Rahmân ve Rahîm Allah'ın İsmi ile Müfessirlerin çoğunun görüşüne göre Medine'de inmiştir. Bunu es-Sa'lebi zikretmiştir. el-Maverdi ise bunun aksini nakletmektedir. Derim ki:ed-Dahhak'ın görüşü ileİbn Abbâs'ın iki görüşünden birisine göre bu sûre Medine'de inmiştir. el-Vâkıdi'nin naklettiğine göre Medine'de inmiş ilk sûre budur. Beş âyettir. 1Doğrusu, Biz, onu Kadr gecesinde indirdik. "Doğrusu, Biz, onu" yani Kur'ân'ı "...indirdik." Her ne kadar bu sûrede henüz Kur'ân-ı Kerîm'den sözedilmemiş ise de mananın böyle olduğu bilinen bir husustur. Kur'ân’ın tamamı da zaten tek bir sûre gibidir. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: "O Ramazan ayı ki Kur'ân onda indirilmiştir." (el-Bakara, 2/185) Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır; "Hâ, Mim. Apaçık kitaba yemin olsun, ki şüphesiz Biz onu mübarek bir gecede indirdik." (ed-Duhan, 44/1-3) Bu âyette "mübarek gece"den kasıt, Kadir gecesidir. en-Nehaî dedi ki: Biz, Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirmeye başladık, demektir. Bir görüşe göreCebrâîl (aleyhisselâm) Kur'ân'ı bir defada, toptan, Kadir gecesinde Levh-i Mahfuzdan dünya semasınadaki Beytu’l-Izze'ye: indirmiştir.Cebrâîl, Kur'ân'ı yazıcı meleklere yazdırmış, daha sonra da Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem)'a kısım kısım indirmeye devam etmiştir. Kur'ân'ın ilk nazil olmaya haşlaması ile son nazil olun buyrukları arasında yirmiüç yıllık bir zaman geçmiştir. Bu açıklamayıİbn Abbâs yapmıştır. Daha önceden el-Bakara Sûresi'nde (2/185. âyet, 8. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. el-Maverdi'nin naklettiğine göre, İbn Abbâs şöyle demiştir: Kur'ân Ramazan ayında. Kadir gecesinde, mübarek bir gecede, Allah tarafından bir defada, Levh-i Mahfuzdan dünya semasındaki yazıcı, şerefli meleklere indirilmiş, daha sonra yazıcı, şerefli melekler yirmi senelik bir zaman süresinde bunu peyderpey Cebrâîl'e bildirmiş,Cebrâîl de bunu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a yirmi yıl süre içerisinde kısım kısım bildirmiştir, İbnu’l Arabî dedi ki: "Ancak bu açıklama batıldır. Çünkü Cebrâîl ile Allah arasında ayrıca bir vasıta olmadığı gibi, Cebrâîl ile Muhammed -ikisine de selâm olsun- arasında bir vasıta yoktur." "Kadir gecesinde", Mücahid, hüküm gecesinde diye açıklamıştır. "Kadir gecesini sana ne bildirdi?"Yine Mücahid, hüküm gecesini, diye açıklamıştır. Takdir gecesi demektir. Ona bu ismin veriliş sebebi yüce Allah'ın bu gecede gelecek sene aynı geceye kadar kendi emrinden olan ölüm, ecel, rızık ve daha başka hususları dilediği şekilde takdir buyurmayıdır. Sonra bunu isleri çekip çeviren meleklere teslim eder. Bunlar dört melektir: İsrafil, Mikail, Azrail veCebrâîl (hepsine selâm olsun). İbn Abbâs'tan şöyle dediği nakledilmiştir: Ummu'l-Kitab (Ana kitab)'da sene içinde meydana gelecek rızık, yağmur, hayat, ölüm ve hacca gidecekler dahil herşey yazılır. İkrime dedi ki: Kadir gecesinden, Allah evini haccedeceklerin kendi isimleri ve babalarının isimleri yazılır. Onlardan hiçbirisi dışarıda bırakılmaz ve onlara hiç kimse de ilave edilmez. Said b. Cübeyr de böyle demiştir. Bu anlamdaki açıklamalar, daha Önceden ed-Duhan Sûresi'nin baştaraflarında(44/1-4. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Yine İbn Abbâs'tan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Yüce Allah, Şabanın yarısına rastlayan gecede meydana gelecek olaylara dair kaza ve hükümlerini takdir buyurur ve bunları Kadir gecesinde ilgililerine teslim eder. Bu geceye Kadir gecesi deniliş sebebi; azameti, kadri ve şerefi dolayısıyla olduğu söylenmiştir. Filan kişinin şerefi ve üstün bir mevkii vardır, anlamında "filanın kadri vardır" şeklindeki (Arapların) tabirlerinden alınmıştır. Bu açıklamayıez-Zühri ve başkaları yapmıştır. Bu geceye bu ismin veriliş sebebinin, bu gecede yapılan itaatlerin pek büyük bir kadri ve pek çok sevab ve mükâfatı olduğu da söylenmiştir. Ebû Bekr el-Verrak dedi ki: Bu geceye bu ismin veriliş sebebi şudur: Herhangi bir değeri ve önemi olmayan bir kimse bu geceyi ihya edecek olursa üstün bir değer ve öneme sahib olur. Bir diğer açıklamaya göre bu ismin veriliş sebebi, bu gecede üstün kadri (değeri) bulunan bir Kitabın yine üstün bir kadri bulunan bir rasûle, üstün bir kadri olan bir millete indirilmesidir. Bir diğer görüşe göre; sebeb, bu gecede oldukça kadri yüksek ve önemli meleklerin inmesidir. Bir başka açıklamaya göre; yüce Allah'ın bu gecede hayırı, bereketi ve mağfireti indirmesidir. Sehl dedi ki: Bu geceye bu ismin veriliş sebebi, yüce Allah'ın bu gecede mü’minlere rahmetini takdir buyurmuş olmasıdır. el-Halil dedi ki: Çünkü bu gecede yeryüzü meleklere dar gelir. Yüce Allah'ın: "Riski kendisine daraltılan kimse de..." (et-Talâk, 65/7) âyetinde ("daraltılan" anlamı verilen kelime ile aynı kökten) gelmesi gibi. 2Kadir gecesini sana ne bildirdi? Âyetin tefsiri için bak:3 3Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. el-Ferrâ' dedi ki: Kur'ân-ı Kerîm'de nerede: "Sana ne bildirdi" âyeti geçmişse yüce Allah bunu Peygamberine bildirmiştir. Nerede "sen nereden bileceksin" diye buyurulmuş ise, bu husus ona bildirilmemiştir. Süfyan da böyle demiştir. Bu husus daha önceden de (el-İnfitâr, 82/17; et-Târık, 86/2; el-Beled, 90/13. âyetlerin tefsirinde de) geçmiş bulunmaktadır. "Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır" âyeti ile bu gecenin fazilet ve büyüklüğünü açıklamaktadır. Zamanın fazileti, o zaman içerisinde pekçok faziletli olayların meydana gelmesi sebebi iledir. Bu gecede, benzeri bin ayda bulunmayan pekçok hayır paylaştırılır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Müfessirlerin bir çoğu da şöyle demiştir:Yani bu gecede yapılan amel, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılacak amelden daha hayırlıdır. Ebu’l-Âliyye dedi ki: Kadir gecesi, kendisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. "Bin ay" ile yüce Allah'ın zamanın tümünü kastettiği de söylenmiştir. Çünkü Araplar bin sayısını eşya ile ilgili en ileri nokta hakkında kullanırlar. Nitekim yüce Allah: "Onlardan herbiri kendisine bin yıl Ömür verilsin ister." (el-Bakara, 2/96) diye buyurmaktadır ki, bundan kasıt zaman boyunca...dır. Denildiğine göre, geçmiş dönemde âbid kişiye, Allah'a bin ay yani seksenüç yıl,dört ay süreyle ibadet etmediği sürece âbid denilmezdi. Yüce Allah,Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetine bir gece ibadet etmeyi, geçmiş kavimlerin ibadetlerle geçirdikleri bin aydan daha hayırlı kılmıştır. Ebû Bekr el-Verrak dedi ki: Süleyman'ın hükümdarlık süresi beşyüz ay, Zülkarneyn'in de hükümdarlık süresi beşyüz ay idi. Her ikisinin hükümdarlık süresi bin ay eder. Yüce Allah, bu geceye erişebilen kimse için işleyeceği ameli bu iki büyük hükümdarın hükümdarlıklarından daha hayırlı kılmıştır. İbn Mes’ûd dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) İsrailoğulları arasından Allah yolunda silahlı olarak bin ay cihad eden bir adamdan sözetti. Müslümanlar bu işe hayret ettiler, özendiler. Bunun üzerine: "Doğrusu Biz onu kadir gecesinde indirdik... Kadir gecesi" bu şahsın Allah yolunda silah kuşandığı "bin aydan daha hayırlıdır. " Beyhaki, es-Sunenü'l-Kübrâ, IV, 306; İbn Kesîr, Tefsir, IV, 531 -her ikisi de Miirahid'den mürsel olarak.- Buna yakın bir açıklama İbn Abbâs'dan da nakledilmiştir. Vehb b. Münebbih dedi ki: Bu kişi müslüman idi. Annesi onu Allah'a adamıştı. Kendisi putlara tapınan bir topluluk kasabasından idi. O kasabaya yakın bir yerde yerleşmişti. Tek başına onlara karşı cihad etmeye koyuldu. Onların kimilerini öldürüyor, kimilerini esir alıyor ve cihadını devam ettiriyordu. Onlarla bir devenin iki çene kemiği ile karşılaşırdı. Onlarla çarpışıp susayacak oldu mu bu iki çene kemiğinden tatlı tuplu bir su fışkırırdı, o sudan içerdi. Bu şahsa pek büyük bir güç verilmişti. Demir (silah)ya da başka bir şey ona acı ve ıştırab vermezdi. Bu şahsın ismi Şemsun idi. Ka'b el-Ahbar dedi ki: Bu İsrailoğulları arasında bir kraldı. O tek bir iş yaptı. Yüce Allah, onların dönemindeki Peygambere: Filana dilekte bulunmasını söyle! diye vahyetti. O da şöyle dedi: Rabbim malımla, evladımla ve canımla cihad etmek istiyorum. Yüce Allah ona bin çocuk verdi. Bu çocuklardan herhangi birisini gidecek bir askeri birlik arasında kendi malından silahlandırır, donatırdı ve Allah yolunda cihad eden bir mücahid olarak çıkartırdı. Bu çocuğu bir ay cihadda kalır ve öldürülürdü. Daha sonra bir başka askeri birlik arasında bir başka çotuğunu donatırdı. Herbir çocuğu bir ay zarfında öldürülürdü. Bununla birlikte hükümdar geceleri namaz kılmaya, gündüzleri oruç tutmaya devam ediyordu. Bin aylık bir zaman içerisinde bin çocuğu öldürüldü. Sonra kendisi öne geçti, o da savaştı ve öldürüldü. İnsanlar: Hiç kimse bu hükümdarın ulaştığı mertebeye erişemez, dediler. Bunun üzerine yüce Allah: "Kadir gecesi" bu hükümdarın geceleri namazla, gündüzleri oruçla geçirdiği, malıyla, canıyla, çocuklarıyla, Allah yolunda cihad ettiği "bin aydan daha hayırlıdır" âyetini indirdi. Ali veUrve dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) İsrailoğullarından dört kişiyi sözkonusu etti. "Bunlar Allah'a seksen yıl ibadet ettiler. Göz açıp kapayacak bir süre dahi O'na isyan etmediler." dedi. Eyyub, Zekeriya, yaşlı kadının oğlu Hazkiyel ve Yuşa b. Nün'un isimlerini verdi. Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ashabı buna hayran kaldılar. Ona Cebrâîl gelerek şöyle dedi: Ey Muhammed! Senin ümmetin bu kimselerin seksen yıl süre ile Allah'a ibadet edip, bir göz açıp kırpacak bir vakit kadar dahi Allah'a isyan etmemiş olmalarına hayret ettiler. Allah, senin üzerine bundan daha hayırlısını indirdi, deyip; "Doğrusu Biz onu Kadir gecesinde indirdik" (1. âyet) âyetini okudu. Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem) buna çok sevindi. Mâlik,Muvatta’da İbnu'l-Kasım ve başkalarından gelen rivâyet yoluyla şöyle demektedir: Kendisine güvendiğim kişi(ler)i şöyle derken dinledim: Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem)'a kendisinden önceki ümmetlerin ömürleri gösterildi. Uzun Ömürleri boyunca başkalarının eriştiklerinin benzerine amel itibariyle ulaşamayacaktan mülahazasıyla ümmetinin(fertlerinin) ömürlerini kısa bulur gibi oldu.Yüce Allah ona Kadir gecesini verdi ve onu bin aydan daha hayırlı kıldı. Muvatta’, I, 321 Tirmizi'de,el-Hasen b. Ali (radıyallahü anhüma)'dan gelen rivâyete göre; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a minberinin üzerinde Umeyyeoğulları(nın hali) kendisine gösterildi. Bundan hoşlanmadı. Bunun üzerine: "Şüphe yok ki Biz sana Kevseri verdik." (el-Kevser, 108/1) âyeti nazil oldu ki; bununla cennetteki bir nehri kastetmektedir. Yine; "Doğrusu Biz onu kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesini sana ne bildirdi? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır."(sûresi) nazil oldu. Senden sonra bu sûrede Umeyyeoğulları hükümdarlık yapacaklardır. el-Kasım b. el-Fadl el-Huddani dedi ki: Biz onların hükümdarlıklarını saydık, bin ay olduğunu gördük. Bir gün fazla, bir gün eksik değil. (Tirmizi) dedi ki: (Bu) garib bir hadistir Tirmizi, V, 444. 4Onda, melekler ve ruh Rabblerinin izniyle herbir iş için iner de iner. "Onda, melekler... inerde iner." Semalarının hepsinden ve Sidretu’l-Müntehâ'dan melekler aşağıya iner.Cibril'in kaldığı yer de uranın ortasıdır. Melekler yere inerler, tan yeri ağarmasına kadar insanların yaptıkları dualara amin derler. İşte yüce Allah'ın: "Onda, melekler... iner de iner"âyeti bunu anlatmaktadır. "Ve ruh Rabblerinin İzni ile..."Kasıt, Cebrâîl(aleyhisselâm)'dır.el-Kuşeyri'nin naklettiğine göre "ruh" meleklerden bir sınıftır. Bunlar diğarlerinin koruyucuları olarak yaratılmışlardır. Bizim melekleri görmediğimiz gibi, melekler de bunları görmezler. Mukâtil dedi ki: Bunlar meleklerin en şereflileri ve yüce Allah'a en yakınlarıdır. Bunların meleklerin dışında Allah'ın ordularından bir ordu olduğu da, söylenmiştir. Bu açıklamayı Mücahid,İbn Abbâs'tan (Peygamber efendimize) merfû' bir rivâyet olarak naklelmiştir. Bunu el-Maverdi, zikretmiştir. el-Kuşeyri'nin naklettiğine göre, bunların Allah'ın yarattıklarından bir çeşit olduğu söylenmiştir. Bunlar yemek yerler, elleri ve ayakları vardır, melek değillerdir, "Rûh”un tek başına bir saf olarak duracak büyük bir yaratık olduğu ve diğer bütün meleklerin tek bir saf teşkil edecekleri de söylenmiştir. "Rûh'un, Cebrâîl(aleyhisselâm)ın bu gecede, bu gecenin ahalisi üzerine sair meleklerle birlikte indirdiği rahmet olduğu da söylenmiştir. Bunun delili: "O, kendi emri ile kullarından dilediği kimseler üzerine ruhu indirir." (en-Nahl, 16/2) âyeti olup rahmeti indirir, demektir. "Onda" Kadir gecesinde "Rabblerinin izni"yani emri "ile herbir iş için iner de iner." Yüce Allah'ın takdir edip, bu seneden gelecek seneye kadar hükme bağladığı verilen herbir emir ile iner demektir. Bu açıklamayı İbn Abbâs yapmıştır. Yüce Allah'ın: "Allah'ın emri ile onu gözetleyecek izleyicileri vardır" (er-Ra'd, 13/11) âyetinde olduğu gibi ki, burada Allah'ın emri ile... demektir "İner de iner" anlamındaki âyet genel olarak "te" harfi üstün olarak; diye okumuşlardır. Ancak el-Bezzî te'yi de şeddeli okumuştur. Talha b. Mûsarrif ile İbn es-Semeyka meçhul bir fiil olarak “te”harfini öterli okumuştur(“indirlir de indirilir”anlamına gelir.) 5Bunun, meleklerin bu gecede biribirlerine selâm vermeleri anlamında olduğu da söylenmiştir. Katade dedi ki: "O... bir selâmdır." O bir hayırdır. "Tanyeri ağarıncaya" tan yerinin doğuşuna "kadar" demektir. el-Kisâi ve İbn Muhaysın "ağarınca" anlamındaki lâfzı "lanı" harfi kesreli alarak; diye; diğerleri ise üstün olarak okumuşlardır. Üstün ve esreli okuyuş mastarın iki ayrı söyleyişidir, "Fe'ale, yef’ulu" kalıbında gelen fiillerde(bu harfin) üstün okunuşu esastır. "Maktel ve mahreç" kelimelerinde olduğu gibi. Kesreli okunuşu ise kıyastan istisna kabul edilen kelimeler için sözkonusudur. "Meşrik, mağrib, menbit, meşkin, mensik, mahşir, maskit ve meczir" kelimelerinde olduğu gibi. Bütün bunların hepsinde hem üstün, hem de kesreli okuyuş nakledilmiştir ki; bu halde bundan kasıt isim değil, mastar olur. Burada üç husustan sözetmek gerekmektedir: 1- Kadir Gecesinin Tayini: Kadir gecesinin muayyen olarak hangisi olduğu hususunda ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Büyük çoğunluğunun kabul ettiği görüşe göre, Kadir gecesi yirmîyedinci gecedir. Çünkü Zirr b. Hubeyş'in rivâyet etüği hadise göre, o şöyle demiştir: Ben Ubeyy b. Ka'b'a dedim ki: Kardeşin Abdullah b. Mesud şöyle der: Kim bir sene boyunca (geceleri) namaz kılarsa, Kadir gecesine rastlar. Ubeyy b. Ka'b dedi ki: Allah Ebû Abdurrahman'a mağfiret buyursun. O bu gecenin ramazanın son on gününde olduğunu ve bunun yirmiyedinci gece olduğunu biliyor. Fakat o, insanların buna bel bağlamamasını istemiştir. Daha sonra da kat'i bir şekilde yemin ederek: O gecenin yirmiyedinci gece olduğunu ifade etmiştir. Ben ona: Ey Ebû’l-Münzir(Ubeyy b. Ka'b’ın künyesidir) neye dayanarak bunu söylüyorsun? dedim. Şöyle dedi: Bunu Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın bize haber verdiği delile dayanarak -yahutta bildirdiği alamete göre- haber veriyorum ki; o gün güneş (gözleri kamaştıracak kadar) bir parıltısı olmaksızın doğar. Tirmizî dedi ki: Bu, hasen, sahih bir hadistir. Bu hadisi Müslim de rivâyet etmiştir. Tirmizî, 111, 160, V, 445; Müslim, II, 828;Ebû Davud, 11, 51;Müsned, V, 130. Bu gecenin senenin diğer ayları bir tarafa yalnızca Ramazan ayında olduğu da söylenmiştir. Bu Ebû Hüreyre ve başkalarının görüşüdür. Bir diğer görüşe göre, Kadir gecesi, bütün senededir. Buna göre bir kimse hanımını boşamayı ya da kölesini azad etmeyi Kadir gecesine bağlı olarak, verecek olursa yemin ettiği günden itibaren tam bir sene geçmedikçe hanımı ondan boş olmaz, kölesi de hürriyetine kavuşmuş olmaz. Çünkü şüphe ile boşamanın gerçekleştirilmesi câiz olmaz. Kadir gecesinin belli bir vakte tahsisi de sabit olmamıştır. O halde tam bir sene geçmedikçe boşamanın gerçekleşmemesi gerekir. Kölenin azad edilmesi de öyledir. Buna benzer yemin ve başka hususlar da aynı hükümdedir. Zatenİbn Mes’ûd da: Kim bütün sene(gecelerin)i ihya ederse, kadir gecesini isabet ettirir, demiştir. Bu husus İbn Ömer'e ulaşınca şöyle demiştir: Allah Abdu'r-Rahmân'ın babasına(Abdullah b. Mesud'un künyesi) rahmet buyursun. O kadir gecesinin ramazan ayının son on gününde olduğunu bilmeyen birisi değildir. Fakat o insanların buna bel bağlamalarım istememiştir. Ebû Hanife de Kadir gecesinin senenin tümünde gizli olduğu görüşünü benimsemiştir. Ondan şöyle dediği de nakledilmiştir: Bu gece kaldırılmış bulunmaktadır. Bu gece sadece bir defa olmuş ve bitmiştir. Ancak doğrusu bu gecenin kalmaya devam ettiğidir. Yine İbn Mes’ûd’dan rivâyet edildiğine göre, Kadir gecesi eğer bu sene herhangi bir günde ise, gelecek sene bir başka gündedir. Ancak Cumhûrun kanaatine göre Kadir gecesi her senenin Ramazan ayındadır. Diğer taraftan Kadir gecesinin Ramazan ayının ilk gecesi olduğu da söylenmiştir. Bu, Ebû Rezîn el-Ukaylî'nin görüşüdür. el-Hasen, İbn İshak ve Abdullah b. ez-Zübeyr: O Ramazanın onyedinci gecesidir. Sabahında Bedir gazvesinin gerçekleştiği gece de odur, demişlerdir. Onlar bu kanaate yüce Allah'ın: "Eğer Allah'a, Furkan günü olan o iki ordunun birbirleriyle karşılaştıkları günde kulumuza indirdiğimize inanmışsanız..." (el-Enfal, 8/41) âyetinden hareketle varmış gibi görünüyorlar. Bu da onyedinci gece(nin gündüzü) olmuştu. Kadir gecesinin ondokuzuncu gece olduğu da söylenmiştir. Ancak sahih ve meşhur olan Kadir gecesinin Ramazanın son on gecesinde olduğudur. Malik, Şâfiî,Evzaî, Ebû Sevr ve Ahmed'in görüşü budur. Bir başka kesimin kanaatine göre Kadir gecesi yirmi birinci gecedir. Şâfiî (radıyallahü anh) da bu görüşe meyletmiş bulunmaktadır. Buna sebeb iseEbû Said el-Hudrî'nin rivâyet ettiği Malik ve başkalarının da kitablarında kaydettiği su ve çamurdan sözeden Hadîs-i şerifidir. Kadir gecesinin yirmiüçüncü gece olduğu da söylenmiştir. Çünkü İbn Ömer'in rivâyet ettiğine göre, bir adam şöyle demiş: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben Kadir gecesini Ramazanın bitimine yedi gece kalmış olan gecede gördüm. Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:"Bu (Kadir gecesinin) yirmiüçüncü geceye rastlayan bir rüya görmüş (Kadir gecesini görmüş, idrak etmiş) bulunmakladır. Her kim bu ayda belli bir geceyi namazla geçirmek isterse, yirmiüçüncü geceyi ihya etsin."Az lâfız farkıyla:Buhâri, II, 709;Müslim, II, 822; Mutvatta, I, 321;Müsned, 11. 5. 8. Ma'mer dedi ki; Eyyub yirmiüçüncü gece gusleder ve hoş kokular sürünürdü. ' Müslim'in Sahih’inde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan söyle dediği rivâyet edilmektedir: "Ben rüyada kendimi Kadir gecesinin sabahında su ve çamur içinde secde ederken gördüm." Abdullah b. Uneys dedi ki: Ben onu yirmiüçüncü gecenin sabahında su ve çamur arasında Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem)'ı haber verdiği şekilde gördüm, demiştir. Müslim, II, K27; Müsned, İli, İ9İ. Kadir gecesinin Ramazanın yirmibeşinci gecesi olduğu da söylenmiştir. Çünkü Ebû Said el-Hudri'nın rivâyet ettiği hadise göre Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Siz o geceyi son on gecede, dokuz gecede, yedi gecede, beşinci gecede arayınız."Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştirBuhâri, II, 711;Ebû Davud, 11, 52;Müsned, 1, 231. Malik dedi ki: Dokuzuncu gece ile kastettiği (ayın) yirmibırinci gecesi, yedincisi ile kastettiği (ayın) yirmiüçüncü gecesi, beşinci gece ile kastettiği (ayın) yirmibeşinci gecesidir. Yirmiyedinci gece olduğu da söylenmiştir ki, bunun delili daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Bu Ali (radıyallahü anh), Âişe, Muaviye veUbeyy b. Ka'b'ın görüşüdür. İbn Ömer'in rivâyetine göre Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kim Kadir gecesini araştıracak olursa, onu yirmiyedinci gecede araştırsın."Müsned, II, 27; Tayalisi, 1, 257; Heysemî, Mecma', 111, 176 -ravilerinin sahih ricali oldukları kaydıyla.- Ubeyy b. Ka'b dedi ki: Ben Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem)'ı şöyle buyururken dinledim: "Kadir gecesi yirmiyedinci gecedir." Müsned, V, 132 -Üheyy'in sözü olarak Ebû Bekr el-Vernik dedi ki: Yüce Allah bu ayın -yani Ramazan ayının- gecelerini bu sûrenin kelimelerine taksim etmiştir. Yirmiyedinci kelimeye ulaşınca ona işaret ederek "o" diye buyurmuştur. Aynı şekilde Kadir gecesi üç defa zikredilmiştir ve dokuz harftir. Bunların toplamı da yirmiyedi etmektedir. Kadir gecesinin yirmidokuzuncu gece olduğu da söylenmiştir. Çünkü Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "Kadir gecesi yirmidokuzuncu -yahut yirmiyedinci- gecedir. Meleklerin bu gece sayısı çakıl taneleri kadardır,” Müsned, 11- 519; Tayalisi, 1, 332. Kadir gecesinin çift sayılı gecelerde olduğu da söylenmiştir. el-Hasen dedi ki: Ben "yirmidördüncü gece(nin sabahı) güneşi yirmi yıl süreyle gözetledim. Gördüm ki güneş (kamaştırıcı) ışığı bulunmayan beyaz bir şekilde doğuyordu. Bununla o gecedeki nurların çokluğundan dolayı güneşin böyle olduğunu kastetmektedir Kadir gecesinin bütün sene itinde gizli olduğu da söylenmiştir. Böylelikle kişi bütün geceleri ihya etmek için gayret göstersin. Allah'ın, bu geceyi Ramazan ayının tümünde gizlediği de söylenmiştir. Böylelikle Ramazan ayı boyunca onu idrak etmek ümidiyle bütün geceler çukça amel ve ibadete yönelsinler. Tıpkı diğer namazlar arasında orta namazı, Esma-i Hüsna'sı arasında İsm-i Azam'ını, duanın kabul edildiği anı, cuma anları ile gecenin anlarında, gazabını masiyetlerde. rızasını itaatlerde, belli bir anı sair zamanlar arasında, salih kulunu diğer kullar arasında -Ü'nun rahmetinin bir gereği ve bir hikmeti olarak- saklaması gibi. 2 Kadir Gecesinin Alametleri: Gecenin sabahında güneşin, göz kamaştırıcı bir parltisı olmaksızın beyaz olarak doğmasıdır. el-Hasen dedi ki: Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem) Kadir gecesi hakkında şöyle buyurmuştur: "Kadir gecesinin alâmetleri arasında şunlar da vardır: O gece aydınlık ve hoş bir gecedir. O gece ne sıcak, ne de soğuktur. O gecenin sabahında güneş (gözleri kamaştıran) ışıkları bulunmaksızın doğar."Taberani, Kebir, XXII, 59, Münavî, Feyzu'l-Kadir, V, 396; Süyûtî, ed-Durru'l-Mensur, VIII, 5H1. Ubeyd b. Umeyr dedi ki:(radıyallahü anh) yirmiyedinci gecesinde denizde bulunuyordum. Deniz suyundan bir miktar aldım, onu tatlı ve rahat içilir buldum. 3- Kadir Gecesinin Faziletleri: Yüce Allah'ın: "Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır" (3 âyet) buyurması ile "onda melekler ve ruh... iner de iner" (4- âyet) buyurması (faziletini anlatmak için) yeterlidir. Buhârî ileMüslim'de de şöyle buyurulmuştur: "Her kim Kadir gecesini (mükâfatına) inanarak,(ecrini) umarak namaz kılmakla(vesair ibadetlerle) ihya ederse, onun geçmiş(küçük) günahları affolunur." Bu hadisiEbû Hüreyre rivâyet etmiştir Buhâri, II, 709; Müslim, I, 523; Tırmizi, III, 67; Ebû Davud, II, 49; Nesâî, IV, 155. 156, 157, VIII, 118;Müsned, II, 241, 347, 409, 473, 503. İbn Abbâs dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kadir gecesi oldu mu aralarındaCebrâîl'in de bulunduğu Sidretu'l-Münteha'da sakin olan melekler ardı arkasına inerler. Beraberlerinde birtakım sancaklar bulunur. Bu sancaklardan biri benim kabrimin üzerine, biri Beytu'l-Makdis'in üzerine, biri Mescid-i Haram'ın üzerine, biri Turu Sina'nın üzerine dikilir. Kendisine selâm vermedik mü’min erkek ve mü’min bir kadın bırakmazlar. İçki içen, domuz eti yiyen ve zaferana bulanan kimseler müstesna." Hadîs-i şerîfte de şöyle buyurulmuştur: "Bu gecenin tan vakti ortalığı aydınlatıncaya kadar, şeytan bu gecede dışarıya çıkmaz. Bu gece herhangi bir kimsenin aklına zarar veremediği gibi, herhangi bir fesad da işleyemez, bu gecede hiçbir büyücünün büyüsü etki gösteremez,"Kaynağını tespil edemedik eş-Şa'bi dedi ki: Bu gecenin gecesi gündüzü, gündüzü de gecesi gibidir. el-Ferrâ' dedi ki: Yüce Allah, Kadir gecesinde ancak mutluluk ve nimetler takdir buyurur. Diğer gecelerde ise belalar ve türlü musibetleri takdir eder. Bu açıklama daha önce ed-Dahhak'dan da nakledilmiş idi. Böyle bir kanaat, şahsi görüşe dayanılarak ileri sürülemez. O halde bu (peygambere kadar ulaşan) merfu bir rivâyettir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. el-Muvatta’'da,Said b. el-Müseyyeb'in şöyle dediği nakledilmektedir: Kadir gecesinde yatsı namazında (cemaatle birlikte) hazır bulunan kimse o geceden kendi payına düşeni almış olur." Muvatta, I, 321. Ayrıca bk.: Heysemî. Mecma'. II, 40. Böyle bir görüş mücerred (kişisel) görüşle anlaşılamaz. Ubeydullah b. Amir b. Rabia'nın rivâyet ettiğine göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kim Kadir gecesi akşam ve yatsı namazlarını cemaat ile birlikte kılarsa, artık o kimse Kadir gecesinden payına düşeni almış olur."Beyhaki, Şuabu'l-Îman, 111, 340: "Ramazan bilinceye kadar akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılan, Kadir Gecesinden büyük bir pay alır" anlamında. Bu hadisi es-Sa'lebi Tefsirinde zikretmiş bulunmaktadır. Âişe(radıyallahü anha) dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü! Eğer Kadir gecesine denk gelirsem ne diyeyim? diye sordum. Şöyle buyurdu: " Allah'ım, şüphesiz ki Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet, de"diye buyurdu. Tirmizi, V, 534 ("çok affedicisin" lâfzından sonra: "kerimsin: Çok lütufkârsın" lâfzı ile) İbn Mace, II, 1265; VI, 171, 1K2, 183, 208. (Kadr Sûresi burada sona ermektedir. Allah'a hamd olsun). Rahmân ve Rahîm Allah'ın. İsmi ile Yahya b. Sellâm'ın görüşüne göre Mekke'de inmiştir. İbrı Abbas ve Cumhûrun görüşüne göre Medine'de inmiştir. Dokuz âyeti kerimedir. Elimizde mushaflarda sekiz âyet olduğu belirtilmektedir Âlûsî: "Basra Mushaf'ında âyet. sayısı dokuz, diğerlerinde ise sekizdir-"(Ruhu'l-Meani, XXX, 200) demektedir. Bu sûrenin fazileti hakkında sahih olmayan bir hadis gelmiştir. Biz bu hadisi Muhammed b. Abdullah el-Hadramî'den rivâyet ettik. Dedi ki: Bana Ebû Abdurrahman b. Numeyr dedi ki; Ebû'l-Heysem el-Haşşab'a git de ondan (hadis) yaz. Çünkü o(çok hadis) yazmıştır. O da ona gitti. Dedi ki: Bize Malik b. Enes anlattı. O Yahya b. Said'den, o Said b. el-Müseyyeb'den, o Ebû'd-Derdâ'dan rivâyetle dedi ki: Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki;"Şayet insanlar "Kitab ehlinden ve müşriklerden olanlar... ayrılmayacaklardı" (1. âyet) Sûresi'nde olanları bilmiş olsalardı; ailelerini, mallarını ihmal ederek onu öğrenirlerdi. " Huzaalılardan bir adam: Peki, bu sûrede ne gibi bir ecir vardır, ey Allah'ın Rasûlü? diye sordu. Peygamber şöyle buyurdu:"Bu sûreyi bir münafık ebediyyen okumaz. Allah hakkında kalbinde en ufak bir şüphe bulunan bir kul da okumaz. Allah'a yemin ederim, şüphesiz ki mukarreb melekler, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığından beri durmaksızın onu okuyup dururlar. Bunu bir kul okudu mu mutlaka Allah ona dininde ve dünyasında kendisini koruyacak, ona mağfiret ve rahmetle dua edecek birtakım melekler gönderir."el-Hadramî dedi ki: Ebû Abdurrahman b. Numeyr'in yanına döndüm. Ona bu hadisi naklettim. Dedi ki: Bu, artık bu hususta bizim için kendimizi sıkıntıya sokmaya gerek bırakmadı. Bir daha tekrar ona dönme. İbnu'l-Arabî dedi ki: İshak b. Bişr el-Kâhilî, Malik b. Enes'den, o Yahya b. Said'den, o İbmı'l-Müseyyeb'den, onun da Ebud-Derdâ'dan rivâyet ettiğine göre Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuş'"Şayet, insanlar "...kâfir olanlar... ayrılmayacaklardı" sûresinde neler olduğunu bilselerdi ailelerini, mallarını ihmal eder, mutlaka bu sûreyi öğrenirlerdi."Bu batıl bir hadistir. Sahih olan hadis, Enes'ten gelen şu rivâyettir: Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem) Ubeyy b. Ka'b'a dedi ki: "Allah bana sana "...kâfir olanlar... ayrılmayacaklardı" Sûresi'ni okumamı emretti." Ubeyy adımı da verdi mi, diye sordu. Peygamber:"Evet"deyince, Ubeyy ağladı. Müslim, I, 550, Müsned, m, 130. Derim ki: Bu hadisi, Buharî veMüslim de rivâyet etmiştir. Bu hadisteki fıkhı inceliklerden birisi de alim olanın ilim öğrenmekte olana(ilmi) okuyacağına dair delil bulunmasıdır. Kimi ilim adamı şöyle demiştir: Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın Ubeyy'e okuması insanlara alçak gönüllülüğü öğretmesi içindir. Böylelikle herhangi bir kimse ilim öğrenmekten ve mevki itibariyle kendisinden daha aşağı mertebede bulunanlara ilmi okumaktan çekinmesin. Denildiğine göre, bunun sebebi şudur: Ubeyy, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın sözlerini herkesten çabuk belleyen birisi idi. Peygamberin ona(bu sûreyi) okumasının sebebi bu sözleri ondan bellemesini, kendisinden duyduğu gibi okuyup başkasına öğretmesini istemesidir. Elbetteki bu hadisten Ubeyy'in büyük bir faziletinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Allah, Rasûlüne Ubeyy'e (bu sûreyi) okumasını emretmiş bulunmaktadır. Ebû Bekr el-Enbari dedi ki: ...Bir de bize Ahmed b. el-Heysem b. Halid anlattı, dedi ki: Bize Ali b. el-Ca'd anlattı dedi ki: Bizeİkrime, Âsım'dan anlattı. O Zirr b. Hubeyş'den şöyle dediğini nakletti: Ubeyy b. Ka'b'ın kıraatinde şu da vardır: Âdemoğluna eğer bir vadi dolusu mal verilecek olursa ikincisini elde etmeye çalışır. Ona iki vadi dolu mal (allın) verilecek olsa üçüncüsünü elde etmeye çalışacaktır. Bununla birlikte Âdemoğlunun karnını toprakları başkası doldurmaz. Allah, tevbe edenin tevbesini kabul eder." İkrime dedi ki:Âsım bana "...ayrılmayacaklardı" sûresini otuz âyet olarak okudu ve bu âyet da onların arasında vardı. Ebû Bekr(el-Enbari) dedi ki: Bu ilim ehli nezdinde batıl olan bir rivâyettir. Çünkü İbn Kesîr ile Ebû Amr'ın kıraatleri Ubeyy b. Ka'b'a kadar ulaşan bir senetle gelmiştir. Onların ikisinin kıraatinde "...ayrılmayacaklardı" sûresinde bu anılan ifadeler, (Kurân'dan diye) okunmamaktadır. Bu ancak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın hadisleri arasında bilinen bir rivâyettir ve bu Rasûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın sözü olarak nakledilmiştir. O, Kur'ân-ı Kerîm'de bunları; âlemlerin Rabbinden, tüye nakletmiş değildir. İcmaın da kendilerini desteklediği iki kişinin yaptıkları rivâyet, elbette bir tek kişinin cemaatin mezhebine muhalif olarak yaptığı nakilden daha sağlamdır. 1Kitab ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar, ayrılmayacaklardı. Âyetin tefsiri için bak:3 2Âyetin tefsiri için bak:3 3İçinde dosdoğru hükümlerin yazılı olduğu tertemiz sahifeleri okuyup duran, Allah tarafından gönderilmiş bir Rasûldür. "...Kâfir olanlar... ayrılmayacaklardı" şekli hem genelin kıraatidir, hem de mushafın hatlı böyledir. İbn Mes’ûd ise; " Müşriklerle, kitab ehli... ayrılmayacaklardı" diye okumuştur. Bu tefsiri bir kıraattir. İbnu'l-Arabî dedi ki: Tilavet halinde değil de, açıklama sadedinde böyle bir okuyuş caizdir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da Sahih'in rivâyetinde belirtildiği üzere(et-Talâk, 65/1. âyetteki: "...o kadınları... iddetleri vaktinde boşayın" anlamındaki âyeti): "Onları iddetlerine doğru boşayın" diye okumuştur ki bu bir tefsirdir. Çünkü asıl tilavet (okunması gereken şekil), mushafın hatlında bulunan şekle uygun olandır. "Kîtab ehlinden" yahudi ve hristiyanlardan demektir "ve müşriklerden" lâfzı "kitab ehlinden" lâfzına atf ile ter mahallîndedir. İbn Abbâs dedi ki: "Kitab ehli" Yesrib'de bulunan yahudilerdir. Bunlar Kurayza, Nadir ve Kaynuka oğullarıdır. "Müşrikler" ise Mekke ve civarında bulunanlar ile Metline ve civarında bulunanlardır. Maksat Kureyş müşrikleridir. "Ayrılmayacaklardı" küfürlerinden vazgeçmeyecek, başka yola sapmayacaklardı. "Kendilerine apaçık delil gelinceye kadar." Yani apaçık delil onlara gelinceye kadar. Bu da Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'dır. "Nihayete eriş; ayrılış": En son noktaya ulaşmak diye açıklanmıştır ki bu da şu demektir: Onlar kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ömürlerinin sonlarına gelip, ölmeyeceklerdi. Bu anlama göre "ayrılmak" -sona ermek demektir. "Ayrılmayacaklardı" âyetinin bırakıp, terk etmeyeceklerdi anlamında olduğu da söylenmiştir. Rasûl kendilerine gelinceye kadar müddetleri sona ermeyecekti, demek olur. Araplar: Ben bu işi işlemeye devam edip durdum, anlamında: "Ben bu işi ayrılmadan işledim" derler. "Filan kişi hala ayakta duruyor, ayakta durmayı bırakmadı" derler. 'in asıl anlamı "açmak"tır. " Mektubu açmak(mührünü çözmek)" ile “ Halhali çözmek, açmak': ve (sözlüklerden böyle bir tabirin anlamım tesbit edemedik) gibi tabirler de bu anlamda kullanılmıştır. Şair Tarafe de şöyle demiştir: "İki tarafı keskin ve iyice bilenmiş(yahut Hind yapımı) bir kılıç için İçindeki sırrın açılmayacağına yemin ettim." Şair Zu'r-Rimme de şöyle demiştir: "(Onlar) uzun boylu ve(eğitilerek) zayıflatılmış develer olup Sürekli yemsiz olarak çökmüş haldedir, yahut da biz onları kurak bir yere süreriz." Görüldüğü gibi şair burada "Hep çökmüş haldedir" demek istemiştir, fazladan: yı getirmiştir. " Ayrılma...lar" anlamındadır. Yani onlar apaçık delil kendilerine gelinceye kadar dünyada kalacaklar, ayrılmayacaklardı. İbn Keysan dedi ki: Yani kitab ehli olanlar, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın kitaplarındaki sıfatlarını o peygamber olarak gönderilinceye kadar terketmeyecek (değiştirmeyecek)lerdi.Peygamber olarak gönderilince onu kıskandılar, onu terkedip, inkar ettiler. O halde bu, yüce Allah'ın: "İşte o tanıdıkları(peygamber) kendilerine gelince onu inkar ettiler" (el-Bakara, 2/89) âyetine benzemektedir. Bundan dolayı(daha sonra): "Ama kendilerine kitab verilenler ancak ... sonra ayrılığa düştüler" (4. âyet) diye buyurmuştur. Buna göre yüce Allah'ın: "Müşriklerden" âyeti şu demektir: Onlar, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)peygamber olarak gönderilinceye kadar, onun hakkında kütü söz söylemediler. Ona el-Emin ismini vermişlerdi. Onun dili üzere kendilerine apaçık deliller gelip, onlara peygamber olarak gönderilince; işçe o vakit, ona düşmanlık ettiler. Bazı dilciler de buradaki "ayrılmayacaklardı" lâfzı "helâk olmayacaklardı" anlamındadır demişlerdir, ki bu da Arapların: "Doğum esnasında kadının leğen kemiği çözüldü" tabirlerinden alınmıştır. Bu da bu kemiğin çatlaması ve bir daha kaynamayıp, sonunda ölmesi anlamını ifade eder. Buna göre mana şöyle olur: Onlar rasûllerin gönderilip, kitapların indirilmesi ile kendilerine karşı delil ortaya konulmadıkça azâb edilmeyecekler, helâk edilmeyeceklerdi. Bazıları da; müşrikler hakkında şöyle demiştir; Onlar da kitab ehlindendir. Çünkü yahudilerden kimisi Uzeyr Allah'ın oğludur, hristiyanlardan kimisi de Îsa Allah'ın kendisidir, kimileri de o Allah'ın oğludur, kimileri üçün üçüncüsüdür demişlerdir (ve böylece bunlar da müşrik olmuşlardır.) Bir başka açıklamaya göre; kitab ehli, önce mü’min idiler,peygamberlerinden sonra kâfir oldular. Müşrikler de fıtrat üzere doğdular, ergenlik yaşına ulaşınca kâfir oldular. İşte bundan dolayı yüce Allah; "Ve müşriklerden" diye buyurmuştur. Bir başka açıklamaya göre "müşrikler" de aynı zamanda "kitab ehli"nin niteliğidir. Çünkü onlar kendilerine gönderilen kitaptan yararlanmadıkları gibi tevhidi de terkettiler. Hristiyanlar teslisçidirler, yahudiler de genel olarak müşebbihecidirler. Hepsi de şirktir. Bu bir kimsenin: "Akıllılar ile zarif kimseler bana geldi" deyip, muayyen birtakım kimseleri kastederek, onları her iki özellik ile nitelendirmesini andırmaktadır. O halde anlam şöyledir: Kitab ehlinden (ve) müşrik olanlar... Bir diğer açıklamaya göre, burada sözü geçen "küfür", Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in inkar edilmesidir.Yani Muhammed(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın peygamberliğini inkar eden ve aynı zamanda kitab ehli olan yahudilerle hristıyanlar ile Araplardan olsun, başkalarından olsun -ki bunlar kitabı olmayanlardır- puta tapan müşrikler ayrılmayacaklardı, demektir. el-Kuşeyrî dedi ki: Ancak böyle bir açıklamanın doğru olma ihtimali uzaktır. Çünkü yüce Allah'ın: "Kendilerine apaçık delil gelinceye kadar... Allah tarafından gönderilmiş bir Rasûldür" âyetinin zahirinden anlaşılan bu rasûlün, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) olduğudur. Dolayısı ile Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın peygamberliğini inkar eden kâfirler, Muhammed kendilerine gelinceye kadar... ayrılmayacaklardı, denilmiş olma. ihtimali uzaktır. Ancak: Şu anda Muhammed'i inkâr edenler -her ne kadar önceden unu tazim eden kimseler ise de- Allah, Muhammed'i kendilerine peygamber olarak gönderip, onlara âyetleri apaçık bildirinceye kadar, bu küfürden vazgeçmeyeceklerdir. İşle o vakit onlardım bir kısmı îman edecektir. el-Ameş ve İbrahim, "müşriklerden" anlamındaki lâfzı merfu olarak; diye ve: "...olanlar" lâfzına atf ile okumuştur. Ancak birinci kıraat daha açık anlaşılır. Çünkü ref’ ile okunması halinde her iki sınıf kitab ehlinden başkaları imiş gibi, iki ayrı sınıf olur. Ubeyy'in kıraatinde: " Kitab ehlinden kâfir olanlar ile müşrikler... ayrılmayacaklardı" şeklindedir,İbn Mes’ûd'un mushafında ise: " Müşrikler ve kitab ehli... ayrılmayacaklardı" şeklindedir. Daha önce(sûrenin tefsirinin başında) geçmiş bulunmaktadır. "Kendilerine apaçık delil gelinceye kadar" onlara apaçık delil gelinceye kadar, diye açıklanmıştır. Apaçık delil de Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'dır. "Allah tarafından gönderilmiş bir rasûldür."Yani o, yüce Allah tarafından peygamber olarak gönderilmiştir. ez-Zeccâc dedi ki: "Bir Rasûldür" anlamındaki lâfız "apaçık delil" lâfzından bedel olarak merfû'dur. el-Ferrâ' dedi ki: Bu " O (apaçık delil) Allah tarafından gönderilmiş bir rasûldür" yahutta: "(peygamber) Allah Larafından gönderilmiş bir rasûldür" demektedir. Çünkü "Beyyine: Apaçık delil" bazan müzekker kabul edilebilir ve: "Benim beyyinem(acık delilim) filandır" denilebilir. Ubeyy veİbn Mes’ûd'un kıraatinde; diye kat" üzere(bedel yapmayarak) nasb ile okumuşlardır. "Okuyup duran, okuyan" demektir ki (bu fiil): "Okudu, okur, okumak" diye kullanılır. "Sahifeler" lâfzı "sahife"nin çoğulu olup, üzerinde yazı yazılan sev demektir. "Tertemiz" lâfzı hakkında İbn Abbâs şöyle demiştir: Yalandan, şüpheden, iki yüzlülükten ve sapıklıktan arınmış demektir. Katide batıldan yana (temiz) diye açıkladığı gibi, yalandan, şüphelerden, küfürden tertemiz edilmiş diye de açıklanmıştır. Hepsinin anlamı birdir. Yani. sahifelerin vazıh olarak ihtiva ettiği şeyleri okur. Buna (bu açıklamaya) onun yazılı bir kitaptan değil de ezberinden okuduğu delil teşkil etmektedir. Çünkü Peygamber ümmi idi, okuması yazması yoktu. "Tertemiz" lâfzı "sahifelefın sıfatıdır. Bu da yüce Allah'ın: "Çok şerefli, son derece yüksek ve tertemiz sahifelerdedir" (Abese, 80/13-14) âyetini andırmaktadır. Buna göre "tertemiz" lâfzı zahiren sahifelerin şifalıdır. Gerçekte ise sahifderde yazılı bulunan Kur'ân'ın sıfatıdır. "Tertemizin şu anlama geldiği de söylenmiştir: Onlara tertemiz olanlardan başkası dokunmamalıdır. Daha önceden açıklandığı üzere el-Vakıa Süresî'nde (56/75-80. âyetler, 5. başlıkta) buyurduğu gibi. Tertemiz sahifelerin, yüce Allah'ın nezdinde peygamberlere indirilmiş kitabların kendisinden istinsah edildiği Ummu'l-Kitabtaki sahifeler olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah'ın: "Daha doğrusu o çok şerefli bir Kur'ândır, Levh-ı mahfuzdadır."(el-Buruc, 85/21-22) âyetinde olduğu gibi. el-Hasen dedi ki: Semadaki tertemiz sahifeler kastedilmektedir. "İçinde dosdoğru hükümlerin yazılı olduğu..." Dosdoğru, eğriliği büğrülüğü olmayan ve muhkem demektir. Arapların bir şey dosdoğru ve sahih olduğu vakit kullandıkları; (.........) fiilinden gelmektedir. Kimi ilim adamı şöyle demiştir: Sahifeler kitaplarla aynı şeydir, o halde nasıl olur da; içinde kitapların bulunduğu sahifderde, demiş olabilir (diye sorulursa) şu cevab verilir: Burada "kitaplar" lâfzı hükümler anlamındadır Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah... galibgeleceğim diye yazmıştır." (el-Mücadele, 58/21) âyetinde "yazdı" hükmetti anlamındadır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da şöyle buyurmuştur: "Allah'a yeminederim ki ben aranızda Allah'ın Kitabı ile hükmedeceğim"Buhârî, II, 959, 971, VI, 2446, 2502, 250H, 2510, 25H...: Müslim, II, 1325, Tirmisl, IV, 39: Ebû Dâvûd, IV, 153; Nesâî, VIII, 240, 241; ibn Mâce, II, 852, Muvatta’, II, H22;Müsned, IV, 115 dîye buyurmuş, sonra da recm hükmünü vermişti. Oysa recm Allah'ın Kitabında yapılı değildir. O halde burada, ben aranızda yüce Allah'ın hükmü gereğince hüküm vereceğim, demektir. Şair de şöyle demiştir: "Velâ (bağlılık) belâ ile değildir, siz (haktan) meyledip saptınız Yazdığı (hükmettiği) zaman Allah böyle buyurmamıştı." " Dosdoğru kitaplar" (mealde: Dosdoğru hükümlerin yazılı olduğu, diye verilmiştir). Kur'ân'ın kendisidir diye de açıklanmıştır. Böylelikle yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm'den "kitablar" diye söz etmiştir. Çünkü o çeşitli, türlü açıklamaları kapsamaktadır. 4Ama kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. "Ama kendilerine kitap verilenler..." yahudilerle, hristiyanlar "...ayrılığa düştüler." Bu hususta kâfirler ile aynı düzeyde olmalarına rağmen, yüce Allah'ın ayrılığa düşmek hususunu başkalarını dışarıda tutarak sadece kitab ehli hakkında sözkonusu etmesi, onların bir bilgi sahibi olduklarının zannedilmesinden dolayıdır. Onlar ayrılığa düştüklerine göre, kitab sahibi olmayan, onların dışında bulunan kimseler hakkında bu nitelik, daha da öncelikli olarak sözkonusudur. "Ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler." "Apaçık delil" ile kastedilen Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'dır. Yani Kur'ân-ı Kerîm, ellerindeki Kitaplarda bulunan Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in niteliklerine uygun olarak gelmiş bulunuyordu. Onlar onun peygamber olacağını görüş birliği halinde kabul ediyorlardı. Fakat peygamber olarak gönderilince, peygamberliğini inkar ettiler ve ayrılığa düştüler. Kimisi kıskançlığından ötürü kâfir oldu, kimisi îman etti. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar ancak ilim kendilerine geldikten sonra aralarındaki düşmanlık (veya ihtiras) sebebi ile ayrılığa düştüler." (eş-Şura, 42/14) "Apaçık delil"in onların kitaplarında bulunan Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğuna dair açıklama olduğu da söylenmiştir. İlim adamları dedi ki: Sûrenin başından yüce Allah'ın: "(........): Dosdoğru" âyetine kadar olan ifadelerin hükmü, kitab ehlinden ve müşriklerden îman eden kimseler hakkındadır. "Ayrılığa düştüler" âyeti da delillerin ortaya konulmasından sonra, kitap ehlinden îman etmeyen kimseler hakkındaki hükmünü İfade etmektedir. 5Halbuki onlar, O'nun dînînde ihlâs sahipleri ve Hanifler olarak Allah'a ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkası ile emrolunmadılar. Dosdoğru din işte budur. Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız: 1-Dini Allah'a Hâlis Kılmak: "Halbuki onlar O'nun dininde" yani ibadetlerinde "ihlâs sahipleri... olarak Allah'a ibadet etmelerinden" O'nu tevhid etmelerinden "...başkası ile emrolunmadılar."Yani bu kâfirlere, Tevrat ve İncil'de verilen emir sadece budur. " İbadet etmeleri" âyetindeki "lam" harfi(........)- ...me" anlamındadır. Yüce Allah'ın: " Allah size açıklamak ister."(en-Nisa, 4/26); " Onlar Allah'ın nurunu söndürmek isterler." (es-Saf, 61/8); " Âlemlerin Rabbi (Allah)'o teslim olmakla emrolunduk"(el-En'âm, 6/71) âyetinde olduğu gibi. Abdullah (b. Mesud)'ın kıraatinde de; " Halbuki onlar... Allah'a ibadet etmelerinden... başkası ile emrolunmadılar" şeklindedir, "De ki: Ben, Allah'a dini yalnız O'na halis kılarak ibadet etmekle emrolundum" (ez-Zümer, 39/11) âyeti da bu (âyetlerin) anlamı(nı) ihtiva etmektedir. İşte bu âyet, ibadetlerde niyetin vacib olduğunun delilidir. Çünkü ihlâs, kalbin amelleri arasındadır. Ondan başkasının değil de yalnızca Allah'ın rızası ancak kalb ile istenir. 2-Hanifler: "Hanifler olarak"; bütün dinleri bir kenara bırakarak, İslâm dinine yönelerek... demektir. İbn Abbâs şöyle diyordu: Hanifler, İbrahim (aleyhisselâm)'ın dini üzere olanlar, demektir. Hanif'in; sünnet olan ve hacceden kimsenin ismi olduğu da söylenmiştir ki bu açıklamayı Said b. Cübeyr yapmıştır. Dilciler de şöyle demiştir: Bu lâfzın aslı "İslâm'a yöneldi" demek olan; " İslâm'a hanif uldu (yöneldi)" ifadesinden gelmektedir. 3- Dosdoğru Din; Namaz Kılmayı ve Zekat Vermeyi Emreder: "Namazı dosdoğru" belirlenmiş vakitlerinde, belirlenmiş surette "kılmalarından, zekatı vermelerinden" onu yerli yerince ödemelerinden "başkası ile emrolunmadılar. Dosdoğru din işte budur." Yani gereklerini yerine getirmekle emrolundukları bu din, dosdoğru dindir. ez-Zeccâc dedi ki: İşte dosdoğru yolda giden ümmetin dini bu dindir. "Dosdoğru" lâfzı hazfedilmiş bir mevsufun sıfatıdır. Yahutta hakkı dimdik ayakta tutan, yani hakkı yerine getiren ümmetin dini diye de açıklanabilir. Abdullah(b. Mesud)'ın kıraatinde; "İşte dosdoğru din budur" şeklindedir. el-Halil dedi ki: "Dosdoğrular" lâfzı; Dosdoğru" lâfzının çoğuludur. Bu ile aynı şeydir. el-Ferrâ' dedi ki: Yüce Allah burada "din"i aynı zamanda sıfatı da olan: “ Dosdoğru" lâfzına izafe etmiştir. Çünkü bunlar farklı Lâfızlardır. Yine ondan nakledildiğine göre bu, bir şeyin bizzat kendi kendisine izafe edilmesi kabilindendir. Sondaki "ne (yuvarlak te)" ise övgü ve mübalağa için gelmiştir. Sondaki "he (yuvarlak te)"nin "millet (din)" yahut şeriata raci olduğu da söylenmiştir. Bu durumda anlam şöyle olur: işte bu dosdoğru milimin (ümmetin) dini, yahutta: doğru şeriatın dini budur. Muhammed b. el-Eş'as et-Talakani dedi ki: "Dosdoğru" burada, sözü geçen kitaplara raci olup "din" onu izafe edilmiştir. İste dosdoğru olan kitapların dini budur, demek olur. 6Gerçek şu ki; ister kitab ehlinden olsun, İster müşriklerden olsun o kâfir olanlar, cehennem ateşindedirler. Orada ebedi kalıcıdırlar. Yaratılanların en kötüleri de işte bunlardır. Âyetin tefsiri için bak:7 7îman edip, salih amel işleyenler ise; işte bunlar, yaratılanların en hayırlılarıdır. "Gerçek şu ki; İster kitab ehlinden olsun, ister müşriklerden olsun o kâfirler" âyetin da ki "müşrikler" daha önce geçen "kâfirler" (lâfzında geçen ve "ler"in anlamını veren); üzerine alfedilmiştir. Yahutta: Ehlinden" lâfzına atfedilmiş bir mecrur olabilir. Birincisine göre anlam şöyle verilebilir: Şüphesiz ki müşrikler ile kitab ehlinden kâfir olanlar... İkincisine göre anlam: Muhakkak, ki kitab ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar... "Cehennem ateşindedirler. Orada ebedi kalıcıdırlar. Yaratılanların en kötüleri de işte bunlardır." "Yaratılanlar" lâfzını Nafî ve İbn Zekvan her iki yerde de(yani altı ve yedinci âyetlerde de) asla uygun olarak hemzeli okumuştur. (Berie şeklinde) Bu da Arapların; " Allah mahlukatı yarattı, O, yoktan var edendir, yaratandır" şeklindeki kullanımlarından gelmektedir. Yüce Allah da: "Bizim onu yaratmamızdan önce"(el-Hadid, 57/22) diye buyurmaktadır. (Kelimenin kökünün hemzeli olduğuna işaret etmektedir). Diğerleri ise, hemzesiz ve onun yerine "ye" harfini şeddeli olarak (beriyye şeklinde) okumuşlardır. el-Ferrâ' dedi ki: Eğer "beriyye" lâfzı toprak anlamına gelen; o dan alınmış ise bunun aslı hemzesizdir. Bu kökten olmak üzere: " Allah onu yarattı, yaratır, yaratmak" denilir. el-Kuşeyrî dedi ki: Her kim "beriyye' nin "toprak" demek olan "el-bera"den geldiğini söylüyor ise, melekler bu lâfzın kapsamına girmez, görüşünde demektir. "el-Beriyye" lâfzının: "Kalemi traş ettim': ifadesinden geldiği de söylenmiştir. O vakit melekler de bunun kapsamına girer. Ancak bu zayıf bir görüştür. Çünkü bu durumda bu lâfzı "hemzeli" okuyanların bu okuyuşlarının hatalı olduğunu söylemek icab edecektir. Yüce Allah'ın: "Yaratılanların en kötüleri" âyeti, yaratılmışların en kötüleri demektir. Bunun umum(genellik) ifade etme ihtimali olduğu da söylenmiştir. Bazıları da onlar Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın döneminde bulunan yaratıkların kötüleridir. Yüce Allah'ın: "Ve sizi âlemler üzerine gerçekten üstün kıldığımı hatırlayın".(el-Bakara, 2/47) âyetinde olduğu gibi; ki çağdaşınız olan âlemlerin üzerine... demektir. Çünkü bundan önceki ümmetlerin kâfirleri arasında onlardan daha da kötü kimselerin olması uzak bir ihtimal değildir. Fir'avun ve Salih (aleyhisselâm)'ın dişi devesini kesen kişi gibi. Aynı şekilde "bunlar yaratılanların en hayırlılarıdır" âyetinin da ya umumi anlamda olması sözkonusudur yahutta kendi dönemlerindeki yaratılmışların en hayırlıları olmaları sözkonusudur. Âdemoğullarının meleklerden üstün olduğunu kabul edenler bu lâfzın hemze'li okuyuşunu delil göstermişlerdir. Buna dair açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi'nde (2/33. âyet, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Ebû Hüreyre(radıyallahü anh) dedi ki: Mü’min, aziz ve celil Allah nezdinde, kendi yanında bulunan bazı meleklerden daha değerli ve üstündür. 8Onların, Rabblerinin yanındaki mükâfatları, altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Ondan hoşnut olmuşlardır. İşte bu, Rabbinden korkan kimseler içindir. "Onların" yaratıcıları ve mutlak sahipleri olan "Rabblerinin yanındaki mükâfatları" sevablan "altından ırmaklar akan" orada ikamet edip kalacakları "Adn cennetleridir." Müfessirler derler ki: "Adn cennetleri" cennetin iç, orta ve güzel taraflarıdır. "(..........): Bir yerde ikamet etti, ikamet eder, ikamet etmek" demektir. Bir şeyin ma'dini(madeni) onun merkezi ve karar kıldığı yer demektir. Şair el-A'şâ şöyle demiştir "Eğer onlar onun hükmüne gidecek olurlarsa, Ağır basan ve merkezinde karar kılmışa izafe olurlar." "Onlar orada ebedi kalıcıdırlar." Ne oradan başka bir yere göç ederler, ne ölürler. "Allah onlardan razı olmuştur." Yani amellerinden razı olmuştur. İbn Abbâsi böyle açıklamıştır. "Onlar da Ondan hoşnut olmuşlardır." Kendileri de yüce Allah'ın sevab ve mükâfatından hoşnut olmuşlardır, "İşte bu" cennet "Rabbinden korkan" Rabbinden korkarak mahiyetlerden kendisini uzak tutan "kimseler İçindir." (Beyyine Sûresi burada sona ermektedir. Allah'a hamd olsun). |