1. İHLÂS VE (GİZLİ VE AÇIK BÜTÜN
İŞLERDE, SÖZLERDE VE HALLERDE) NİYET
•
“Onlara sadece şu emredilmişti: Bâtıl
dinleri bırakarak yalnız Allah’a yönelip ona itaat etsinler,
namazı kılsınlar, zekâtı versinler. İşte doğru din budur.”
Beyyine sûresi (98), 5
•
“Kurbanların ne etleri, ne de kanları
Allah’a ulaşır. Allah’a sadece sizin ihlâs ve samimiyetiniz
ulaşır.” Hac sûresi (22), 37
•
“De ki, gönlünüzdeki duyguları saklasanız
da, açıklasanız da Allah hepsini bilir.” Âl-i İmrân
sûresi (3), 29 |
١- باب الإخلاص وإحضار النية
في جميع الأعمال والأقوال والأحوال البارزة والخفية
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا
اللّه مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ
وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ }
[ البينة : ٥ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ لَنْ يَنَالَ اللّه لُحُومُهَا وَلا
دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ }
[ الحج : ٣٧ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ قُلْ إِنْ تُخْفُوا مَا فِي صُدُورِكُمْ
أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّه }[
آل عمران : ٢٩ ]
. |
|
1. Mü’minlerin emîri Ebû Hafs
Ömer İbn Hattâb radıyallahü anh,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken dinledim, dedi:
“Yapılan işler niyetlere göre
değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır.
Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse,
eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim
de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak
için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre
değerlenir.”
Buhârî, Bed’ü’l-vahy 1, Îmân
41, Nikâh 5, Menâkıbu’l-ensâr 45, İtk 6, Eymân 23, Hiyel 1;
Müslim, İmâret 155. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Talâk 11;
Tirmizî, Fezâilü’l-cihâd 16;
Nesâî, Tahâret 60; Talâk 24,
Eymân 19; İbn Mâce, Zühd 26 |
١-
وعن أمير المؤمِنين أبي حَفْصٍ عمرَ بنِ الخطابِ بنِ نُفَيْلِ بنِ
عبدِ العُزّى بن رياحِ بنِ عبدِ اللّه بن قُرْطِ بن رَزاحِ بنِ عدِي
بنِ كعب بنِ لُؤَيِّ بنِ غالبٍ القُرشِيِّ العَدويِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، قالَ :
سَمِعتُ رَسُولَ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقُولُ : (
إنّمَا الأَعْمَالُ بالنِّيّاتِ ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امرِىءٍ مَا
نَوَى ، فَمَنْ كَانَتْ هجرته إلى اللّه ورسوله ، فهجرته إلى اللّه
ورسوله ، ومن كانت هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصيبُهَا ، أَوْ امْرَأَةٍ
يَنْكَحُهَا ، فَهِجْرَتُهُ إِلى مَا هَاجَرَ إِلَيْه ) .
مُتَّفَقٌ عَلَى صِحَّتِهِ . رَوَاهُ إمَامَا الْمُحَدّثِينَ ، أبُو
عَبْدِ اللّه مُحَمَّدُ بْنُ إسْمَاعيلَ بْن إبراهِيمَ بْن
المُغيرَةِ بنِ بَرْدِزْبهْ الجُعْفِيُّ
البُخَارِيُّ ، وَأَبُو الحُسَيْنِ
مُسْلمُ بْنُ الحَجَّاجِ بْنِ
مُسْلمٍ الْقُشَيريُّ
النَّيْسَابُورِيُّ رضي اللّه عنهما
فِي صحيحيهما اللَّذَيْنِ هما أَصَحُّ الكُتبِ المصنفةِ . |
|
2. Mü’minlerin annesi Ümmü
Abdullah Âişe radıyallahü anhâ’dan
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
—Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola
çıkacak; bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere
batacaktır.”
Hazret-i Âişe
der ki, bunun üzerine ben, Yâ Resûlallah, onların arasında ticaret
için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken niçin hepsi
birden yere batacaktır? diye sordum.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
—Hepsi birden yere batacak, âhirette
yeniden diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir”
buyurdu.
Buhârî, Büyû` 49; Hac 49,
Müslim, Fiten 4-8. Ayrıca bk.
Tirmizî, Fiten 21;
Nesâî, Menâsik 112;
İbn Mâce, Fiten 30 |
٢-
وعن أمِّ المؤمِنينَ أمِّ عبدِ اللّه عائشةَ
رضي اللّه عنها ،
قالت :
قالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يغْزُو جَيْشٌ
الْكَعْبَةَ فإِذَا كَانُوا بِبَيْدَاءَ مِنَ الأَرضِ يُخْسَفُ
بِأَوَّلِهِمْ وآخِرِهِمْ ) .
قَالَتْ :
قلتُ : يَا رَسُولَ اللّه ،كَيْفَ يُخْسَفُ بأوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ
وَفِيهمْ أسْوَاقُهُمْ وَمَنْ لَيْسَ مِنْهُمْ ؟!
قَالَ :
( يُخْسَفُ بِأَوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ
ثُمَّ يُبْعَثُونَ عَلَى نِيّاتِهمْ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . هذَا لَفْظُ
الْبُخَارِيِّ . |
|
3. Âişe
radıyallahü anhâ’dan rivayet
edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Mekke fethinden sonra artık hicret yok;
fakat cihad ve niyet vardır. Allah yolunda savaşa çağırıldığınız
zaman hemen katılın.”
Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr 45,
Cihâd 1, 27, 184; Müslim, Hac
445, İmâret 85. Ayrıca bk. Tirmizî,
Siyer 32; Nesâî, Bey`at 15 |
٣-
وعن عائِشةَ رضيَ اللّه عنها ،
قَالَتْ :
قَالَ النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( لا هِجْرَةَ بَعْدَ الفَتْحِ ،
وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ
فانْفِرُوا ) مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
.
وَمَعناهُ : لا هِجْرَةَ مِنْ مَكّةَ لأَنَّهَا صَارَتْ دَارَ
إسلاَمٍ . |
|
4. Ebû Abdullah Câbir İbn
Abdullah el-Ensârî radıyallahü anhümâ
şöyle dedi:
— Bir defasında
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte bir gazvede bulunuyorduk. Buyurdu ki:
—Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan
öyle kimseler var ki, siz bir yolda yürüdüğünüz veya bir vâdiyi
geçtiğinizde, onlar da sizinle birlikte gibidir.”
Bir başka
rivayete göre:
—Sevap kazanmada size ortak olurlar”
buyurdu. (Müslim, İmâre 159) |
٤-
وعن أبي عبدِ اللّه جابر بن عبدِ اللّه الأنصاريِّ
رَضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
كُنَّا مَعَ النَّبيِّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم في غَزَاةٍ ،
فَقالَ :
( إِنَّ بالمدِينَةِ لَرِجَالاً ما
سِرْتُمْ مَسِيراً ، وَلاَ قَطَعْتُمْ وَادِياً ، إلاَّ كَانُوا
مَعَكمْ حَبَسَهُمُ الْمَرَضُ ) .
وَفي روَايَة : ( إلاَّ شَرَكُوكُمْ في
الأجْرِ ) رواهُ مسلمٌ . |
|
5. Enes
radıyallahü anh şöyle dedi:
—
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem ile
Tebük Gazvesi’nden döndüğümüz sırada şöyle buyurdu:
-“Medine’de bizden geride kalan öyle
kimseler vardır ki, bir dağ yoluna, bir vâdiye girdiğimizde onlar
da bizimle yürüyormuş gibi sevap kazanırlar. Çünkü onları birtakım
mâzeretleri alıkoymuştur.”
Buhârî,
Megâzî 81, Cihâd
35. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Cihad 19; İbn Mâce,
Cihâd 6 |
٥-
ورواهُ البخاريُّ عن أنسٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
رَجَعْنَا مِنْ غَزْوَةِ تَبُوكَ مَعَ النَّبيِّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فقال :
( إنَّ أقْواماً خَلْفَنَا بالْمَدِينَةِ
مَا سَلَكْنَا شِعْباً وَلاَ وَادياً ، إلاّ وَهُمْ مَعَنَا ؛
حَبَسَهُمُ العُذْرُ ) . |
|
6. Ebû Yezîd Ma`n İbn Yezîd
İbn Ahnes radıyallahü anhüm -Ma`n
de, babası Yezîd de, dedesi Ahnes de sahâbîdir- şöyle dedi:
Babam Yezîd
sadaka vermek üzere yanına birkaç dinar aldı ve onları Mescid-i
Nebevî de oturan birinin yanına koydu. Ben Mescid’e uğrayarak
paraları aldım ve babama götürdüm.
Babam:
- Vallâhi ben
onları sen alasın diye bırakmamıştım deyince,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
yanına giderek durumu arzettim.
Bunun üzerine
Hazret-i Peygamber şöyle
buyurdu:
- “Yezîd! Sen niyet ettiğin sadaka
sevabını kazandın. Ma`n! Aldığın para da senindir.”
Buhârî, Zekât 15. Ayrıca bk.
Dârîmî, Zekât 14; Ahmed İbn Hanbel,
Müsned, III, 470 |
٦-
وعن أبي يَزيدَ مَعْنِ بنِ يَزيدَ بنِ الأخنسِ رضي اللّه عَنْهمْ ،
وهو وأبوه وَجَدُّه صحابيُّون ،
قَالَ :
كَانَ أبي يَزيدُ أخْرَجَ دَنَانِيرَ يَتَصَدَّقُ بِهَا ، فَوَضعَهَا
عِنْدَ رَجُلٍ في الْمَسْجِدِ ، فَجِئْتُ فأَخذْتُها فَأَتَيْتُهُ
بِهَا .
فقالَ :
واللّه ، مَا إيَّاكَ أرَدْتُ ، فَخَاصَمْتُهُ إِلى رسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فقَالَ :
( لكَ مَا نَوَيْتَ يَا يزيدُ ، ولَكَ ما
أخَذْتَ يَا مَعْنُ ) رواهُ
البخاريُّ . |
|
7. Cennetle müjdelenen on
sahâbîden biri olan Ebû İshâk Sa`d İbn Ebû Vakkâs
radıyallahü anh şöyle dedi:
Vedâ Haccı
yılında (Mekke’de) yakalandığım şiddetli bir hastalık dolayısıyla
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem
ziyâretime geldi. Ona:
- Yâ
Resûlallah! Gördüğün gibi çok rahatsızım. Ben zengin bir adamım.
Bir kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini sadaka
olarak dağıtayım mı? diye sordum.
Hazret-i
Peygamber:
-
“Hayır”, dedi.
- Yarısını
dağıtayım mı? dedim. Yine:
-
“Hayır”, dedi.
- Ya üçte
birine ne buyurursun, yâ Resûlallah? diye sordum.
-
“Üçte birini dağıt! Hatta o bile çok.
Mirasçılarını zengin bırakman, onları muhtaç bırakıp da halka avuç
açtırmaktan hayırlıdır. Allah rızâsını düşünerek yaptığın
harcamalara, hatta yemek yerken eşinin ağzına verdiğin lokmalara
varıncaya kadar hepsinin mükâfatını alacaksın” buyurdu.
Sa`d İbn Ebû
Vakkâs sözüne devamla dedi ki:
- Yâ
Resûlallah! Arkadaşlarım gidipte ben kalacak mıyım? (burada ölecek
miyim?) diye sordum.
-
“Hayır, sen burada kalmayacaksın. Allah
rızâsı için güzel işler yaparak yükseleceksin. Allah’tan öyle
umuyorum ki, daha nice yıllar yaşayarak kimi insanlar (mü’minler)
senden fayda, kimileri de (kâfirler) zarar görecektir.
Allahım! Ashâbımın (Mekke’den Medine’ye)
hicretini tamamla! Onları geri döndürüp hicretlerini yarım
bırakma! Acınacak durumda olan Sa`d İbn Havle’dir”
buyurdu.
Bu sözleriyle
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, Sa`d
İbn Havle’nin Mekke’de ölmesine üzüldüğünü ifade etti.
Buhârî, Cenâiz 36, Vesâyâ 2,
Nefekât 1, Merdâ 16, Daavât 43, Ferâiz 6 ;
Müslim, Vasıyyet 5. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Ferâiz 3;
Tirmizî, Vesâyâ 1;
Nesâî, Vesâyâ 3;
İbn Mâce, Vesâyâ 5 |
٧-
وعن أبي إسحاقَ سَعدِ بنِ أبي وَقَّاصٍ مالِكِ بنِ أُهَيْب بنِ عبدِ
منافِ بنِ زُهرَةَ بنِ كلابِ بنِ مُرَّةَ بنِ كعبِ بنِ لُؤيٍّ
القُرشِيِّ الزُّهريِّ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، أَحَدِ العَشَرَةِ المشهودِ لهم بالجنةِ رضي اللّه عَنْهمْ ،
قَالَ :
جاءنِي رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم يَعُودُنِي عَامَ حَجَّةِ الوَدَاعِ مِنْ وَجَعٍ
اشْتَدَّ بي ، فقُلْتُ : يَا رَسُولَ اللّه ، إنِّي قَدْ بَلَغَ بي
مِنَ الوَجَعِ مَا تَرَى ، وَأَنَا ذُو مالٍ وَلا يَرِثُني إلا
ابْنَةٌ لي ، أفأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَيْ مَالِي ؟
قَالَ :
( لا ) ، قُلْتُ : فالشَّطْرُ يَا
رَسُولَ اللّه ؟
فقَالَ :
( لا ) ، قُلْتُ : فالثُّلُثُ يَا
رَسُولَ اللّه ؟
قَالَ :
( الثُّلُثُ والثُّلُثُ كَثيرٌ - أَوْ
كبيرٌ - إنَّكَ إنْ تَذَرْ وَرَثَتَكَ أغنِيَاءَ خيرٌ مِنْ أنْ
تَذَرَهُمْ عَالَةً يتكفَّفُونَ النَّاسَ ، وَإنَّكَ لَنْ
تُنفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغي بِهَا وَجهَ اللّه إلاَّ أُجِرْتَ
عَلَيْهَا حَتَّى مَا تَجْعَلُ في فِيِّ امْرَأَتِكَ ) ،
قَالَ :
فَقُلتُ : يَا رسولَ اللّه ، أُخلَّفُ بعدَ أصْحَابي ؟
قَالَ :
( إِنَّكَ لَنْ تُخَلَّفَ فَتَعملَ عَمَلاً
تَبتَغي بِهِ وَجْهَ اللّه إلاَّ ازْدَدتَ بِهِ دَرَجةً ورِفعَةً ،
وَلَعلَّكَ أنْ تُخَلَّفَ حَتّى يَنتَفِعَ بِكَ أقْوَامٌ وَيُضَرَّ
بِكَ آخرونَ . اللّهمَّ أَمْضِ لأصْحَابي هِجْرَتَهُمْ ولاَ
تَرُدَّهُمْ عَلَى أعقَابهمْ ، لكنِ البَائِسُ سَعدُ بْنُ خَوْلَةَ )
يَرْثي لَهُ رَسُولُ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم أنْ ماتَ بمَكَّة .
مُتَّفَقٌ عليهِ . |
|
8. Ebû Hüreyre Abdurrahman
İbn Sahr radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- “Allahü
teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalblerinize
bakar.”
Müslim, Birr 33. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zühd 9 |
٨-
وعنْ أبي هريرةَ عبدِ الرحمانِ بنِ صخرٍ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ اللّه لا ينْظُرُ
إِلى أجْسَامِكُمْ ، ولا إِلى صُوَرِكمْ ، وَلَكن ينْظُرُ إلى
قُلُوبِكمْ وأعمالكم ) رواه مسلم
. |
|
9. Ebû Mûsâ Abdullah İbn Kays
el-Eş`arî radıyallahü anh şöyle
dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e:
- Biri
cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine
yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah
yolundadır? diye soruldu.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şu
cevabı verdi:
- “Kim, İslâmiyet daha yüce olsun diye
savaşıyorsa, o Allah yolundadır.”
Buhârî, İlim 45, Cihad, 15,
Farzu’l-humüs 10, Tevhîd 28; Müslim,
İmâre 150, 151. Ayrıca bk. Tirmizî,
Fezâilü’l-cihad 16; Nesâî,
Cihad 21; İbn Mâce, Cihad 13 |
٩-
وعن أبي موسى عبدِ اللّه بنِ قيسٍ الأشعريِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
سُئِلَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم عَنِ الرَّجُلِ يُقاتلُ شَجَاعَةً ، ويُقَاتِلُ
حَمِيَّةً، ويُقَاتِلُ رِيَاءً، أَيُّ ذلِكَ في سبيلِ اللّه ؟ فقال
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( مَنْ قَاتَلَ لِتَكونَ كَلِمَةُ اللّه
هي العُلْيَا ، فَهوَ في سبيلِ اللّه )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
10. Ebû Bekre Nüfey` İbn
Hâris es-Sekafî radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İki müslüman birbirine kılıç çektiği
zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir”.
Bunun üzerine
ben:
- Yâ
Resûlallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir?
diye sordum.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Çünkü o, arkadaşını öldürmek
istiyordu” buyurdu.
Buhârî, Îmân 22, Diyât 2,
Fiten 10; Müslim, Kasâme 33,
Fiten 14, 15. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Fiten 5; Nesâî,Tahrîm 29,
Kasâme 7; İbn Mâce, Fiten 11 |
١٠-
وعن أبي بَكرَةَ نُفيع بنِ الحارثِ الثقفيِّ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أَنَّ
النَّبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( إِذَا التَقَى المُسلِمَان بسَيْفَيهِمَا
فالقَاتِلُ وَالمَقْتُولُ في النّارِ ) قُلتُ : يا رَسُولَ
اللّه ، هذا القَاتِلُ فَمَا بَالُ المقْتُولِ ؟
قَالَ :
( إنَّهُ كَانَ حَريصاً عَلَى قتلِ
صَاحِبهِ ) مُتَّفَقٌ عليهِ
. |
|
11. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir kimsenin câmide cemaatle kıldığı
namaz, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi küsur derece
daha sevaptır. Şöyleki bir kişi güzelce abdest alır, sonra başka
hiçbir maksatla değil, sadece namaz kılmak üzere câmiye gelirse,
câmiye girinceye kadar attığı her adım sebebiyle bir derece
yükseltilir ve bir günahı bağışlanır. Câmiye girince de, namaz
kılmak için orada durduğu sürece, tıpkı namaz kılıyormuş gibi
sevap kazanır. Biriniz namaz kıldığı yerden ayrılmadığı, kimseye
eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı müddetçe melekler:
Allahım! Ona merhamet et!
Allahım! Onu bağışla!
Allahım! Onun tevbesini kabul et! diye
ona dua ederler.”
Buhârî, Salât 87, Ezân 30,
Büyû` 49; Müslim, Tahâret 12,
Mesâcid 272. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Salât 48; İbn Mâce, Tahâret 6,
Mesâcid 14 |
١١-
وعن أبي هريرةَ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( صَلاةُ الرَّجلِ في
جمَاعَةٍ تَزيدُ عَلَى صَلاتهِ في سُوقِهِ وبيتهِ بضْعاً
وعِشرِينَ دَرَجَةً ، وَذَلِكَ أنَّ أَحدَهُمْ إِذَا تَوَضَّأَ
فَأَحْسَنَ الوُضوءَ ، ثُمَّ أَتَى المَسْجِدَ لا يُرِيدُ إلاَّ
الصَّلاةَ ، لاَ يَنْهَزُهُ إِلاَّ الصَلاةُ : لَمْ يَخْطُ خُطْوَةً
إِلاَّ رُفِعَ لَهُ بِهَا دَرجَةٌ ، وَحُطَّ عَنْهُ بها خَطِيئَةٌ
حَتَّى يَدْخُلَ المَسْجِدَ ، فإِذا دَخَلَ المَسْجِدَ كَانَ في
الصَّلاةِ مَا كَانَتِ الصَّلاةُ هِي تَحْبِسُهُ ، وَالمَلائِكَةُ
يُصَلُّونَ عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ في مَجْلِسِهِ الَّذِي صَلَّى
فِيهِ ، يَقُولُونَ : اللّهمَّ ارْحَمْهُ ، اللّهمَّ اغْفِرْ لَهُ ،
اللّهمَّ تُبْ عَلَيهِ ، مَا لَم يُؤْذِ فيه ، مَا لَمْ يُحْدِثْ
فِيهِ ) . مُتَّفَقٌ عليه ، وهذا
لفظ مسلم .
وقوله صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( يَنْهَزُهُ ) هُوَ بِفَتْحِ
اليَاءِ والْهَاءِ وبالزَّايِ : أَيْ يُخْرِجُهُ ويُنْهضُهُ . |
|
12.
Ebü’l-Abbâs Abdullah İbn Abbâs İbn Abdülmuttalib radıyallahü
anhümâ’dan nakledildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Allahü teâlâ’dan rivayet ettiği bir
hadiste şöyle buyurdu:
“Allahü teâlâ iyilik ve kötülükleri
takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle
açıkladı:
Kim bir iyilik yapmak ister de
yapamazsa, Cenâb-ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak
kaydeder.
Şayet bir kimse iyilik yapmak ister
sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp
yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar.
Kim bir kötülük yapmak ister de
vazgeçerse, Cenâb-ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder.
Şayet insan bir kötülük yapmak ister
sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o fenalığı sadece bir günah
olarak yazar.”
Buhârî, Rikâk 31;
Müslim, Îmân 207, 259. Ayrıca
bk. Buhârî, Tevhîd 35;
Tirmizî, Tefsîru sûre (6),10 |
١٢-
وعن أبي العبَّاسِ عبدِ اللّه بنِ عباسِ بنِ عبد المطلب
رضِيَ اللّه عنهما ، عن رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، فيما يروي عن ربهِ ، تباركَ وتعالى ،
قَالَ :
( إنَّ اللّه كَتَبَ الحَسَنَاتِ
والسَّيِّئَاتِ ثُمَّ بَيَّنَ ذلِكَ ، فَمَنْ هَمَّ بحَسَنَةٍ
فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَها اللّه تَبَارَكَ وتَعَالى عِنْدَهُ
حَسَنَةً كامِلَةً ،وَإنْ هَمَّ بهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللّه
عَشْرَ حَسَناتٍ إِلى سَبْعمئةِ ضِعْفٍ إِلى أَضعَافٍ كَثيرةٍ ، وإنْ
هَمَّ بِسَيِّئَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللّه تَعَالَى
عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلةً ، وَإنْ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا
كَتَبَهَا اللّه سَيِّئَةً وَاحِدَةً )
مُتَّفَقٌ عليهِ . |
|
13. Ebû Abdurrahman Abdullah
İbn Ömer İbn’l-Hattâb radıyallahü anhümâ’dan
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:
“Sizden önce
yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp
uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya
mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
— Yaptığınız
iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan
hiçbir şey kurtaramaz, dediler.
İçlerinden biri
söze başlayarak:
—Allahım! Benim
çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk
çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Birgün
hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de
dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle
babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak
istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir
şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak atana
kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp
duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler.
Rabbim! Şayet
ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını
başımızdan al! diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak
gibi değildi.
Bir diğeri söze
başladı:
—Allahım!
Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka
rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o
kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi.
Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana
teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip
olacağım zaman (bir başka rivâyete göre: Cinsî münasebete
başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği
bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde
kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım.
Allahım! Eğer
ben bu işi senin rızânı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki
sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat
yine çıkılacak gibi değildi.
Üçüncü adam da:
—Allahım!
Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri
dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın
parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet türedi. Birgün
bu adam çıkageldi. Bana:
—Ey Allah kulu!
Ücretimi ver, dedi. Ben de ona:
—Şu gördüğün
develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi,
dedim. Adamcağız:
—Ey Allah kulu!
Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap
verdim. Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini
önüne katıp götürdü.
Rabbim! Eğer bu
işi sırf senin rızânı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz
sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan
kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler.
Buhârî, Büyû` 98, İcâre 12,
Hars ve’l-müzârea 13, Enbiyâ’ 53, Edeb 5;
Müslim, Zikir 100 |
١٣-
وعن أبي عبد الرحمان عبدِ اللّه بنِ عمرَ بن الخطابِ
رضيَ اللّه عنهما ،
قَالَ :
سمعتُ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( انطَلَقَ
ثَلاثَةُ نَفَرٍ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ حَتَّى آوَاهُمُ
المَبيتُ إِلى غَارٍ فَدَخلُوهُ، فانْحَدرَتْ صَخْرَةٌ مِنَ الجَبَلِ
فَسَدَّتْ عَلَيْهِمُ الغَارَ ، فَقالُوا :
إِنَّهُ لاَ يُنْجِيكُمْ مِنْ هذِهِ الصَّخْرَةِ إِلاَّ أنْ تَدْعُوا
اللّه بصَالِحِ أعْمَالِكُمْ .
قَالَ رجلٌ مِنْهُمْ : اللّهمَّ كَانَ لِي أَبَوانِ شَيْخَانِ
كبيرانِ ، وكُنْتُ لا أغْبِقُ قَبْلَهُمَا أهْلاً ولاَ مالاً ،
فَنَأَى بِي طَلَب الشَّجَرِ يَوْماً فلم أَرِحْ عَلَيْهمَا حَتَّى
نَامَا ، فَحَلَبْتُ لَهُمَا غَبُوقَهُمَا فَوَجَدْتُهُما نَائِمَينِ
، فَكَرِهْتُ أنْ أُوقِظَهُمَا وَأَنْ أغْبِقَ قَبْلَهُمَا أهْلاً أو
مالاً ، فَلَبَثْتُ - والْقَدَحُ عَلَى يَدِي - أنتَظِرُ
اسْتِيقَاظَهُما حَتَّى بَرِقَ الفَجْرُ والصِّبْيَةُ يَتَضَاغَوْنَ
عِنْدَ قَدَميَّ ، فاسْتَيْقَظَا فَشَرِبا غَبُوقَهُما . اللّهمَّ
إنْ كُنْتُ فَعَلْتُ ذلِكَ ابِتِغَاء وَجْهِكَ فَفَرِّجْ عَنّا مَا
نَحْنُ فِيهِ مِنْ هذِهِ الصَّخْرَةِ ، فانْفَرَجَتْ شَيْئاً لا
يَسْتَطيعُونَ الخُروجَ مِنْهُ .
قَالَ الآخر : اللّهمَّ إنَّهُ كانَتْ لِيَ ابْنَةُ عَمّ ، كَانَتْ
أَحَبَّ النّاسِ إليَّ –
وفي رواية : كُنْتُ أُحِبُّها كأَشَدِّ مَا يُحِبُّ الرِّجَالُ
النساءَ - فأَرَدْتُهَا عَلَى نَفْسِهَا فامْتَنَعَتْ منِّي حَتَّى
أَلَمَّتْ بها سَنَةٌ مِنَ السِّنِينَ فَجَاءتْنِي فَأَعْطَيْتُهَا
عِشْرِينَ وَمئةَ دينَارٍ عَلَى أنْ تُخَلِّيَ بَيْني وَبَيْنَ
نَفْسِهَا فَفعَلَتْ ، حَتَّى إِذَا قَدَرْتُ عَلَيْهَا -
وفي رواية : فَلَمَّا قَعَدْتُ بَينَ رِجْلَيْهَا ،
قالتْ :
اتَّقِ اللّه وَلاَ تَفُضَّ الخَاتَمَ إلاّ بِحَقِّهِ ، فَانصَرَفْتُ
عَنْهَا وَهيَ أَحَبُّ النَّاسِ إليَّ وَتَرَكْتُ الذَّهَبَ الَّذِي
أعْطَيتُها . اللّهمَّ إنْ كُنْتُ فَعَلْتُ ذلِكَ ابْتِغاءَ وَجْهِكَ
فافْرُجْ عَنَّا مَا نَحْنُ فيهِ ، فانْفَرَجَتِ الصَّخْرَةُ ،
غَيْرَ أَنَّهُمْ لا يَسْتَطِيعُونَ الخُرُوجَ مِنْهَا .
وَقَالَ الثَّالِثُ : اللّهمَّ اسْتَأْجَرْتُ أُجَرَاءَ
وأَعْطَيْتُهُمْ أجْرَهُمْ غيرَ رَجُل واحدٍ تَرَكَ الَّذِي لَهُ
وَذَهبَ، فَثمَّرْتُ أجْرَهُ حَتَّى كَثُرَتْ مِنهُ الأمْوَالُ،
فَجَاءنِي بَعدَ حِينٍ ،
فَقالَ :
يَا عبدَ اللّه ، أَدِّ إِلَيَّ أجْرِي ، فَقُلْتُ : كُلُّ مَا تَرَى
مِنْ أجْرِكَ : مِنَ الإبلِ وَالبَقَرِ والْغَنَمِ والرَّقيقِ ،
فقالَ :
يَا عبدَ اللّه ، لاَ تَسْتَهْزِىءْ بي ! فَقُلْتُ : لاَ أسْتَهْزِئ
بِكَ ، فَأَخَذَهُ كُلَّهُ فاسْتَاقَهُ فَلَمْ يتْرُكْ مِنهُ شَيئاً
. اللّهمَّ إنْ كُنتُ فَعَلْتُ ذلِكَ ابِتِغَاءَ وَجْهِكَ فافْرُجْ
عَنَّا مَا نَحنُ فِيهِ ، فانْفَرَجَتِ الصَّخْرَةُ فَخَرَجُوا
يَمْشُونَ ) مُتَّفَقٌ عليهِ . |
|