15- Fatime Binti Nebi (aleyhisselâm)'in Faziletleri Bâbı 6460- Bize Ahmed b. Abdillah b. Yûnus ve Kuteybe b. Saîd ikisi birden Leys b. Sa'd'dan rivâyet ettiler. İbn Yûnus dedi ki: Bize Leys rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Ubeydillah b. Ebî Müleykete'l-Kureşî Et-Temîmî rivâyet etti. Ona da İbn Mahrame rivâyet etmiş ki, kendisi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i minber üzerinde iken dinlemiş, şöyle buyuruyormuş: «Gerçekten Hİşam b. Muğıre oğulları kızlarını Ali b. Ebî Talib'e nikâhlamak için benden izin İstediler. Ben onlara izin vermiyorum! Sonra (yine) Ben onlara izin vermiyorum! Sonra (yine) Ben onlara izin vermiyorum! Meğer ki, Ebû Tâlib'in oğlu benim kızımı boşayıb, onların kızını almak İsteyel Çünkü benim kızım ancak benden bir parçadır. Onu şüpheye düşüren beni de şüpheye düşürür; ona eziyet veren şey bana da eziyet verir.» 6461- Bana Ebû Ma'mer İsmail b. İbrahim El-Hüzelî rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân Amr'dan, o da İbn Ebî Müleyke'den, o da Misver b. Mahreme'den naklen rivâyet etti, Misver Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Fâtıme ancak ve ancak benden bir parçadır. Ona eziyet veren şey bana da eziyet verir.» buyurdular. 6462- Bana Ahmed b. Hanbel rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Ya’kub b. İbrahim haber verdi. (Dedi ki): Bize babam Velid b. Kesir'den rivâyet etti, (Dedi ki): Bana Muhammed b. Amr b. Halhatele'd-Düelî rivâyet etti. Ona da İbn Şihab rivâyet etmiş, ona da Ali b. Hüseyn rivâyet etmiş ki: Kendileri Yezid b. Muâviye'nin yanından, Hüseyin b. Âli (radıyallahü anhüma)'nın şehid edildiği yerden Medine'ye geldikleri vakit ona Misver b. Mahreme tesadüf etmiş ve o: — Bana emredecek bir hacetin var mı? diye sormuş. Ali Şöyle dedi: — Ben kendisine: Hayır! diye cevab verdim. Misver: — Bana Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kılıcını verir misin? Çünkü ben bu kavmin onu almak için sana galebe çalacaklarından korkarım. Allah'a yemin olsun! Eğer onu bana verirsen ona ebediyyen dokunulmaz, tâ canım çıkıncaya kadar! Gerçekten Ali b. Ebî Tâlib, Ebû Cehl'in kızı Fâtime'yi istedi de, ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i dinledim. Kendisi halka şurada, şu minberinin üzerinde hutbe okuyordu. Ben o zaman baliğ olmuştum: «Gerçekten Fâtime bendendir. Ben onun dini hususunda fitneye uğrayacağından korkarım.» buyurdular, demiş. Misver Dedi ki: Sonra Abdi Şems oğullarından bir damadım anarak kendisine damat olması hususunda ona senada bulundu. Ve çok güzel sena etti. Buyurdu ki; «Benimle konuştu, bana doğruyu söyledi; bana vadetti, sözünü yerine getirdi. Ben ne helâli haram kılarım, ne de haramı helâl! Lâkin Vallahi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kızıyla Allah'ın düşmanının kızı ebediyyen bir yere gelemez!» 6463- Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'l-Yeman haber verdi. (Dedi ki): Bize Şuayb Zührî'den rivâyet etti. (Dedi ki): Bana Ali b. Hüseyin haber verdi. Oha da Hisver b. Mahreme haber vermiş ki, Ali b. Ebî Tâlib, Ebû Cehl'in kızını istemiş. Fâtıme binti Resûlillah (sallallahü aleyhi ve sellem) de yanında imiş. Fâtime bunu işitince, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek ona bunu söylemiş: — Kavmin senin kızların namına kızmadığını söylüyorlar. İşte Ali Ebû Cehl'in kızını nikâh ediyor! Misver Dedi ki: Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ayağa kalktı. Kendisini teşehhüd getirirken işittim. Sonra şöyle buyurdular: «Bundan sonra (malûm olsun ki) ben Ebû'l-Âs İbn Rabi'a (kızımı) nikahladım. Benimle konuştu ve doğru söyledi. Şüphesiz ki, Fâtıme binti Muhammed benden bir parçadır. Ben ancak ve ancak onu belâya sokmalarından çekiniyorum. Mes'ele şu ki: Vallahi Resûlüllah'ın kızı ile Adüvvüllah'ın kızı, bir adamın yanında ebediyen bir yere gelemezler.» Mİsver: Bunun üzerine Ali istemekten vazgeçti, demiş. 6464- Bu hadîsi bana Ma'n-Er-Rakâşî de rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Vehb (yani İbn Cerir) babasından rivâyet etti. (Dedi ki): Nu'mân'i (yani İbn Râşid'i) Zührî'den bu isnadla bu hadîsin benzerini rivâyet ederken dinledim. Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu Fartü'l-Humûs»'de tahric etmiştir. Bad'a: Et parçası demektir. Mudğa da aynı mânâya gelir. Ulemânın beyânlarına göre bu hadîsde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e her ne suretle olursa olsun eziyet vermenin haram olduğuna delil vardır. Velev ki; eziyet aslı mubah olan bir şeyden gelsin, bu husus-da başkaları ona kıyas edilemez. Filhakika Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Ben bir helâli haram kilamam...» buyurarak, Ebû Cehl'in kızının Hazret-i Ali'ye mubah olduğunu bildirmiş. Ancak kendi kızıyle onun bir nikâh altında toplanmalarını iki illetten dolayı yasak etmiştir. Bunlardan biri bu nikâhın kızı Fâtıme'ye eziyet vermesidir. Bu takdirde kendisi de eziyet duyacak ve ona eziyet veren helâk olacaktır. îşte Hazret-i Ali ile Fâtıme (radıyallahü anh)'ya karşı beslediği sonsuz şefkatten dolayı bundan men etmiştir. İkinci illet kıskançlık dolayısıyle Hazret-i Fâtıme'nin fitneye duçar olmasından duyduğu endişedir. Ulemâdan bazıları; «Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in muradı Ebû Cehl'in kızı ile Fâtıme'nin bir nikâh altında toplanmalarını yasaklamak değildir. O sadece Allah'ın lütfü ile bunların bir araya gelemeyeceklerini bildirmiştir.» demişlerdir. İhtimal ki, Allahü teâlâ Peygamberinin kızı ile Adüvvullah'ın kızının bir nikâh altında toplanmalarını haram kılmış da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) burada onu haber vermiştir. Bu takdirde bu mes'ele de nikâhı haram olan kadınlar faslına dâhil olur. Ebû'l-Âs b. Rabî' Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in damadı idi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona Mekke'de iken büyük kızı Zeyneb (radıyallahü anh)'yi nikahlamıştı. Ebû'l-Âs ahlâkı ve muaşereti güzel, özü-sözü doğru bir zât idi. Kureyş bu evlenmeye karşı çıkmış, Hazret-i Zeyneb'i boşamasını istemişlerse de,-o buna razı olmamış; bu suretle Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i memnun etmişti. Bilâhare Bedir gazasında müslümanların eline esir düştü. Hazret-i Zeyneb annesinin kendisine düğün hediyesi olarak verdiği gerdanlığını fidye olmak üzere Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gönderdi. Bu hediyye başta Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) olmak üzere bütün ashâb-ı kirâmı ağlattı. Hediyeyi sahibine iade ettiler ve Ebû'l -Âs'i da serbest bıraktılar. Birkaç zaman sonra Mekke'deki işlerini tasviye eden Ebû'l-Âs (radıyallahü anh) müslüman olarak Medîne'ye hicret etti. 6465- Bize Mansûr b. Ebî Müzahim rivâyet etti. (Dedi ki): Bize İbrahim (yani İbn Sa'd) babasından, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen rivâyet etti. H. 6466- Bana Züheyr b. Harb da rivâyet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Ya'kub b. İbrahim rivâyet etti. (Dedi ki): Bize babam, babasından rivâyet etti. Ona da Urve b. Züheyr rivâyet etmiş. Ona da Âişe rivâyet etmiş ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kızı Fâtime'yi çağırarak kendisine bir şeyler fısıldamış ve Fâtime ağlamış. Sonra ona bir şeyler fısıldamış (bu sefer) gülmüş. Âişe Dedi ki, Fâtıme'ye: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sana neler fısıldadı ki ağladın? Sonra sana bir şeyler fısıldadı da güldün? dedim, Fâtıme şu cevabı verdi: — Bana fısıldayarak öleceğini haber verdi. Ben de ağladım. Sonra bana fısıldayarak; ailesinden ilk olarak kendisini ben takip edeceğimi haber verdi. Ben de güldüm. 6467- Biz'e Ebû Kâmil El-Cahderî Fudayl b. Hüseyn rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne Firas’dan, o da Amir'den, o da Mesruk'dan, o da Âişe'den naklen rivâyet etti. Şöyle dedi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) zevceleri yanındaydılar. Onlardan hiç birini terk etmemişti. Derken yürüyerek Fâtıme geldi. Yürüyüşü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yürüyüşünden hiç ayrılmıyordu. Onu görünce kendisine hoş beşde bulundu. Ve: «Merhaba kızım!» dedi. Sonra onu sağına yahut soluna oturttu. Sonra kendisine bir şeyler fısıldadı. Bunun üzerine Fâtıme şiddetle ağladı. Onun feryadını görünce, ikinci defa kendisine bir şeyler fısıldadı. (Bu sefer) Fâtıme güldü. Ben kendisine: — Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kadınlarının arasından sır söylemek için seni seçti. Sonra sen ağlıyorsun ha? dedim. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (yanımızdan) kalktığı vakit Fâtıme'ye: — Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sana ne söyledi? diye sordum. — Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sırrını ifşa edemem! dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat edince (Fâtıme'ye): — Senin Üzerinde olan hakkım nâmına yemin ediyorum. Bana Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sana ne dediğim söyle! dedim. Fâtıme: — Şimdi (olur). Evet! Birinci defa bana fısıldadığında Cibrîl'in her sene kendisine bir veya iki defa Kur'ân-i arzederdiğini; bu sefer iki defa arzettiğini haber verdi. Ve: «Ben ecelimin yaklaştığını görüyorum. Allah'dan kork! Sabret! Zîra ben senin İçin ne iyi selefim.» buyurdu. Ben de gördüğün şekilde ağladım. Benim feryadımı görünce bana tekrar fısıldayarak: «Yâ Fâtıme! Mü'minlerin kadınlarının hanımefendisi olmak istemez misin? Yahut bu ümmetin kadınlarının hanımefendisi olmak istemez misin?» buyurdu. Ben de gördüğün şekilde güldüm, dedi. 6468- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Nümeyr Zeke-liyya'dan rivâyet ettiler. H. Bize İbn Nümeyr de rivâyet etti. (Dedi ki): Bize babam rivâyet etti. (Dedi ki) ; Bize Zekeriyya, Miras'dan, o da Âmir'den, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivâyet etti, Âişe şöyle dedi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kadınları toplandı. Onlardan hiç birini bırakmadı. Derken Fâtıme yürüyerek geldi. Yürüyüşü sanki Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ia yürüyüşü idi. (Ona): «Merhaba kızım!» dedi ve sağına yahut soluna oturttu. Sonra kendisine bir söz fısıldadı. Fâtıme de ağladı. Sonra ona bir şeyler fısıldadı, bu sefer güldü. Kendisine: Niye ağlıyorsun? dedim, — Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sırrını ifşa edemem! Cevâbını verdi. Ben bugünkü gibi kedere daha yakın bir sevinç görmedim, dedim. Ağladığı vakit Fâtıme'ye: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) konuşmak için bizi bırakıp seni seçti, sonra bir de ağlıyorsun, dedim. Ve Ona ne söylediğini sordum. Fâtıme (yine): Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sırrını ıfsâ edemem, dedi. Nihayet o vefai edince kendisine sordum: — Cibrîl'in her sene bir defa ona gelerek Kur'ân-ı arze-derdiğini; o sene iki defa arzettiğini söylemişti: «Kendimi ecelim gelmiş görüyorum. Ailemden bana ilk katılacak sensin! Ben senin İçin ne iyi selefim.» demişti. Ben de bunun için ağlamıştım. Sonra baha tekrar fısıldayarak: «Sen mü'min kadınlarının yahut bu ümmetin kadınlarının hanımefendisi olmana razı değil misin?» demişti. Ben de buna gülmüştüm, dedi. Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu’l-istizan»‘ın birkaç yerinde muhtasar bir yerinde de mufassal olarak tahric etmiştir. Taberâni bu hâdisenin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hastalığı şiddetlendiği vakit Hazret-i Âişe'nin evinde geçtiğini kaydetmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Hazret-i Fâtıme'ye kendinden sonraya kalacağını ve ailesi içinden yanına ilk gelenin de o olacağını bildirmesi birer mucizedir. Nitekim Öyle de olmuştur. Hazret-i Cibrîl'in Kur'ân'ı arzetmesinden murad mukabeledir. Yani Kur'ân'ı o okur, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dinlerdi. Ba'zan da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) okur, Cibrîl dinlerdi. Bu bir nevi kontroldü. Hadîsin bir rivâyetinde râvi şek ederek: «Senede bir, veya iki defa Kur'ân'ı arzederdi.» demiştir. Doğrusu bir defa olmasıdır. Nitekim diğer rivâyetler de öyledir. Kâdî Iyâz'ın beyânına göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Cibrîl'in o sene âdeti hilâfına iki defa mukabeleye gelmeşinden ecelinin yakm olduğunu anlamıştır. Sair senelere nisbetle o sene vahiy daha fazla gelmiş; Teâlâ Hazretleri dinini tamamlamıştır. Selef önce giden manasınadır. Burada murad âhirete evvelâ ben gideceğim, sonra sen geleceksin, demektir, |