158
Eğer ölür veya
öldürülürseniz muhakkak Allah'a toplanacaksınız.
"Eğer ölür
veya
öldürülürseniz”
helâkiniz hangi şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin
"muhakkak Allah'a toplanacaksınız” yöneldiğiniz ve canınızı feda
ettiğiniz mabudunuza toplanacaksınız, başkasına değil. Mutlaka huzurunda
toplanacaksınız, o da size karşılığını verecek ve sevabınızı çoğaltacaktır.
159
Allah'tan bir rahmet iledir ki, onlara yumuşak davrandın.
Eğer kaba ve katı kalpli olsa idin, etrafından dağılırlardı. Artık onları affet,
onlar için bağış dile ve iş hususunda onlara danış. Karar verdiğin zaman Allah'a
güven. Şüphesiz Allah, kendine güvenenleri sever.
"Febima rahmetin
minallahi linte lehüm”
febirahmetin demektir ki,
"mâ”
edâtı te'kit için zâit
kılınmıştır. Bir de şunu göstermek içindir ki, onlara yumuşak davranması ancak
Allah'ın rahmeti iledir. O da sükûnetini muhafaza edip yumuşak davranmaya
muvaffak kılmasıdır, öyle ki, kendine muhalefet ettikleri hâlde onlar için
üzülmüştür. (Eğer kaba olsa idin) kötü huylu ve
sert "katı kalpli olsa idin etrafından dağılırlardı”
çevrenden uzaklaşır ve sana ısınmazlardı.
"Artık onları
affet” özel
meselelerinde "onlar için bağış dile” Allah'a ait
olan şeylerde.
"İş hususunda
onlara danış” savaş
konusunda, çünkü söz onun hakkındadır ya da
danışılması gerekli şeylerde demektir. Bu da görüşlerini almak, gönüllerini hoş
etmek ve ümmete müşâverenin sünnet olduğunu öğretmek içindir.
"Karar verdiğin
zaman” danıştıktan
sonra bir şeye fikren hazır olduktan sonra "Allah'a
güven” en iyisini yapmak için. Çünkü bunu ondan başkası bilmez.
Mütekellim siygası (azemtü) şeklinde de
okunmuştur ki, ben senin adına bir şeye karar verdiğim zaman sen de bana
tevekkül et, başkasına danışma, demek olur.
"Şüphesiz Allah,
kendine güvenenleri sever”
onlara yardım eder ve
iyisini onlara gösterir.
160
Eğer Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer
sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü'minler yalnız
Allah'a güvensinler.
"Eğer Allah size
yardım ederse”
Bedir'de ettiği gibi "sizi yenecek yoktur” kimse
sizi yenemez.
"Eğer sizi
yardımsız bırakırsa”
Uhut'ta yaptığı gibi "ondan sonra size kim yardım
edebilir?” sizi yardımsız bıraktıktan sonra. Şu
manaya ki, onu atlarsanız size yardım edecek
yoktur. Bu da tevekkülü gerektiren şeye dikkat çekmek, Allah'ın yardımını hak
edecek şeye teşvik etmek ve yardımını engelleyecek şeyden kaçınmak için dikkat
çekmektir.
"Mü'minler
yalnız Allah'a güvensinler”
özellikle ona güvensinler,
çünkü ondan başka yardımcı olmadığını bilirler ve ona îman ederler.
161
Bir peygamber için ganimete hıyanet etmek olmaz. Kim
ganimete hıyanet ederse, ettiği hıyaneti kıyâmet gününde getirir. Sonra herkese
kazandığı eksiksiz olarak ödenir ve onlara haksızlık da edilmez.
(Bir
peygamber için ganimete hıyanet etmek olmaz)
bir peygamber için ganimetlere hıyanet etmek düşünülemez; çünkü peygamberlik
makamı hıyanete terstir. Ğalle şeyen minel mağnemi yeğullu ğululen ve eğalle
iğlalen denir ki, gizlice almaktır. Bundan maksat ya
aleyhisselâm Efendimizin itham edildiği şeyden
beratıdır; çünkü
rivâyete göre Bedir
savaşından sonra kırmızı bir kadife kayboldu. Münâfıklardan biri: Belki de onu
Resûlüllah
sallallahü aleyhi ve sellem aldı, dedi.
Ya da
okçular ganimet için, oldukları yeri terk edince böyle zannetmiş ve:
Resûlüllah
sallallahü aleyhi ve sellem'in, kim bir şey alırsa kendinindir,
ganimetler taksim edilmeyecektir, demesinden korkarız demişlerdir.
Ya da
bunu men için mübalağa göstermek içindir. Çünkü
rivâyete göre o, öncü
birlikler gönderdi. Resûlüllah ganimet
elde etti, onu da yanındakilere bölüştürdü, öncülere bir şey vermedi; âyet de
bunun üzerine indi. O zaman hak eden bazı kimselere verilmemesine suçu
ağırlaştırmak ve ikinci kez mübalağa etmek için çapul
(ganimete hıyanet) denilmiştir. Nâfi',
İbn Âmir, Hamze
ve Kisâî meçhul kalıbı ile en yuğalle
okumuşlardır. Mana da hıyanet eder hâlde bulunması
yahut hıyanete nispet edilmesi doğru değildir demek olur.
"Kim ganimete
hıyanet ederse, ettiği hıyaneti kıyâmet gününde getirir”
hadiste geçtiği üzere
aldığını boynunda taşıyarak getirir ya da
vebalini ve günahını taşıyarak demektir. (Sonra herkese
kazandığı eksiksiz olarak ödenir) yaptığı şeyin karşılığı tam olarak
verilir. Münasip olan, sümme yüveffa
mâ kesebe, demek idi, ancak hükmü
genelleştirmiştir ki, maksada delil gibi olsun ve mübalağa edilsin. Çünkü
herkese yaptığının karşılığı verilirse, suçu büyük olan çapulcuya
daha öncelikle verilir.
"Onlara
haksızlık da edilmez”
itâat edenlerinin sevabı
azaltılmaz, isyan edenlerin de cezası artırılmaz.
162
Allah'ın rızasına tâbi olan (gözeten), Allah'ın gazabına
uğrayan gibi midir? Onun yeri cehennemdir. Orası ne kötü varılacak yerdir!
"Allah'ın
rızasına tâbi olan”
itâat etmekle "kemen bâe” dönen gibi midir
"Allah'ın gazabıyla” isyanlarından dolayı.
"Onun yeri
cehennemdir.
"Orası ne kötü
varılacak yerdir!”
Âyette geçen masiyr ile merci arasında şu fark vardır: Masiyr'de yeni durumun
eski duruma muhâlif olma zorunluluğu vardır; merci'de ise böyle değildir.
163
Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah, yaptıkları
şeyi hakkıyla görendir.
"Onlar Allah
katında derece derecedirler".
Derecelere benzetilmeleri aralarından sevap ve azâp bakımından fark
olmasındandır ya da onlar derece sahipleridir
demektir.
"Allah
yaptıkları şeyi hakkıyla görendir”
amellerini ve onlardan doğan
derecelerini bilir; onlara göre karşılıklarını verir.
164
Allah onlara içlerinden bir peygamber göndermekle
mü'minlere elbette ihsan etmiştir. O peygamber onlara Allah'ın âyetlerini okur,
onları temizler ve onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Gerçi onlar bundan önce
apaçık bir sapıklık içinde idiler.
"Lekad
mennallahu alel mü'mine”
Allah
Resûlüllah
sallallahü aleyhi ve sellem sayesinde kavminden kendine îman edenlere
nimet vermiştir. Peygamber gönderilmesi genel olduğu hâlde onlara tahsis
edilmesi, ondan daha çok istifade etmelerindendir. Mahzûf mübtedanın haberi
olarak, lemin mennillahi şeklinde de okunmuştur ki, mennuhu
yahut basuhu demektir.
"İz baase fihim
Resûlen min enfüsihim”
soylarından
yahut kendi cinsleri gibi bir Arap demek olur.
Bu da sözünü kolay anlamaları ve ona karşı sadık ve emin olup onunla iftihar
etmeleri içindir. Min enfesihim şeklinde de
okunmuştur ki, en şereflilerinden demektir. Çünkü
aleyhisselâm Efendimiz Arap
kabilelerinin ve boylarının en şereflilerinden idi.
"Onlara
âyetlerini okur”
yani
daha önce Câhiller ve vahyi bilmezlerken Kur'ân'ı okur demektir.
"Onları
temizler” tabiatın
kirlerinden ve itikat ve amellerin kötülüklerinden.
"Onlara kitabı
ve hikmeti öğretir”
Kur'ân'ı ve sünneti. (Gerçi onlar bundan önce apaçık
bir sapıklık içinde idiler) bu, inne'den
tahfif edilmiştir, lâm da nefiyden ayıran lamdır.
Mana da
şöyledir: Durum
böyledir, onlar Resûlüllah
sallallahü aleyhi ve sellem'in gönderilmesinden
önce açık bir sapıklık içinde idiler.
165
Demek onlara iki kat getirdiğimiz bir musibet başınıza
geldiği için mi:
"Bu nereden?” dediniz. De ki: Bu, kendi katınızdandır.
Şüphesiz Allah, her şeye kâdirdir.
"Evelemma
esabetküm” hemze
ikrar ettirmek içindir, vâv da cümleyi Unut
kıssasından geçene ya da mahzûf bir fiile
atfetmektedir, Meselâ efaaltüm keza ve kultum gibi.
Lemmâ da onun esabetküm'e izafe edilen zarfıdır
yani başınıza musibet geldiği zaman mı demektir o da Uhut'ta sizden
yetmiş kişinin öldürülmesidir. Öyle idiniz ki, Bedir'de bunun iki katını onlara
verdiniz; yetmiş adam öldürüp yetmişini de esir ettiniz. Allah bize zafer
vadettiği hâlde bu da nereden başımıza geldi, dediniz?
"De ki: Bu,
kendi katınızdandır”
yani
emre muhalefet ederek kendinizin irtikâp ettiği şeylerdendir. Çünkü bu vaat
sebat ve itâat şartına ya da Medîne'den çıkmama
şartına bağlı idi. Hazret-i Ali
radıyallahü anh'ten de: Bedir'de fidyeyi tercih
etmenizden dediği rivâyet edilmiştir.
"Şüphesiz Allah,
her şeye kâdirdir.”
yardım etmeye de etmemeye de, sizi üstün etmeye de sizi mağlup etmeye de.
|