45. FAZİLET SAHİPLERİNİ ZİYARET
ETMEK
•
“Hani Mûsâ, adamına senelerce yürüsem de
iki nehrin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim demişti. İki
nehrin birleştiği yere varınca onlar orada balıklarını unuttular.
Balık bir delikten süzülüp denizi boyladı. Oradan
uzaklaştıklarında Mûsâ, adamına;
- Azığımızı çıkar, gerçekten biz bu
yolculuğumuzda yorgun düştük dedi. O da;
- Gördün mü, o kayanın yanında
konakladığımızda balığı unutmuşum. Onu söylemeyi bana ancak şeytan
unutturdu. Balık, şaşılacak şekilde denizde yolunu tutup gitmişti
dedi. Musa;
- Aradığımız zaten buydu dedi.
Hemen, izlerini takip ederek gerisin
geriye döndüler. Derken kayanın yanına geldiklerinde orada
kullarımızdan birini buldular. Ki biz ona tarafımızdan bir rahmet
(peygamberlik) vermiştik ve katımızdan bir ilim öğretmiştik.
Mûsâ ona; sana öğretilenden, doğruyu
bulmama yardımcı olacak bir bilgiyi öğretmen için senin peşinden
gelebilir miyim? dedi. ” Kehf sûresi (18), 60-66
•
“Sabah-akşam Rablerine dua ve niyaz edip
hoşnudluğunu kazanmağa çalışanlarla beraber (bütün güçlüklere ve
düşmanların baskı ve telkinlerine karşı) dişini sık, katlan.”
Kehf sûresi (18), 28 |
٤٥- باب زيارة أهل الخير ومجالستهم وصحبتهم ومحبتهم وطلب زيارتهم
والدعاء منهم وزيارة المواضع الفاضلة
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ لا
أَبْرَحُ حَتَّى أَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ
أَوْ
أَمْضِيَ حُقُباً } إِلَى قوله تَعَالَى :
{قَالَ لَهُ مُوسَى هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى
أَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً ؟ }
[ الكهف : ٦٠ - ٦٦ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ
يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ
}
[ الكهف : ٢٨ ]
. |
|
361.
Enes radıyallahü anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
vefâtından sonra Ebû Bekir, Ömer’e:
- Kalk, Ümmü
Eymen radıyallahü anhâ’ya gidelim,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
yaptığı gibi biz de onu ziyâret edelim, dedi. (Kalkıp gittiler.)
Yanına
vardıklarında Ümmü Eymen ağladı. Onlar:
- Niçin
ağlıyorsun? Allah katındaki nimetin
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem için
çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen:
- Ben onun için
ağlamıyorum. Ben Allah katındaki nimetlerin
Peygamber
aleyhisselâm için elbette daha
hayırlı olduğunu biliyorum. Ben, vahyin kesilmiş olmasından dolayı
ağlıyorum, dedi; Ebû Bekir ve Ömer’i de duygulandırdı. Ümmü Eymen
ile birlikte onlar da ağlamaya başladılar.
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 103.
Ayrıca bk. İbn Mâce, Cenâiz 65 |
٣٦١-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ أَبُو بكر لِعُمَرَ رضي اللّه عنهما
بَعْدَ وَفَاةِ رسولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : انْطَلِقْ بِنَا إِلَى أُمِّ أيْمَنَ
رضي اللّه عنها نَزُورُهَا كَمَا
كَانَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم يَزُورُهَا ، فَلَمَّا انْتَهَيَا إِلَيْهَا ، بَكَتْ
، فَقَالاَ لَهَا : مَا يُبْكِيكِ ؟ أمَا تَعْلَمِينَ أنَّ مَا
عِنْدَ اللّه خَيْرٌ لرَسُولِ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَ
قَالَتْ :
مَا أبْكِي أَنْ لاَ أَكُونَ أَعْلَم أنَّ مَا عِنْدَ اللّه تَعَالَى
خَيْرٌ لرسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، ولَكِنْ أبكي أنَّ الوَحْيَ قدِ انْقَطَعَ مِنَ
السَّماءِ ، فَهَيَّجَتْهُمَا عَلَى البُكَاءِ ، فَجَعَلا
يَبْكِيَانِ مَعَهَا . رواه مسلم
. |
|
362.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den,
Hazret-i Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Adamın biri, bir başka köydeki
(din) kardeşini ziyâret etmek için yola
çıktı. Allahü teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir
meleği görevlendirdi. Adam meleğin yanına gelince, melek:
- Nereye gidiyorsun? dedi. Adam,
- Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim
var, onu ziyârete gidiyorum, cevabını verdi. Melek:
- O adamdan elde etmek isteğidin bir
menfaatin mi var? dedi. Adam:
- Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası
için severim, onun için ziyâretine gidiyorum, dedi. Bunun üzerine
melek:
- Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni
öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allahü teâlâ’nın sana
gönderdiği elçisiyim, dedi.”
Müslim, Birr 38 |
٣٦٢-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أنَّ رَجُلاً زَارَ
أَخَاً لَهُ في قَريَة أُخْرَى ، فَأرْصَدَ اللّه تَعَالَى عَلَى
مَدْرَجَتِهِ مَلَكاً ، فَلَمَّا أتَى عَلَيهِ ،
قَالَ : أيْنَ تُريدُ ؟
قَالَ : أُريدُ أخاً لي في هذِهِ القَريَةِ .
قَالَ : هَلْ لَكَ عَلَيهِ مِنْ نِعْمَة تَرُبُّهَا عَلَيهِ ؟
قَالَ : لا ، غَيْرَ أنِّي أحْبَبْتُهُ في اللّه تَعَالَى ،
قَالَ : فإنِّي رَسُول اللّه إلَيْكَ بَأنَّ اللّه قَدْ أَحَبَّكَ
كَمَا أحْبَبْتَهُ فِيهِ )
رواه مسلم .
يقال : ( أرْصَدَهُ ) لِكَذَا :
إِذَا وَكَّلَهُ بِحِفْظِهِ ، وَ(
المَدْرَجَةُ ) بِفْتْحِ الميمِ والرَّاءِ : الطَّرِيقُ ،
ومعنى ( تَرُبُّهَا ) : تَقُومُ
بِهَا ، وَتَسْعَى في صَلاحِهَا . |
|
363. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den nakledildiğine
göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur:
“Bir insan, bir hastanın halini hatırını
sormaya gider veya Allah için sevdiği bir kişiyi ziyâret ederse,
ona bir melek şöyle seslenir:
Sana ne mutlu! Güzel bir yolculuk
yaptın. Kendine cennette barınak hazırladın!”
Tirmizî, Birr 64. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Cenâiz 2 |
٣٦٣-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ عَادَ مَرِيضاً
أَوْ زَارَ أخاً لَهُ في اللّه ، نَادَاهُ مُنَادٍ : بِأنْ طِبْتَ ،
وَطَابَ مَمْشَاكَ ، وَتَبَوَّأتَ مِنَ الجَنَّةِ مَنْزِلاً )
رواه الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن ) ، وفي بعض النسخ : (
غريب ) . |
|
364. Ebû Mûsâ el-Eş’arî
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur:
“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku
satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel
kokusundan bir miktar meccanen verir ya sen satın alırsın, ya da
(hiç değilse onunla beraber olduğun sürece)
güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni
yakar ya da (en azından) körüğün
kötü kokusundan rahatsız olursun.”
Buhârî, Zebâih 31, Büyû’ 38;
Müslim, Birr 146. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Edeb 16 |
٣٦٤-
وعن أَبي موسى الأشعري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
أن النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( إِنَّمَا مَثلُ الجَلِيسِ الصَّالِحِ
وَجَلِيسِ السُّوءِ ، كَحَامِلِ المِسْكِ ، وَنَافِخِ الْكِيرِ ،
فَحَامِلُ الْمِسْكِ : إمَّا أنْ يُحْذِيَكَ ، وَإمَّا أنْ تَبْتَاعَ
مِنْهُ ، وَإمَّا أنْ تَجِدَ مِنْهُ ريحاً طَيِّبَةً ، وَنَافِخُ
الكِيرِ : إمَّا أنْ يُحْرِقَ ثِيَابَكَ ، وَإمَّا أنْ تَجِدَ مِنْهُ
رِيحاً مُنْتِنَةً ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ .
( يُحْذِيكَ )
: يُعْطِيكَ . |
|
365.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kadın dört sebepten biri için alınır:
Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen (diğerlerini geç), dindar
olanı seç. (Aksi halde) sıkıntıya düşersin.”
Buhârî, Nikâh 15,
Müslim, Radâ 53. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Nikâh 2;
Nesâî, Nikâh 13;
İbn Mâce, Nikâh 6 |
٣٦٥-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( تُنْكَحُ المَرْأَةُ لأَرْبَعٍ :
لِمَالِهَا ، وَلِحَسَبِهَا ، وَلِجَمَالِهَا ، وَلِدِينِهَا ،
فَاظْفَرْ بِذاتِ الدِّينِ تَربَتْ يَدَاك )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
ومعناه : أنَّ النَّاسَ يَقْصدونَ في العَادَة مِنَ المَرْأةِ هذِهِ
الخِصَالَ الأرْبَعَ ، فَاحْرَصْ أنتَ عَلَى ذَاتِ الدِّينِ ،
وَاظْفَرْ بِهَا ، وَاحْرِصْ عَلَى صُحْبَتِها . |
|
366.
Abdullah İbn Abbas radıyallahü anhümâ’dan
rivayet edildiğine göre, Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem
Cebrâil aleyhisselâm’a:
– “Bizi daha sık ziyaret etmeni
engelleyen nedir?” diye sordu. Bunun üzerine:
– “Biz
ancak senin Rabbinin emriyle ineriz; önümüzde, arkamızda ve
bunların arasında ne varsa hepsi Rabbinindir” [ Meryem
sûresi (19), 64] âyeti indi.
Buhârî, Tefsîru sûre (19), 2 |
٣٦٦-
وعن ابن عباس رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
قَالَ النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم لِجبريل : ( مَا يَمْنَعُكَ
أنْ تَزُورنَا أكثَر مِمَّا تَزُورَنَا ؟ ) فَنَزَلَتْ :
{ وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلاَّ بِأَمْرِ
رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ
ذَلِكَ }
[ مريم : ٦٤ ]
رواه البخاري . |
|
367. Ebû Said el-Hudrî
radıyallahü anh’den
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Mü’minden başkasını dost tutma,
yemeğini müttakîlerden başkasına tattırma!”
Ebû Dâvûd, Edeb 16;
Tirmizî, Zühd 56 |
٣٦٧-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( لا تُصَاحِبْ إلاَّ مُؤْمِناً ، وَلاَ
يَأْكُلْ طَعَامَكَ إلاَّ تَقِيٌّ ) . رواه
أَبُو داود والترمذي
بإسناد لا بأس بِهِ . |
|
368. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivâyet
edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İnsan,
dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost
edineceği kişiye dikkat etsin!”
Ebû Dâvûd, Edeb 16;
Tirmizî, Zühd 45 |
٣٦٨-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( الرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ ،
فَليَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ ) رواه
أَبُو داود والترمذي
بإسناد صحيح ، وَقالَ الترمذي :
( حديث حسن ) . |
|
369. Ebû Mûsâ el-Eş’arî
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kişi sevdiği ile beraberdir.”
Buhârî, Edeb 96;
Müslim, Birr 165. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 50; Daavât 98
Bir başka
rivayette Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’e :
Bir kişi bir
topluluğu sevdiği halde onların seviyesine erişemezse, böyle biri
hakkında ne buyurursunuz? diye sorulduğu, onun da:
“Kişi, sevdiği ile beraberdir”
buyurduğu nakledilmiştir. |
٣٦٩-
وعن أَبي موسى الأشعري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( المَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية : قيل للنبي صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : الرَّجُلُ يُحبُّ القَومَ وَلَمَّا
يَلْحَقْ بِهِمْ ؟
قَالَ :
( المَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ ) . |
|
370.
Enes radıyallahü anh’den
şöyle dediği rivayet olunmuştur:
Bir bedevi
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e:
- Kıyamet ne
zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:
– “Kıyamet için ne hazırladın?”
buyurdu.
- Allah ve
Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine
Hazret-i Peygamber:
– “O halde sen, sevdiğin ile berabersin”
buyurdu.
Buhârî, Edeb 96;
Müslim, Birr 161,163
Bu rivâyet
Müslim’indir.
Buhârî (Edeb 96) ve
Müslim’in (Birr 164)
rivâyetlerinde, bedevînin cevabı, “Âhiret
için öyle çok oruç, namaz ve sadaka hazırlayabilmiş değilim. Ancak
ben Allah’ı ve peygamberini seviyorum” şeklindedir. |
٣٧٠-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ
أعرابياً قَالَ لرسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : مَتَى السَّاعَةُ ؟ قَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( مَا أعْدَدْتَ لَهَا ؟ )
قَالَ :
حُبَّ اللّه ورسولهِ ،
قَالَ :
( أنْتَ مَعَ مَنْ أحْبَبْتَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ ، وهذا لفظ
مسلم .
وفي رواية لهما : مَا أعْدَدْتُ لَهَا مِنْ كَثيرِ صَوْمٍ ، وَلاَ
صَلاَةٍ ، وَلاَ صَدَقَةٍ ، وَلَكِنِّي أُحِبُّ اللّه وَرَسُولَهُ . |
|
371.
Abdullah İbn Mes’ûd radıyallahü anh
şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e bir
adam geldi ve:
- Ey Allahın
Resûlü, bir topluluğu seven fakat onların işlediği amelleri
işleyemeyen bir insan hakkında ne buyurursunuz? dedi.
Hazret-i Peygamber de:
– “Kişi,
sevdiği ile beraberdir” cevabını verdi.
Buhârî, Edeb 96;
Müslim, Birr 165. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 50, Daavât 98 |
٣٧١-
وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
جاء رجلٌ إلى رَسُولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، كَيْفَ تَقُولُ في رَجُلٍ أَحَبَّ قَوْماً وَلَمْ
يَلْحَقْ بِهِمْ ؟ فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : (
المَرْءُ مَعَ مَنْ أحَبَّ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
372.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İnsanlar, altın ve gümüş madenleri
gibidir. İslâm öncesi dönemde hayırlı olanlar, İslâm döneminde de
İslâm’ı kavramak kaydıyla hayırlıdırlar. Ruhlar, askerî birlikler
gibidir. Birbirleriyle tanışan ruhlar, birbirleriyle kaynaşırlar,
tanışmayanlar da ayrılığa düşerler.”
Buhârî, Enbiyâ 2 (Sadece
ruhlar ile ilgili kısım Hazret-i Âişe’den rivayet edilmiştir.);
Müslim, Birr 159, 160. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Edeb 16 |
٣٧٢-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( النَّاسُ مَعَادِنٌ كَمَعَادِنِ
الذَّهَبِ وَالفِضَّةِ ، خِيَارُهُمْ في الجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ
في الإسْلاَمِ إِذَا فَقهُوا ، وَالأرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ ،
فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ ، ومَا تَنَاكَرَ مِنْهَا
اخْتَلَفَ ) رواه مسلم .
وروى البخاري قوله:
( الأَرْوَاحُ … ) إلخ مِنْ رواية
عائشة رضي اللّه عنها . |
|
373.
İbn Câbir diye de bilinen Üseyr İbn Amr şöyle demiştir:
Ömer İbnü’l-Hattâb
radıyallahü anh, Yemen’den destek
bölükleri geldikçe:
- Üveys İbn
Âmir içinizde mi? diye sorardı. Sonuçta Üveys’i buldu ve ona:
- Sen Üveys İbn
Âmir misin? diye sordu. O da:
- Evet,
dedi.(Sonra aralarında şu konuşma geçti):
- Murad
kabilesi Karen kolundan mısın?
- Evet.
- Sende alaca
hastalığı vardı. Hastalığın geçti, ancak bir dirhem büyüklüğünde
bir yerde kaldı öyle mi?
- Evet.
- Annen var mı?
- Evet.
- Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i; “Üveys
İbn Âmir size Yemenli destek bölükleri içinde gelecektir. Kendisi
Murad kabilesinin Karen kolundandır. Alaca hastalığına tutulmuşsa
da iyileşmiştir. Sadece bir dirhem mikdarı bir yerde kalmıştır.
Onun bir annesi vardır, ona son derece iyi bakar. O, (bir
şeyin olması için) Allah’a dua etse,
Allah onun duasını kabul eder. Senin için mağfiret dilemesini
temin edebilirsen, fırsatı kaçırma, bunu yap!” buyururken
işittim. Şimdi benim için istiğfar ediver.
Üveys, Ömer
için istiğfar etti.
Daha sonra
Hazret-i Ömer :
- Nereye gitmek
istiyorsun? diye sordu. O:
- Kûfe’ye,
dedi. Ömer:
- Senin için
Kûfe valisine bir mektup yazayım mı? dedi. O:
- Fakir-fukara
halk arasında olmayı tercih ederim, diye cevap verdi.
Aradan bir yıl
geçtikten sonra Kûfe eşrafından bir kişi hacca geldi. Ömer
radıyallahü anh’a rastladı. Ömer,
kendisine Üveys’i sordu. O da:
- Ben buraya
gelirken o, tamtakır denecek yıkık-dökük bir evde oturmakta idi,
dedi. Ömer:
- Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i:
“
Üveys İbn Âmir size Yemenli destek
bölükleri içinde gelecektir. Kendisi Murad kabilesinin Karen
kolundandır. Alaca hastalığına tutulmuşsa da iyileşmiştir. Sadece
bir dirhem mikdarı bir yerde kalmıştır. Onun bir annesi vardır,
ona son derece iyi bakar. O, (bir şeyin olması için)
Allah’a dua edecek olsa, Allah onun duasını kabul eder. Senin için
mağfiret dilemesini temin edebilirsen, fırsatı kaçırma, bunu yap!”
buyururken işittim, dedi.
O Kûfe’li adam
hac dönüşü Üveys’e uğrayıp:
- Benim için
mağfiret dile! diye ricada bulundu. Üveys:
- Sen, güzel
mübârek bir yolculuktan yeni geldin. Benim için sen dua et! dedi.
(Adam, dua isteğinde ısrar edince) Üveys:
- Sen Ömerle mi
karşılaştın? dedi. Adam:
-Evet, dedi.
Bunun üzerine
Üveys, o kişi için af ve bağışlanma dileğinde bulundu.
Bu olay üzerine
halk Üveys’in kim olduğunu anladı. O da başını alıp gitti (Kûfe’yi
terketti).
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 225
Müslim’in yine Üseyr İbn
Câbir’den yaptığı bir rivayete göre ( Birr 223), içlerinde Üveys
ile alay eden eşraftan bir kişinin de bulunduğu Kûfeli bir grup
Ömer’e geldiler. Ömer :
- Burada
Karenîlerden kimse var mı? diye sordu. Hemen o alaycı adam Ömer’in
yanına geldi. Ömer radıyallahü anh
şöyle dedi:
- Şüphesiz ki
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, “Yemenden
size Üveys adında bir adam gelecek. Annesinden başka kimsesi
olmayan bu adam (sadece, anasına hizmet maksadıyla) Yemenden
ayrılmıyordu. O, alaca hastalığına tutulmuştu. Allah’a dua etti
de, dinar veya dirhem büyüklüğündeki bir yer dışında, Allah onu
hastalığından kurtardı. Ona hanginiz rastlarsa, sizin için
istiğfar ediversin!” buyurdu.
Yine
Müslim’in bir başka rivâyetinde
(Birr 224) Hazret-i Ömer’in şöyle dediği nakledilmiştir:
Ben,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken işittim:
“Hiç
şüphesiz tâbiîlerin en hayırlısı Üveys adındaki bir kimsedir. Onun
bir anası vardır, alaca hastalığı geçirmiştir. (Ona
rastlarsanız), sizin için istiğfar
etmesini isteyiniz!” |
٣٧٣-
وعن أُسَيْر بن عمرو ، ويقال : ابن جابر وَهُوَ - بضم الهمزة وفتح
السين المهملة -
قَالَ :
كَانَ عُمَرُ بْنُ الخَطَّابِ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ إِذَا أتَى عَلَيهِ أمْدَادُ أهْلِ اليَمَنِ سَألَهُمْ
: أفِيكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ ؟ حَتَّى أتَى عَلَى أُوَيْسٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، فَقَالَ لَهُ
: أنْتَ أُوَيْسُ ابْنُ عَامِر ؟
قَالَ :
نَعَمْ ،
قَالَ :
مِنْ مُرَادٍ ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ ؟
قَالَ :
نَعَمْ .
قَالَ :
فَكَانَ بِكَ بَرَصٌ ، فَبَرَأْتَ مِنْهُ إلاَّ مَوْضِعَ دِرْهَمٍ ؟
قَالَ :
نَعَمْ .
قَالَ :
لَكَ وَالِدةٌ ؟
قَالَ :
نَعَمْ .
قَالَ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : ( يَأتِي
عَلَيْكُمْ أُويْسُ بْنُ عَامِرٍ مَعَ أمْدَادِ أهْلِ اليَمَنِ مِنْ
مُرَادٍ ، ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ كَانَ بِهِ بَرَصٌ ، فَبَرَأَ مِنْهُ
إلاَّ موْضِعَ دِرْهَمٍ ، لَهُ وَالدةٌ هُوَ بِهَا بَرٌّ لَوْ
أقْسَمَ عَلَى اللّه لأَبَرَّهُ ، فإنِ اسْتَطَعْتَ أنْ يَسْتَغْفِرَ
لَكَ فَافْعَل ) فَاسْتَغْفِرْ لي فَاسْتَغْفَرَ لَهُ ،
فَقَالَ لَهُ عُمَرُ : أيْنَ تُريدُ ؟
قَالَ :
الكُوفَةَ ،
قَالَ :
ألاَ أكْتُبُ لَكَ إِلَى عَامِلِهَا ؟
قَالَ :
أكُونُ في غَبْرَاءِ النَّاسِ أَحَبُّ إِلَيَّ ، فَلَمَّا كَانَ مِنَ
العَامِ المُقْبِلِ حَجَّ رَجُلٌ مِنْ أشْرَافِهِمْ ، فَوافَقَ
عُمَرَ ، فَسَألَهُ عَنْ أُوَيْسٍ ،
فَقَالَ :
تَرَكْتُهُ رَثَّ البَيْتِ قَليلَ المَتَاع ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقولُ : (
يَأتِي عَلَيْكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ مَعَ أمْدَادٍ مِنْ أهْلِ
اليَمَنِ مِنْ مُرَادٍ ، ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ ، كَانَ بِهِ بَرَصٌ
فَبَرَأَ مِنْهُ إلاَّ مَوضِعَ دِرْهَمٍ ، لَهُ وَالِدَةٌ هُوَ بِهَا
بَرٌّ لَوْ أقْسَمَ عَلَى اللّه لأَبَرَّهُ ، فَإنِ اسْتَطْعتَ أنْ
يَسْتَغْفِرَ لَكَ ، فَافْعَلْ ) فَأتَى أُوَيْساً ،
فَقَالَ :
اسْتَغْفِرْ لِي .
قَالَ :
أنْتَ أحْدَثُ عَهْداً بسَفَرٍ صَالِحٍ ، فَاسْتَغْفِرْ لي .
قَالَ :
لَقِيتَ عُمَرَ ؟
قَالَ :
نَعَمْ ، فاسْتَغْفَرَ لَهُ ، فَفَطِنَ لَهُ النَّاسُ ، فَانْطَلَقَ
عَلَى وَجْهِهِ . رواه مسلم .
وفي رواية لمسلم أيضاً عن
أُسَيْر بن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ أهْلَ الكُوفَةِ وَفَدُوا عَلَى عُمَرَ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، وَفِيهمْ
رَجُلٌ مِمَّنْ كَانَ يَسْخَرُ بِأُوَيْسٍ ، فَقَالَ عُمَرُ : هَلْ
هاهُنَا أَحَدٌ مِنَ القَرَنِيِّينَ ؟ فَجَاءَ ذلِكَ الرَّجُلُ ،
فَقَالَ عمرُ : إنَّ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم قَدْ
قَالَ :
( إنَّ رَجُلاً يَأتِيكُمْ مِنَ اليَمَنِ
يُقَالُ لَهُ : أُوَيْسٌ ، لاَ يَدَعُ باليَمَنِ غَيْرَ أُمٍّ لَهُ ،
قَدْ كَانَ بِهِ بَيَاضٌ فَدَعَا اللّه تَعَالَى ، فَأذْهَبَهُ إلاَّ
مَوضِعَ الدِّينَارِ أَو الدِّرْهَمِ ، فَمَنْ لَقِيَهُ مِنْكُمْ ،
فَلْيَسْتَغْفِرْ لَكُمْ ) .
وفي رواية لَهُ : عن عمر رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
إنِّي سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول :
( إنَّ خَيْرَ التَّابِعِينَ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ : أُوَيْسٌ ،
وَلَهُ وَالِدَةٌ وَكَانَ بِهِ بَيَاضٌ ، فَمُرُوهُ ،
فَلْيَسْتَغْفِرْ لَكُمْ )
.
قوله :
( غَبْرَاءِ النَّاسِ ) بفتح الغين
المعجمة ، وإسكان الباءِ وبالمد : وهم فُقَرَاؤُهُمْ
وَصَعَالِيكُهُمْ وَمَنْ لا يُعْرَفُ عَيْنُهُ مِنْ أخلاطِهِمْ
( وَالأَمْدَادُ ) جَمْعُ مَدَدٍ :
وَهُمُ الأَعْوَانُ وَالنَّاصِرُونَ الَّذِينَ كَانُوا يُمدُّونَ المُسْلِمِينَ
في الجهَاد . |
|
374.
Ömer İbnü’l-Hattâb radıyallahü anh’den
şöyle dediği rivayet olunmuştur:
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’den
umre yapmak için izin istedim, verdi ve:
“Sevgili kardeşim, bizi de duadan
unutma!” buyurdu.
Bu sözüyle
Hazret-i Peygamber bana
öyle bir şey söylemiş oldu ki, benim için dünyaya bedeldir.
Bir rivâyette (Ebû
Dâvûd, Vitr 23; Tirmizî,
Daavât 109) Hazret-i Peygamber,
“Sevgili kardeşim,
bizi de duana ortak et!”
buyurmuştur. Ebû Dâvûd, Vitr
23; Tirmizî, Daavât 109. Ayrıca
bk. İbn Mâce, Menãsik 5 |
٣٧٤-
وعن عمر بن الخطاب رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
اسْتَأذَنْتُ النَّبيَّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم في العُمْرَةِ ، فَأذِنَ لِي ،
وَقالَ :
( لاَ تَنْسَنا يَا أُخَيَّ مِنْ دُعَائِكَ ) فَقَالَ
كَلِمَةً مَا يَسُرُّنِي أنَّ لِي بِهَا الدُّنْيَا
وفي رواية : وَقالَ :
( أشْرِكْنَا يَا أُخَيَّ في دُعَائِكَ )
.
حديث صحيح رواه أَبُو داود والترمذي،
وَقالَ: ( حديث حسن صحيح ) . |
|
375.
Abdullah İbn Ömer radıyallahü anhümâ
şöyle dedi:
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem
binekle veya yaya olarak Kubâ Mescidi’ni ziyâret eder ve orada iki
rek’at namaz kılardı.
Buhârî, es-Salât fî mescidi
Mekke ve’l-Medîne 4; Müslim,
Hac 516
Bir rivayette (Buhârî,
es-Salât fî mescidi Mekke ve’l-Medîne 3;
Müslim, Hac 521)
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem her
cumartesi günü binekle veya yaya olarak Mescid-i Kubâ’ya giderdi.
Abdullah İbn Ömer de böyle yapardı, denilmektedir. |
٣٧٥-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
كَانَ النَّبيُّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم يزور قُبَاءَ رَاكِباً وَمَاشِياً ، فَيُصَلِّي فِيهِ
رَكْعَتَيْنِ . مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية : كَانَ النَّبيُّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم يَأتي مَسْجِد قُبَاءَ كُلَّ سَبْتٍ رَاكباً
، وَمَاشِياً وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَفْعَلُهُ . |