Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

499

 

045 - CÂSİYE SÛRESİ

 

CÜZ :

25

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

14

İnananlara söyle, Allah'ın(cezâ) günlerinin geleceğini ummayanları(şimdilik) bağışlasınlar kiAllah herhangi bir kavme(bir topluma kendi) kazandığının karşılığını versin.

“İnananlara söyle, Allah'ın -cezâ- günlerinin geleceğini ummayanları -şimdilik- bağışlasınlar kî...”

Yani onlara, bağışlayın, diye söyle ki, bağışlasınlar. Bu ibârede söylenen söz, hazfedilmiştir. Çünkü cevap zaten o söylenenin ne olduğunu göstermektedir. Âyette geçen, “mağfiret etsinler”kelimesi, Affetsinler, bağışlasınlar, manasınadır.

Bir tefsire göre ise, sözkonusu kelime, muzmer / gizli bir (.......) harfiyle meczum kılınmıştır. Çünkü bu, (.......) takdirindedir ve yeni bir emirdir. Gerçi emre delalet etmesi sebebiyle(.......) harfinin hazfedilmesi de câizdir.

Allah'ın -cezâ- günlerinin geleceğini ummayanları...”

YaniAllah'ın (celle celâlühü) düşmanlarına göndereceği azâbı ve cezâyı beklemeyi ummayanları, böyle bir beklenti içinde bulunmayanları, demektir. Nitekim onlar Arapların savaşlarla ilgili olan dönemler için, “Eyyamul Arab”- “Arap günleri” tabirini kullanırlar.

Bir tefsire göre de deniliyor ki; Allah'ın mü'minlere sevap vermek ve o günlerde onları kurtarmak için belirlediği ve vadettiği zamanları ve vakitleri ummazlar, böyle bir beklenti içinde olmazlar.”demektir.

Bir diğer tefsire göre âyet, Ğıfar kabilesinden olan müşrik bir kimsenin Hazret-i Ömer'e(radıyallahü anh) sataşması ve hakarette bulunması üzerine, Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) de ona tokat atmak ve onu dövmek istemiş, işte âyet bunun hakkında nâzil olmuştur.

Allah herhangi bir kavme -topluma kendi- kazandığının karşılığını versin.” Âyette geçen ve karşılığını vermek manasında olan (.......) fiili, mağfiret ve bağışlama konusu ile ilgili gerekçedir.

Yani:“Onlar, kıyamet gününde bağışlarısınlar diye, kendilerine karşı hatalı davrananları bağışlamakla emrolundular.” demektir. Yine âyette geçen (.......) kelimesinin nekre olarak gelmesi, onları methetmek ve övmek içindir.

Sanki burada deniyor ki:“Öyle bir toplumu ödüllendirsin ki, o toplum, düşmanlarının kendilerine ezalarına karşı sabırlıdırlar.”

(.......) kelimesini, Şam Okulu mensupları, Hamza ve Ali, (.......) olarak okumuşlardır. Yezid ise aynı kelimeyi, (.......) diye okumuştur.

Yani,“Bir toplum, hayırla ödüllendirilsin için” demektir. Sözün gelişi, “hayır/iyilik” manasını içerdiğinden, ayrıca “hayır/iyilik” kelimesine yer verilmemiştir. Bu durum âdeta,

(.......) demek değildir. Çünkü elinde sahih olan bir mefûl dururken, mastar olan bir kelime, fâil yerine geçmez. Ancak ikinci bir mefulün fâil yerine geçmesi câizdir. Bu itibarla sen, (.......)kazandığının karşılığını -hayır olarak- versin,” ihsan etsin, diyebilirsin. Çünkü bunu söylemek câizdir.

15

Kim sâlih bir amel işlerse, kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

“Kim sâlih bir amel işlerse, -onun için- kendi lehine -sevap- işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine -kötülük ve cezâ- yapmış olur. Sonra Rabbinize -onun ödüllendirmesine veya cezâlarıdırmasına- döndürüleceksiniz.”

16

Andolsun biz, İsrâ'il oğullarına kitap, hükümranlık vepeygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklarıdırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.

“Andolsun biz, İsrâ'il oğullarına kitap -Tevrât - hükümranlık -hikmet, bilgi, anlayış, kavrama, halk arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlama imkânını verdik. Çünkü kral onlardandı ve mülk de onlardaydı .-ve peygamberlik verdik.” Burada özellikle peygamberlik meselesine vurgu yapılması, gönderilen peygamberlerin -Allah'ın selâmı hepsinin üzerlerine olsun- en fazla onların arasından seçilip gönderilmesi sebebiyledir.

“Onları güzel ve temiz -Allah'ın kendileri için helâl, temiz kıldığı rızık ve- yiyeceklerle rızıklarıdırdık ve onları -dönemlerinde ve zamanlarındaki- âlemlere üstün kıldık.”

17

Onlara din işi konusunda açık deliller verdik. Ama onlar ancak kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki hasetten dolayı ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir.

“Onlara din işi konusunda açık deliller -âyetler ve mu'cizeler- verdik. Ama onlar ancak kendilerine -din konusunda- bilgi geldikten sonra, aralarındaki hasetten dolayı ayrılığa düştüler.” Aslında önceden aralarında bir anlaşmazlık yoktu, ne zaman ki kendilerine anlaşmazlığı ortadan kaldıracak olan ilim ve bilgi gelince, işte o zaman aralarında meydana gelen haset ve düşmanlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler.“Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir.” Deniliyor ki bu anlaşmazlıktan murat, Tevrât'ta yer alan.Allah'ın(celle celâlühü) emir ve yasakları konusundadır. Çünkü riyâset adına, başa geçmek adına birbirlerini çekemeyip haset etmişlerdir. Yoksa bilmeden ve cehalete dayalı insan mazur sayacak bir nedene dayalı değildir.

18

Sonra da seni din konusunda açık bir şerî'at üzere kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.

Kitap ehlinin anlaşmazlıklarından- “Sonra da seni din konusunda açık bir şerî'at -bir metod- üzere kıldık. Sen -hüccet ve delillerle kanıtlarıan sabit şerî'atine tabi ol - ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.”

Yani câhillerin, kendini bilmezlerin nevalarına, isteklerine, heva ve hevese, bid'atlere dayalı dinlerine uyma! Sözü edilen bu kimseler, Kureyş'in önde gelen azılılarıdırlar. Çünkü bunlar, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e:“Sen yeniden atalarının dinine, onların inançlarına dön” diye baskı uygulamaktaydılar.

19

“Çünkü onlar, -o kâfirler,- Allah'a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.”

Allah(celle celâlühü), onları koruyup himaye eder, onların yanında olur. İki dostluk arasında faziletçe ne kadar büyük bir farklılık vardır. Biri Allah'ın(celle celâlühü) dostluğu, diğeri de kâfirlerin yandaşliğidır.

20

Bu Kur'ân, insanlar için kalp gözleri (konumundaki bir nur), kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidâyet ve bir rahmettir.

“Bu Kur'ân, insanlar için kalp gözleri -konumundaki bir nurdur. Allah, Kur'ân'da yer alan dini esasları, şerî'at prensiplerini, nasıl ki bir hayat ve bir can bağışlıyorlarsa burada da tıpkı kalp gözleri mesabesinde göstermektedir - kesin olarak inanan -ve öldükten sonra dirilmeyi de kesin kabul eden- bir toplum için de bir hidâyet -dalalet ve sapıklıktan arınma- ve -azaptan kurtulmak için de- bir rahmettir.”

21

Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp sâlih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağım mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

“Yoksa kötülük işleyenler, -ma'siyet işleyip küfre dalanlar- kendilerini, inanıp sâlih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağım mı sanıyorlar?”

(Âyetin başında yer alan (.......) harfi, munkatıadır. Baştaki hemzenin manası, sözkonusu sanmayı inkâr demektir.(.......) kelimesi de, âyette geçen(.......) kelimesinden alınmadır. Meselâ,(.......) dendiğinde, (.......) demek olup “Ailesini giydiriyor, yediriyor, onlar için kazanıyor.” manasınadır. Yine âyette geçen(.......) fiili, demek olup, değiştirmek, kılmak manasınadır. Bu kelimeyani (.......) fiili, iki mefûl alan kelimelerdendir. Bu nedenle ilk mefûl, zamîrdir, ikinci mefûl ise,(.......) diye devam eden ibârenin başında yer alan (.......) harfidir.Bu arada, (.......) cümlesi de yine (.......) haıfinden bedeldir. Çünkü cümle ikinci mefûl konumundadır.Bu itibarla cümle tek kelime hükmündedir.

(.......) kelimesini, Ali, Hamza veHafs, (.......) kelimesindeki zamîrden hâl kabul ederek nasb ile (.......) diye okumuşlardır. Böylece,

(.......) ibâresi de, (.......) kelimesiyle merfû' kılınmıştır.

A'meş ise(.......) kavlini nasb ile(.......) diye okumuştur. Böylece(.......) kelimelerini zarf olarak kabul etmiştir.

Yani:“Onlar hayatlarının ve ölümlerinin bir mi olacağım sanıyorlar?” olur. Bu durumda mana şöyle olmaktadır:

“Kötülük işleyenlerle iyilik ve güzel amel işleyenlerin ister hayatlarında olsun, ister ölümlerinde obun bir olmayacakları, eşit sayılmayacaklarıdır. Çünkü iyilik yapanların hayatta iken yaşantılarının farklı olmasıdır. Zira berikiler sâlih amel işlerken, Allah'a(celle celâlühü) itâat ederlerken, ötekiler kötülük işlemekteydiler. Ölümlerinde farklı olmaları, bir olmamaları ise, sâlih amel işleyen ve itaatte devam edenler, Öldüklerinde rahmetle ve ikramla müjdelenmiş olarak ölecekler. Ötekiler ise, Rahmetten umutları kesilmiş ve pişmanlık duyarak hayatlarına son vereceklerdir. Dolayısıyla bu ikisi hiçbir olurlar mı?”

Yine bir tefsire göre de deniliyor ki mana şöyledir: “Hayatlarında nasıl ki sağlık, sıhhat ve rızık yönünden eşit değiller idiyse, ölümlerinde de eşit ve aynı olmayacaklardır.”

Temîmüd-Dari'den(radıyallahü anh) rivâyete göre, Hazret-i Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem), kendisi bir gece Makam-ı İbrâhîm'de, namaz kılarken, namazda okuduğu âyetlerden bu ayete gelince, ağlamaya başlar ve sabaha kadar bu âyeti tekrar eder durur.

Fudayl b. İyad'dan gelen rivâyete göre, o da bu ayete geldiğinde, âyeti tekrar eder durur ve kendi kendisine: “Ey Fudayl! Vah başıma gelenler, keşke gerçeği bilebilseydin, sen acaba hangi guruptan olacaksın?” dermiş.

“Ne kötü hüküm veriyorlar!” Verdikleri hüküm ne de fena bir hükümdür! Çünkü bu zavallılar da, kendilerinin mü'minler gibi olacağını sanmaktadırlar. Hiç, kabul döşeğinde oturtuları ile muhalefet minderine oturtuları eşit olabilir mi? Aksine, biz onları birbirinden ayırır ve mü'minlerin makamını yüceltir, kâfirleri de rezil ederiz.

22

Allah, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak, herkese kazandığının karşılığı verilsin diye yaratmıştır. Onlara zulmedilmez.

Allah, gökleri ve yeri, -kudretine delalet etsin ve göstersin diye- hak ve hikmete uygun olarak, herkese kazandığının karşılığı verilsin diye yaratmıştır. Onlara zulmedilmez.”

Burada geçen(.......) kavli, mahzûf olan talil üzerine atfedilmistir ki, o da: (.......) takdirindedir. Bununla kudretini göstersin ve her nefsin, yaptıklarının karşılığı verilsin gerçeğine işaret etsin diyedir.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1310  H : 710)

 

NESEFÎ / MEDÂRİK TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

HANEFÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç