|
Doğrusu
biz onlara hakkı getirdik. Fakat onlar yalancıdırlar.
Âyet-i
kerime’de, getirildiği beyan edilen
"Hak"tan maksat, Allahü teâlâ'nın,
Hazret-i Muhammed
(sallallahü aleyhi ve sellem) ile gönderdiği
İslâm dini ve onun nişanesi olan "La ilahe İllallah"tır. Fakat müşrikler
"Lailahe İllallah"i bırakıp, Allah ile beraber başka ilâhlar olduğunu iddia
etmelerinde ve Allah'ın çocuk edindiğini söylemelerinde yalancıdırlar. Allah'a
karşı iftira etmektedirler.
Allah,
çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka bir ilâh ta yoktur. Eğer öyle olsaydı,
her ilâh kendi yarattığına hükmedip onu istediği yöne götürürdü. Ayrıca onların
bir kısmı diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Allah, müşriklerin taktıkları
sıfatlardan münezzehtir.
Allahü
teâlâ bu
âyet-i kerime’de
uluhiyet sıfatına ters düşen ve Allah'a ortak koşanlar tarafında ileri sürülen
iftiraları reddediyor, Allah'ın çocuk edinmediğini, böyle birşeyin Allah'a
yakışmayacağını, Allah ile beraber başka ilâhlar bulunmadığını, aksi takdirde
her ilahın kendi yarattığı ile başbaşa kalması gerektiğini ve ilahların
birbiriyle çatışarak birbirlerine galip gelmeye çalışacaklarını beyan ediyor ve
Allah'ın bu tür sıfatlardan uzak olduğunu belirtiyor.
O, gaybı
da bilir, hazin da. Onların koştukları ortaklardan yücedir.
Allah, yaratıkların bilip
göremedikleri gayba ait olan şeyleri de bilendir, gözle görülebilecek şeyleri de
bilendir. Ve Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Ve
yüceler yücesidir.
Müşrikler, söyledikleri sözlerin
nereye vardığını bilememektedirler. Gaybı bilen Allah, onların söylediklerinin
bâtıl olduğunu ortaya koymaktadır. O halde müşriklerin söylediklerini bırakın ve
Allah'ın buyurduklarına yönelin.
Ey
Rasûlüm, de ki: "Rabbim, eğer onlara vaadolunan azabı bana mutlaka
göstereceksen,
Beni o
zalim kavmin arasında bulundurma rabbim."
Ey Rasûlüm, de ki: "Rabbim, eğer
sen şu müşriklere vaadettiğin azabı bana da gösterecek olursan, beni de onları
helak ettiğin azapla helak etme. Sen beni, o zalim müşriklerin elinde bırakma.
Kendilerinden razı olduğun dostlarının içine kat.
Biz,
onlara vaadettiğimizi sana göstermeye elbette kadiriz.
Ey Rasûlüm, o müşriklere
vaadettiğimiz âcil azabı sana da göstermeye elbette kadiriz. Fakat biz bu azabı,
tayin ettiğimiz vakit gelinceye kadar erteliyoruz. O halde sen, vaadedilen
şeylerde, onların seni yalanlamalarından dolayı üzülme.
Sen
kötülüğü en güzel şekilde önle. Biz, onların ne tür sıfatlar uydurduklarını çok
iyi biliriz.
Ey Rasûlüm, bu müşriklerin sana
yaptıkları kötülükleri en güzel şeklide önle. Biz onların, Allah hakkında ne
gibi şeyler uydurduklarını ve sana nasıl dil uzattıklarını çok iyi biliriz. Biz
onları, yaptıklarından dolayı cezalandıracağız.
Âyet-i
kerime’de
zikredilen "Kötülük"ten maksat, müşriklerin
Resûlüllah'a yaptıkları çeşitli eziyetler, onu yalanlanılan ve ona
çeşitli adlar takmalarıdır. Müşriklerin yaptıkları bu kötülükleri "En güzel
şeklide önlemek"ten maksat ise, Mücahide
göre, müşriklerin Resûlüllah'a
yaptıklarına onun aldırış etmemesidir.
Mücahid'den
nakledilen diğer bir görüşe göre ise Resûlüllah'ın
onlara selam vermesidir. Hasan-ı Basrî'ye
göre ise, öfkesini yenmesidir.
Ey
Rasûlüm, de ki: "Rabbim, şeytanların vesvesesinden sana sığınırım."
Rabbim,
yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."
Ey Rasûlüm, de ki: "Rabbim,
Şeytanın dürtüklemelerinden sana sığınırım. Şeytan'ın, işlerime karışmasından da
sana sığınırım."
Allahü
teâlâ bu âyetlerde, Resûlüllah'ın,
Şeytan'ın şerrinden kendisine sığınmasını emretmektedir. Zira Şeytan'ın
şerrinden emin olmak için herhangi bir maddi tedbir alma imkânı yoktur. Ayrıca
şeytanlar, güzel sözle bertaraf edilecek varlıklar da değillerdir.
Peygamber efendimiz
(sallallahü aleyhi ve sellem) dua ederken
Şeytanın şerrinden rabbine sığınırdı ve şöyle dertli:
"Kovulmuş Seylan'ın
dürtüklemesinden, şişirmesinden ve üflemesinden, herşeyi işiten ve bilen Allah'a
sığınırım.
Ebû Dâvud, K. es- Sabah, bab: 120, Hadis No
775/Tirmizi K.es-salah, bab: 655, Hadis No 242 Peygamberimizin diğer bir
Hadis-i Şerifinde ise şöyle dua etliği rivâyet edilmektedir.
"Ey Allah’ım, üzerime bina
yıkılmasından sana sığınırım. Yüksek bir yerden düşüp ölmekten sana sığınırım.
Boğulmaktan, yanmaktan ve ihtiyarlıktan sana sığınırım. Ölüm ânında şeytanın
beni çarpmasından sana sığınırım. Senin yolunda mücadele vermekten kaçarak
ölmekten sana sığınırım. Isıtılarak ölmekten sana sığınırım.
Ebû Dâvud, K. es- Sabah, bab 367, Hadis No: 1552/Nesaî, K.el istiaze, bab: 61
Hadis No 553
Müşriklerin birine ölüm geldiği zaman şöyle der: "Rabbim, beni dünyaya geri
gönderiniz,
Ki,
terkettiğim dünyada salih amel işleyeyim. "Hayır, hayır. Bu bir laftır. O bunu
söylemektedir. Onların, diriltilecekleri güne kadar, geçirecekleri bir berzah
alemi (kabir hayatı) vardır.
Müşriklerin birine ölüm gelip
çattığı zaman, Allah'ın azabına düşeceğini yakinen anlayınca, geçmişteki
yaptıklarına pişman olur ve şöyle der:
"Rabbim, beni bırakınız da, gemişte
yapmamış olduğum salih amelleri işleyeyim." Fakat onun bu isteği kabul edilmez.
Söylediği şeyler boş sözden öteye geçmez. O ölür, kabir âlemine gider ve
dirilinceye kadar orada kalır.
Katade
bu
âyet-i kerimeleri izah ederken, şöyle
demiştir: "Böyle söyleyen kişi dünyada ailesine, kabilesine dönmek için veya
dünya malını biriktirmek için yahut şehvanî arzulanın gidennek için dönmek
istememektedir. Salih amel işlemek için istemektedir. Fakat o fırsat ona
verilmeyecektir.
Abdurrahman b. Zeyd
diyor ki: "Ölüm halinde olan her zalim bu sözü söyleyecektir."
Sur'a
üfürüldüğü zaman, aralarında soy bağı kalmaz ve bibirlerine de birşey
soramazlar.
Sur'a iki defa üflenecektir.
Birinci üflenişinde dünya hayatı sona erecek ve herşey yok olacaktır.
İkinci üflenişinde ise insanlar ve
yükümlü olan diğer varlıklar dirilip kabirlerinden çıkacaklar ve Allah'ın
huzuruna varıp hesap vereçeklerdir. Bu âyet-i kerime’de
zikredilen "Üfleme"den maksadın birinci sur'a mı
yoksa ikinci sur'a mı üflenme olduğu hakkında
iki görüş zikredilmiştir.
Said b.
Cübeyr,
Süddî ve Abdullah
b. Abbas'a göre buradaki sur'a üflemekten maksat, sur'a
birinci defa üflenmesidir.
Said b. Cübeyr diyor ki: "Bir adam
Abdullah b. Abbas'a geldi ve ona: "Allahü
teâlâ'nın, bir âyet-i kerime’de
"O gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerine de bir şey soramazlar."
buyurduğunu, başka bir âyette ise "Kullar birbirlerine yönelip sorarlar.
Sâffât Sûresi, âyet: 50 buyurduğunu işittim."
dedi. (Yani, birinci âyettehiç kimsenin kimseyle
ilgisinin olmayacağı, birbirlerine bir şey soramayacakları belirtiliyor,
ikinci âyette ise insanların birbirlerine
yönelip soru soracakları beyan ediliyor bundan maksat nedir?)
Abdullah b. Abbas ise ona şöyle cevap verdi:
"O gün onlar birbirlerine de birşey soramazlar." ifadesi, sur'a
birinci defa üflendiğinde kimsenin kimseye
birşey sormayacağını beyan etmektedir. Zira yeryüzünde hiçbirşey kalmayacak ki,
soy bağı bulunmuş olsun veya insanlar birbirlerine birşey sorabilsinler.
"Kullar birbirlerine yönelip
sorarlar." ifadesinde ise, cennete girdikten sonra birbirlerine herhangi bir şey
sorabileceklerini beyan eder.
Abdullah b. Mes'ud'a göre ise, bu âyetteki "Sur'a üflemek"ten maksat,
sura
ikinci defa üflenmesidir. İşte o zaman bütün insanlar birbirlerinden
kaçacaklar ve kimse kimseyi tanımayacaktır. İnsan, en yakın dostundan ve
akrabasından kaçacaktır.
Kimlerin
tartısı ağır gelirse, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Kimlerin
de tartıları hafif gelirse, işte onlar, kendilerini ziyana sokanlardır.
Cehennemde ebediyyen kalacaklardır.
Ateş
onların yüzlerini yalar. Onların orada yüzleri kavrulup, dişleri sırıtır kalır.
Kıyamet gününde kulların amellerini
tartan adaletli teraziler kurulacaktır, işte o gün kimin sevabı günahından ağır
galirse onlar kurtuluşa ereceklerdir. Cehennem azabından kurtulup cennete
konacaklardır. Kimin de kötülükleri iyiliklerinden ağır gelişe işte onlar,
kendilerini hüsrana uğratanlardır. Onlar, cehennemde ebedi olarak kalacaklardır.
Yüzlerini cehennem ateşi yalayacak ve onlar orada, cehennemin ateşiyle yüzler
kavrulmuş olarak bulunacaklar, dişleri de sırıtıp duracaktır.
Ebû Saîd el-Hudrî, Resulüllah'ın,
bu âyetin son bölümünü şöyle izah ettiğini rivâyet etmektedir:
"Ateş, cehennemlik kimsenin yüzünü
pişirir. Böylece üst dudağı kasılır ve başının ortasına vanr. Alt dudağı ise
sarkar ve göbeğine değer." Tirmiî, K. Tefsir el-
Kur'an, Sûre: 23- Hadis no 3176
|