3. YÜRÜYEREK YOLCULUK YAPMAK,
KONAKLAMAK
YOLCULUKTA
YÜRÜME, KONAKLAMA, GECE YATIP UYUMA KURALLARI... GECE YÜRÜMENİN,
HAYVANLARA YUMUŞAK DAVRANMANIN, HAKLARINI GÖZETMENİN VE BU KONUDA
KUSURLU DAVRANANLARI UYARMANIN GÜZELLİĞİ, EĞER HAYVAN
TAŞIYABİLECEKSE, TERKİSİNE ADAM ALMANIN CÂİZ OLDUĞU
963. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Otu bol yerlerde yolculuk yaptığınız
zaman, otlardan istifade etmeleri için develere imkân verin. Çorak
ve otsuz yerlerde yolculuk ederseniz, takattan düşmeden gidilecek
yere varmaları için develeri sür’atlice sürün. Gece mola verip
yatacağınız zaman yoldan ayrılıp bir kenara çekilin. Zira yol
hayvanların geçeceği ve böceklerin geceleyeceği yerdir.”
Müslim, İmâre 178. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Cihâd 57;
Tirmizî, Edeb 75 |
٣- باب آداب السير والنـزول والمبيت والنوم في السفر واستحباب
السُّرَى والرفق بالدواب ومراعاة مصلحتها وأمر من قصّر في حقها
بالقيام بحقها وجواز الإرداف عَلَى الدابة إِذَا كانت تطيق ذلك
٩٦٣-
عن أَبي هُريرةَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إِذَا سَافَرْتُمْ فِي
الخِصْبِ ، فَأعْطُوا الإبلَ حَظَّهَا مِنَ الأَرْضِ ، وَإِذَا
سَافَرْتُمْ في الجدْبِ ، فَأسْرِعُوا عَلَيْهَا السَّيْرَ ،
وَبَادِرُوا بِهَا نِقْيَهَا ، وَإِذَا عَرَّسْتُمْ ، فَاجْتَنِبُوا
الطَّرِيقَ ؛ فَإنَّهَا طُرُقُ الدَّوَابِّ ، وَمَأوَى الهَوَامِّ
بِاللَّيْلِ ) رواه مسلم
.
مَعنَى ( أعْطُوا الإبِلَ حَظَّهَا مِنَ
الأرْضِ ) أيْ : ارْفُقُوا بِهَا في السَّيْرِ لِتَرْعَى في
حَالِ سَيرِهَا ، وَقوله :
( نِقْيَهَا ) هُوَ بكسر النون
وإسكان القاف وبالياءِ المثناة من تَحْت وَهُوَ : المُخُّ ، معناه :
أسْرِعُوا بِهَا حَتَّى تَصِلُوا المَقصِدَ قَبْلَ أنْ يَذْهَبَ
مُخُّهَا مِنْ ضَنْك السَّيْرِ . وَ(
التَّعْرِيسُ ) : النُزولُ في اللَّيلِ . |
|
964. Ebû Katâde
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
yolculuğa çıkar da geceleyin konaklayacak olursa, sağ yanının
üzerine yatardı. Sabaha karşı mola verirse, sağ dirseğini diker,
(bileğini büküp) başını avucunun içine alırdı.
Müslim, Mesâcid 313 |
٩٦٤-
وعن أَبي قتادة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
كَانَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم إِذَا كَانَ فِي سَفَرٍ ، فَعَرَّسَ بِلَيْلٍ
اضْطَجَعَ عَلَى يَمِينهِ ، وَإِذَا عَرَّسَ قُبَيلَ الصُّبْحِ
نَصَبَ ذِرَاعَهُ ، وَوَضَعَ رَأسَهُ عَلَى كَفِّهِ . رواه
مسلم .
قَالَ العلماءُ : إنَّمَا نَصَبَ ذِرَاعَهُ لِئَلاَّ يَسْتَغْرِقَ في
النَّومِ ، فَتَفُوتَ صَلاَةُ الصُّبْحِ عَنْ وَقْتِهَا
أَوْ عَنْ أوَّلِ وَقْتِهَا . |
|
965. Enes
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Gece
yolculuğunu tercih ediniz. Zira geceleyin yeryüzü dürülür
(rahat yolculuk yapılır).”
Ebû Dâvûd, Cihâd 57 |
٩٦٥-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( عَلَيْكُمْ
بِالدُّلْجَةِ ، فَإنَّ الأرْضَ تُطْوَى بِاللَّيْلِ ) رواه
أَبُو داود بإسناد حسن .
( الدُّلْجَةُ )
: السَّيْرُ في اللَّيْلِ . |
|
966. Ebû Sa’lebe el-Huşenî
radıyallahü anh şöyle dedi:
“Sahâbîler bir
yerde konakladılar mı, dere boylarına ve dağ yollarına
dağılırlardı. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem;
- “Sizin
bu şekilde dağ yollarına ve dere boylarına dağılmanız
şeytandandır!” buyurdu.
O günden sonra
sahâbîler, konakladıkları yerlerde birbirlerinden hiç
ayrılmadılar.
Ebû Dâvûd, Cihâd 88 |
٩٦٦-
وعن أَبي ثَعْلَبَةَ الخُشَنِيِّ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كَانَ النَّاسُ إِذَا نَزَلُوا مَنْزِلاً تَفَرَّقُوا في الشِّعَابِ
وَالأوْدِيَةِ . فَقَالَ رسولُ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : ( إنَّ
تَفَرُّقكُمْ فِي هذِهِ الشِّعَابِ وَالأوْدِيَةِ إنَّمَا ذلِكُمْ
مِنَ الشَّيْطَانِ ! ) فَلَمْ يَنْزِلُوا بَعْدَ ذَلِكَ
مَنْزِلاً إِلاَّ انْضَمَّ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ . رواه
أَبُو داود بإسناد حسن . |
|
967. Rıdvân Bey’atinde
bulunanlardan olup İbnü’l-Hanzaliyye diye bilinen Sehl İbn Amr -
veya Sehl İbn Rebî’ İbn Amr el-Ensârî-
radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem karnı
sırtına yapışmış (böğürleri göçmüş) bir devenin yanından geçti ve:
- “Konuşamayan
bu hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! Besili olarak binin,
besili olarak kesip yiyin!” buyurdu.
Ebû Dâvûd, Cihâd 44 |
٩٦٧-
وعن سهل بن عمرو – وقيل : سهل بن الربيع بن عمرو الأنصاري المعروف
بابن الحنظلِيَّة ، وَهُوَ من أهل بيعة الرِّضْوَانِ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
مَرَّ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بِبَعِيرٍ قَدْ لَحِقَ ظَهْرُهُ بِبَطْنِهِ ،
فَقَالَ :
( اتَّقُوا اللّه في هذِهِ البَهَائِمِ
المُعجَمَةِ ، فَارْكَبُوهَا صَالِحَةً ، وَكُلُوهَا صَالِحَةً )
رواه أَبُو داود بإسناد صحيح . |
|
968.
Ebû Ca’fer
Abdullah İbn
Ca’fer radıyallahü anhümâ şöyle
dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bir
gün beni terkisine bindirdi ve hiçbir kimseye söylemeyeceğim bir
sır verdi. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
abdest bozacağı zaman gizlenmek için en beğendiği yer kum tepesi
veya hurma bahçesi idi.
Müslim, Hayz 79, Fezâilü’s-sahâbe
68
Müslim’in bu şekilde kısaca
rivayet ettiği hadisi Berkânî, yine
Müslim’in senediyle “hurma bahçesi” sözünden sonra şu
ilâveyle nakletti:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
ihtiyacını gidermek için ensardan birinin bahçesine girdi, baktı
ki orada bir deve var. Deve Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’i görünce inledi ve gözleri
yaşardı. Peygamber aleyhisselam devenin yanına gitti, hörgücünü ve
kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve inlemesini kesti.
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber:
-
“Bu devenin sahibi kimdir? Bu deve
kimindir?” diye devenin sahibini aradı. Medinelilerden
bir delikanlı çıkageldi ve:
- Bu deve
benimdir, Ey Allah’ın Resûlü! dedi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem de:
- “Allah’ın
seni sahip kıldığı şu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? O
senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet
ediyor” buyurdu.
Ebû Dâvûd, Cihâd 44 |
٩٦٨-
وعن أَبي جعفر عبد اللّه بن جعفر رضي اللّه
عنهما ،
قَالَ :
أردفني رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ذَاتَ يَوْمٍ خَلْفَهُ ، وَأسَرَّ إليَّ حَدِيثاً لا
أُحَدِّثُ بِهِ أحَداً مِنَ النَّاسِ ، وَكَانَ أحَبَّ مَا اسْتَتَرَ
بِهِ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم لِحاجَتِهِ هَدَفٌ أَوْ
حَائِشُ نَخْلٍ . يَعنِي : حَائِطَ
نَخْلٍ . رواه مسلم هكَذَا
مُختصراً .
وزادَ فِيهِ البَرْقاني بإسناد مسلم
- بعد قَوْله : حَائِشُ نَخْلٍ -
فَدَخَلَ حَائِطاً لِرَجُلٍ مِنَ الأنْصَارِ ، فَإذا فِيهِ جَمَلٌ ،
فَلَمَّا رَأى رَسولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم جَرْجَرَ وذَرَفَتْ عَيْنَاهُ ، فَأتَاهُ
النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
فَمَسَحَ سَرَاتَهُ - أيْ : سِنَامَهُ - وَذِفْرَاهُ فَسَكَنَ ،
فَقَالَ :
( مَنْ رَبُّ هَذَا الجَمَلِ ؟ لِمَنْ
هَذَا الجَمَلُ ؟ ) فَجَاءَ فَتَىً مِنَ الأنْصَارِ ،
فَقَالَ :
هَذَا لِي يَا رسولَ اللّه .
قَالَ :
( أفَلاَ تَتَّقِي اللّه في هذِهِ
البَهِيمَةِ الَّتي مَلَّكَكَ اللّه إيَّاهَا ؟ فَإنَّهُ يَشْكُو
إلَيَّ أنَّكَ تُجِيعُهُ وتُدْئِبُهُ ) رواه
أَبُو داود كرواية البرقاني .
قَوْله ( ذِفْرَاهُ ) : هُوَ بكسر
الذال المعجمة وإسكان الفاءِ ، وَهُوَ لفظ مفرد مؤنث . قَالَ أهل
اللغة : الذِّفْرى : الموضع الَّذِي يَعْرَقُ مِن البَعِيرِ خَلف
الأُذُنِ ، وَقوله :
( تُدْئِبهُ ) أيْ : تتعِبه . |
|
969. Enes
radıyallahü anh şöyle dedi:
Biz bir yerde
konakladığımız zaman develerin yüklerini çözüp onları
rahatlatmadan namaza durmazdık.
Ebû Dâvûd, Cihâd 44 |
٩٦٩-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كُنَّا إِذَا نَزَلْنَا مَنْزِلاً ، لاَ نُسَبِّحُ حَتَّى نَحُلَّ
الرِّحَال . رواه أَبُو داود
بإسناد عَلَى شرط مسلم .
وَقَوْلُه :
( لا نُسَبِّحُ ) : أيْ لاَ
نُصَلِّي النَّافِلَةَ ، ومعناه : أنَّا - مَعَ حِرْصِنَا عَلَى
الصَّلاَةِ - لا نُقَدِّمُهَا عَلَى حَطِّ الرِّحَالِ وَإرَاحَةِ
الدَّوَابِّ . |