Geri

   

 

 

İleri

 

19 - KUR’ÂN'lN SÛRE, ÂYET, KELİME VE HARFLERİNİN SAYlSl

834 Sûrelerin adedi kendilerine itimat edilen ulemanın icmaına göre 114 dür. Enfâl ve Tevbe sûrelerini bir sûre kabul etmekle, 113 sûre olduğu söylenir.

Ebû’ş-Şeyh, Ebû Ravk'ın şöyle dediğini rivâyet eder: Enfâl ve Tevbe sûreleri, ayrı iki sûre mi, yoksa bir sûre midir? diye sordum. Bunlar iki ayrı sûredir, cevabını verdi. İbn-i Ebî Hâtim, Süfyan tarikiyle Mücâhid'den Ebû Ravk'ın sözüne benzer bir rivâyeti nakletmiştir.

İbn-i Eşte, İbn-i Luheya'nın şöyle dediğini rivâyet eden Tevbe sûresi, Enfâl sûresinin devamı sayıldığından, Tevbe sûresinin başına, Besmele konulmamıştır. Bunların şüphesi, her iki sûrenin birbirine benzemesi aralarında Besmele bulunmayışıdır. Resûlüllah'ın her iki sûreye Besmele çekmesi bu şübheyi kaldırır.

839 «e l - İ k n â» adlı eserin müellifi, İbn-i Mesûd'un Mushafında Tevbe sûresinin evvelinde Besmelenin yazılı olduğunu, fakat bunun dikkate alınmayacağını, söyler.

Kuşeyrî; Tevbe sûresinin evvelinde Besmelenin bulunmayışı en doğrusudur. Çünkü Cebrâîl (a.s) bu sûreyi indirdiğinde, Besmelesiz indirmiştir, der.

Hâkim «M u s t e d r e k»inde İbn-i Abbâs'ın şöyle dediğini rivâyet eder Ebû Tâlib'e; Tevbe sûresinin başına niye Besmele konulmamıştır? diye sordum. O da: Besmele bir emandır, Müslümanların kılıçla kazandığı zafer sonunda bu sûre nâzil olmuştur, cevabını verdi:

İmâm-ı Mâlik; sûrenin baş tarafı sâkıt olunca, bununla birlikte Besmele de sâkıt olmuştur. Çünkü, Tevbe sûresinin âyet sayısı, Bakara sûresinin âyetlerine eşit olduğu sabittir, demiştir.

İbn-i Mesûd'un Mushafında 112 sûre vardır, Felak ve Nâs sûrelerini Mushafına almamıştır.

Ubeyyu'bnu Ka'b'ın Mushafında 116 sûre vardır. Çünkü Mushafının sonuna Hafd ve Hala' sûrelerini ilâve etmiştir.

Ebû Ubeyd, İbn-i Sîrin'den şu rivâyette bulunun Ubeyyu'bnu Ka'b Mushafına Fâtiha, Felak ve Nâs, Allahumme innâ nesteinuke ve Allahumme iyyâke na'budu'yu yazmıştır. Halbuki İbn-i Mesûd, bunları: Mushafına almamıştır.

Hazret-i Osman ise bunlardan Fâtiha, Felak ve Nâs sûrelerini resmi Mushafa dercetmiştir.

845 Taberânî, «e d - D u â» babında Abbâd b. Ya'kûbi'l-Esedi tarikiyle Yahya b. Ya'le'l-Eslemi'den, o İbn-i Lehia'dan, o Ebû Hureyre'den, o da Abdullah b. Zurayri'l-Gâfikî'nin şöyle dediğini nakleder: Abdulmelik b. Mervân bana; Seni Ebû Türab'ın sevgisine sevkeden şey, koyu bir bedevi olmandır, ben bunu iyi bilirim, dedi. Ben de; Allah'a yemin ederim, anan baban henüz evlenmeden önce, Kur’ân'ı cem' etmiştim. Alî b. Ebî Tâlib bana, Kur’ân'dan iki sûre öğretmişti. Ona da bu sözleri öğreten Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) idi. Bu iki sûreyi ne sen, ne de baban bilirsiniz, cevabını verdim.

(Bu sûrelerden biri Hala' sûresidir)

 *****

Mânası: «Allahım! Biz ancak Senden yardım, Senden mağfiret diler, Senden hidayet isteriz. Seni tasdik eder, sana tevbe eder, Sana itimat eyleriz. Seni bütün hayır ile senada, zikirde bulunur, nimetlerini itiraf ile Sana şükür, ederiz. Seni inkâr etmeyiz, Sana isyan edip duranları alaşağı edip terkederiz, kendilerinden rabıtamızı keseriz.» (Diğeri de Hafd sûresidir)

***** «Ya ilahî! Biz ancak Sana ibadet eder, Senin manevi kurbiyetine nailiyet için çalışır, koşarız; Senin rahmetini umar, azabından da korkarız, şübhe yok ki Senin azabın kâfirlere erişir.»

846 Beyhaki, Sufyanu's-Sevri tarikiyle, İbn-i Cureyc, Ata ve Ubeyd b. Umeyr'den şöyle rivâyet eder: Ömer b. Hattab rukûdan kalkınca Kunut duasını okur ve şöyle derdi:

*****

İbn-i Curayc: Besmele'nin okunmasındaki hikmet, bunların, bazı Sahâbe Mushaf'larında iki sûre olarak geçmesidir, der.

Muhammed b. Nasri'l-Mervezî «K i t â b u' s- S a l â t» babında Ubeyyubnu Ka'b'dan şu rivâyette bulunur: Ubeyyu'bnu Ka'b, bu iki sûre ile Kunut'ta bulunurdu. Mushafına yazdığı bu iki sûreyi beraberce okurdu.

İbn-i Durays şöyle der: Bize Ahmed b. Cemil'l-Mervezi, o Abdullah b. Mübarek, o Eclâh, o Abdullah b. AbdurRahmân, o da babasından rivâyet ederek, babasının şöyle dediğini nakleder: İbn-i Abbâs'ın Mushafında, Ubeyy'ubnu Ka'b ve Ebû Mûsâ'l-Eşari'nin Kunut dualarının kıraati aynen yazılıdır *****

Taberânî, sahih bir senedle Ebû İshâk'ın şöyle dediğini rivâyet eder: Umeyyetu'bnu Abdillah b. Hâlid b. Useyd, Horasan'da bize imam oldu ve namazda bu iki sûreyi okudu.

Beyhakî ve Ebû Dâvud, Hâlid b. Ebî İmran'dan şöyle rivâyet ederler: Cebrâîl (a.s), Peygamber Efendimiz namazda iken: ***** «Sana o işten hiçbir şey düşmez...» (Âli İmran, 128.) âyetiyle birlikte bunları da indirdi. Resûlüllah bu sırada, Mudar kabilesine bedduada bulunuyordu.

842 Ubeyyu'bnu Ka'b'ın Mushafında 116 sûre olduğunu, Bir kısım ulema nakleder. Fakat doğru olan, 115 sûredir. Bu Mushafta Fil ve Kureyş sûreleri, bir sûre olarak geçmiştir. Bunu Sehâvî «C e m â l u' l - K u r r â»sında Ca'feru's-Sadık ve Ebû Nehik'den rivâyet etmiştir.

Bu rivâyet hakkında şunu ilâve etmek isterdim: Bunu, Hâkim ve Taberânîn Hazret-i Âişe'den rivâyet ettikleri bir hadis reddeder. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): Allahü teâlâ Kurayş'i yedi şeyle üstün kılmıştır... ila. Hadis metninde aynı zamanda: Allahü teâlâ Kurayş hakkında bir sûre indirdi ki bu sûrede, onlardan başkasını zikretmemiştir, ibaresi geçmektedir.

Huzelî «e l - K â m i l» adlı eserinde, Bazı ulemadan rivâyetle şöyle der: Duhâ, inşirah sûreleri bir sûredir. Bunu Fahruddin Razi tefsirinde, Tavus ve Ömer b. Abdulaziz'den de rivâyet etmiştir.

1- Kur’ân'ın Sûrelere Ayrılışındaki Hikmet:

855 Denilir ki, Kur’ân'ın sûrelere ayrılışındaki hikmet, sûrenin tek başına bir mucize, Allah'ın âyetlerinden bir âyet olduğunu tahkiki, her sûresinin müstakil bir yönünün işaretidir. Mesela: Yûsuf sûresi bu adı, kendi kıssasından, tevbe sûresi de münafıkların durumu ve sırlarından almıştır. Sûreler; uzun, orta ve kısa olmak üzere üç kısma ayrılmıştır. Sûrenin uzunluğu, i'câzın şartından olmadığını belirtmek içindir. Mesela; Kevser sûresi üç âyet olmasına rağmen, Bakara sûresi kadar mu'cizdir.

Sonra bunun diğer açık bir hikmeti de, Cenâb-ı Hak'kın Kitabını kulların kolayca ezberlemesini sağlamak, kısa sûrelerden başlayarak uzun sûrelere doğru çocukların tedrici olarak öğrenmelerini kolaylaştırmaktır.

856 Zerkeşî «e l - B u r h â n»ında şöyle der: Önceki semavî Kitapların da böyle olması gerekmez miydi? diye sorarsan, iki yönden böyle olmadığını, cevaplamak isterim.

Birincisi: Bu Kitaplar, nazım ve tertib bakımından mu'ciz değillerdir.

Diğeri ise; Bunların ezberlenmeleri kolay kılınmıştır. Fakat, Zemahşerî «K e ş ş â f»ında bu görüşe karşı çıkarak şöyle der: Kur’ân'ın sûreler halinde bölünüşü ve ayrılışında pek çok faydalar vardır. Cenâb-ı Hak, Tevrat, İncil ve Zebur'u bu şekilde indirmiştir. Diğer enbiyaya vahyettiği «Sahife»ler de sûreler halinde idi. Kitab yazan her müellif, kitabını bablara ayırır, her babda geçen önemli olayı dikkate alarak, ona bir başlık koyar. Bir kitabı bölüm ve fasıllara ayırmak, onu bir tek bab altında toplamaktan daya iyi ve faydalıdır. Okuyucu, bir sûreyi veya kitabdan bir bölümü bitirip diğerine geçince, kendisine daha çok canlılık verir ve ona iştiyakı daha da artar. Halbuki, kitabı ara vermeden bütünüyle okusaydı, durum böyle olmazdı. Bir yolcunun durumu da buna benzer. Bir mil veya bir fersah yürüyünce istirahat ederse, bu ona nefes aldırır, bundan sonra devam edeceği yolculukta daha canlı ve hareketli olur. işte bundan dolayı, Kur’ân-ı Kerim, cüzlere ve hiziblere ayrılmıştır. Hafız, bir sûreyi iyice ezberleyince, Allah'ın Kitab'ından müstakil bir bölümü kedine mal ettiğine inanır, ezberledikleri gözünde büyük gözükür. Enes'in rivâyet ettiği hadis de bu kabildendir: Bir kimse Bakara ve Âli İmran sûrelerini okuyunca, aramızda saygı duyardı. Bu yüzden namazda bir sûrenin bütünüyle okunuşu, daha efdal sayılır. Kur’ân'ın sûrelere ayrılışı, birbirine benzeyen âyetlerin ardarda gelişi, birinin diğerine mütenasip düşmesindendir. Kur’ân'ın bu şekilde taksim edilmesi, mâna ve nazmı kolaylaştırır. Bunlar dışında, daha pek çok faydalar vardır.

Diğer semavî Kitabların sûreler halinde taksimiyle ilgili Zemahşerînin zikrettiği hususlar, doğru ve sıhhatlidir.

İbn-i Ebî Hâtim, Katâde'nin şöyle dediğini rivâyet eder: Zebur'un 150 sûre olduğunu, hepsinin vaaz ve nasihatten ibaret olduğunu, içinde helal-haram, feraiz ve cezaların bulunmadığını, aramızda konuşurduk, İncil'de, Sûretu'l-Emsâl adında bir sûre bulunduğunu söylemiştir.

2- Kur’ân Âyetlerinin Sayısı

Kurrâ'dan Bir kısım ulema, bu konuda müstakil eserler yazmıştır. Ca'berî; âyetin tarifini şöyle yapar: Âyet, başlangıcı ve sonu belli, bir sûrede dercedilmiş, takdiri de olsa cümlelerden mürekkep olan Kur’ân'ın bir cüzüdür. Âyet kelimesinin aslı, alâmet demektir. Bakara sûresinin ***** «...Onun hükümranlığının alâmeti...» (248.) âyeti buna örnektir. Çünkü bu âyet, Allah'ın fadl u keremine ve sadakatine bir alâmettir. Yahut âyet kelimesi, cemaat manasınadır, çünkü âyet bir kelimeler manzumesidir.

Bir başkası âyeti şöyle tarif eder: Önceki ve sonrakilerden ayrı, Kur’ândan bir cümledir. Ayrıca, sûrelerdeki âyetlerden biri olduğu da söylenir. Bu şekilde adlandırılması, ona getirenin sıdkına, onu karşı çıkanın aczine bir alâmet olmasındandır. Önceki âyetle sonraki âyetten ayrıldığına alâmet olan cümlelerdir, şeklinde ayrı bir tarif yapılır.

Vâhidî; ulemamızdan Bazıları bu tarife göre, âyetlerin bugünkü şekli tevkifi olmasaydı daha az kelimeli söze, âyet adı verilmesinin caiz olmayacağını söylemişlerdir, der.

Ebû Amri'd-Dânî; ***** «Yemyeşildirler» (Rahmân, 64.) âyeti dışında tek kelimeli bir âyetin var olduğunu bilmiyorum, demiştir. Bir başkası, aksine Kur’ân'da; Necm, Duhâ, Asr gibi tek kelimeli âyetlerin var olduğunu söyler. Bunları âyet sayanlara göre fevâtihu's-suver de ayrı birer âyettir.

Bazıları şöyle der: Sahih olan, âyetin sûrelerde olduğu gibi vahiy yoluyla, tevkîfî olarak bilinmesidir. Âyet, inkıtaı tevkifi olarak bilinen, Kur’ân harflerinden meydana gelen bir cümledir. Yani, kendisinden sonra gelen âyetin başlangıcından, kendisinden önce gelen âyetin sonundan ayrılan, kendi halinde müstakil olan kelamdır. Bu tarifle sûre, âyet için yapılan tarif dışında tutulmuştur.

Zemahşerî; Âyetlerin tesbiti, tevkifi bir ilme dayanır, kıyasa mahal yoktur. Bu yüzden, vahiyle belirlendiği üzere Elif Lâm Mim ve Elif Lâm Mim Sâd'ı birer âyet saymışlar, Elif Lâm Râ ve Elif Lâm Mim Râ'yı âyet saymamışlardır. Keza, bulundukları sûrelerde Hâ Mîm'leri, Tâhâ ve Yâsîn'i âyet kabul etmişler, Tâ Sîn'i ise âyet kabul etmemişlerdir, der.

Buna şu açıklamayı getirmek isterim: Ahmed b. Hanbel «M u s n e d»inde Âsim b. Ebî'n-Necûd tarikiyle Zirr'in, İbn-i Mes'ud'dan yaptığı şu rivâyeti, âyetin tesbitinin, tevkîfî olduğunu gösterir. İbn-i Mesûd şöyle den Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana selâsîn'den olan Hâ Mîm'lerden bir sûre, yani Ahkâf'ı okutmuştu. Eğer bir sûre 30 âyetten fazla ise, selâsîn denilir, demişti.

İbnu'l-Arabî şöyle den Resûlüllah Fatiha sûresinin yedi, Mülk sûresinin otuz âyet olduğunu söylemiştir. Resûlüllah'ın Âl-i İmran sûresinin sonundan on âyet okuduğu ve bunları belirlediği vakidir. İbnu'l-Arabî Kur’ân âyetlerini saymak Kur’ân'ın zor konularından biridir. Çünkü âyetler; uzun kısa olduğu gibi, mânası bir âyette tamamlanan, söz bitimine kadar devam eden, kelamın içinde bulunan âyetler şeklindedir.

Başkaları şöyle den Selefin, âyetlerin adedi hakkındaki ihtilaf sebebi, Resûlüllah'ın Tevkîfî olarak âyet başlarında durmasıdır. Âyetin yeri öğrenilince, tamamlanırdı. Bu anda âyeti dinleyen, onun fâsıla olmadığını zannederdi.

İbn-i'd-Durays, Osman b. Ata tariki ile babasından, o da İbn-i Abbâs'dan şöyle dediğini rivâyet eden Kur’ân'ın tamamı, 6616 âyettir. Harflerin tamamı ise 323.671 dir.

Ebû Amri'd-Dânî şöyle der: Kur’ân âyetlerinin 6.000 olduğunda ittifak etmişlerdir, ihtilaf 6.000 nin üstündeki sayıdadır. Bâzıları bu sayıya ilâvede bulunmaz, Bazıları 204 ilâve eder. 214, 219, 225, 236 âyet ilâve edildiği de söylenir.

Bu hususta şunu söylemek isterim: Deylemî, «M u s n e d u' l - F i r d e v s» adlı eserinde, Feydu'bnu Vesîk tarikiyle Furat b. Süleyman, o Meymûn b. Mehrân o da İbn-i Abbâs'dan merfûan şu rivâyette bulunur: Cennetin dereceleri, Kur’ân âyetlerinin sayısı kadardır. Her âyet, bir derecedir. Âyetlerin sayısı, 6216 dır. Her iki derece arasında, yerle gök arası kadar mesafe vardır. İbn-i Ma'în, Feydu'bnu Vesîk hakkında, o pis bir yalancıdır, der.

Beyhaki «Ş u a b u' l - i m a n» adlı eserinde, Hazret-i Âişe'den merfûan şu hadisi rivâyet eder: Cennet derecelerinin sayısı, Kur’ân âyetlerinin sayısı kadardır. Kur’ân ehlinden biri cennete girdiğinde, üstünde derece olmayan bir mevkiye sahip olur. Hâkim bu rivâyetin isnadı sahih olmakla birlikte şazdır, der. Acurri, «H a m e l e t u' l - K u r' a n» adlı eserinde, yine Hazret-i Âişe'den mevkuf olarak başka bir tarikle bu hadisi rivâyet eder.

Ebû Abdillah el-Mevsıli, «Z â t u ' r - R e ş a d» adlı kasidesinin şerhinde âyetlerin adedi hakkında şöyle der: Medine, Mekke, Şam, Basra ve Kûfe ehli âyetlerin sayısı hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Medinelilere göre, iki farklı sayı vardır. Birincisi; Ebû Ca'fer Yezid b. Ka'ka'a ve Şeybe b. Nassâh'ın kabul ettikleri sayı, diğeri de; ismail b. Ca'fer b. Ebî Kesir el-Ensârî'nin kabul ettiği sayıdır. Mekkelilere göre âyetlerin sayısı, Abdullah b. Kesîr'in Mucâhidden, onun İbn-i Abbâs'dan onun da Ubeyyu'bnu Ka'b'dan rivâyet ettikleri sayıdır.

Şamlılara göre âyetlerin sayısı ise, Hârûn b. Mûsa'l-Ahfeş ve başkalarının Abdullah b. Zekvan, Ahmed b. Yezid'il-Hulvanî ve başkaları, Hişam b. Ammar'dan rivâyet ettikleri sayıdır. İbn-i Zekvan ve Hişam'ın Eyyub b. Temimi'l-Kâri, Yahyâ b. Hârisi'z-Zimmâri'den şöyle dediğini rivâyet ederler: Şeyhlerimizin Sahâbeden bize rivâyet ettiklerine göre" bu sayı, Şam ehlinin kabul ettiği sayıdır. Bu rivâyeti bize Abdullah b. Âmiri'l-Yahsûbi ve başkaları, Ebû'd-Derdadan nakletmişlerdir.

Basra ehline göre âyetlerin sayısı, Âsım b. el-Cuhteri'ye dayanmaktadır.

Kûfe ehline göre âyetlerin sayısı, Hamzetu'bnu Habîbi'z-Ziyâd ile Ebû'l-Haseni'l-Kisâi ve halef b. Hişâm'a izafe edilir. Hamze şöyle der: Bu sayıyı bize, İbn-i Ebî Leyla, o Ebî AbdirRahmân es-Sulemî, o da Ali b. Ebî Tâlib'den rivâyet etmiştir.

3- Sûrelerin Kısımları

Mevsıli şöyle der: Kur’ân sûreleri üç kısımdır.

Birinci kısım, icmali ve tafsili yönden üzerinde ihtilaf edilmeyenler.

İkinci kısım,.sadece tafsili yönden ihtilaf edilenler.

Üçüncü kısım hem tafsili, hem de icmali yönden ihtilaf edilenlerdir,

a- İcmali ve tafsili yönden ihtilaf edilmeyen sûreler, 40 tanedir. Bunlar Yûsuf 111, Hicr 99, Nahl 128, Furkan 77, Ahzâb 73, Fetih 29, Hucurât ve Teğâbûn 18, Kâf 45, Zariyat 60, Kamer 55, Haşr 24, Mümtehine 13, Saff 14, Cumua, Münafikûn, Duhâ, ve Âdiyât 11, Tahrim 12, Nûn 52,Dehr 31, Mürselât 50, Tekvîr 29, infitar ve Sebbeha 19, Mutaffifîn 36, Burûc 22, Gâşiye 26, Beled 20, Leyl 21, İnşirah, Tin, Tekâsur 8, Hümeze 9, Fil, Felak ve Tebbet 5, Kâfirûn 6, Kevser ve Nasr sûreleri de 3 âyettir.

b- Sadece tafsili yönden ihtilaf edilen sûreler, 4 sûredir. Bunlar; Kasas sûresi 88 âyettir. Kûfeliler; Tâ Sin'i bir âyet, başkaları ise bunun yerine aynı sûrenin: ***** «...birçok insanların, (hayvanlarını) suladıklarını...» (23.) âyetini bir âyet saymışlardır. Ankebût sûresi 69 âyettir. Kûfeliler; Elif Lâm Mîm'i bir âyet kabul ederken, Basralılar bunun yerine aynı sûrenin ***** «Kanun koyma hakkını Allah'a vererek.:.» (65.) âyetini bir âyet saymışlardır. Şamlılar ise, ***** «...yol kesiyorsunuz...» (29.) âyeti bir âyet saymışlardır. Cin sûresi, 28 âyettir. Mekkî, sûrelerin ***** «...beni Allah'ın azabından kim kurtarabilir?» (22.) âyetinin ilk yarısını bir âyet sayarken diğerleri, bunun yerine ikinci yarıyı: *****...ve ondan başka sığınacak kimse de bulamam.» bir âyet sayarlar. Asr sûresi 3 âyettir. Medenî, sûrenin 3. âyetinin devamı olan: ***** «..hakkı tavsiye edenler..» den itibaren ***** yi hariç tutarak, bir âyet saymıştır. Diğerleri ise sadece ***** yi âyet kabul etmişlerdir.

c- Hem tafsili hem de icmali yönden ihtilaf edilen sûreler, 70 tanedir. Cumhura göre Fatiha sûresi 7 âyettir. Kufi ve Mekkî; âyet saymayıp Besmeleyi âyet kabul etmişlerdir. Bunların dışındakiler de, aksini savunmuşlardır. Hasenu'l-Basrî, her ikisini de âyet kabul ederek sûrenin âyet sayısını 8 kabul etmiştir. Bazıları, bunları âyet kabul etmemiş, Fatihanın altı âyet olduğunu söylemiştir. Diğer Bazıları da bu ikisiyle birlikte: ***** yü de âyet kabul ederek sayıyı dokuza çıkarmışlardır. Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn-i Huzeyme, Hâkim, Dârekutni ve başkalarının Ümmü Seleme'den yapmış oldukları şu rivâyet, birinci görüşü kuvvetlendirir. Ümmü Seleme şöyle der: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Fatiha'yı şöyle okurdu: *****

«Rahmân ve Rahim olan Allah'ın adıyla, âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun. (O), Rahmândır, Rahimdir. Din günün sahibidir. Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz! Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna. Kendilerine gazabedilmiş olanların ve sapmış olanların yoluna değil (ya Rabbi)!» Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sûreyi âyet âyet bölmüş, Bedevilerin saydığı gibi âyetlerini saymış, besmele'yi de bir âyet olarak kabul etmiş, ***** den itibaren âyet saymamıştır.

Dârekutni, sahih bir senedle Abdu Hayr'ın şöyle dediğini rivâyet eden Hazret-i Ali'ye sebu'l-mesâni'den soruldu,... ***** diye Fatihayı okudu. Kendisine; senin okuduğun altı âyet oldu, denilince: Besmele de bir âyettir, cevabını verdi.

Bakara sûresi 285 âyettir. 286 ve 287 âyet olduğu da söylenir

 

Âli İmrân

»

200

»

Bir rivâyete göre bir âyet hariçtir.

Nisâ

»

175

»

176 ve 177 âyet olduğu da söylenir.

Maide

»

120

»

122 ve 123 âyet olduğu da söylenir.

En'am

»

175

»

176 ve 177 âyet olduğu da söylenir.

A'raf

»

205

»

206 âyet olduğuda söylenir.

Enfâl

»

75

»

76 ve 77 âyet olduğu da söylenir.

Tevbe

»

130

»

Bir âyet eksiği ile de söylenir.

Yûnus

»

111

»

Bir âyet eksiği ile de söylenmiştir.

HHûd

»

121

»

122 ve 123 âyet olduğu da söylenmiştir.

Ra’d

»

43

»

44 ve 47 âyet olduğu da söylenmiştir.

İbrahim

»

51

»

52, 54 ve 55 âyet olduğu da söylenmiştir.

İsra

»

110

»

111 âyet olduğu da söylenmiştir.

Kehf

»

105

»

106, 110 ve 111 âyet olduğu da söylenir.

Meryem

»

99

»

98 âyet olduğu da söylenir.

Tâhâ

»

132

»

134, 135 ve 140 âyet olduğu da söylenir.

Enbiyâ

»

111

»

112 âyet olduğu da söylenir.

Hac

»

74

»

75, 76 ve 78 âyet olduğu da söylenir.

Mu’minûn

»

118

»

119 âyet olduğu da söylenir.

Nûr

»

62

»

64 âyet olduğu da söylenir.

Şuarâ

»

226

»

227 âyet olduğu da söylenir.

Neml

»

92

»

94 ve 95 âyet oduğu da söylenir.

Rûm

»

60

»

Bir âyet eksiği ile de söylenir.

Lokmân

»

33

»

34 âyet olduğu da söylenir.

Secde

»

 

»

Bir eksiği ile de söylenir.

Sebe’

»

54

»

55 âyet olduğu da söylenir.

Fâtır

»

46

»

45 âyet olduğu da söylenir.

Yâsin

»

83

»

82 âyet olduğu da söylenir.

Sâffât

»

181

»

182 âyet olduğu da söylenir.

Sâd

»

85

»

86 ve 88 âyet olduğu da söylenir.

Zumer

»

72

»

73 ve 75 âyet olduğu da söylenir.

Gafir

»

82

»

84, 85 ve 86 âyet olduğu da söylenir.

Fussilet

»

52

»

53 ve 54 âyet olduğu da söylenir.

Sûra

»

50

»

53 âyet olduğu da söylenir.

Zuhruf

»

89

»

88 âyet olduğu da söylenir.

Duhân

»

56

»

57 ve 59 âyet olduğu da söylenir.

Câsiye

»

36

»

37 âyet olduğu da söylenir.

Ahkâf

»

34

»

35 âyet olduğu da söylenir.

Muhammed

»

40

»

Bir veya iki âyet eksiği ile de söylenir.

Tûr

»

47

»

48 ve 49 âyet olduğu da söylenir.

Necm

»

61

»

62 âyet olduğu da söylenir.

Rahmân

»

77

»

76 ve 78 âyet olduğu da söylenir.

Vâkıa

»

99

»

97 ve 96 âyet olduğu da söylenir.

Hadîd

»

38

»

39 âyet olduğu da söylenir.

Mücâdele

»

22

»

21 âyet olduğu da söylenir.

Talâk

»

11

»

12 âyet olduğu da söylenir.

Mülk

»

30

»

*****

âyetini bir âyet saymakla 31 âyet olduğu söylenir. Mevsılî, sûrenin 30 olduğu doğrudur, der. İbn-i Şenbûz; bu sûrenin âyetleri ile ilgili hadislerden ötürü, bunun hilafına kimsenin söz söyleme hakkı yoktur, der.

Ahmed b. Hanbel ve diğer Sünen sahipleri - ki Tirmizî bunu hasen kabul etmiştir - Ebû Hüreyre'den Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivâyet ederler Kur’ân'da 30 âyetlik bir sûre vardır. Bağışlanıncaya kadar okuyana Şefaatçi olur. Bu sûre, Mülk sûresidir. Taberânî sahih bir senedle Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kur’ân'da 30 âyetlik bir sûre vardır, okuyanı cennete girene kadar müdafaa eder. Bu da Mülk sûresidir, der.

 

Hâkka

sûresi

51

âyettir

52 âyet olduğu da söylenir.

Meâric

»

44

»

43 âyet olduğu da söylenir.

Nûh

»

30

»

Bir veya iki âyet eksik olduğu da söylenir.

Muzemmil

»

20

»

Bir veya iki âyet eksik olduğu da söylenir.

Muddessir

»

55

»

56 âyet olduğu da söylenir.

Kıyâme

»

40

»

39 âyet olduğu da söylenir.

Nebe’

»

40

»

41 âyet olduğu da söylenir.

Nâziât

»

45

»

46 âyet olduğu da söylenir.

Abese

»

40

»

41 ve 42 âyet olduğu da söylenir.

İnşikak

»

23

»

24 ve 25 âyet olduğu da söylenir.

Târık

»

17

»

16 âyet olduğu da söylenir.

 

 

Fecr

»

30

»

1, 2 ve 3 âyet eksik olduğu da söylenir.

Şems

»

15

»

16 âyet olduğu da söylenir.

Alak

»

20

»

19 âyet olduğu da söylenir.

Kadr

»

5

»

6 âyet oduğu da sölenir.

Beyine

»

8

»

9 âyet oduğu da söylenir.

Zilzâl

»

8

»

9 âyet olduğu da söylenir.

Kâria

»

8

»

10 veya 11 âyet olduğu da söylenir.

Mâûn

»

7

»

6 âyet olduğu da söylenir.

İhlâs

»

4

»

5 âyet olduğu da söylenir.

Nâs

»

7

»

6 âyet olduğu da söylenir.

4- Besmele ve Hurufu Mukatta'nın Âyet Olarak Sayılıp Sayılamayacağı

Besmele, sûre ile birlikte, yedi harften bazısıyle inmiştir, onu sûreden bir âyet saymıştır. Bir harf dışında okuyanlara göre Besmele, sûreden sayılmaz.

Kûfeliler; Elif Lâm Mim, Elif Lâm Mim Sâd, Tâhâ, Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd, Tâ Sin Mim, Yâsin, Hâ Mîm'i bir âyet, Hâ Mim Ayn Sin Kâf'ı iki âyet saymışlardır.

Hûrufu mukatta'yı âyet sayanlar; Elif Lâm Râ, Elif Lâm Mim Râ, Tâ Sin, Sâd, Kâf, Nûn'u sûreden bir âyet olmadığı üzerinde icma' etmişlerdir. Onlardan Bazıları görüşlerini, bir rivâyetle delillendirmiş, menkul sözlere uymuşlardır. Bu konu, kıyas kabul etmeyen bir konudur.

Bazıları ise; Sâd, Nûn ve Kâf harflerini sûreden bir âyet saymadıklarını ifade etmişlerdir. Çünkü bunlar, birer harftir. Tâ Sîn'i de âyet saymışlardır. Çünkü Mîm'in hazfedilmesi ile, benzerlerine muhalif düşmüştür. Ayrıca bu, Kabil gibi müfred bir kelimeye benzer. Yâsin her ne kadar Tâ Sin vezninde gelmişse de, evvelinde Yâ bulunduğu için çoğul kelimeye benzemiştir. Çünkü evveli Yâ olan müfred kelime yoktur. Elif Lâm Mîm'in aksine, Elif Lâm Râ'yı sûreden bir âyet saymamışlardır. Çünkü bu, Elif Lâm Râdan, âyetin faslına çok benzer. Bunun içindir ki: ***** «Ey elbisesine bürünen,» i, kendisinden sonraki âyetin fâsılasına benzemesinden dolayı ittifakla âyet saymışlardır. Halbuki: ***** in «Ey örtüsüne bürünen,» bir âyet olduğunda ihtilaf etmişlerdir.

Mevsılî; Müddessir sûresinin 21. âyetinden olan ***** yi, bir âyet saymışlardır, Kur’ân'da bundan daha kısa bir âyet yoktur, fakat benzerleri; ***** gibi kelimelerdir, der. Aliyyu'bnu Muhammedi'l-Fali, birbirine yakın kelimeler hakkında yazdığı manzumesine; Fatiha, Maun, Rahmân, Enfâl, Yusuf, Kehf ve Enbiya sûreleri gibi âyetlerinin sayıları hakkında ittifak edilen sûreleri, buna dercetmiştir. Bu konu, daha önceki bahiste geçmiştir.

5- Âyetlerin Sayı ve Fasılaları ile İlgili Fıkhî Hükümler

Fıkhi hükümler, âyetlerin, sayı ve fasılalarının bilinmesine dayanır. Fatihayı ezberden bilmeyenin Fatiha yerine yedi âyet okuması gerekir. Hutbede asıl olan, bir âyetin tamamını okumaktır. Âyet uzun değilse, yarısının okunması yeterli değildir. Cumhura göre, âyet uzun olsa bile, âyetin yarısını okumak yeterli değildir. Burada üzerinde önemle durulması gereken mesele, sonu olup olmadığı hususunda ihtilaf edilen bir âyetin hutbede okunması yeterli midir, değil midir? meselesidir. Ben bu hususta bir görüş belirtene rastlamadım.

Namazda okunan sûrenin veya onun yerine geçen âyetlerin dikkate alınması gerekir. Sahih bir rivâyete göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sabah namazında 60 ila 100 arasında âyet okumuşlardır.

Geceyi ihya etmek için okunacak âyet sayısının dikkate alınmasıdır. Bazı hadislerde vârid olduğuna göre: On âyet okuyan gafillerden sayılmaz. Bir gecede elli âyet okuyan, hafızlar cümlesinde sayılır. Yüz âyet okuyan, müttakilerden sayılır. İki yüz âyet okuyan, kurtulmuşlardan sayılır. 300 âyet okuyan bir kimseye, bir kıntar mükâfat yazılır. 500, 700 ve 1.000 âyet okuyanın sevabı, ona göre büyüktür... Bu hadisleri Dârimî, Müsnedinde, ayrı ayrı rivâyet etmiştir.

Yakında geleceği gibi, âyetler üzerinde durmanın dikkate alınması da, fıkhî hükümlerdendir.

Huzelî «e l - K â m i l»inde şöyle der: Bazıları, âyetlerin sayısı ve bundaki faydalan idrak edememişlerdir. Hatta Za'ferinî; âyetlerin sayısını bilmek, bir ilim değildir. Bu sadece, bazı kimselerin kendilerin tanıtmak için ilgilendikleri bir meşgaledir, der. Bu görüş doğru değildir. Aksine vakfın bilinmesi gibi faydaları vardır. Çünkü âyetin yarısını okumakla, namazını sahih olmayacağına dair icma vaki olmuştur.

Ulemanın bir kısmı, namazda bir âyet okumanın yeterli olduğunu bir kısmı en az üç âyet, diğer bir kısmı ise mutlaka yedi âyet okumanın gerekli olduğunu söylemişlerdir. Kur’ân'ın i'cazı, en az bir âyetle ortaya çıkar. Bu hususta, adedi bilmenin büyük bir faydası vardır.

Fatiha sûresi ile ilgili hadisler gibi, bazı âyetler hakkında zikredilen hadis ve haberler, sayılamayacak kadar çoktur. Bakara sûresinin ilk dört âyeti, Âyetel kürsî ve Bakara sûresi son iki âyet ile şu iki âyetteki ism-i A'zam hadisi bunlardandır ***** «İlâhınız bir tek ilâhtır, O'ndan başka (gerçek) ilâh yoktur, O Rahmân'dır Rahim'dir.» (Bakara, 163. âyeti) ***** «Elif lâm mîm. Allah ki, O'ndan başka (gerçek) ilâh yoktur, daima diri ve (yaratıklarını) koruyup yöneticidir. (Âli İmrân, 1-2.)âyetler.

Buhârî, İbn-i Abbâs'dan yaptığı rivâyette onun şöyle dediğini rivâyet eder: Arabın cehaletini öğrenmen seni sevindirecekse: ***** «..çocuklarını öldürenler.. (doğru yoldan) saptılar...» (En'am, 140.) âyetini ***** ne kadar oku.

Ebû Ya’lâ «M u s n e d»inde, Misver b. Mahreme'nin şöyle dediğini rivâyet eder: Misver, AbdurRahmân b. Avf'a: Dayı, bize Uhuh'da başınızdan geçenleri anlatır mısın? diye sorar. AbdurRahmân: Âl-i İmrân sûresinin ***** «Hani sen, erkenden ailenden ayrılmıştın, (Uhud'da) Mü’minleri savaş üslerine yerleştiriyordun...» (121.) âyetinden sonrakileri okursan, kıssamızı anlarsın, cevabını verir.

6- Kur’ân Kelimelerinin Sayısı

Kur’ânın kelimelerini 77.934 olarak saymışlardır. 77.437, 77.277 ve daha başka rakamlar da söylenmiştir. Kelimelerin sayısı hakkındaki ihtilafın sebebi, kelimenin; hakikat, mecâz, lafız ve yazı şeklinden ileri gelmiştir. Bunların herbirini dikkate almak, caizdir. Bu hususta ihtilaf eden ulemanın her biri, bunlardan her birini dikkate almıştır.

7- Kur’ân Harflerinin Sayısı

Kur’ân harflerinin sayısı hakkında İbn-i Abbâs'dan yapılan bir rivâyet, önceden geçmişti. Bu meselede başka görüşler de mevcuttur. Kur’ân harflerini kesin bir sayıya bağlamada gösterilecek gayret, faydası olmayan bir meşgaleden öteye geçmez. İbnu'l-Cevzî «F u n u n u ' l - E f n â n» adlı eserinde meseleyi etraflıca ele almış; yarım, üçlü, onlu harfleri sayarak bu konuda geniş bilgi vermiştir. İsteyen bu esere müracaat edebilir. Biz kitabımızda, mühim meseleleri inceledik. Böyle lüzumsuz meselelere yer vermedik.

Sehâvî şöyle der: Kur’ân kelimelerini ve harflerini saymada bir fayda olacağını sanmıyorum. Bunda bir fayda varsa ancak, içinde ve noksanlık bulunması mümkün olan kitabda olur. Halbuki Kur’ân böyle bir şüpheden tamamen uzaktır.

Harflerin değeri hakkında varid olan hadisler arasında, Tirmizî'nin İbn-i Mesûd'dan merfûan rivâyet ettiği şu hadisi sayabiliriz: Allah'ın Kitab'ından bir harf okuyana her harfe karşılık on sevap değerinde bir sevap vardır. ***** in bir harf olduğunu söylemem, fakat ***** bir harftir, ***** bir harftir, ***** bir harftir, derim.

Taberânî, Ömer b. Hattab'dan merfûan şöyle rivâyet etmiştir. Kur’ân 1.027.000 harftir. Kim onu sabır ve metanetle okursa, her harfi karşılığında, kendisine hurilerden bir zevce verilir. Bu hadisin râvileri, Taberânî'nin hocası Muhammed b. Ubeyd b. Âdem b. Ebî İyâs hariç, hepsi sikadır. Zehebi, bu hadisle ilgili olarak Ebî lyâs hakkında tenkitte bulunmuştur. Hazret-i Ömer'in ifade ettiği bu sayı, Kur’ân'da hattı neshedilen âyetlere hamlolunur. Zira, mevcut Mushaflardaki harf sayısı, bu rakama ulaşmamaktadır.

8- Kur’ân'da Mevcut Yarımlar

Bazı kurra şöyle der: Kur’ân'ı Kerimdeki yarımlar, değişik açıdan incelenebilir. Harf olarak yarısı, Kehf sûresinde geçen ***** (74. âyetindeki) kelimesinin ***** harfi birinci yarısı, ***** harfi de ikinci yarısıdır. Kelimelerdeki yarı ise, Hac sûresinin ***** (20. âyetindeki) kelimesi birinci yarı, ***** (21. âyetindeki) kelimesi de ikinci yarıdır. Âyetlerdeki yarı, Şuarâ sûresinin ***** kelimesi birinci yarı, ***** (45-46. âyetler ise) ikinci yarıdır.

Sûre sayısının yarısı ise, Hadîd sûresinin sonu birinci yarı, Mücâdele sûresi de ikinci yarıdır.

Harflerde yarı, ***** kelimesindeki ***** in olduğunu söylendiği gibi, ***** (Kehf, 19.) kelimesindeki ***** nin, (Kur’ân'ın) yarısı olduğu da söylenir.