|
Kadir sûresi beş âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle.
Şüphesiz biz onu (Kur’an’ı) kadir gecesinde indirdik.
Abdullah b. Abbas,
Şa'bi, Said b.
Cübeyr bu âyeti şöyle izah etmişlerdir: Şüphesiz ki biz Kur’an’ı levh-i
mahfuzdan dünya semasına kadir gecesinde toplu halde indirdik." Bu izaha göre
Allahü teâlâ, Kur'an-ı Kerimi, kadir
gecesinde toplu halde dünya semasına indirmiş ve oradan da yirmi üç senede
peyder pey yeryüzüne indirmiştir.
"Kadir" kelimesinin manası, "Hüküm vermek" demektir.
Allahü teâlâ o gecede bir yıl içerisinde olacak şeyler hakkında hüküm
verdiği için bu geceye bu ad verilmiştir. Bu hususta diğer bir âyette şöyle
buyurulmaktadtr: "Her hikmetli iş, tarafımızdan emredilerek o gece tesbit ve
tayin edilir." Duhan Sûresi, 44/4
Sen o kadir gecesinin ne olduğunu nereden bileceksin?
Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.
Ey Rasûlüm, sen, kadir gecesinin ne olduğunu nasıl bileceksin? Kadir gecesi bin
aydan daha hayırlıdır.
Âyette zikredilen "Bin ay"ın hangi aylar olduğu hususunda
müfessirler tarafından çeşitli izahlar
yapılmıştır.
Miicahid'e göre bu ifade, kadir gecesinde Allahr razı edecek olan bir ameli
işlemek, o gecenin dışında yapılan bin aylık amelden daha hayırlıdır." manasına
gelmektedir.
Katade'ye göre ise kadir gecesi kendisinde
kadir gecesi bulunmayan bin aydan her yönüyle daha hayırlıdır.
Mücahid'den nakledilen başka bir görüşe göre,
burada zikredilen bin aydan maksat, İsrailoğullarından bir kişinin geceleri
ibadetle, gündüzleri cihadla geçirdiği bin aydır. Yani kadir gecesinde ibadet
etmek, bu kişinin bin aylık ibadet ve itaatından daha hayırlıdır." demektir.
Yusuf b. Sa'd'dan rivâyet edilen başka bir görüşe göre burada zikredilen "Bin
ay"dan maksat, Emevilerin iktidarda kalma müddetidir. Kadir gecesi onların
iktidarlarının tüm süresinden daha hayırlıdır. Bu hususta Yusuf b. Sa'd diyor
ki:
"Hazret-i Ali'nin oğlu Hasan, Muaviye'ye biat
edince bir adam ona şöyle dedi: "Sen mü’minlerin yüzünü kara ettin." Yahut: "Ey
mü’minlerin yüzünü karartan." Bunun üzerine Hasan da şöyle dedi: "Allah senin
iyiliğini versin. Beni kınama. Zira Resûlüllah’a
(rüyada) Emevi oğullarının, minberin üzerine çıktıkları gösterildi. Bu,
Resûlüllah’ın hoşuna gitmedi. Bunun
üzerine: "Ey Rasûlüm, şüphesiz ki biz sana kevseri verdik."
Kevser Sûresi, 108/1 yani cennetteki nehiri
verdik" âyeti indi. Ve "Ey Rasûlüm, şüphesiz ki biz onu (Kur’an’ı) kadir
gecesinde indirdik. Sen kadir gecesinin ne olduğunu nereden bileceksin. Kadir
gecesi Emevilerin hakim oldukları bin aydan daha hayırlıdır." nasslan indi.
Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an, Sûre: 97, Hadis no: 3350
Tirmizi bu hadisi Rivâyet ettikten sonra bunun garip hadis olduğunu, sadece
Kasım b. Fadıl tarafından rivâyet edildiğini, hadisin ravisi Yusuf b. Sa'd'ın da
tanınmayan birisi olduğunu söylemiştir. İbn-i Kesir ise bu hadisin münker
(reddedilen) bir hadis olduğunu, Emevilerin iktidarîamın doksan iki yıl devam
ettiğini bin ayın ise seksen üç yıl dört ay olduğunu söylemiştir. Yine İbn-i
Kesir, bu haber zikredilerek Emevilerin iktidarlarının kötülenmek istendiği
halbuki böyle bir şey sözkonusu olsaydı başka bir usulle kötülenmesinin
gerekeceğini ifade etmiştir. Zira kadir gecesinin Emevilerin iktidarlarının
süresinden daha hayırlı olduğunu söylemek onların iktidarlarının kötülemek
manasına gelmez. Çünkü kadir gecesi çok faziletli bir gecedir. Nitekim Kur'anda
başlı başına bir Sûre onun faziletini bildirmektedir. Burada Emevilerin
iktidarlarının kötülüğünün ortaya çıktığım söylemek uygun olmayan bir izah
tarzıdır.
Taberi "Bin ay" hakkında zikredilen
görüşlerden "Kadir gecesinde yapılan amelin, içinde kadir gecesi bulunmayan bin
aydan daha hayırlıdır." diyen görüşü tercih etmiş ve bunun dışındaki görüşlerin
sıhhatli bir delile dayanmayan asılsız iddialar olduğunu söylemiştir.
O gece melekler ve
Cebrâil,
rablerinin izniyle bütün emirlerle inerler.
Katade bu âyet-i
kerime’yi "Kadir gecesinde melekler
ve Cebrâil, rablerinin izniyle
Allah'ın takdir ettiği o yıla ait rızık ve ecel gibi hususları indirirler."
şeklinde izah etmiştir.
Abdullah b. Abbas'tan nakledilen başka bir
kıraat şekline göre ise âyeti şu üç şekilde izah ettiği rivâyet edilmiştir..
Kadir gecesinde melekler ve Cebrâil,
rablerinin izniyle inerler. Karşılaştıkları her mü’min erkek ve kadına selam
verirler.
Taberi ikinci
kıraat şeklinin caiz olmadığını ve doğru olanın birinci
kıraat şekli ve izahı olduğunu söylemiştir.
O gece, şafak atıncaya kadar emniyetli ve selametli
bir gecedir.
Kadir gecesi, şafak vaktine kadar bütün serlerden uzak olan bir gecedir.
Katade bu âyeti "O gece şafak atıncaya kadar
tümüyle hayırlı bir gecedir." şeklinde İbn-i Zeyd
ise: "Onda hiçbir şer yoktur. O, tümüyle hayırlıdır." şeklinde, Abdurrahman b.
Ebi leyla ise: "Onda hiçbir olay meydana gelmez." şeklinde izah etmişlerdir.
Kadir gecesiyle ilgili olarak hadis kitaplarında şu hususlar zikredilmiştir:
a- Bu gecenin fazileti hakkında Peygamber
efendimiz bir hadis-i şerifinde
şöyle buyurmuştur:
"Kim, kadir gecesini, inanarak ve mükafaatım Allah’tan bekleyerek namazla
geçirirse, onun daha önceki günahları bağışlanmış olur.
Buhari, K.Leyletii'I-Kadr, bab: l Diğer bir
hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur:
"Size Ramazan geldi. O, mübarek bir ay'dır, Allah, o ayda oruç tutmayı size farz
kılmıştır. O ayda göklerin kapılan açılır, cehennemin kapılar kapatılır ve o
ayda şeytanların azgınları zincire vurulur. Onda öyle bir gece vardır ki, bin
aydan daha hayırlıdır. Kim o gecenin hayınndan mahrum kalırsa şüphesiz ki o
mahrum edilmiştir." Nesaî, K.es-Sıyam, bab: 5
b- Kadir gecesinin sadece Muhammed
ümmetine has olup olmadığı, meselesine gelince
İmam Malik, Hattabi, Râdi gibi âlimler kadir gecesinin sadece
Muhammed ümmetine has olduğunu,
Resûlüllah’ın, ümmetinin ömrünü kısa
bularak Allahü teâlâdan, Salih amel
işlemeleri için ömürlerinin uzatılmasını istediğini,
Allahü teâlânın da kadir gecesini vererek ümmetin amelini
çoğalttığını söylemişlerdir. Ancak tercih edilen görüşe göre kadir gecesi,
geçmiş ümmetlerde de var olan bir gecedir.
Ebû Mersed diyor ki:
"Ben, Ebû Zer el-Gifari'ye: "Sen Resûlüllah’a
kadir gecesini sormuş muydun?" dedim. Ebû Zer dedi ki: "Ben insanlardan bu
geceyi soruyordum. Sonra dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü sen kadir gecesini bana
anlat. O, Ramazan ayında mıdır yoksa başka bir ayda mıdır?"
Resûlüllah: "Ramazan ayındadır." buyurdu.
Dedim ki: "O gece Peygamberler yaşadığı sürece devam eder de peygamberler vefat
ettikten sonra kaldırıldı mı- Yoksa o, kıyamete kadar devam edecek midir?"
Resûlüllah: "O, kıyamete kadar devam
edecektir." buyurdu. Dedim ki: "O, Ramazanın neresindedir?"
Resûlüllah: "Siz onu Ramazanın ilk on
gününde yahut son on gününde arayın." dedi.
Resûlüllah daha sonra konuşmasına devam etti. Ben de onun
dalgınlığından istifade ederek dedim ki: "Hangi yirmi gününde?"
Resûlüllah: "Son on gününde arayın.
Bundan sonra benden bir şey sorma." dedi.
Resûlüllah yine konuşmasına devam etti. Bir şeyler söyledi. Ben yine
onun dalgınlığından istifade ederek dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, üzerinde
bulunan hakkım için sana yemin verdiririm ki onu mutlaka bana bildireceksin. O,
on günün hangisinde?" Bunun üzerine Resûlüllah
bana öyle bir kızdı ki, onunla arkadaşlık ettiğim süre içinde bana o şekilde
kızmamiştı. Sonra Resûlüllah: "Onu son
yedilerde arayın. Artık bundan sonra benden bir şey sorma." buyurdu.
Ahmed b. Hanbel,
Müsned, C.5, S.171
Bu hadis-i şeriften anlaşıldığı gibi
kadir gecesi bu ümmette bulunduğu gibi diğer ümmetlerde de mevcuttu. Bu gece,
Abdullah b. Mes'ud ve ona tabi olan bir kısım
Kûfeli âlimlerin iddia ettikleri gibi bütün aylarda olmayıp sadece Ramazan
ayındadır.
Yine bu hadisten anlaşılmaktadır ki kadir gecesi kaldırılmamıştır. Kıyamete
kadar bakidir. Bu itibarla bir kısım Şii âlimlerinin şu hadisi yanlış
yorumlayarak kadir gecesinin kaldırıldığını söylemeleri tutarsız bir iddiadır.
Ubade b. Sâmit diyor ki:
"Resûlüllah, kadir gecesinin ne zaman
oludğunu bildirmek için dışarı çıktı. O sırada müslümanlardan iki kişi
birbirleriyle tartışıyorlardı. Resûlüllah
buyurdu ki: "Ben, kadir gecesini size bildirmek için dışarı çıkmıştım. Fakat
falan ve filan tartıştılar. Gecenin bilgisi benden alındı. Belki de bu sizin
için daha hayırlıdır. Siz onu, dokuzuncu,
yedinci ve beşinci
günlerde arayın." Buhari, K. Leyletül Kadr, bab: 4
Hadisin son bölümünden de anlaşıldğı gibi buradaki "Kaldırıldı" ifadesinden
maksat "Gece kaldırıldı" demek değil, gecenin hangi günlerde olduğuna dair bilgi
kaldırıldı." demektir. Zira Resûlüllah
hadisin sonunda Kadir gecesinin, dokuzuncu,
yedinci ve beşinci
günlerde araştırılmasını emretmektedir. Şâyet Kadir gecesi kaldırılmış olsaydı
"Onu araştırın" demezdi.
o Kadir gecesinin Ramazan günlerinde yer değiştirip değiştirmediği,
İmam Malik,
Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye, Ebû Sevr, Ebubekir b. Huzey-me ve Ebû
Kılabe Kadir gecesinin Ramazanın son on gününde yer değiştirdiğini
söylemişlerdir. Nitekim Hazret-i Âişe
Resûlüllah’ın Kadir gecesi hakkında şöyle
buyurduğunu Rivâyet etmiştir:
"Siz, kadir gecesini, Ramazanın son on gününde araştırın."
Buhari, K. Leyletü'l-Kadr, bab: 4
Abdullah b. Abbas da
Resûlüllah’ın şöyle buyurduğunu Rivâyet
etmiştir: "Siz onu Ramazan ayının son on gününde arayın. Kadir gecesini
Ramazanın, geriye kalan dokuzuncu gününde
arayın. Yani yirmi birinci gününde arayın.
Geriye kalan beşinci gününde arayın. Yani yinni
beşinci gününde arayın."
Buhari, K. Leyletü’-Kadr, bab: 23
İmam Şafii ise Kadir gecesinin,
Ramazan ayının günleri içinde günden güne değişmediğini onun belli bir gününde
olduğunu söylemiştir. Yukarıda zikredilen Ubade b. es-Samit'in rivâyet ettiği
hadis bu görüşe dayanak olmaktadır,
d- Kadir gecesinin, Ramazanın hangi gününde olduğu meselesi:
Bu hususta âlimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir: Ebû Rezin'e göre kadir
gecesi Ramazanın birinci gecesidir.
Abdullah b. Mes'ud,
Hazret-i Ali, Zeyd b. Erkanı, Osman b. Ebil
Ass'dan nakledilen bir görüşe göre kadir gecesi Ramazanın on
yedinci gecesidir. Bu görüş,
İmam Şafii ve
Hasan-ı Basri'den nakledilmiştir.
Hazret-i Ali ve İbn-i Mes'ud'dan nekledilen
diğer bir "görüşe göre Kadir gecesi Ramazan ayının on
dokuzuncu gecesidir.
Ebû Said el-Hudri'den nakledilen şu hadise dayanılarak Kadir gecesinin,
Ramazanın yinni birinci gününde olduğu
söylenmiştir. Ebû Said diyor ki: "Biz, Resûlüllah
ile birlikte Ramazanın orta on gününde itikafa girdik.
Resûlüllah, yirminci günün sabahında
itikattan çıktı. Bize bir hutbe okudu ve buyurdu ki: "Bana kadir gecesi
gösterilmişti. Sonra unutturuldu. Siz onu son on günün tek günlerinde arayın.
Yine bana, suyun ve çamurun üzerine secde ettiğim gösterilmisti. Kim,
Resûlüllah ile birlikte itikafa girmiş
idiyse tekrar itikâfma dönsün." Ebû Said yine diyor-ki: "Tekrar itikafa girdik.
O sırada gökte ufak bir bulut parçası dahi yoktu. Sonra bir bulut geldi. Yağmur
yağdı, mescidin tavam aktı. Mescidin çatsı hurma dallarındandi. Kamet getirildi.
Ben Resûlüllah’ın su ve çamurlar
içerisine secde ettiğini gördüm. Öyle ki onun alnında çamur izleri gördüm."
Buhari, K, Leyletü’l-Kadr, bab: 2
Bir kısım âlimler, Abdullah b. Uneys'in şu Rivâyetine dayanarak kadir gecesinin
Ramazanın yinni üçüncü gecesi olduğunu
söylemişlerdir. Abdullah b. Üneys, Resûlüllah’ın
şöyle buyurduğunu Rivâyet ediyor:
"Bana kadir gecesi gösterildi. Sonra unutturuldu. Bana kadir gecesinin sabahı da
gösterildi. O günün sabahında ben, su ve çamur içine secde ediyordum." Abdullah
b. Üneys diyor ki: "Ramazanın yinni üçüncü
gecesinde yağmur yağdı. Resûlüllah
bize namaz kıldırdı. Namazı bitirdiğinde su ve çamurun izleri alnında ve
burnunda görülüyordu." Müslim, K.es-Sıyam, bab: 218,
Hadis no: 1168
Abdullah b. Mes'ud,
Abdullah b. Abbas, Cabir,
Hasan-ı Basri,
Katade ve Abdullah b. Vehb'den nakledilen başka bir görüşe göre Kadir
gecesi, Ramazanın yirmi dördüncü
gecesidir.
Buhari'nin Abdullah b. Abbas'tan naklettiği,
yukarıda zikredilen şu hadise dayanılarak Kadir gecesinin. Ramazanın yinni
beşinci gecesi olduğu söylenmiştir.
"Siz, kadir gecesini, Ramazanın son on günüde arayın. Onu, geriye kalan
dokuzuncu günde,
yedinci günde ve beşinci günde arayın. Buhari,
K.Leyletü’l,Kadr, bab: 3
Übey b. Ka'b'ın
Resûlüllahtan rivâyet ettiği şu
hadis-i şerife dayandarak da kadir
gecesinin, Ramazan ayının yirmi beşinci gecesi
olduğu söylenmiştir. Zir b. Hubeyş diyor ki:
"Ben, Übey b. Kâ'b'a sordum ve dedim ki:
"Kardeşin İbn-i Mes'ud diyor ki: "Kim, bir yılı ibadetle ihya ederse işte o
kimse kadir gecesini bulmuş olur." Übey dedi ki: "Allah ona rahmet etsin. O,
insanların tembellik etmemelerini istiyor. Şüphesiz ki o, kadir gecesinin
Ramazan ayında olduğunu, Ramazanın son on gününde olduğunu ve yirmi
yedinci gecesi olduğunu biliyor." Sonra Übey,
kati olarak yemin etti ki, kadir gecesi Ramazanın yirmi
yedinci gecesidir." Ben de dedim ki: "Ey Ebû Münzir, sen neye dayanarak
bunu söylüyorsun?" Übey dedi ki: "Alâmetlere dayanarak veYa Resûlallah’ın
bize bildirdiği şu işarete dayanarak." Resûlüllah
buyurdu ki: "Kadir gecesinin sabahında güneş ışınsız olarak beyaz bir şekilde
doğar." Müslim K. es-Siyam, bab: 220, Hadis No: 9 762
Ahmed b. Hanbel ve
Ebû Hanife'nin de bu görüşü tercih
ettikleri Rivâyet edilmektedir.
Ubade b. es-Samit'in rivâyet ettiği şu hadise dayanılarak, kadir gecesinin
Ramazanın yirmi dokuzuncu veya son günü olduğunu
söyleyenler de vardır.
Ubade b. es-Samit diyor ki:
"Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, sen kadir gecesini bana bildir."
Resûlüllah buyurdu ki: "O, ramazan
ayındadır, Siz onu son on günde arayın. O, tek günlerdedir. Yirmi birinde veya
yirmi üçünde yahut yirmi beşinde veya yirmi yedisinde yahut yirmi dokuzunda
yahut da son gecesindedir. Kim kadir gecesini, inanarak ve mükafaatını Allah’tan
bekleyerek ibadetle geçirecek olursa onun geçmiş ve gelecek günahları
affedilir." Ahmed b. Hanbel,
Müsned, c.5, S.321
e- Kadir gecesinde okunması tavsiye edilen dua:
Hazret-i Âişe
(radıyallahü anhâ) diyor ki:
"Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek
olursam o gecede ne diyeyim?" Resûlüllah
buyurdu ki: " Ey Allah’ım, şüphesiz ki sen çok effedensin, çok ikram sahibisin,
affetmeyi seversin. O halde beni affet." de.. Tirmizi,
K.ed-Da’vat, bab: 85, Hadis no: 3513 /İbn-i Mace, K.ed-Dua, bab: 5, Hadis no:
3805 / Ahmed b. Hanbel,
Müsned, c.6, S. 17.1
Beyyine sûresi sekiz âyettir ve Medine'de nazil olmuştur. Enes
(radıyallahü anh) diyor ki:
"Resûlüllah, Übey b. Ka'b'a şöyle
buyurdu: "Allah, sana Kur'an okumamı emretti." Übey dedi ki: "Benim ismimi Allah
mı sana söyledi?" Resûlüllah da
cevaben dedi ki: "Senin ismini Allah söyledi." Bunun üzerine Übey ağlamaya
başladı.
Katade diyor ki: "Bana bildirildiğine göre
Resûlüllah, Übey'e suresini okudu.
Buhari, K. Tefsir el-Kur'an, Sûre: 98 / Müslim, K.
Fadail es-Satıahe, bab: 121, 122, Hadis no: 799 /Tirmizi, K.el-Menakıb, bab: 33,
Hadis no; 3792
Resûlüllah’ın Übey'e Beyyine suresini
okuması, onun bilgilerini sağlamlaştırmak, imanını kuvvetlendirmek ve ona, gelen
âyetleri tebliğ etmek içindir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle.
Kitap ehlinden ve müşriklerden iman etmeyenler,
kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi.
Mücahid, Katade
ve İbn-i Zeyd bu
âyet-i kerime’yi, mealde
zikredildiği şekilde izah etmişlerdir. Diğer bir
kısım âlimler ise bu âyeti şöyle izah etmişlerdir: "Müşrik olan ehl-i
kitap, Muhammed, peygamber olarak
gönderilinceye kadar kitaplarında Muhammed'e
ait olan sıfatları terketmiş değillerdi. Fakat o, Peygamber olarak gönderilince
onun hakkında ayrılığa düştüler."
Taberi, âyetin manasının şu şekilde
olduğunu söylemenin daha isabetli olacağını bildirmiştir: "Kendilerine kitap
verilenler ve müşrikler, Muhammed
onlara peygamber olarak gönderilip apaçık bir delil olarak ortaya çıkıncaya
kadar onlar Muhammed hakkında ayrılığa düşmüş değillerdi."
Bu delil, tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından
gönderilmiş bir Peygamberdir.
O sayfalarda en doğru hükümler vardır.
Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık
delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Ehl-i kitaptan kâfir olanlara ve müşriklere gönderilen bu delil. Allah'ın
peygamberi olan Muhammed'dir. O
peygamber onlara, batıldan arınmış olan tertemiz sahifleri okur. O sahifelerde,
içinde hata bulunmayan dosdoğru hükümler vardır. Kendilerine kitap verilen
Yahudi ve Hristiyanlar, Muhammed
hakkında kendilerine apaçık deliller gelinceye kadar
Muhammed'in peygamberliği hususunda
ihtilafa düşmemişlerdi.
Halbuki onlar, dini sadece Allah’a tahsis ederek,
hakka eğilerek, ancak Allah’a ibadet etmekle, anmazı kılmakla ve zekat vermekle
emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.
Halbuki Allah, ehl-i kitaptan Yahudi ve Hristiyanlara, sadece kendine itaat
ederek, herhangi bir şeyi ortak koşmayarak, Hanif dinine mensup olarak kulluk
etmelerini, namazı kılmalarını ve zekatı vermelerini emretmiştir. İşte ehl-i
kitap ve müşriklere, uymaları emredilen doğru din budur.
Şüphesiz ki kitap ehli ve müşriklerden iman etmeyenler
cehennemin ateşindedirler. Orada devamlı olarak kalacaklardır. İşte bunlar,
yaratılanların en kötüsüdür.
Şüphesiz ki ehl-i kitap olan Yahudi ve Hristiyanlardan ve müşriklerden, Allah’ı
ve peygamberini inkâr edenler cehennem ateşine girecekler ve oradan bir daha
çıkamayıp ebedi olarak kalacaklardır. Kitap ehlinin kafirleriyle müşrikler,
Allah'ın yarattığı mahlukatin en kötüleridir.
İman edenler ve salih amel işleyenlere gelince işte
onlar, yaratılanların en hayırlılarıdır.
Onların, rableri nezdindeki mükafaatı, ağaçları
altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır.
Allah onlardan razı oldu. Onlar da Allah’tan razı oldular. İşte bu mükafaat,
rabbinden korkan içindir.
Allah’a ve peygamberi Muhammed'e iman
edenler, sadece Allah’a kulluk edip, Hanif dinine uyup, namazlarım kılarak,
zekatlarını vererek salih ameller işleyenler ise işte onlar, yaratılanların en
hayırlılarıdır. İman edip salih amel işleyenlerin, kıyamet gününde rableri
katındaki mükafaatlan, ağaçlarının altında ırmaklar akan, devamlı ikametgahları
olan cennetlerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklar ve ölmeyeceklerdir.
Onların, dünyada iken Allah’a itaat etmeleri ve Allah'ın cezalandırmasından
kurtulmak için iyi amel işlemeleri sebebiyle Allah onlardan razı olmuştur. Onlar
da Allah’tan, ahirette kendilerine vereceği mü-kafaatlardan dolayı razı
olacaklardır.
|