحَمَّداً رسول اللّه ، وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ ، وَيُؤتُوا
الزَّكَاةَ، فَإذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِني دِمَاءهُمْ
وَأمْوَالَهُمْ ، إِلاَّ بِحَقِّ الإسْلاَمِ ، وَحِسَابُهُم عَلَى
اللّه ) متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1211. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh dedi ki,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in
vefatı üzerine, yerine Ebû Bekir halife seçilip de Araplar’dan
kimileri dinden dönünce, Ebû Bekir bunlara karşı savaş açtı. Bunun
üzerine Ömer radıyallahü anh :
-
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem "Ben
insanlarla Allah'tan başka ilâh yoktur deyinceye kadar savaşmakla
emrolundum. Kim kelime-i tevhîdi söylerse, -İslâm'ın hakkı olan
hadler hariç- mal ve canını benden korumuş olur. Gerçek hesabını
görmek ise Allah'a kalmıştır" buyurmuşken şimdi sen
onlarla nasıl savaş edersin? diye karşı çıktı.
Ebû Bekir:
- Allah'a yemin
ederim ki, namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşırım.
Çünkü zekât, malın (ödenmesi gerekli) hakkıdır. Allah'a yemin
ederim ki, Resûlüllah'a
verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa,
sırf bu sebepten dolayı onlarla savaşırım" cevabını verdi.
Bunun üzerine
Ömer radıyallahü anh şöyle dedi:
"Yemin ederim
ki, zekât vermek istemeyenlerle savaş konusunda Allahü teâlâ'nın,
Ebû Bekir'in kalbine tam bir kararlılık vermiş olduğunu gördüm ve
doğrunun bu olduğunu anladım."
Buhârî, İ'tisâm 2, Zekât 1,
40, İstitâbe 3; Müslim, Îmân
32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât
1; Tirmizî, Îmân 1;
Nesâî, Zekât 3, Cihâd 1 |
١٢١١-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
لَمَّا تُوُفِّيَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم - وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ - وَكَفَرَ
مَنْ كَفَرَ مِنَ العَرَبِ ، فَقال عُمَرُ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ وَقَدْ
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أُمِرْتُ أنْ أُقَاتِلَ
النَّاسَ حَتَّى يَقُولوُا لاَ إلهَ إِلاَّ اللّه ، فَمَنْ قَالَهَا
فَقَدْ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إِلاَّ بِحَقِّهِ ،
وَحِسَابُهُ عَلَى اللّه ) فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ : وَاللّه
لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بين الصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ ، فَإنَّ
الزَّكَاةَ حَقُّ المَالِ . وَاللّه لَوْ مَنَعُونِي عِقَالاً
كَانُوا يُؤدُّونَهُ إِلَى رسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى
مَنْعِهِ . قَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ : فَوَاللّه مَا هُوَ إِلاَّ أنْ رَأيْتُ اللّه قَدْ
شَرَحَ صَدْرَ أَبي بَكْرٍ لِلقِتَالِ ، فَعَرَفْتُ أنَّهُ الحَقُّ .
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1212. Ebû Eyyûb
radıyallahü anh demiştir ki bir
adam Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem'e:
- Beni cennete
götürecek bir amel söyle! dedi.
Resûl-i Ekrem de:
- "Allah'a
ibadet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar,
zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin!" buyurdu.
Buhârî, Zekât 1, Edeb 10;
Müslim, Îmân 12, 14. Ayrıca bk.
Nesâî, Salât 10 |
١٢١٢-
وعن أَبي أيُّوب رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنّ رَجُلاً قَالَ للنبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : أخْبِرْنِي بعمل يُدْخِلُنِي الجَنَّة ،
قَالَ :
( تَعْبُدُ اللّه ، وَلاَ تُشْرِكُ بِهِ
شَيْئاً ، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ ، وَتَصِلُ
الرَّحِمَ ) متفقٌ عَلَيْهِ
. |
|
1213. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh dedi ki, bedevînin
biri Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem'e
geldi ve:
- Ey Allah'ın
Resulü! İşlediğim takdirde cennete gireceğim bir amel söyle bana,
dedi. Resûl-i Ekrem:
- "Allah'a,
hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk edersin. Farz olan namazları
kılarsın. Yine farz olan zekâtı verirsin ve ramazan orucunu
tutarsın" buyurdu. Bedevî:
- Canım kudret
elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bu söylediklerine hiçbir şey
ilâve etmem, dedi.
Adam dönüp
gidince Peygamber aleyhisselâm:
- "Cennetlik
birini görmek kimi mutlu ediyorsa, şu kişiye bakıversin!"
buyurdu.
Buhârî, Zekât 1;
Müslim, Îmân 15, Fezâilü's-sahâbe
150. Ayrıca bk. İbn Mâce, Rü'yâ
10 |
١٢١٣-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ:
أنَّ أعْرَابياً أتَى النبيَّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
يَا رسولَ اللّه، دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ إِذَا عَمِلْتُهُ ، دَخَلْتُ
الجَنَّةَ .
قَالَ :
( تَعْبُدُ اللّه لاَ تُشْرِكُ بِهِ
شَيْئاً ، وتُقِيمُ الصَّلاَةَ ، وتُؤتِي الزَّكَاةَ المَفْرُوضَةَ ،
وَتَصُومُ رَمَضَانَ )
قَالَ :
وَالذي نَفْسِي بِيَدِهِ ، لا أزيدُ عَلَى هَذَا ، فَلَمَّا وَلَّى ،
قَالَ النبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ سَرَّهُ أنْ
يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أهْلِ الجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى
هَذَا ) متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1214. Cerîr İbn Abdullah
radıyallahü anh şöyle dedi:
"Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e,
namaz kılmak, zekât vermek ve bütün müslümanların iyiliğini
istemek üzere biat ettim."
Buhârî, Îmân 42, Mevâkîtü's-salât
3, Zekât 2, Şurût 1; Müslim,
Îmân 97-98. Ayrıca bk. Nesâî,
Bey'at 6, 17 |
١٢١٤-
وعن جرير بن عبد اللّه رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
بايَعْتُ النبيَ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم عَلَى إقَامِ الصَّلاَةِ ، وَإيتَاءِ الزَّكَاةِ ،
وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ
. متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1215. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
"Zekâtı
verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak
plaka haline getirilip sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla
dağlanır. Bu plakalar soğudukça, süresi elli bin sene olan bir
günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap için
tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunun ya cennete ya da
cehenneme çıktığını görür."
- Ey Allah'ın
elçisi! Peki zekâtı verilmeyen develerin durumu nedir? dediler.
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- "Hakkı
ödenmeyen her deve sahibi, -ki su başlarına geldikleri zaman
sağılıp sütünün muhtaçlara dağıtılması da bu haklar arasındadır-
kıyamet günü düz ve geniş bir sahaya yatırılır. O develer de en
semiz hallerinde ve bir tek yavru bile dışarıda kalmamak şartıyla
o kişiyi ayaklarıyla çiğner ve dişleri ile ısırırlar. Öndekiler
geçtikçe arkadakiler gelir (aynı şeyi yapar). Süresi elli bin sene
olan bir günde insanlar hakkında hüküm verilinceye kadar bu böyle
devam eder. Neticede
kişi,
yolunun
ya
cennete
veya
cehenneme
çıktığını görür."
- Ey Allah’ın
elçisi! Peki zekâtı verilmeyen sığırlar ile koyunların durumu ne
olacak? dediler. Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- "Hakkı
(zekâtı) verilmemiş her
sığır ve koyun sahibi, kıyamet günü düz ve geniş bir yere
yatırılır. İçlerinde eğri boynuzlu veya boynuzsuz veya boynuzu
kırık bir tane bile hayvan bulunmaksızın o hayvanlar o kişiyi
boynuzları ile süser, tırnakları ile çiğnerler. Öndeki geçince
arkadaki onu takip eder ve bu durum süresi elli bin yıl olan bir
günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar devam eder. Neticede
kişi,
yolunun
ya
cennete
veya
cehenneme çıktığını görür."
- Ey Allah'ın
elçisi! Ya atların durumu nedir? dediler.
Resûlüllah aleyhisselâm
şöyle buyurdu:
- "Atlar
üç sınıftır. Kişi için yük olan at vardır; örtü olan at vardır,
ecir ve sevap olan at vardır. Yük ve vebal olan at sahibinin sırf
çalım satmak ve İslâm'a düşmanlık yapmak için beslediği attır. Bu,
o adam için vebaldir, Örtü olan at sahibinin Allah rızâsı için
beslediği ve binit ve koşum olarak üzerindeki Allah'ın hakkını
ödediği, iyice bakıp gözettiği attır; bu sahibi için bir perde ve
örtüdür. Ecir ve sevap olan ata gelince, o da sahibinin
müslümanlara yardımcı olmak maksadıyla Allah yolunda besleyip
çayır ve bahçelerde otlattığı attır. Atın o çayır veya bahçeden
yediği ve çıkardığı şeyler sayısınca sahibine iyilik yazılır.
Hatta at ipini koparıp da bir-iki tur atarsa, onun izleri ve
pislikleri adedince sahibine iyilik yazılır. Ya da sahibi sulamak
niyeti olmadığı halde onu bir nehir kenarından geçirirken at su
içecek olsa, Allah onun içtiği su yudumları adedince sahibine
iyilik yazdırır."
- Ey Allah'ın
elçisi! Peki ya eşeklerin durumu nedir? dediler.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
-
"Kim zerre kadar bir hayır işlerse onun
karşılığını görür. Kim zerre kadar kötülük yaparsa onun
karşılığını görür" meâlindeki umûmi mânalı âyetten
başka bana eşekler hakkında özel bir bilgi verilmedi."
Müslim, Zekât 24; Buhâri,
Cihâd 48 ( kısmen) |
١٢١٥-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا مِنْ صَاحِبِ
ذَهَبٍ ، وَلاَ فِضَّةٍ ، لا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إِلاَّ إِذَا
كَانَ يَومُ القِيَامَةِ صُفِّحَتْ لَهُ صَفَائِحُ مِنْ نَارٍ،
فَأُحْمِيَ عَلَيْهَا في نَارِ جَهَنَّمَ ، فَيُكْوَى بِهَا
جَنْبُهُ، وَجَبِينُهُ ، وَظَهْرُهُ، كُلَّمَا بَرَدَتْ أُعِيدَتْ
لَهُ في يَومٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ ألْفَ سَنَةٍ ، حَتَّى
يُقْضَى بَيْنَ العِبَادِ فَيَرَى سَبيلَهُ ، إمَّا إِلَى الجَنَّةِ
، وَإمَّا إِلَى النَّارِ ) قيل : يَا رسولَ اللّه ، فالإبلُ
؟
قَالَ :
( وَلاَ صَاحِبِ إبلٍ لا يُؤَدِّي مِنْهَا
حَقَّهَا ، وَمِنْ حَقِّهَا حَلْبُهَا يَومَ وِرْدِهَا ، إِلاَّ
إِذَا كَانَ يَومُ القِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ
أوْفَرَ مَا كَانَتْ ، لاَ يَفْقِدُ مِنْهَا فَصيلاً وَاحِداً ،
تَطَؤُهُ بِأخْفَافِهَا ، وَتَعَضُّهُ بِأفْوَاهِهَا ، كُلَّمَا
مَرَّ عَلَيْهِ أُولاَهَا ، رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا ، في يَوْمٍ
كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ ألْفَ سَنَةٍ ، حَتَّى يُقْضى بَيْنَ
العِبَادِ ، فَيَرَى سَبِيلَهُ ، إمَّا إِلَى الجَنَّةِ ، وَإمَّا
إِلَى النَّارِ ) قِيلَ : يَا رَسولَ اللّه ، فَالبَقَرُ وَالغَنَمُ
؟
قَالَ :
( وَلاَ صَاحِبِ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ
يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا ، إِلاَّ إِذَا كَانَ يَوْمُ القِيَامَةِ
، بُطِحَ لَهَا بقَاعٍ قَرْقَرٍ ، لاَ يَفْقِدُ مِنْهَا شَيْئاً ،
لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ ، وَلاَ جَلْحَاءُ ، وَلاَ عَضْبَاءُ
، تَنْطَحُهُ بقُرُونها ، وَتَطَؤُهُ بِأظْلاَفِهَا ، كُلَّمَا مرَّ
عَلَيْهِ أُولاَهَا ، رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا ، في يَومٍ كَانَ
مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ ألْفَ سَنَة حَتَّى يُقْضى بَيْنَ العِبَادِ ،
فَيَرى سَبيِلَهُ ، إمَّا إِلَى الجَنَّةِ ، وَإمَّا إِلَى النَّارِ
) قيل : يَا رسول اللّه فالخَيْلُ ؟
قَالَ :
( الخَيلُ ثَلاَثَةٌ : هِيَ لِرَجُلٍ
وِزْرٌ ، وَهِيَ لِرَجُلٍ سِتْرٌ ، وَهِيَ لِرَجُلٍ أجْرٌ . فَأمَّا
الَّتي هي لَهُ وِزْرٌ فَرَجُلٌ ربطها رِيَاءً وَفَخْراً وَنِوَاءً
عَلَى أهْلِ الإسْلاَمِ ، فَهِيَ لَهُ وِزْرٌ ، وَأمَّا الَّتي هي
لَهُ سِتْرٌ ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا في سَبيلِ اللّه ، ثُمَّ لَمْ
يَنْسَ حَقَّ اللّه في ظُهُورِهَا ، وَلاَ رِقَابِهَا ، فَهِيَ لَهُ
سِتْرٌ ، وَأمَّا الَّتي هي لَهُ أجْرٌ ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا في
سَبيلِ اللّه لأهْلِ الإسْلاَمِ في مَرْجٍ ،
أَوْ رَوْضَةٍ فَمَا أكَلَتْ مِنْ
ذَلِكَ المَرْجِ أَوْ الرَّوْضَةِ
مِنْ شَيْءٍ إِلاَّ كُتِبَ لَهُ عَدَدَ مَا أَكَلَتْ حَسَنَات
وكُتِبَ لَهُ عَدَدَ أرْوَاثِهَا وَأبْوَالِهَا حَسَنَات ، وَلاَ
تَقْطَعُ طِوَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفاً
أَوْ شَرَفَيْنِ إِلاَّ كَتَبَ اللّه لَهُ عَدَدَ آثَارِهَا ،
وَأرْوَاثِهَا حَسَنَاتٍ ، وَلاَ مَرَّ بِهَا صَاحِبُهَا عَلَى
نَهْرٍ ، فَشَرِبَتْ مِنْهُ ، وَلاَ يُرِيدُ أنْ يَسْقِيهَا إِلاَّ
كَتَبَ اللّه لَهُ عَدَدَ مَا شَرِبَتْ حَسَنَاتٍ ) قِيلَ : يَا
رسولَ اللّه فالحُمُرُ ؟
قَالَ :
( مَا أُنْزِلَ عَلَيَّ في الحُمُرِ شَيْءٌ
إِلاَّ هذِهِ الآية الفَاذَّةُ الجَامِعَةُ :
{ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ
خَيْراً يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ }
) متفقٌ عَلَيْهِ ، وهذا
لفظ مسلم . |
|