Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

232

 

011 - HÛD SÛRESİ

 

CÜZ :

12

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

98

Fir'avun, kıyamet gününde kavminin önüne düşüp böylece onları ahp cehennem ateşine götürecektir. Varıp girecekleri yer ne kötü yerdir.

Fir'avun, kıyamet gününde kavminin önüne düşüp,” Fir'avun, kavmi tersyüz olduğu bir hâlde onların önüne geçip kendilerini alarak, önlerine düşerek“İşte bu, bir öncekinin bir tefsiri ve açıklamasıdır.”

Yani durumu ve akıbeti böyle olan birinin istediği şey, nasıl doğru bir şey olabilir ki?

Rüşd: övgüye ve memnuniyete değer olan her konuda kullanılan bir kelimedir. Nitekim, Ğayy: kelimesi de yerilen ve kötü olan her şey için kullanılan bir kelimedir. Kademe kelimesi, tekaddeme manasınadır.

“Böylece onları alıp cehennem ateşine götürecektir.”

Yani cehennem ateşine sokacaktır. Burada, (.......) kelimesinin mazi fiil kipiyle getirilmiş olması, şu bakımdandır. Konunun maziyani dili geçmiş kiple getirilmesi, bunun kesin olarak var olması ve meydana gelmesindendir. Sanki şöyle denilmektedir:“Onların önüne düşer ve böylece onları alıp kesinlikle cehennem ateşine götürüp sokar. Bunda asla şüphe yoktur.”

Yani Fir'avun nasıl ki onları saptırmada ve sapıklıkta kendilerine öncülük ediyor idiyse, aynı şekilde cehennem ateşine götürmede de onların önünde yer alacak olan kesinlikle odur. Kavmi de peşinden onu izleyip gideceklerdir.

Varıp girecekleri yer ne kötü yerdir.”

Burada geçen,(.......) kelimesi, (.......) manasındadır ki gidiş ve vanş demektir.(.......) vanları ve gidilen yer demektir. Böylece Fir'avun sürünün başırıı çekenin suya götürene, ve ona tabi olanlar da çobanı izleyen sürüye benzetilmiştir.

Sonra da;(.......) kelimesiyle kasdolunan şey, susuzluğu gidermektir. Halbuki ateş bunun tam zıddıdır. Dolayısıyla burada Fir'avun tarafından kendilerine yapılan öncülük onların susuzluğunu gideren değil, yüreklerini parçalayacak pları cehennem ateşine bir götürüştür. Şüphesiz böylene kötü bir çoban gösterilemez.

99

Onlar burada da, kıyamet gününde de lânete uğratıldılar. Onlara sunulan bu armağan ne kötü armağandır!

Onlar burada da, kıyamet gününde de lânete uğratıldılar.” (.......) Onlara sunulan bu armağan ne kötü armağandır!”

Yani onlara yapılan yardım ne kötü bir yardım veya sunulan hediye ne fena bir hediyedir.

100

Ey Resûlüm Muhammed! İşte bu haller helâk olup geçen kasaba halklarının haberleridir. Biz, onu küfür ve yalanlamaları sebebiyle sana anlatıyoruz. O helâk olanlardan günümüze kadar izleri hala ayakta duranlar da vardır, biçilmiş ekin gibi kendilerinden hiçbir iz ve eser kalmamış olanlar da vardır.

Ey Resûlüm Muhammed! İşte bu haller helâk olup geçen kasaba halklarının haberleridir.” Burada geçen (.......) mübtedadır.

(.......) kavli de bunun haberidir. “Biz onların, sana anlatıyoruz.” Bu cümle de haberden sonra ikinci bir haberdir.

Yani sana anlatıları ve hikâye edilen bu haber, daha önce helâk olup gitmiş olan kasabaların kimilerine âit haberlerdir. İşte biz bunları sana anlatıyoruz.

O helâk olanlardan -o kasabalardan- günümüze kadar izleri hala ayakta duranlar da vardır, biçilmiş ekin gibi kendilerinden hiçbir iz ve eser kalmamış olanlar da vardır.”

Yani kimisinin izleri ve kahntıları hala günümüze kadar varlığını sürdürmüştür, kimisinden ise eser kalmamıştır.

Yani kimisi hala sapları üzerin de dikilip kalan ekin misali izlerim devam ettirmiş, kimisinden de biçilmiş ekin misali, hiçbir eser kalmamıştır. Cümle yeni bir cümledir. Bu itibarla i'rabtan mahalli yoktur.

101

Biz onlara zulmetmedik. Ancak onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince Allah'ı bırakıp da taptıkları ilâhları da, onlara hiçbir fayda sağlamadı, aksine onlara zarar getirdi. Ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.

Rabbinin azap emri gelince, Allah'ı bırakıp da taptıkları onlara hiçbir fayda sağlamadı, aksine onlara zarar getirdi.”

Yani o ilâh edinip tapındıkları şeyler, onları Allah'ın azâbından ve cezâlarıdırma sından kurtarmaya kâdir olmadı.Bu mazi halin hikâyesidir.

(.......) edatı, (.......) fiiliyle mensûbtur.

Ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.” Hüsrana ve zarara uğramaktan başka bir şey sağlamadı.

(.......) kelimesi, zarar etmek, hüsrana uğramak gibi manalara gelir. “Başkası tarafından zarara sokuldu” ise başkasını hüsrana düşürmek ve zarara sokmak demektir.

YaniAllah'tan başkasına kullukta bulunmakla, onlara bir fayda getirmedi, aksine onları helâk etti.

102

Rabbinin cezâlarıdırması böyledir! O, halkı zâlim olan kasabaları cezâlandınnca böylene şiddetli bir şekilde yakalar. Şüphesiz onun inkârcıları yakalanası çok şiddeti ve pek elem vericidir.

Rabbinin cezâlarıdırması böyledir!” Burada kef harfi mahallen merfûdur. Nitekim,“el-Ahz” kelimesi de böyledir.

“O, halkı zâlim olan kasabaları cezâlarıdırınca -yakalayınca-, böylene şiddetli bir şekilde yakalar.

(.......) kavli, (.......) kavlinden hâldir. “Şüphesiz onun inkârcıları yakalanası çok şiddeti ve pek elem vericidir, ondan kurtuluş umudu da yoktur.” Biri yakalandı mı, artık kurtuluşu çok güçtür.

İşte bu uyarı ister Mekke kâfirleri olsun, ister başka kâfirler olsun, her yerdeki zâlim kasaba halklarını kuşatan bir ikazdır, bir uyandır. O hâlde her kâfire düşen şey, bir an önce zulmünden vazgeçip tevbe etmekte acele etmesidir. İleride tevbe ederim diye işi ertelemeye, ihmale bırakmamalıdır, buna aldanmamalıdır.

103

İşte bunda âhiret azâbının şiddetinden korkanlar için muhakkak bir ibret vardır. İşte o gün bütün yaratılmışların şâhit olacakları, hazır bulunacakları bir gündür.

İşte bunda âhiret azâbının korkanlar için muhakkak bir ders ve bir ibret vardır.”

Yani bunların doğruluğuna, sahih olduğuna ve varlığına inananlar için..

İşte o gün hesap ve cezâ için bütün insanların toplandığı kıyamet günüdür.” (.......) işaret ismi, kıyamet gününe işaret etmektedir. Çünkü bundan önce geçen, “âhiret azâbı”bu manaya delalet etmektedir. (.......) kelimesi, (.......) kelimesiyle merfû' olmuştur. Nitekim bu kelimenin kök kelimesi olan fiili de failini ref'eder.

Meselâ,(.......) gibi. Ancak burada, ismi mefûl fiiline tercih edilmiştir. Çünkü İsmi mefulde kıyamet gününde toplarıılması konusunda sebat ve kesin mana vardır ve bu aynı zamanda toplanmanın insanlara isnadını da daha kesin olarak ifade etmektedir. Çünkü insanlar o kıyamet gününden ayrı kalmayacaklar ve hepsi de hesap vermek, sevap ve cezâ almak üzere huzurda toplanacaklardır.

İşte o gün bütün yaratılmışların şâhit olacakları, hazır bulunacakları bir gündür.”

Yani o günde herkes/hazır bir hâlde bulunacaklardır. Zarfı mefulü bih yerinde kabul etmekle rnanayı daha geniş olarak tuttu.

Yani cer harfini hazfetmekle, fiili zarfa taallûk ettirirken sanki onu mefulün bih gibi kabul etmiştir.

Yani bütün yaratıklar o gün o mevkıf-mahşer ve durak yerinde hazır bulunacaklar. Oraya gelmeyen olmayacaktır.

104

Biz o kıyamet gününü yalnızca Allah katında saydarı bilinen müddet süresince bekletiriz.

Biz o kıyamet gününü yalnızca Allah katında sayıları bilinen müddet süresince bekletiriz.” Ecel kelimesi, Mutlak manada erteleme ve geciktirme süresinin tamamına ve nihâyetine, sona ermesi anma kadar olan anlamdadır. Halbuki Add kelimesi,yani süre, sayı manasında olan bu kelime, sadece müddet ve süre anlamındadır, bunun bir son noktası ve ulaşacağı son anı yoktur. Bu durumda, (.......) kavlinin manası şöyle olmaktadır: “Ancak sayılı bir müddetin ve sürenin bitiminde” demektir. Dolayısıyla burada muzaf hazf olunmuştur. Yahut da mana şöyledir: “Biz bu günü ertelemeyiz, ancak bizim dünya için biçtiğimiz son süre bitinceye kadar erteleriz, daha fazla asla değil.”

105

İşte o hesap ve cezâ günü geldiği vakit, artıkAllah'ın izni olmaksızın asla hiçbir kimse konuşamaz. Bunlardan kimi bedbahttır, kimileri mutludur.

İşte o hesap ve cezâ günü geldiği vakit, artık Allah'ın izni olmaksızın asla hiçbir kimse konuşamaz.” Kırâat imâmlarından İbn Kesîr,(.......) kelimesini (.......) harfiyle (.......) olarak okumuştur. Ancak kendisine Ebû Amr, Nafî, Ali Kisâî Vasl hâlinde muvafakat etmişlerdir. Zaten asıl olan (.......) harfiyle okumaktır. Çünkü burada (.......) harfinin hazfını gerektiren bir şey yoktur.

Ancak Huzeyl kabilesinin lehçesinde (.......) harfini hazfedip bunun yerine sadece kesre yani esre harekeyle yetinmek çok kullanılmaktadır. Nitekim bunun benzeri (Kehf, 64) âyetinde geçen, (.......) kavlidir.

Burada geçen,“Nebği” kelimesi, aslında,-(.......) şeklindedir.

Yani 390 kelimenin sonunda (.......) harfi vardır.

Burada(.......) kelimesinin faili,(.......) (Hûd,103) kavline râci olan zamîrdir. Yoksa (.......) kelimesine muzaf olan (.......) kelimesi değildir ve bu, (.......) fiiliyle yahut da,(.......) kavliyle mensûbtur.Bu da (.......) demektir.

Yani O gün Allah'ın izni olmaksızın hiçbir kimse bir başka kimseye şefâat edemez. Nitekim şöyle buyurulmuştur:“İzni olmadan Onun katında kim şefâat edebilir?”

(Bakara,255)“Bunlardan kimi küfürleri sebebiyle bedbahttır -azap olunmuşlardır-, kimileri de imanları sebebiyle mutludur.” Nimetlere boğulmuşlardır. (.......) kavlindeki zamîr,(.......) (Hûd,103) kavlinde “Nas yani insanlar” ifadesi geçmişti. Son cümle, (.......) takdirindedir.

106

Bedbaht olanlar cehennem ateşindedir. Onların orada çektikleri azâbın şiddet ve dehşetinden öylene feci bir nefes ahp vermeleri var ki anlatılamaz.

“Bedbaht olanlar cehennem ateşindedir. Onların orada çektikleri azâbın şiddet ve dehşetinden öylene feci bir nefes ahp vermeleri var ki anlatılamaz.”

Âyette geçen,(.......) kelimeleri zorlukla nefes alıp vermek demektir. Yahut da, (.......) kelimesi eşeğin anırmaya başladığı ilk andaki sesi gibi bir nefes alışları var demektir.(.......) ise anıran eşeğin anırmasının son demlerindeki sesi gibi bir nefes verişleri vardır.

Yani bunlara cehennem ateşi içinde ıstıraptan âdeta eşeklerin anırtı ve bağırtıları gibi feryat edip dururlar, demektir. Cümle ise hâl yerinde gelmiştir. Bunda amil ise, ateşteki kalışları anlamındaki istikrardır.

107

Sadece Rabbinin diledikleri dışında onlar, gökler ve yer durduğu müddetçe cehennem ateşinde, ebedî olarak kalacaklardır. Çünkü Rabbin, dilediğini yapandır.

“Sadece Rabbinin diledikleri dışında onlar, gökler ve yer durduğu müddetçe cehennem ateşinde ebedî olarak kalacaklardır.”

Buradaki,(.......) kavli, mukadder hâldir.(.......) kavli ise, Nasb yerinde gelmiştir.

Yani mahallen mensûbtur. Manası, “gökler ve yer devam ettiği müddetçe” demektir. Buradaki gökler ve yerden kasıt, âhiret hayatını, öte dünyanın gökleri ve yeri demektir. Çünkü bunlar yaratılmış olmakla birlikte ebediyete kadar hep var olacaklardır. Öte dünyanın gökleri ve yerinin olduğuna dair delil yüceAllah'ın şu kavlidir:“Yer başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği gün...” (İbrâhîm, 48) Bir başka tefsir ise şöyle yapılmıştır: “Üst ve alt, yukan ve aşağı, taban ve tavan devam ettiği müddetçe. Çünkü âhirette ihsanı güneşten koruyup gölgeleyecek, altında banndıracak, taşıyacak bir gök veya Arş olacaktır.” Çünkü insanı gölgesi altında tutan veya bulunduran her şey semadır. Ya da bu ifade sadece ebediyet manasını ifade etmek ve bu azâbın asla kesilmeyeceğinin önüne geçmek ve bu gibi yanlış bir tefsire meydan vermemek içindir. Meselâ Araplarda, Bir tek yıldız da parladığı müddetçe diye bu ve benzeri ebedilik bildiren ifadeleri vardır ki, işte bu da bu nevi bir ifadedir.

“Sadece Rabbinin diledikleri dışında” kavli, cehennem ateşinde ebedî kalacak olanlardan istisna edilenleri bildirmek içindir. Bunun böyle olması, cehennem ya da ateş ehlinin yalnızca ateşte ebedî olarak kalmakla işleri tamamlanmış olmayacak, aksine orada ateş ile azap olunmaları dışında en şiddetli azap türleriyle de cezâlarıdırılıp azap göreceklerdir.

Yahut,(.......) kavli, (.......) manasınadır. Bunlar da cezâlarını çektikten sonra cehennem ateşinden çıkıp kurtularak cennete girecek olanlardır. Bunlara“Cehennemlikler” denir. Bunlar aynı zamanda cennet ehlinden de istisna edilmişlerdir. Zira belli bir zaman dilimi için de olsa cennetliklerden aynlıp cezâ çekmek üzere cehennem ateşine atılmışlardır. Ancak bunlar ebedî olarak cehennem ateşinde kalmak gibi bir bedbahtlığa sahip değiller, onlar gibi ebedî kalıcı değillerdir. Buna rağmen cennet ehli gibi direkt olarak cennete giren ve asla cehennem ateşiyle temas etmeyen bahtiyar kimselerden de değillerdir. Bu durumİbn Abbâs, Dahhak veKatâde'den -Allah hepsinden de râzı olsun- rivâyet olunmuştur.

Çünkü Rabbin dilediğini yapandır.”

108

Mutlu ve bahtiyar olanlar ise, cennettedirler. Bunlar da Rabbinin diledikleri dışında gökler ve yer durduğu müddetçe bir daha çıkmamak üzere orada ebedî olarak kalıcıdırlar. Böylece bitmez ve tükenmez sonsuz bir ihsan ve ikram içinde olacaklar.

Mutlu ve bahtiyar olanlar ise, cennettedirler. Bunlar da, Rabbinin diledikleri dışında gökler ve yer durduğu müddetçe bir daha çıkmamak üzere orada ebedî olarak kalıcıdırlar.” Kırâat imâmlarından Hamza, Ali Kisâî ve Hafs, (.......) kelimesini burada görüldüğü gibi okumuşlardır. (.......) kelimesi lazım fiildir, ancak (.......) kelimesi müteaddidir.

(.......) kavliyle cennet nimetleri içinde ebedî olarak kalanlardan kimileri istisna ediliyor, dışanda bırakılıyor. Bunun böyle ifade edilmesi ise, meselenin sadece cennetle kalmayıp, cennet ehlinin ayrıca bunun üzerinde çok daha büyük bir nimet ile ödüllendirileceklerinin de gerçek bir ifadesi ve anlatımıdır.Bu en büyük nimet iseyüce Allahı görmek, Onun nzasma ermektir. Ya da bunun manası şöyledir: “Ancak cennete girmeden önce, cezâları gereği cehennemde günahları nispetinde cezâ görüp de daha sonra çıkacak olanlar müstesna.

Ebû Hureyre(radıyallahü anh) nin Hazret-i Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem) den rivâyetine göre O şöyle buyurmuştur: “Her iki Âyetteki istisna cennet ehli ile alâkalıdır.”İbn Merduye Cabir'den benze olarak rivâyet etmiştir. Bk. “el-Dürrü'l-Mensur,4/476

Manasına gelince, bizim anlattığımız gibi şöyledir: “İsyankâr olan bir Müslüman, cehennem ateşine atılıp da cezâsını çektikten sonra ateşten yani cehennemden çıkacağından ötürü orada ebedî manasında sonsuza kadar kalacak manasında değildir. Diğer taraftan cennette de ebedilik kendisi için söz konusu değildir. Çünkü işin başında cehenneme girmiştir.

Cezâsını çekip çıktıktan sonra cennete girdiğinde ötürü de bu manasıyla ebedî cennetliktir, demek değildir.

Mu'tezile ise, İsyankar olanların ebedî olarak cehennemde kalacaklarını kabul ettiklerinden dolayı, böyle okunda, cezâsını çeken Müslümanların cehennemden çıkacakları konusunda rivâyet olunan hadisleri de kabul etmeyip reddetmişlerdir.Bu, apaçık bir günah ve vebal olarak onlara yeter.

“Böylece bitmez ve tükenmez sonsuz bir ihsan ve ikram içinde olacaklar.”

Yani ardı arkası kesilmez, sonsuza kadar, demektir.

Yani bu lütuf ve ihsan sonsuza kadar hep uzayıp gidecektir.Bu, tıpkı Rabbimizin şu kavlinde geçtiği gibidir: “Onlar için tükenmeyen, bitmeyen bir mükâfat vardır.” (Fussilet,8) Burada geçen,(.......) kelimesi mastar olarak mensûbtur.

Yani,(.......) demektir.

Rivâyete göreCehmiye mezhebi mensupları dört âyeti inkâr etmişlerdir. Bunlardan bir tanesi bu, (.......) ayetidir, biri, (Ra'd, 35)(.......) ayetidir, biri,(Nahl,96) (.......) ayetidir, biri de, (Vakıa,33)(.......) ayetidir.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1310  H : 710)

 

NESEFÎ / MEDÂRİK TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

HANEFÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç