Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

347

 

023 - MÜ'MİNÛN SÛRESİ

 

CÜZ :

18

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

90

Doğrusu biz onlara hakkı getirdik. Fakat onlar yalancıdırlar.

Âyet-i kerime’de, getirildiği beyan edilen "Hak"tan maksat, Allahü teâlâ'nın, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ile gönderdiği İslâm dini ve onun nişanesi olan "La ilahe İllallah"tır. Fakat müşrikler "Lailahe İllallah"i bırakıp, Allah ile beraber başka ilâhlar olduğunu iddia etmelerinde ve Allah'ın çocuk edindiğini söylemelerinde yalancıdırlar. Allah'a karşı iftira etmektedirler.

91

Allah, çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka bir ilâh ta yoktur. Eğer öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığına hükmedip onu istediği yöne götürürdü. Ayrıca onların bir kısmı diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Allah, müşriklerin taktıkları sıfatlardan münezzehtir.

Allahü teâlâ bu âyet-i kerime’de uluhiyet sıfatına ters düşen ve Allah'a ortak koşanlar tarafında ileri sürülen iftiraları reddediyor, Allah'ın çocuk edinmediğini, böyle birşeyin Allah'a yakışmayacağını, Allah ile beraber başka ilâhlar bulunmadığını, aksi takdirde her ilahın kendi yarattığı ile başbaşa kalması gerektiğini ve ilahların birbiriyle çatışarak birbirlerine galip gelmeye çalışacaklarını beyan ediyor ve Allah'ın bu tür sıfatlardan uzak olduğunu belirtiyor.

92

O, gaybı da bilir, hazin da. Onların koştukları ortaklardan yücedir.

Allah, yaratıkların bilip göremedikleri gayba ait olan şeyleri de bilendir, gözle görülebilecek şeyleri de bilendir. Ve Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Ve yüceler yücesidir.

Müşrikler, söyledikleri sözlerin nereye vardığını bilememektedirler. Gaybı bilen Allah, onların söylediklerinin bâtıl olduğunu ortaya koymaktadır. O halde müşriklerin söylediklerini bırakın ve Allah'ın buyurduklarına yönelin.

93

Ey Rasûlüm, de ki: "Rabbim, eğer onlara vaadolunan azabı bana mutlaka göstereceksen,

94

Beni o zalim kavmin arasında bulundurma rabbim."

Ey Rasûlüm, de ki: "Rabbim, eğer sen şu müşriklere vaadettiğin azabı bana da gösterecek olursan, beni de onları helak ettiğin azapla helak etme. Sen beni, o zalim müşriklerin elinde bırakma. Kendilerinden razı olduğun dostlarının içine kat.

95

Biz, onlara vaadettiğimizi sana göstermeye elbette kadiriz.

Ey Rasûlüm, o müşriklere vaadettiğimiz âcil azabı sana da göstermeye elbette kadiriz. Fakat biz bu azabı, tayin ettiğimiz vakit gelinceye kadar erteliyoruz. O halde sen, vaadedilen şeylerde, onların seni yalanlamalarından dolayı üzülme.

96

Sen kötülüğü en güzel şekilde önle. Biz, onların ne tür sıfatlar uydurduklarını çok iyi biliriz.

Ey Rasûlüm, bu müşriklerin sana yaptıkları kötülükleri en güzel şeklide önle. Biz onların, Allah hakkında ne gibi şeyler uydurduklarını ve sana nasıl dil uzattıklarını çok iyi biliriz. Biz onları, yaptıklarından dolayı cezalandıracağız.

Âyet-i kerime’de zikredilen "Kötülük"ten maksat, müşriklerin Resûlüllah'a yaptıkları çeşitli eziyetler, onu yalanlanılan ve ona çeşitli adlar takmalarıdır. Müşriklerin yaptıkları bu kötülükleri "En güzel şeklide önlemek"ten maksat ise, Mücahide göre, müşriklerin Resûlüllah'a yaptıklarına onun aldırış etmemesidir.

Mücahid'den nakledilen diğer bir görüşe göre ise Resûlüllah'ın onlara selam vermesidir. Hasan-ı Basrî'ye göre ise, öfkesini yenmesidir.

97

Ey Rasûlüm, de ki: "Rabbim, şeytanların vesvesesinden sana sığınırım."

98

Rabbim, yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."

Ey Rasûlüm, de ki: "Rabbim, Şeytanın dürtüklemelerinden sana sığınırım. Şeytan'ın, işlerime karışmasından da sana sığınırım."

Allahü teâlâ bu âyetlerde, Resûlüllah'ın, Şeytan'ın şerrinden kendisine sığınmasını emretmektedir. Zira Şeytan'ın şerrinden emin olmak için herhangi bir maddi tedbir alma imkânı yoktur. Ayrıca şeytanlar, güzel sözle bertaraf edilecek varlıklar da değillerdir. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) dua ederken Şeytanın şerrinden rabbine sığınırdı ve şöyle dertli:

"Kovulmuş Seylan'ın dürtüklemesinden, şişirmesinden ve üflemesinden, herşeyi işiten ve bilen Allah'a sığınırım. Ebû Dâvud, K. es- Sabah, bab: 120, Hadis No 775/Tirmizi K.es-salah, bab: 655, Hadis No 242 Peygamberimizin diğer bir Hadis-i Şerifinde ise şöyle dua etliği rivâyet edilmektedir.

"Ey Allah’ım, üzerime bina yıkılmasından sana sığınırım. Yüksek bir yerden düşüp ölmekten sana sığınırım. Boğulmaktan, yanmaktan ve ihtiyarlıktan sana sığınırım. Ölüm ânında şeytanın beni çarpmasından sana sığınırım. Senin yolunda mücadele vermekten kaçarak ölmekten sana sığınırım. Isıtılarak ölmekten sana sığınırım. Ebû Dâvud, K. es- Sabah, bab 367, Hadis No: 1552/Nesaî, K.el istiaze, bab: 61 Hadis No 553

99

Müşriklerin birine ölüm geldiği zaman şöyle der: "Rabbim, beni dünyaya geri gönderiniz,

100

Ki, terkettiğim dünyada salih amel işleyeyim. "Hayır, hayır. Bu bir laftır. O bunu söylemektedir. Onların, diriltilecekleri güne kadar, geçirecekleri bir berzah alemi (kabir hayatı) vardır.

Müşriklerin birine ölüm gelip çattığı zaman, Allah'ın azabına düşeceğini yakinen anlayınca, geçmişteki yaptıklarına pişman olur ve şöyle der:

"Rabbim, beni bırakınız da, gemişte yapmamış olduğum salih amelleri işleyeyim." Fakat onun bu isteği kabul edilmez. Söylediği şeyler boş sözden öteye geçmez. O ölür, kabir âlemine gider ve dirilinceye kadar orada kalır.

Katade bu âyet-i kerimeleri izah ederken, şöyle demiştir: "Böyle söyleyen kişi dünyada ailesine, kabilesine dönmek için veya dünya malını biriktirmek için yahut şehvanî arzulanın gidennek için dönmek istememektedir. Salih amel işlemek için istemektedir. Fakat o fırsat ona verilmeyecektir.

Abdurrahman b. Zeyd diyor ki: "Ölüm halinde olan her zalim bu sözü söyleyecektir."

101

Sur'a üfürüldüğü zaman, aralarında soy bağı kalmaz ve bibirlerine de birşey soramazlar.

Sur'a iki defa üflenecektir. Birinci üflenişinde dünya hayatı sona erecek ve herşey yok olacaktır. İkinci üflenişinde ise insanlar ve yükümlü olan diğer varlıklar dirilip kabirlerinden çıkacaklar ve Allah'ın huzuruna varıp hesap vereçeklerdir. Bu âyet-i kerime’de zikredilen "Üfleme"den maksadın birinci sur'a mı yoksa ikinci sur'a mı üflenme olduğu hakkında iki görüş zikredilmiştir.

Said b. Cübeyr, Süddî ve Abdullah b. Abbas'a göre buradaki sur'a üflemekten maksat, sur'a birinci defa üflenmesidir. Said b. Cübeyr diyor ki: "Bir adam Abdullah b. Abbas'a geldi ve ona: "Allahü teâlâ'nın, bir âyet-i kerime’de "O gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerine de bir şey soramazlar." buyurduğunu, başka bir âyette ise "Kullar birbirlerine yönelip sorarlar. Sâffât Sûresi, âyet: 50 buyurduğunu işittim." dedi. (Yani, birinci âyettehiç kimsenin kimseyle ilgisinin olmayacağı, birbirlerine bir şey soramayacakları belirtiliyor, ikinci âyette ise insanların birbirlerine yönelip soru soracakları beyan ediliyor bundan maksat nedir?) Abdullah b. Abbas ise ona şöyle cevap verdi: "O gün onlar birbirlerine de birşey soramazlar." ifadesi, sur'a birinci defa üflendiğinde kimsenin kimseye birşey sormayacağını beyan etmektedir. Zira yeryüzünde hiçbirşey kalmayacak ki, soy bağı bulunmuş olsun veya insanlar birbirlerine birşey sorabilsinler.

"Kullar birbirlerine yönelip sorarlar." ifadesinde ise, cennete girdikten sonra birbirlerine herhangi bir şey sorabileceklerini beyan eder.

Abdullah b. Mes'ud'a göre ise, bu âyetteki "Sur'a üflemek"ten maksat, sura ikinci defa üflenmesidir. İşte o zaman bütün insanlar birbirlerinden kaçacaklar ve kimse kimseyi tanımayacaktır. İnsan, en yakın dostundan ve akrabasından kaçacaktır.

102

Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

103

Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, kendilerini ziyana sokanlardır. Cehennemde ebediyyen kalacaklardır.

104

Ateş onların yüzlerini yalar. Onların orada yüzleri kavrulup, dişleri sırıtır kalır.

Kıyamet gününde kulların amellerini tartan adaletli teraziler kurulacaktır, işte o gün kimin sevabı günahından ağır galirse onlar kurtuluşa ereceklerdir. Cehennem azabından kurtulup cennete konacaklardır. Kimin de kötülükleri iyiliklerinden ağır gelişe işte onlar, kendilerini hüsrana uğratanlardır. Onlar, cehennemde ebedi olarak kalacaklardır. Yüzlerini cehennem ateşi yalayacak ve onlar orada, cehennemin ateşiyle yüzler kavrulmuş olarak bulunacaklar, dişleri de sırıtıp duracaktır.

Ebû Saîd el-Hudrî, Resulüllah'ın, bu âyetin son bölümünü şöyle izah ettiğini rivâyet etmektedir:

"Ateş, cehennemlik kimsenin yüzünü pişirir. Böylece üst dudağı kasılır ve başının ortasına vanr. Alt dudağı ise sarkar ve göbeğine değer." Tirmiî, K. Tefsir el- Kur'an, Sûre: 23- Hadis no 3176

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 922  H : 310)

 

TABERİ TEFSÎR-İ - (TÜRKÇE)

 

-

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç