55. ZÜHDÜN ÜSTÜNLÜĞÜ
DÜNYAYA KARŞI
ZÜHDÜN FAZİLETİ DÜNYALIĞA DÜŞKÜNLÜĞÜ AZALTMAYA TEŞVİK VE
FAKİRLİĞİN ÜSTÜNLÜĞÜ
•
“Dünya hayatının durumu, ancak gökten
indirdiğimiz bir su gibidir ki, insan ve hayvanların yediği
bitkiler o su sayesinde gürleşip birbirine girmiştir. Yeryüzü
zinetini takınıp süslendiği ve halkının da onun üzerinde
kendilerini güçlü sandığı bir sırada, geceleyin veya gündüzün
emrimiz o yere gelir de, bir gün önce hiçbir güzellik ve süsü
yokmuş gibi, onu kökünden biçilmiş duruma getiririz; işte böylece
iyi düşünen bir topluluğa âyetleri bir bir açıklıyoruz.”
Yûnus sûresi (10), 24
•
“Onlara dünya hayatının neye benzediğini
söyle! Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir suya benzer ki,
onunla yeryüzünün bitkileri gelişip birbirine karışır ve sonunda
rüzgarların savurup uçurduğu kuru bir çöp kırıntısı haline döner.
Allah, her şeyi meydana getirmeye gücü yetendir. Mal ve oğullar
dünya hayatının süsüdür. Ebedî kalacak iyi işler ise Rabbinin
katında hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha
lâyıktır.” Kehf sûresi (18), 45-46
•
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun,
eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât
sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki,
bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun
sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Âhirette ise
çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızâsı
vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey
değildir.” Hadîd sûresi (57), 20
•
“Nefsânî arzulara, özellikle kadınlara,
oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara,
sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı aşırı düşkünlük insanlara
süslü gösterildi. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir.
Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” Âl-i
İmrân sûresi (3), 14
•
“Ey insanlar! Allah’ın va’di gerçektir,
sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah
hakkında sizi kandırmasın.” Fâtır sûresi (35), 5
•
“Çoklukla övünmek sizi o derece oyaladı
ki, kabirleri (dahi) ziyâret ettiniz (ölülerinizin çokluğunu bile
hesaba kattınız). Hayır (olmaz bu), yakında (hatanızı)
bileceksiniz. Hayır hayır, yakında (hatanızı) bileceksiniz. Hayır,
gerçeği kesin olarak bilseydiniz (böyle yapmazdınız).”
Tekâsür sûresi (102), 1-5
•
“Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka
bir şey değildir. Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur, keşke
bilselerdi.” Ankebût sûresi (29), 64 |
٥٥ – باب فضل الزهد في الدنيا والحث عَلَى التقلل منها وفضل الفقر
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { إِنَّمَا مَثَلُ الحَيَاةِ الدُّنْيَا
كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ
الأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ والأَنْعَامُ حَتَّى إِذَا
أَخَذَتِ الأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا
أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيهَا أتَاهَا أمْرُنَا لَيْلاً
أَوْ
نَهَاراً فَجَعَلْنَاهَا حَصِيداً كَأنْ لَمْ تَغْنَ بِالأَمْسِ
كَذلِكَ نُفَصِّلُ الآياتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ }
[ يونس : ٢٤ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيَاةِ
الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بهِ
نَبَاتُ الأَرْضِ فَأصْبَحَ هَشِيماً تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ
اللّه عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِراً المَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ
الحَياةِ الْدُّنْيَا وَالبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ
رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ أَمَلاً }
[ الكهف : ٤٥-٤٦ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ اعْلَمُوا أَنَّمَا الحَياةُ الدُّنْيَا
لَعِبٌ وَلَهوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ في
الأَمْوَالِ وَالأَوْلاَدِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أعْجَبَ الْكُفّارَ
نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرّاً ثُمَّ يَكُونُ
حُطَاماً وَفِي الآخِرَةِ عَذابٌ شَديدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّه
ورِضْوَانٌ وَمَا الحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الغُرُورِ }
[ الحديد : ٢٠ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ زُيِّنَ لِلْنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ
مِنَ النِّسَاءِ وَالبَنِينَ وَالقَنَاطِيرِ المُقَنْطَرَةِ مِنَ
الذَّهَبِ وَالفِضَّةِ وَالْخَيْلِ المُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ
وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الحَياةِ الْدُّنْيَا وَاللّه عِنْدَهُ
حُسْنُ المآبِ }
[ آل عمران : ١٤ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللّه
حَقٌّ فَلاَ تَغُرَّنَّكُمُ الحَياةُ الْدُّنْيَا وَلاَ
يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّه الغَرُورُ }
[ فاطر : ٥ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ ألْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ حَتَّى زُرْتُمُ
المَقَابِرَ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ
تَعْلَمُونَ كَلاَّ لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ }
[ التكاثر : ١-٥ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَمَا هذِهِ الحَياةُ الدُّنْيَا إِلاَّ
لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ
لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ }
[ العنكبوت : ٦٤ ]
والآيات في الباب كثيرة مشهورة .
وأما الأحاديث فأكثر مِنْ أن تحصر فننبِّهُ بطرف منها عَلَى مَا سواه
. |
|
457. Amr İbn Avf el-Ensârî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû
Ubeyde İbnü’l-Cerrâh radıyallahu anh’i
cizye tahsili için Bahreyn’e gönderdi. Ebû Ubeyde, cizye olarak
topladığı mal ile Bahreyn’den geldi. Ensar, Ebû Ubeyde’nin
geldiğini duyup, sabah namazını
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem ile kılmak üzere geldiler.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem namazı
kılıp gitmeye kalkınca, Ensar önüne durdular.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem onları
bu vaziyette görünce gülümsedi ve :
– “Ebû Ubeyde’nin Bahreyn’den malla
geldiğini duyduğunuzu zannediyorum?” dedi. Ensar:
– Evet, yâ
Resûlallah! diye cevap verdiler. Bunun üzerine
Peygamber Efendimiz:
– “Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler
ümid ediniz. Allah’a yemin ederim ki, sizler için fakirlikten
korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi
dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için
yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları
helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum”
buyurdular.
Buhârî, Rikak 7;
Müslim, Zühd 6. Ayrıca bk.
Buhârî, Cizye 1, Meğâzî 12;
Tirmizî, Kıyamet 28;
İbn Mâce, Fiten 18 |
٤٥٧-
عن عمرو بن عوف الأنصاري رَضِيَ اللّه
عَنْهُ : أنَّ رسولَ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم بَعَثَ أَبَا عبيدة بنَ الجَرَّاح
رَضِيَ اللّه عَنْهُ إِلَى
الْبَحْرَيْنِ يَأتِي بِجِزْيَتِهَا ، فَقَدِمَ بمَالٍ مِنَ
الْبَحْرَيْنِ ، فَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بقُدُومِ أَبي عُبيْدَةَ ،
فَوَافَوْا صَلاَةَ الفَجْرِ مَعَ رسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَلَمَّا صَلَّى رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، انْصَرفَ ، فَتَعَرَّضُوا لَهُ ،
فَتَبَسَّمَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم حِيْنَ رَآهُمْ ، ثُمَّ قَالَ:
( أظُنُّكُمْ سَمعتُمْ أنَّ أَبَا
عُبَيْدَةَ قَدِمَ بِشَيْءٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ ؟ ) فقالوا
: أجل ، يَا رسول اللّه،
فقال :
( أبْشِرُوا وَأَمِّلْوا مَا يَسُرُّكُمْ،
فَواللّه مَا الفَقْرَ أخْشَى عَلَيْكُمْ ، وَلكِنِّي أخْشَى أنْ
تُبْسَط الدُّنْيَا عَلَيْكُمْ كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ كَانَ
قَبْلَكُمْ ، فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا ، فَتُهْلِكَكُمْ
كَمَا أهْلَكَتْهُمْ ) متفقٌ
عَلَيْهِ . |
|
458. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
minbere oturmuş biz de onun etrafına oturmuştuk.
Resûlüllah şöyle buyurdu:
“Benden sonra size dünya nimetlerinin ve
zînetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptırmanızdan
korkuyorum.”
Buhârî, Zekât 47, Cihâd 37;
Müslim, Zekât 121-123. Ayrıca
bk. Nesâî, Zekât 81;
İbn Mâce, Fiten 18 |
٤٥٨-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
جلس رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم عَلَى الْمِنْبَرِ ، وَجَلَسْنَا حَوْلَهُ ،
فقال :
( إنَّ ممَّا أخَافُ عَلَيْكُمْ مِنْ
بَعْدِي مَا يُفْتَحُ عَلَيْكُمْ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا
وَزِينَتِهَا ) متفقٌ عَلَيْهِ
. |
|
459. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Dünya tatlıdır ve manzarası hoştur.
Şüphesiz ki Allah dünyanın idaresini size verecek ve nasıl
davranacağınıza, ne gibi işler yapacağınıza bakacaktır. O halde
dünyadan sakının ve kadınlardan korunun. ”
Müslim, Zikr 99 |
٤٥٩-
وعنه: أن رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم، قَالَ: ( إنَّ الدُّنْيَا
حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ وَإنَّ اللّه تَعَالَى مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا،
فَيَنْظُرُ كَيْفَ تَعْمَلُونَ، فَاتَّقُوا الدُّنْيَا وَاتَّقُوا
النِّسَاءَ ) رواه مسلم. |
|
460. Enes
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allah’ım! Gerçek hayat sadece âhiret
hayatıdır.”
Buhârî, Rikak 1, Cihâd 33,
110, Menâkibu’l-ensâr 9, Megâzî 29;
Müslim, Cihâd 126, 129. Ayrıca bk.
Tirmizî, Menâkıb 55;
İbn Mâce, Mesâcid 3 |
٤٦٠-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن
النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، قَالَ:
( اللّهمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشَ الآخِرَةِ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
461. Enes
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ölen kimseyi peşinden üç şey takip
eder: Aile çevresi, malı ve yaptığı işler. Bunlardan ikisi geri
döner, biri ise kendisiyle birlikte kalır. Aile çevresi ve malı
geri döner; yaptığı işler kendisiyle birlikte kalır.”
Buhârî, Rikak 42;
Müslim, Zühd 5. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 46;
Nesâî, Cenâiz 52 |
٤٦١-
وعنه ، عن رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلاَثَةٌ : أهْلُهُ
وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ : فَيَرْجِعُ اثْنَانِ ، وَيَبْقَى وَاحِدٌ :
يَرْجِعُ أهْلُهُ وَمَالُهُ وَيبْقَى عَمَلُهُ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
462. Enes
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cehennemliklerden olup, dünyada pek
müreffeh hayat yaşayan bir kişi kıyamet gününde getirilip
cehenneme bir kere daldırılır. Sonra:
– Ey âdemoğlu! Sen hayırlı bir gün
gördün mü? Herhangi bir nimete nâil oldun mu? denilir. O kişi:
– Hayır, vallahi Rabbim! Öyle bir şey
görmedim, der. Cennetliklerden olup, dünyada insanların en yoksul
olanı getirilir cennete bir kere daldırılır. Ona da:
– Ey âdemoğlu! Sen herhangi bir
yoksulluk ve sıkıntı gördün mü? Hiç zorluk ve darlık çektin mi?
denilir. O kişi de:
– Hayır, vallahi Rabbim! Hiçbir
yoksulluk ve sıkıntı görmedim, zorluk ve darlık çekmedim, der.”
Müslim, Münâfikîn 55 |
٤٦٢-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يُؤْتَى بِأنْعَمِ
أهْلِ الدُّنْيَا مِنْ أهْلِ النَّارِ يَوْمَ القِيَامَةِ ،
فَيُصْبَغُ في النَّارِ صَبْغَةً ، ثُمَّ يُقَالُ : يَا ابْنَ
آدَمَ ، هَلْ رَأيْتَ خَيْراً قَطُّ ؟ هَلْ مَرَّ بِكَ نَعِيمٌ قَطُّ
؟ فَيَقُولُ : لاَ وَاللّه يَا رَبِّ ، وَيُؤْتَى بِأشَدِّ النَّاسِ
بُؤسَاً في الدُّنْيَا مِنْ أهْلِ الجَنَّةِ ، فَيُصْبَغُ صَبْغَةً
في الجَنَّةِ ، فَيُقَالُ لَهُ : يَا ابْنَ آدَمَ ، هَلْ رَأيْتَ
بُؤساً قَطُّ ؟ هَلْ مَرَّ بِكَ شِدَّةٌ قَطُّ ؟ فيَقُولُ : لاَ
وَاللّه ، مَا مَرَّ بِي بُؤْسٌ قَطُّ ، وَلاَ رَأيْتُ شِدَّةً قَطُّ
) رواه مسلم . |
|
463. Müstevrid İbn Şeddâd
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Âhirete göre dünya, sizden birinizin
parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi parmağının ne
kadarcık bir su ile döndüğüne baksın.”
Müslim, Cennet 55 |
٤٦٣-
وعن المُسْتَوْرِد بن شَدَّاد رَضِيَ اللّه
عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم: (
مَا الدُّنْيَا في الآخِرَةِ إِلاَّ مِثْلُ مَا يَجْعَلُ أَحَدُكُمْ
أُصْبُعَهُ في اليَمِّ، فَلْيَنْظُرْ بِمَ يَرْجِعُ ! ) رواه
مسلم. |
|
464. Câbir
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün pazar yerine uğradı.
Etrafında ashâbı da vardı.
Resûlüllah, küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladı.
Onun kulağından tutarak:
– “Hanginiz bunu bir dirheme satın almak
ister?” buyurdu. Ashâb:
– Daha az para
ile de olsa biz almayız, onu ne yapalım ki, dediler!. Sonra
Resûl-i Ekrem:
– “Size bedava verilse ister misiniz?”
diye sordu. Onlar:
– Allah’a yemin
ederiz ki, o diri bile olsa, kulaksız olduğu için kusurludur.
Ölüsünü ne yapalım? diye cevap verdiler. Bunun üzerine
Resûlüllah:
– “Allah’a yemin ederim ki, Allah’a göre
dünya, önünüzdeki şu ölü oğlaktan daha değersizdir”
buyurdu.
Müslim, Zühd 2 |
٤٦٤-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم مَرَّ بالسُّوقِ وَالنَّاسُ كَنَفَتَيْهِ ، فَمَرَّ
بِجَدْيٍ أَسَكَّ مَيِّتٍ ، فَتَنَاوَلَهُ فَأَخَذَ بِأُذُنِهِ ،
ثُمَّ
قَالَ :
( أَيُّكُم يُحِبُّ أنْ يَكُونَ هَذَا لَهُ
بِدرْهَم ؟ ) فقالوا : مَا
نُحِبُّ أنَّهُ لَنَا بِشَيْءٍ وَمَا نَصْنَعُ بِهِ ؟ ثُمَّ
قَالَ :
( أَتُحِبُّونَ أَنَّهُ لَكُمْ ؟ )
قَالُوا :
وَاللّه لَوْ كَانَ حَيّاً كَانَ عَيْباً ، إنَّهُ أسَكُّ فَكَيْفَ
وَهُوَ ميِّتٌ !
فقال :
( فوَاللّه للدُّنْيَا أهْوَنُ عَلَى اللّه
مِنْ هَذَا عَلَيْكُمْ ) رواه
مسلم .
قوله :
( كَنَفَتَيْهِ ) أيْ : عن جانبيه .
وَ( الأَسَكُّ ) : الصغير الأذُن . |
|
465. Ebû Zer
radıyallahu anh şöyle demiştir:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’le
birlikte Medine’nin Harra mevkiinde yürüyordum. Derken Uhud dağı
karşımıza çıkıverdi. Resûlüllah
sallallâhu aleyhi ve sellem:
– “Ey Ebû Zer!” dedi. Ben:
– Buyur yâ
Resûlallah! Emrine âmâdeyim, dedim.
Resûlüllah:
“Yanımda şu Uhud dağı kadar altın olsa,
bu beni sevindirmez. Bir borcu ödemek için ayırdığımdan başka da
yanımda bir dinar bulunarak üç gün geçmesini istemem. –Resûlüllah,
önüne, sağına, soluna ve arkasına elleriyle verme işareti
yaparak–yanımda bulunanı Allah’ın kullarına şöyle şöyle dağıtmak
isterim” buyurdu. Sonra yoluna devam etti ve:
“Dünyada varlığı çok olanlar âhirette
sevapları az olanlardır. Yalnız sağına, soluna ve ardına şöyle,
şöyle ve şöyle verenler müstesnadır. Fakat onlar da ne kadar
azdır” buyurdu. Sonra da bana:
“Ben yanına gelinceye kadar yerinden
ayrılma” diye tenbih ederek gecenin karanlığında
yürüyüp gözden kayboldu. Yüksek bir ses işittim bir kimsenin
Nebî
sallallâhu aleyhi ve sellem’e
saldırmasından korktum. Onun yanına varmak istedim, fakat
“Ben yanına gelinceye kadar yerinden
ayrılma” buyruğunu hatırlayarak yerimden ayrılmadım.
Resûl-i Ekrem yanıma
gelince:
– Bir ses
işittim ve ondan korktum, diye duyduğum sesten bahsettim. Hazret-iPeygamber:
– “Sen o sesi duydun mu?”
diye sordu. Ben:
– Evet, diye
cevap verdim. Resûl-i Ekrem
şöyle buyurdu:
– “O gelen Cebrâil idi; bana ümmetinden
Allah’a ortak koşmayarak ölen kimse Cennet’e girer, dedi.”
Ben:
– Zina edip
hırsızlık yapsa da mı? dedim.
Resûl-i Ekrem:
– “Zina da etse, hırsızlık da yapsa
neticede cennete girer” buyurdular.
Buhârî, İstikrâz 3, Rikak 14;
Müslim, Zekât 32 |
٤٦٥-
وعن أَبي ذر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كُنْتُ أَمْشِي مَعَ النَّبي صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم في حَرَّةٍ بِالمَدِينَةِ ،
فَاسْتَقْبَلَنَا أُحُدٌ ،
فقال :
( يَا أَبَا ذَرٍّ ) قلت :
لَبَّيْكَ يَا رسولَ اللّه .
فقال :
( مَا يَسُرُّنِي أنَّ عِنْدِي مِثْلَ
أُحُدٍ هَذَا ذَهَباً تَمْضي عَلَيَّ ثَلاَثَةُ أيّامٍ وَعِنْدِي
مِنْهُ دِينَارٌ ، إِلاَّ شَيْءٌ أرْصُدُهُ لِدَيْنٍ ، إِلاَّ أنْ
أقُولَ بِهِ في عِبَادِ اللّه هكذا وَهَكَذَا وَهكَذَا ) عن
يَمِينِهِ وعن شِمَالِهِ وَمِنْ خَلْفِهِ ، ثُمَّ سَارَ ،
فقال :
( إنَّ الأَكْثَرينَ هُمُ الأَقَلُّونَ
يَوْمَ القِيَامَةِ إِلاَّ مَنْ قَالَ بالمَالِ هكَذَا وَهكَذَا
وَهكَذَا ) عن يمينِهِ وعن شِمَالِهِ وِمنْ خَلْفِهِ
( وَقَلِيلٌ مَاهُمُ ) . ثُمَّ
قَالَ لي : ( مَكَانَكَ لاَ تَبْرَحْ
حَتَّى آتِيكَ ) ثُمَّ انْطَلَقَ في سَوادِ اللَّيْلِ حَتَّى
تَوَارَى ، فَسَمِعْتُ صَوتاً ، قَدِ ارْتَفَع ، فَتَخَوَّفْتُ أنْ
يَكُونَ أحَدٌ عَرَضَ للنَّبيِّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَأرَدْتُ أنْ آتِيهِ فَذَكَرتُ
قَوْله :
( لا تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ ) فلم أبْرَحْ حَتَّى أتَاني ،
فَقُلْتُ : لَقَدْ سَمِعْتُ صَوتاً تَخَوَّفْتُ مِنْهُ ، فَذَكَرْتُ
لَهُ ،
فقال :
( وَهَلْ سَمِعْتَهُ ؟ ) قلت :
نَعَمْ ،
قَالَ :
( ذَاكَ جِبريلُ أتَانِي .
فقال : مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِكَ لاَ يُشْرِكُ بِاللّه شَيْئاً
دَخَلَ الْجَنَّةَ )
، قلت : وَإنْ زَنَى وَإنْ سَرَقَ ؟
قَالَ :
( وَإنْ زَنَى وَإنْ سَرَقَ )
متفقٌ عَلَيْهِ ، وهذا لفظ
البخاري . |
|
466. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Eğer Uhud dağı kadar altınım olsa, borç
ödemek için sakladığım dışında, ondan yanımda bir miktar bulunduğu
halde üzerimden üç gece bile geçmemesi beni sevindirir.”
Buhârî, Temennî 2, İsti’zân
30, Rikak 14; Müslim, Zekât 31.
Ayrıca bk. İbn Mâce, Zühd 8 |
٤٦٦-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( لَوْ كَانَ لِي مِثْلُ أُحُدٍ ذَهَباً ،
لَسَرَّنِي أنْ لاَ تَمُرَّ عَلَيَّ ثَلاَثُ لَيالٍ وَعِنْدِي مِنْهُ
شَيْءٌ إِلاَّ شَيْءٌ أرْصُدُهُ لِدَيْنٍ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
467. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Hayat
şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi
olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor
görmemenize daha uygun bir davranıştır.”
Müslim, Zühd 9. Ayrıca bk.
Tirmizî, Kıyamet 58, Libâs 38;
İbn Mâce, Zühd 9
Buhârî’nin rivayeti şöyledir:
“Sizden biriniz mal ve yaratılış
itibariyle kendisinden üstün olan kimseye bakarsa, ardından
kendinden daha düşük derecede olana baksın.”
Buhârî, Rikak 30. Ayrıca bk.
Müslim, Zühd 8 |
٤٦٧-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( انْظُرُوا إِلَى مَنْ
هُوَ أسْفَلَ مِنْكُمْ وَلاَ تَنْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَكُمْ
؛ فَهُوَ أجْدَرُ أنْ لاَ تَزْدَرُوا نِعْمَةَ اللّه عَلَيْكُمْ )
متفقٌ عَلَيْهِ ، وهذا لفظ
مسلم .
وفي رواية البخاري :
( إِذَا نَظَرَ أَحَدُكُمْ إِلَى مَنْ
فُضِّلَ عَلَيْهِ في المَالِ وَالخَلْقِ ، فَلْيَنْظُرْ إِلَى مَنْ
هُوَ أسْفَل مِنْهُ ) . |
|
468. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Altın, gümüş, kumaş ve abaya kul
olanlar helâk oldular. Eğer onlara istedikleri verilirse hoşnut
olur, verilmezse hoşnut olmazlar.”
Buhârî, Rikak 10. Ayrıca bk.
Buhârî, Cihâd 70;
İbn Mâce, Zühd 8 |
٤٦٨-
وعنه ، عن النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ ،
وَالدِّرْهَمِ ، وَالقَطِيفَةِ ، وَالخَمِيصَةِ ، إنْ
أُعْطِيَ رَضِيَ ، وَإنْ لَمْ يُعْطَ لَمْ يَرْضَ ) رواه
البخاري . |
|
469. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh şöyle dedi:
Suffe ehlinden
yetmiş kişiyi gördüm. Onlardan bir tek kişinin bile üzerinde bütün
vücudunu örtecek bir elbise yoktu. Ya belden aşağı giyilen bir
izâr ya da belden yukarı giyilen bir kisâ vardı. Elbiselerini
boyunlarına bağlarlardı. Bunların bir kısmı baldırlarının
yarısına, bir kısmı da topuklarına erişirdi de, avret yerinin
görülmemesi için elbisesini eliyle toplardı.
Buhârî, Salât 58 |
٤٦٩-
وعنه رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
لَقَدْ رَأيْتُ سَبعِينَ مِنْ أهْلِ الصُّفَّةِ ، مَا منهُمْ رَجُلٌ
عَلَيْهِ رِدَاءٌ : إمَّا إزارٌ ، وَإمَّا كِسَاءٌ ، قَدْ رَبَطُوا
في أعنَاقِهِمْ ، فَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ نِصْفَ السَّاقَيْن ،
وَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ الكَعْبَيْنِ ، فَيَجْمَعُهُ بِيَدِهِ
كَراهِيَةَ أنْ تُرَى عَوْرَتُهُ . رواه
البخاري . |
|
470. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Dünya mü’minin zindanı, kâfirin de
cennetidir.”
Müslim, Zühd 1. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 16;
İbn Mâce, Zühd 3 |
٤٧٠-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( الدُّنْيَا سِجْنُ
الْمُؤْمِنِ ، وَجَنَّةُ الكَافِرِ ) رواه
مسلم . |
|
471. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem benim
iki omuzumu tuttu ve:
“Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu
gibi ol” buyurdu. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ şöyle derdi:
Akşama
ulaştığında sabahı gözetme, sabaha kavuştuğunda da akşamı bekleme.
Sağlıklı anlarında hastalık zamanın için, hayatın boyunca da
ölümün için tedbir al.
Buhârî, Rikak 3. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 25;
İbn Mâce, Zühd 3 |
٤٧١-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
أخذ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بِمَنْكِبَيَّ ،
فقال :
( كُنْ في الدُّنْيَا كَأنَّكَ غَرِيبٌ ،
أَو عَابِرُ سَبيلٍ ) .
وَكَانَ ابن عُمَرَ رضي اللّه عنهما
، يقول : إِذَا أمْسَيتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ ، وَإِذَا
أَصْبَحْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ المَسَاءَ ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ
لِمَرَضِكَ ، وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ . رواه
البخاري .
قالوا في شَرْحِ هَذَا الحديث معناه : لاَ تَرْكَنْ إِلَى الدُّنْيَا
وَلاَ تَتَّخِذْهَا وَطَناً ، وَلاَ تُحَدِّثْ نَفْسَكَ بِطُولِ
البَقَاءِ فِيهَا ، وَلاَ بِالاعْتِنَاءِ بِهَا ، وَلاَ تَتَعَلَّقْ
مِنْهَا إِلاَّ بِمَا يَتَعَلَّقُ بِهِ الْغَريبُ في غَيْرِ وَطَنِهِ
، وَلاَ تَشْتَغِلْ فِيهَا بِمَا لاَ يَشْتَغِلُ بِهِ الغَرِيبُ
الَّذِي يُريدُ الذَّهَابَ إِلَى أهْلِهِ ، وَبِاللّه التَّوْفِيقُ . |
|
472. Ebü’l-Abbâs Sehl İbn
Sa’d es-Sâidî radıyallahu anh’in
söylediğine göre, Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem’e bir adam geldi ve:
–Yâ Resûlallah!
Bana, yaptığım zaman hem Allah’ın hem de insanların beni seveceği
bir iş söyle, dedi. Bunun üzerine
Resûl-i Ekrem:
– “Dünya ve dünyalıklardan yüz çevir,
Allah seni sevsin; halkın elinde olandan yüz çevir, insanlar seni
sevsin” buyurdu.
İbn Mâce, Zühd 1 |
٤٧٢-
وعن أَبي العباس سهل بن سعد الساعدي رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النبي صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فقال :
يَا رسولَ اللّه ، دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ إِذَا عَمِلْتُهُ أحَبَّنِي
اللّه وَأحَبَّنِي النَّاسُ ،
فقال :
( ازْهَدْ في الدُّنْيَا يُحِبّك اللّه ،
وَازْهَدْ فِيمَا عِنْدَ النَّاسِ يُحِبّك النَّاسُ ) حديث
حسن رواه ابن ماجه وغيره بأسانيد حسنة . |
|
473. Nu’mân İbn Beşîr
radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Ömer İbn Hattâb
radıyallahu anh, insanların
dünyalıklardan elde ettiklerinden bahsetti ve:
Ben,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in gün
boyu açlıktan kıvranıp, karnını doyuracak âdi hurma bile
bulamadığını gördüm, dedi.
Müslim, Zühd 36. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zühd 10 |
٤٧٣-
وعن النعمان بن بشير رضي اللّه عنهما
،
قَالَ :
ذَكَرَ عُمَرُ بْنُ الخَطَّابِ رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ، مَا أَصَابَ النَّاسُ مِنَ الدُّنْيَا ،
فَقَالَ :
لَقَدْ رَأيْتُ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم يَظَلُّ الْيَوْمَ يَلْتَوِي مَا يَجِدُ
مِنَ الدَّقَلِ مَا يَمْلأ بِهِ بَطْنَهُ . رواه
مسلم .
( الدَّقَلُ )
بفتح الدَّال المهملة والقاف : رديءُ التمرِ . |
|
474. Âişe
radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem vefât
etmişti. O sırada benim evimin rafında, bir parça arpadan başka
bir canlının yiyeceği hiçbir şey yoktu. Ben ondan uzun süre yedim.
Sonra ölçtüm de tükeniverdi.
Buhârî, Humus 3, Rikak 16;
Müslim, Zühd 27. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Et’ıme 49 |
٤٧٤-
وعن عائشة رضي اللّه عنها ،
قالت :
تُوفي رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، وَمَا في بَيْتِي مِنْ شَيْءٍ يَأكُلُهُ ذُو كَبِدٍ
إِلاَّ شَطْرُ شَعِيرٍ في رَفٍّ لي ، فَأكَلْتُ مِنْهُ حَتَّى طَالَ
عَلَيَّ ، فَكِلْتُهُ فَفَنِيَ . متفقٌ
عَلَيْهِ .
قولها : ( شَطْرُ شَعير ) أيْ :
شَيْءٌ مِنْ شَعير ، ، كَذَا فَسَّرَهُ
التُرْمذيُّ . |
|
475. Mü’minlerin annesi
Cüveyriye binti Hâris’in erkek kardeşi Amr İbn Hâris
radıyallahü anhümâ şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem vefat
ettiğinde, geride, bindiği beyaz katırı, silahı, yolcular için
vakfettiği arazi dışında, ne altın, ne gümüş, ne köle, ne câriye
ve ne de başka bir şey bıraktı.
Buhârî, Vasâyâ 1, Cihâd 61,
86, Humus 3, Megâzî 83. Ayrıca bk.
Nesâî, İhbâs 1 |
٤٧٥-
وعن عمرو بن الحارث أخي جُوَيْرِيّة بنتِ الحارِث أُمِّ
المُؤْمِنِينَ ، رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
مَا تَرَكَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم عِنْدَ مَوْتِهِ دِيناراً ، وَلاَ دِرْهَماً
، وَلاَ عَبْداً ، وَلاَ أَمَةً ، وَلاَ شَيْئاً إِلاَّ بَغْلَتَهُ
الْبَيضَاءَ الَّتي كَانَ يَرْكَبُهَا ، وَسِلاَحَهُ ، وَأرْضاً
جَعَلَهَا لاِبْنِ السَّبِيلِ صَدَقَةً . رواه
البخاري . |
|
476. Habbâb İbn Eret
radıyallahu anh şöyle dedi:
Biz, Allahü
teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanmayı arzu ederek,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte Medine’ye hicret ettik. Allah’ın ecrimizi vereceği
kesinleşti. Bizden bazıları ecrinden hiçbir şey yemeden vefat
etti. Onlardan biri de Mus’ab İbn Umeyr
radıyallahu anh’dir. O, Uhud günü şehit edilmişti. Arkada,
yünden yapılmış çizgili bir kaftan bıraktı. O kaftanla başını
örttüğümüzde ayakları açılıyor, ayaklarını örttüğümüzde de başı
açıkta kalıyordu. Neticede
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem başını örtmemizi, ayaklarına da bir miktar Mekke
ayrığı koymamızı emretti. Bizden bazılarının da hicretinin meyvesi
olgunlaşmış ve onu devşirmiştir.
Buhârî, Cenâiz 27,
Menâkıbu’l-ensâr 45, Megâzî 17, 26, Rikâk 16;
Müslim, Cenâiz 44. Ayrıca bk.
Nesâî, Cenâiz 40 |
٤٧٦-
وعن خَبابِ بن الأَرَتِّ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
هَاجَرْنَا مَعَ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم نَلْتَمِسُ وَجْهَ اللّه تَعَالَى ،
فَوَقَعَ أجْرُنَا عَلَى اللّه ، فَمِنَّا مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَأكُل
منْ أجْرِهِ شَيْئاً ، مِنْهُمْ : مُصْعَبُ بن عُمَيْرٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، قُتِلَ
يَوْمَ أُحُد ، وَتَرَكَ نَمِرَةً ، فَكُنَّا إِذَا غَطَّيْنَا
بِهَا رَأْسَهُ ، بَدَتْ رِجْلاَهُ ، وَإِذَا غَطَّيْنَا بِهَا
رِجْلَيْهِ ، بَدَا رَأسُهُ ، فَأمَرَنَا رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، أنْ
نُغَطِّي رَأسَهُ ، وَنَجْعَل عَلَى رِجْلَيْهِ شَيْئاً مِنَ
الإذْخِرِ ، وَمِنَّا مَنْ أيْنَعَتْ لَهُ ثَمَرَتُهُ ، فَهُوَ
يَهْدِبُهَا . متفقٌ عَلَيْهِ .
( النَّمِرَةُ )
: كِساءٌ مُلَوَّنٌ مِنْ صوف . وَقَوْلُه :
( أيْنَعَتْ ) أيْ : نَضِجَتْ
وَأَدْرَكَتْ . وَقَوْلُه :
( يَهْدِبها ) هُوَ بفتح الياءِ وضم
الدال وكسرها لغتان : أيْ :يَقْطُفهَا وَيَجْتَنِيهَا ، وهذه استعارة
لما فتح اللّه تَعَالَى عليهم من الدنيا وتمكنوا فِيهَا . |
|
477. Sehl İbn Sa’d es-Sâidî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Eğer dünya, Allah katında sivrisineğin
kanadı kadar bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kâfire
dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.”
Tirmizî, Zühd 13. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zühd 3 |
٤٧٧-
وعن سهلِ بن سعد الساعدي رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لَوْ كَانَت الدُّنْيَا
تَعْدِلُ عِنْدَ اللّه جَنَاحَ بَعُوضَةٍ ، مَا سَقَى كَافِراً
مِنْهَا شَرْبَةَ مَاءٍ ) رواه
الترمذي ، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
478. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken işittim demiştir:
“Uyanık olunuz! Şüphesiz dünya
değersizdir. Dünyada olan mal mülk de kıymetsizdir. Ancak Allahü
teâlâ’nın zikri ve O’na yaklaştıran şeylerle, öğretici ve öğrenici
olmak müstesnadır.”
Tirmizî, Zühd 14. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zühd 3 |
٤٧٨-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( أَلاَ إنَّ
الدُّنْيَا مَلْعُونَةٌ ، مَلْعُونٌ مَا فِيهَا ، إِلاَّ ذِكْرَ
اللّه تَعَالَى ، وَمَا وَالاهُ ، وَعالِماً وَمُتَعَلِّماً )
رواه الترمذي ،
وقال : (
حديث حسنٌ ) . |
|
479. Abdullah İbn Mes’ûd
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Çiftlik ve akar edinerek dünyaya rağbet
etmeyiniz.”
Tirmizî, Zühd 20. Ayrıca bk.
Ahmed İbn Hanbel, Müsned, I,
377, 426, 443 |
٤٧٩-
وعن عبد اللّه بن مسعود رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لاَ تَتَّخِذُوا
الضَّيْعَةَ فَتَرْغَبُوا في الدُّنْيَا ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديثٌ حسنٌ ) . |
|
480. Abdullah İbn Amr İbn Âs
radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Kendimize ait
kulübeyi tamir ederken Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
yanımıza uğramıştı.
– “Bu yaptığınız nedir?” diye
sordu. Biz:
– Yıkılmak
üzereydi de onarıyoruz, dedik. Bunun üzerine:
– “Ecelin bundan daha aceleci olacağını
zannederim” buyurdular.
Ebû Dâvûd, Edeb 169;
Tirmizî, Zühd 25 |
٤٨٠-
وعن عبدِ اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما ،
قَالَ :
مَرَّ عَلَيْنَا رسولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم وَنَحْنُ نعالِجُ خُصّاً لَنَا ،
فَقَالَ :
( مَا هَذَا ؟ ) فَقُلْنَا : قَدْ
وَهَى ، فَنَحَنُ نُصْلِحُهُ ،
فَقَالَ :
( مَا أرَى الأَمْرَ إِلاَّ أعْجَلَ مِنْ
ذَلِكَ ) .
رواه أَبو داود والترمذي
بإسناد البخاري ومسلم ، وقال
الترمذي :
( حديثٌ حسنٌ صحيحٌ ) . |
|
481. Kâ’b İbn İyâz
radıyallahu anh,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğunu işitmiştir:
“Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi
vardır. Ümmetimin fitnesi (imtihan vesilesi) de maldır.”
Tirmizî, Zühd 26 |
٤٨١-
وعن كعب بن عياض رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( إنَّ لِكُلِّ
أُمَّةٍ فِتْنَةً ، وفِتْنَةُ أُمَّتِي : المَالُ ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديثٌ حسنٌ صحيحٌ ) . |
|
482. Ebû Amr –ki Ebû Abdullah
ve Ebû Leylâ da denilir–Osmân İbn Affân
radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Âdem oğlunun şunlar dışında bir hakkı
yoktur: Oturacağı ev, bedenini örtecek elbise, yiyecek ekmek ile
su koyacak kap.”
Tirmizî, Zühd 30 |
٤٨٢-
وعن أَبي عمرو ، ويقالُ : أَبو عبدِ اللّه ، ويقالُ : أَبو ليلى
عثمان بن عفان رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( لَيْسَ لاِبْنِ آدَمَ حَقٌّ في سِوَى
هذِهِ الخِصَالِ : بَيْتٌ يَسْكُنُهُ ، وَثَوْبٌ يُوارِي عَوْرَتَهُ
، وَجِلْفُ الخُبز وَالماء ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث صحيح ) .
قَالَ الترمذي : سَمِعْتُ أَبَا
دَاوُد سُلَيْمَانَ بنَ سَالمٍ البَلْخيَّ ، يقولُ : سَمِعْتُ
النَّضْرَ بْن شُمَيْل ، يقولُ : الجِلْفُ : الخُبْز لَيْسَ مَعَهُ
إدَامٌ ، وقال غَيْرُهُ : هُوَ غَليظُ الخُبُزِ . وقَالَ الهَرَوِيُّ
: المُرادُ بِهِ هنَا وِعَاءُ الخُبزِ ، كَالجَوَالِقِ وَالخُرْجِ ،
واللّه أعلم . |
|
483. Abdullah İbn Şihhîr
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
yanına gelmiştim. O, “Elhâkümü’t-tekâsür” sûresini okuyordu.
Sûreyi okuyup bitirince şöyle buyurdu:
“Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Ey
âdemoğlu! Yeyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak
verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var
ki?”
Müslim,
Zühd 3-4. Ayrıca bk. Tirmizî,
Zühd 31, Tefsîru sûre(102) 1; Nesâî,
Vesâyâ 1 |
٤٨٣-
وعن عبدِ اللّه بن الشِّخِّيرِ - بكسر الشينِ والخاء المعجمتين -
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، أنه
قَالَ :
أتَيْتُ النَّبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، وَهُوَ يَقْرَأُ : {
أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ }
قَالَ :
( يَقُولُ ابْنُ آدَمَ : مَالِي ، مالي ،
وَهَلْ لَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مِنْ مَالِكَ إِلاَّ مَا أكَلْتَ
فَأفْنَيْتَ ، أَو لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ ، أَوْ تَصَدَّقْتَ
فَأَمْضَيْتَ ؟! ) رواه مسلم
. |
|
484. Abdullah İbn Mugaffel
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam,
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e:
– Ey Allah’ın
Resûlü! Allah’a yemin ederim ki, ben seni seviyorum, dedi.
Resûlüllah o kişiye:
– “Sen ne söylediğini iyi düşün?”
buyurdu. Adam:
– Allah’a yemin
ederim ki, ben seni seviyorum, dedi ve bu sözünü üç defa
tekrarladı. Bunun üzerine Resûl-i
Ekrem:
– “Eğer beni seviyorsan, o halde
fakirliğe karşı kendine bir zırh hazırla. Çünkü fakirlik, beni
sevene yüksekten inen bir selden daha çabuk ulaşır”
buyurdu.
Tirmizî, Zühd 36 |
٤٨٤-
وعن عبدِ اللّه بن مُغَفَّل رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رجل للنبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : يَا رسولَ اللّه ، وَاللّه إنِّي لأُحِبُّكَ ،
فَقَالَ :
( انْظُرْ مَاذَا تَقُولُ ؟ )
قَالَ :
وَاللّه إنِّي لأُحِبُّكَ ، ثَلاَثَ مَرَّات ،
فَقَالَ :
( إنْ كُنْتَ تُحِبُّنِي فَأَعِدَّ
لِلْفَقْرِ تِجْفَافاً ، فإنَّ الفَقْرَ أسْرَعُ إِلَى مَنْ
يُحِبُّني مِنَ السَّيْلِ إِلَى مُنْتَهَاهُ ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن ) .
( التجفافُ )
بكسرِ التاءِ المثناةِ فوقُ وَإسكانِ الجيمِ وبالفاءِ المكررة :
وَهُوَ شَيْءٌ يُلْبَسُهُ الفَرَسُ ، لِيُتَّقَى بِهِ الأَذَى ،
وَقَدْ يَلْبَسُهُ الإنْسَانُ . |
|
485. Kâ’b İbn Mâlik
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş
iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, mala ve mevkiye düşkün bir
adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir.”
Tirmizî, Zühd 43 |
٤٨٥-
وعن كعب بن مالك رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا ذِئْبَانِ
جَائِعَانِ أُرْسِلا في غَنَمٍ بِأفْسَدَ لَهَا مِنْ حِرْصِ المَرْءِ
عَلَى المَالِ وَالشَّرَفِ لِدِينهِ ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن صحيح ) . |
|
486. Abdullah İbn Mes’ûd
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bir
hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında, hasır
vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı. Biz:
–Yâ Resûlallah!
Sizin için bir döşek edinsek, dedik. Bunun üzerine
Resûl-i Ekrem:
“Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben
bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp
giden binitli bir yolcu gibiyim” buyurdular.
Tirmizî, Zühd 44 |
٤٨٦-
وعن عبد اللّه بن مسعود رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
نَامَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم عَلَى حَصيرٍ ، فَقَامَ وَقَدْ أثَّرَ في جَنْبِهِ ،
قُلْنَا : يَا رَسُولَ اللّه ، لَوْ اتَّخَذْنَا لَكَ وِطَاءً .
فَقَالَ :
( مَا لِي وَلِلدُّنْيَا ؟ مَا أَنَا في
الدُّنْيَا إِلاَّ كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ
وَتَرَكَهَا ) رواه الترمذي
، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
487. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Fakirler, cennete zenginlerden beşyüz
sene önce girerler.”
Tirmizî, Zühd 37. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zühd 6 |
٤٨٧-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يدْخُلُ الفُقَرَاءُ
الْجَنَّةَ قَبْلَ الأَغْنِيَاءِ بِخَمْسِمئَةِ عَامٍ ) رواه
الترمذي ،
وقال : (
حديث صحيح ) . |
|
488. İbn Abbâs ve İmrân İbn
Husayn radıyallahu anhüm’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cenneti yakından tanıdım; orada
bulunanların çoğunluğunun fakirler olduğunu gördüm. Cehennemi de
yakından tanıdım; orada bulunanların çoğunluğunun da kadınlar
olduğunu gördüm.”
Buhârî, Nikâh 88, Rikak 16,
51, Bed’ü’l-halk 8; Müslim,
Zikr 94. Ayrıca bk. Tirmizî,
Cehennem 11 |
٤٨٨-
وعن ابن عباس وعِمْرَانَ بن الحُصَيْنِ رضي اللّه عَنْهمْ ، عن النبي
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ : ( اطَّلَعْتُ في الجَنَّةِ فَرَأيْتُ أكْثَرَ أهْلِهَا
الفُقَرَاءَ ، وَاطَّلَعْتُ في النَّارِ فَرَأيْتُ أكْثَرَ أهْلِهَا
النِّسَاءَ )
متفقٌ عَلَيْهِ من رواية ابن
عباس ، ورواه البخاري أيضاً من
رواية عِمْرَان بن الحُصَيْن . |
|
489. Üsâme İbn Zeyd
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennetin kapısında durdum, oraya
girenlerin çoğunluğu dünyada bir şeyleri bulunmayan yoksullardı.
Varlıklı kimseler ise, hesaba çekilmek üzere alıkonulmuşlardı. Şu
kadar var ki, onlardan cehennemlik olanların cehenneme
sevkedilmeleri emrolunmuştu.”
Buhârî, Nikâh 87, Rikak 51;
Müslim, Zikr 93 |
٤٨٩-
وعن أسامة بن زيد رضي اللّه عنهما ،
عن النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( قُمْتُ عَلَى بَابِ الجَنَّةِ ، فَكَانَ
عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا المَسَاكِينُ ، وَأصْحَابُ الجَدِّ
مَحبُوسُونَ ، غَيْرَ أنَّ أصْحَابِ النَّارِ قَدْ أُمِرَ بِهِم
إِلَى النَّارِ ) متفقٌ عَلَيْهِ
.
وَ( الجَدُّ ) : الحَظُّ والغِنَى .
وقد سبق بيان هَذَا الحديث في باب فَضْلِ الضَّعفَة. |
|
490. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Şâirlerin söylediği sözlerin en
doğrusu, Lebîd’in şu sözüdür: Biliniz ki, Allah’tan başka her şey
yok olacaktır.”
Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr 26,
Edeb 90, Rikak 29; Müslim, Birr
2-6. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb
70; İbn Mâce, Edeb 41 |
٤٩٠-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( أصْدَقُ كَلِمَةٍ قَالَهَا شَاعِرٌ
كَلِمَةُ لَبِيدٍ : ألاَ كُلُّ شَيْءٍ مَا خَلاَ اللّه
بَاطِلُ ) متفقٌ عَلَيْهِ . |