Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

70

 

003 - ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ

 

CÜZ :

4

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

158

Eğer ölür veya öldürülürseniz muhakkak Allah'a toplanacaksınız.

"Eğer ölür veya öldürülürseniz” helâkiniz hangi şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin "muhakkak Allah'a toplanacaksınız” yöneldiğiniz ve canınızı feda ettiğiniz mabudunuza toplanacaksınız, başkasına değil. Mutlaka huzurunda toplanacaksınız, o da size karşılığını verecek ve sevabınızı çoğaltacaktır.

159

Allah'tan bir rahmet iledir ki, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsa idin, etrafından dağılırlardı. Artık onları affet, onlar için bağış dile ve iş hususunda onlara danış. Karar verdiğin zaman Allah'a güven. Şüphesiz Allah, kendine güvenenleri sever.

"Febima rahmetin minallahi linte lehüm” febirahmetin demektir ki,

"mâ” edâtı te'kit için zâit kılınmıştır. Bir de şunu göstermek içindir ki, onlara yumuşak davranması ancak Allah'ın rahmeti iledir. O da sükûnetini muhafaza edip yumuşak davranmaya muvaffak kılmasıdır, öyle ki, kendine muhalefet ettikleri hâlde onlar için üzülmüştür. (Eğer kaba olsa idin) kötü huylu ve sert "katı kalpli olsa idin etrafından dağılırlardı” çevrenden uzaklaşır ve sana ısınmazlardı.

"Artık onları affet” özel meselelerinde "onlar için bağış dile” Allah'a ait olan şeylerde.

"İş hususunda onlara danış” savaş konusunda, çünkü söz onun hakkındadır ya da danışılması gerekli şeylerde demektir. Bu da görüşlerini almak, gönüllerini hoş etmek ve ümmete müşâverenin sünnet olduğunu öğretmek içindir.

"Karar verdiğin zaman” danıştıktan sonra bir şeye fikren hazır olduktan sonra "Allah'a güven” en iyisini yapmak için. Çünkü bunu ondan başkası bilmez. Mütekellim siygası (azemtü) şeklinde de okunmuştur ki, ben senin adına bir şeye karar verdiğim zaman sen de bana tevekkül et, başkasına danışma, demek olur.

"Şüphesiz Allah, kendine güvenenleri sever” onlara yardım eder ve iyisini onlara gösterir.

160

Eğer Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler.

"Eğer Allah size yardım ederse” Bedir'de ettiği gibi "sizi yenecek yoktur” kimse sizi yenemez.

"Eğer sizi yardımsız bırakırsa” Uhut'ta yaptığı gibi "ondan sonra size kim yardım edebilir?” sizi yardımsız bıraktıktan sonra. Şu manaya ki, onu atlarsanız size yardım edecek yoktur. Bu da tevekkülü gerektiren şeye dikkat çekmek, Allah'ın yardımını hak edecek şeye teşvik etmek ve yardımını engelleyecek şeyden kaçınmak için dikkat çekmektir.

"Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler” özellikle ona güvensinler, çünkü ondan başka yardımcı olmadığını bilirler ve ona îman ederler.

161

Bir peygamber için ganimete hıyanet etmek olmaz. Kim ganimete hıyanet ederse, ettiği hıyaneti kıyâmet gününde getirir. Sonra herkese kazandığı eksiksiz olarak ödenir ve onlara haksızlık da edilmez.

 (Bir peygamber için ganimete hıyanet etmek olmaz) bir peygamber için ganimetlere hıyanet etmek düşünülemez; çünkü peygamberlik makamı hıyanete terstir. Ğalle şeyen minel mağnemi yeğullu ğululen ve eğalle iğlalen denir ki, gizlice almaktır. Bundan maksat ya aleyhisselâm Efendimizin itham edildiği şeyden beratıdır; çünkü

rivâyete göre Bedir savaşından sonra kırmızı bir kadife kayboldu. Münâfıklardan biri: Belki de onu Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem aldı, dedi.

Ya da okçular ganimet için, oldukları yeri terk edince böyle zannetmiş ve: Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in, kim bir şey alırsa kendinindir, ganimetler taksim edilmeyecektir, demesinden korkarız demişlerdir.

Ya da bunu men için mübalağa göstermek içindir. Çünkü

rivâyete göre o, öncü birlikler gönderdi. Resûlüllah ganimet elde etti, onu da yanındakilere bölüştürdü, öncülere bir şey vermedi; âyet de bunun üzerine indi. O zaman hak eden bazı kimselere verilmemesine suçu ağırlaştırmak ve ikinci kez mübalağa etmek için çapul (ganimete hıyanet) denilmiştir. Nâfi', İbn Âmir, Hamze ve Kisâî meçhul kalıbı ile en yuğalle okumuşlardır. Mana da hıyanet eder hâlde bulunması yahut hıyanete nispet edilmesi doğru değildir demek olur.

"Kim ganimete hıyanet ederse, ettiği hıyaneti kıyâmet gününde getirir” hadiste geçtiği üzere aldığını boynunda taşıyarak getirir ya da vebalini ve günahını taşıyarak demektir. (Sonra herkese kazandığı eksiksiz olarak ödenir) yaptığı şeyin karşılığı tam olarak verilir. Münasip olan, sümme yüveffa kesebe, demek idi, ancak hükmü genelleştirmiştir ki, maksada delil gibi olsun ve mübalağa edilsin. Çünkü herkese yaptığının karşılığı verilirse, suçu büyük olan çapulcuya daha öncelikle verilir.

"Onlara haksızlık da edilmez” itâat edenlerinin sevabı azaltılmaz, isyan edenlerin de cezası artırılmaz.

162

Allah'ın rızasına tâbi olan (gözeten), Allah'ın gazabına uğrayan gibi midir? Onun yeri cehennemdir. Orası ne kötü varılacak yerdir!

"Allah'ın rızasına tâbi olan” itâat etmekle "kemen bâe” dönen gibi midir "Allah'ın gazabıyla” isyanlarından dolayı.

"Onun yeri cehennemdir.

"Orası ne kötü varılacak yerdir!” Âyette geçen masiyr ile merci arasında şu fark vardır: Masiyr'de yeni durumun eski duruma muhâlif olma zorunluluğu vardır; merci'de ise böyle değildir.

163

Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah, yaptıkları şeyi hakkıyla görendir.

"Onlar Allah katında derece derecedirler". Derecelere benzetilmeleri aralarından sevap ve azâp bakımından fark olmasındandır ya da onlar derece sahipleridir demektir.

"Allah yaptıkları şeyi hakkıyla görendir” amellerini ve onlardan doğan derecelerini bilir; onlara göre karşılıklarını verir.

164

Allah onlara içlerinden bir peygamber göndermekle mü'minlere elbette ihsan etmiştir. O peygamber onlara Allah'ın âyetlerini okur, onları temizler ve onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Gerçi onlar bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

"Lekad mennallahu alel mü'mine” Allah Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem sayesinde kavminden kendine îman edenlere nimet vermiştir. Peygamber gönderilmesi genel olduğu hâlde onlara tahsis edilmesi, ondan daha çok istifade etmelerindendir. Mahzûf mübtedanın haberi olarak, lemin mennillahi şeklinde de okunmuştur ki, mennuhu yahut basuhu demektir.

"İz baase fihim Resûlen min enfüsihim” soylarından yahut kendi cinsleri gibi bir Arap demek olur. Bu da sözünü kolay anlamaları ve ona karşı sadık ve emin olup onunla iftihar etmeleri içindir. Min enfesihim şeklinde de okunmuştur ki, en şereflilerinden demektir. Çünkü aleyhisselâm Efendimiz Arap kabilelerinin ve boylarının en şereflilerinden idi.

"Onlara âyetlerini okur” yani daha önce Câhiller ve vahyi bilmezlerken Kur'ân'ı okur demektir.

"Onları temizler” tabiatın kirlerinden ve itikat ve amellerin kötülüklerinden.

"Onlara kitabı ve hikmeti öğretir” Kur'ân'ı ve sünneti. (Gerçi onlar bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler) bu, inne'den tahfif edilmiştir, lâm da nefiyden ayıran lamdır.

Mana da şöyledir: Durum böyledir, onlar Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in gönderilmesinden önce açık bir sapıklık içinde idiler.

165

Demek onlara iki kat getirdiğimiz bir musibet başınıza geldiği için mi:

"Bu nereden?” dediniz. De ki: Bu, kendi katınızdandır. Şüphesiz Allah, her şeye kâdirdir.

"Evelemma esabetküm” hemze ikrar ettirmek içindir, vâv da cümleyi Unut kıssasından geçene ya da mahzûf bir fiile atfetmektedir, Meselâ efaaltüm keza ve kultum gibi. Lemmâ da onun esabetküm'e izafe edilen zarfıdır yani başınıza musibet geldiği zaman mı demektir o da Uhut'ta sizden yetmiş kişinin öldürülmesidir. Öyle idiniz ki, Bedir'de bunun iki katını onlara verdiniz; yetmiş adam öldürüp yetmişini de esir ettiniz. Allah bize zafer vadettiği hâlde bu da nereden başımıza geldi, dediniz?

"De ki: Bu, kendi katınızdandır” yani emre muhalefet ederek kendinizin irtikâp ettiği şeylerdendir. Çünkü bu vaat sebat ve itâat şartına ya da Medîne'den çıkmama şartına bağlı idi. Hazret-i Ali radıyallahü anh'ten de: Bedir'de fidyeyi tercih etmenizden dediği rivâyet edilmiştir.

"Şüphesiz Allah, her şeye kâdirdir.” yardım etmeye de etmemeye de, sizi üstün etmeye de sizi mağlup etmeye de.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1286  H : 685)

 

BEYDÂVÎ TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

ŞÂFİÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç