|
Allah ve
Resulü, herhangi bir hususta hüküm verdiği zaman mü’min bir erkeğin ve mü’min
bir kadının işlerinde başka yolu seçme hakları yoktur. Kim, A İlaha ve Resulüne
isyan ederse, şüphesiz ki o, açıkça sapılmıştır.
Abdullah b. Abbas,
Mücahid, Katade,
İkrime bu âyetin, Zeyneb Bint-i Cahş hakkında
nazil olduğunu söylemişlerdir.
Abdullah b. Abas diyor ki: "Resûlüllah,
Zeyneb Bint-i Cahş'ı, azadlı kölesi Zeyd b. Hârise'ye istemeye gitti. Zeyneb'i
Zeyd'e isteyince o Resûlüllah’a: "Ben,
Zeyd'le evlenmem." dedi. Resûlüllah
"Evlen." dedi Zeyneb "Ey Allah'ın Resulü, bana, kabul edip etmeme hakkiverilmiş
midir?" dedi. İşte o ikisi böyle konuşurken bu âyet-i
kerime nazil oldu ve bunun üzerine Zeyneb: "Ey Allah'ın Resulü, sen
beni onunla evlendirmeye razı mısın?" dedi.
Resûlüllah da "Evet." dedi. Bunun üzerine Zeyneb, "O halde ben,
Allah'ın Resulüne karşı gelmem, ben onunla (Zeydle) evlenmeyi kabul ettim."
dedi.
Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem ise bu âyet-i
kerime’nin, Ukbe b. Ebi Muayt'ın
kızı Ümmü gülsüm hakkında nazil olduğunu söylemiş ve hadiseyi şöyle
özetlemiştir. "Ümmü Gülsüm, Hudeybiye musalahasından sonra hicret eden ilk kadın
olmuştur. Bu kadın kendisini
Resûlüllah’a hibe etmiş Resûlüllah
da onu Zeyd b. Harise ile evlendirmiştir. Bunun üzerine hem kadın hem de kardeşi
Resûlüllah’a kızmışlar ve şöyle
demişlerdir: "Biz Resûlüllahı istedik
o ise bizi kölesiyle evlendirdi." İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu.
Ey
Rasûlüm, hani bir zaman, Allah'ın kendisini nimetlendirdiğin senin de
nimetlendirdiğîn kimseye: Hanımını bırakma, Allah’tan kork diyordun. Fakat
Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyor, insanlardan korkuyordun. Halbuki
Allah, kendisinden korkmana daha layıktı. Zeyd, karısından ilişiğini kesip
boşanınca, biz onu sana nikahladık ki, evlatlıkların, ilişiklerini kesip
boşadıkları eşleriyle evlenmekte mü’minlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri
mutlaka yerine gelir.
Ey Rasûlüm, hatırla o zamanı ki,
Allah'ın, kendisim müslüman yaparak lütufta bulunduğu, senin de kölelikten azad
ederek lütufta bulunduğun Zeyd b. Hârise'ye: "Hanımın Zeyneb'i boşama, tut.
Hanımının hakları hususunda Allah’tan kork." diyordun ve sen, Allah'ın açığa
vuracağı, Zeyneb'le evlenmen konusunu içinde gizliyordun. İnsanların
dedikodularından korkuyordun. Halbuki Allah, kendisinden korkmana daha layıktır.
Zeyd, karısı Zeyneb'den ilişkisini kesip onu boşayınca biz seni Zeyneb'le
evlendirdik ki, evlatlıkların ilişkilerini kesip boşadıklan eşleriyle evlat
edinenlerin evlenmesinde mü’minler için bir güçlük olmasın. Artık mü’minler
böyle evlilikleri rahatlıkla yapabilsinler. Zira Allah'ın emri mutlaka yerine
gelir.
Bu
âyet-i kerime,
Resûlüllah’ın, azadlı kölesi Zeyd b.
Hârise'yi, halasının kızı Zeyneb Bint-i Cahş'la evlendirdikten sonra
ayrılmalarını ve ayrılmalarından sonra,
Resûlüllah’ın, Zeyneb'le, Allah'ın emri gereğince evlenmesini
zikretmektedir.
Resûlüllah
(sallallahü aleyhi ve sellem) halası,
Abdülmuttalib'in kızı olan Emine'nin kızı Zeyneb'i, azadlı kölesi olan Zeyd b.
Hârise'yle, güçlükle ikna ederek evlendirmiştir. Zeyneb, bir yıldan fazla bir
müddet Zeyd'le yaşadıktan sonra aralarında anlaşmazlık çıkmış ve Zeyd,
Resûlüllah’a, hanımı Zeyneb'i şikâyet
etmiştir. Resûlüllah ise Zeyd'e,
hanımım tutmasını ye haklarını korumasını emretmiştir. Buna rağmen Zeyd,
hanımıyla geçinememiş. ve sonunda boşamiştır.
Cahiliye döneminde evlat edinen
insanlar, evlatlıklarının boşadıklan ha-nımlanyla evlenmezlerdi.
Allahü teâlâ
bu âdeti ortadan maldırmak için Resûlüllah’a,
Zeyd'den ayrılan Zeyneb Bint-i Cahş ile evlenmesini emretmiş
Resûlüllah da bunun üzerine Zeyneb'le
evlenmiştir.
Hazret-i Âişe
(radıyallahü anhâ) diyor ki:
"Eğer
Resûlüllah
kendisine inen vahiyden birşey saklayacak olsaydı elbette bu âyeti saklardı.
Buhari, K.ol-Menakıb, bab: 18 /Müslim, K.el-Fadail,
bab: 20-23, Hadis no: 2286-2287 / Tirmizî, K.ol-Menakıb, bab: 1, Hadis no: 3613
/ Ahmed b. Hanbel,
Müsned, C.5, S.137.
Allah'ın
kendisine takdir ettiği birşeyi yerine getirmede Peygambere hiçbir vebal ve
güçlük yoktur. Daha önce geçmiş Peygamberlere de Allah bu kanunu koymuştu.
Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.
Allah'ın Peygambere, evlatlığının
boşadığı hanımla evlenmeyi farz kılmasından dolayı peygamberin onunla
evlenmesinde kendisine bir günah yoktur. Allah'ın, daha önce geçmiş olan
peygamberlere koymuş olduğu kanunu da böyledir. Onlara da helal kıldığı şeyleri
yapmalarından dolayı bir güçlük ve günah yoktur. Zira, Allah'ın emri, takdir
edilmiş bir kaderdir.
O
Peygamberler, Allah'ın emirlerini insanlara tebliğ ederler. Allah’tan korkarlar
ve ondan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak Allah yeter.
Ey Rasûlüm, sen de geçmiş
peygamberler gibi ol. Sana emredilenleri tebliğ et. Allah’tan başka kimseden
korkma. Zira Allah, hesaba çeken olarak kafidir.
Muhammed, içinizdeki adamlardan hiçbirinin
babası değildir. Fakat Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.
Allah, herşeyi çok iyi bilir.
Ey insanlar,
Muhammed
ne Zeyd b. Hârise'nin ne de sizlerden herhangi bir adamın babasıdır. Fakat o,
Allah'ın, insanlara gönderdiği elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur.
Onunla peygamberlik sona ermiştir. Allah, yaptığınız amellerin ve söylediğiniz
sözlerin hepsini bilendir.
*Katade
ve Ali b. el-Hüseyin, bu âyet-i kerime’nin,
Zeyd b. Harise hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.
Resûlüllah
(sallallahü aleyhi ve sellem)in, Kasım, Tayyib,
Tahir ve İbrahim isimli dört erkek çocuğu, Zeyneb, Rukiyye, ümmügülsum ve Fatıma
isimlerinde dört de kızı olmuştur. Erkek çocukları çok küçükken vefat etmişler,
Hazret-i Fatıma'nın dışında kızlar da Resûlüllah
hayattayken vefat etmişlerdir. Hazret-i Fatıma ise
Resûlüllah'ın vefatından altı ay sonra
vefat etmiştir.
Âyet-i
kerime,
Resûlüllah’ın, yanında büyüttüğü Zeyd b.
Hârise'ye: "Muhammed'in oğlu" diye
çağırılmasını reddediyor ve Resûlüllah'ın,
yaşayan herhangi bir erkeğin babası olmadığını beyan ediyor ki böylece
münafıklar "Muhammed, oğlunun
hanımıyla evlendi." sözlerinden vazgeçsinler.
Âyet-i
kerime,
Resûlüllah'ın son peygamber olduğunu
bildiren bir delildir. Bu konuyla ilgili olarak birçok mütevatir hadis de
bulunmaktadır.
Übey b.
Kâ'b,
Cabir b. Abdullah, Ebû Said el-Hudrî ve
Ebû Hureyre'den ufak tefek farklarla şu
hadis-i şerif Rivâyet edilmektedir: "Resûlüllah
buyurdu ki:
"Ben ve benden önceki
peygamberlerin durmu, güzel ve hoş bir bina yapan bir adamın binasının durumuna
benzemektedir. Adam, binasını çok güzel yapmış ancak bir köşesinde bir kerpicin
yerini boş bırakmıştır. İnsanlar o binayı gezer, beğenir ve şöyle derler: "Bu
kerpiç de yerine konsaydı ya." İşte o kerpiç benim ve ben peygamberlerin sonuncusuyum.
Tirmizî, K.er-Rüya, bab: 2. Hadis no: 2272 /
Ahmed b. Hanbel,
Müsned, C.3, S.267.
Enes b. Mâlik ve Ebû Tufeyl ise şu
hadisi bazı farklılıklarla Rivâyet etmişlerdir.
Resûlüllah
(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz ki Resulluk ve Nebilik
artık sona ermiştir. Benden sonra ne Resul ne de Nebil gelecektir."
Resûlüllah’ın bu hadisi insanların ağırına gitmiştir. (Artık
insanları ikaz edecek birinin gelmeyeceğini duyunca endişelenmişlerdir) Bunun
üzerine Resûlüllah: "Fakat
müjdeleyenler bulunacaktır." buyurmuştur. İnsanlar: "Ey Allah'ın Resulü,
müjdeleyenler nedir?" diye sormuşlar Resûlüllah
da: "Müslümanm rüyasıdır. Zira o, peygamberliğin parçalarından bir parçadır."
buyurmuştur. Tirmizî, K.es-Siyer, bab: 5, Hadis no:
1553
Diğer bir
hadis-i şerifte de peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Ben, diğer peygamberlerden altı
özellikle üstün kılındım. Bana veciz konuşma verildi, düşmanın kalbine korku
salınmakla yardım olundum, bana ganimetler helal kılındı. Yeryüzü bana mescit ve
temiz kılındı. Ben, bütün yaratıklara Peygamber gönderildim. Peygamberler
benimle sona erdi.
Buhari. K.el-Menakıb, bab: 17 / Müslim, K.el-Fadail.
bab: 124-125, Hadis no: 2354.
Peygamber efendimiz
bir diğer hadisinde de şöyle buyuruyor:
Ben
Muhammed'im, Ahmed'im, ben silenim, Allah'ın kendisiyle İnkârı yok
ettiği, silip götürdüğü kimseyim. Ben toplayanım, insanlar benim arkamda
toplanacaklardır ve ben, arkadan gelenim. (Peygamberlerin sonuncusuyum.)
Buhari, K.el-Edeb, bab: 18 / Müslim, K.et-Tevbe, bab:
22, Hadis no: 2754
Ey iman
edenler, Allah’ı çok zikredin.
Onu sabah
akşam tesbih edin.
Ey iman edenler, Allah’ı,
kalblerinizle, dillerinizle ve bütün azalarınızla devamlı olarak ve çokça
zikredin. Sabah ve ikindi namazlarım kılarak Allah’ı tesbih edin.
Sizi,
karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allah rahmet bahşeder. Melekler de dua
eder. Allah, mü’minlere çok merhametlidir.
Abdullah b. Abbas diyor ki: "Allahü teâlâ
kullarına farz kıldığı her ibadete belli bir sınır koymuştur. Kulların
özürlerine göre de onları bu ibadetlerden muaf tutmuştur. Ancak Allah’ı
zikretmeyi bunların dışında tutmuştur. Zira Allah’ı zikretmeye bir sınır
koymamış ve Allah’ı zikretme hususunda delilerden başka hiçbir kimsenin özürünü
kabul etmemiştir. Kulların, Allah’ı ayakta iken, otururken, yatarken, gece ve
gündüz, karada ve denizde, yolcu iken, mukim iken anmalarını istemiş, zengin
olanın, fakir olanın, hasta olanın, sağlıklı olanın da onu gizli veya açıkça
zikretmesini emretmiştir. Sabah akşam kendisinin tesbih edilmesini istemiş bunu
yapan kullarına ise Allah'ın ve meleklerin merhametli davranacaklarını ve
Allah'ın onları, sapıklığın karanlıklarından çıkarıp hidâyetin aydınlığına
sevkedeceğini beyan etmiştir. Zira Allah, mü’minlere pek merhametlidir.
Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) diyor ki:
"Resûlüllah’a
esirler getirildi. Onların içerisinden bir kadın memesinden sütünü sağıyor ve
çocuklara içiliyordu. Esirlerden bir bebek gördüğünde onu alıyor bağrına basıyor
ve emziriyordu. Bunu gören Resûlüllah
bize şöyle dedi: "Bu kadının, çocuğunu ateşe atacağını tahmin eder misiniz?"
Biz: "Hayır, onun, çocuğu atmamaya gücü yettiği müddetçe bunu yapmaz." dedik.
Bunun üzerine Resûlüllah "Allah,
kullarına işte bu kadının, çocuğuna olan merhametinden daha merhametlidir."
buyurdu. Buhari, K.Tefsir el-Kur'an, Sûre: 48, bab: 3.
|